Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
ZEKİ SARIHAN
ZEKİ SARIHAN

Okullara Saldırılar: Öğrencilerimize Ne Oldu?

Geçen hafta Urfa’da ve Kahramanmaraş’ta birbirini izleyen okul baskınları birer toplu öldürme ile sonuçlandı. Bunlar bardağı taşıran son damla oldu. Can güvenliklerini tehlikede gören öğretmenler sokaklara indiler. Bakanın istifasını istediler.

Ülkemiz kadın cinayetleriyle uğraşırken, daha çocuk yaşta denecek öğrencilerimizin okul içinde ve okul dışında gösterdikleri bu şiddet eylemlerinin sebebi  nedir?

Hastalığın nedenleri bilinsin ki ona göre tedavisi yapılsın.

Bazı sorunlarına rağmen, eğitim hayatı, bundan önce herhangi bir zamanda olmadığı kadar kolay. Binaların yapıları, sınıf mevcutları, ders araç ve gereçleri, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, okula ulaşım, velilerin kültür düzeyi bakımlarından koşulların bundan önceki bütün zamanlara göre daha elverişli olduğu açık.

Bugünkü öğrenci kuşaklarına gelinceye kadar eski öğrencilerin bir kısmı, kalabalık hatta birleşik sınıflarda, uzun bir okul yolunu yürüyerek, bir kısmı ailesinden uzak yerlerde, maddi sıkıntılar içinde, ailesinden haftalarca haber alamayarak, yetersiz harçlıklarla okuduk. İnsan olan yerde sorunlar bitmez. Okul hayatında öğretmenler gibi öğrencilerin sorunları da bitmez. Aralarında kavga, öğretmene saygısızlık, dersle ilgilenmemek… Fakat, bunların hiçbiri günümüzde sık sık görüldüğü gibi öğretmeni ve arkadaşlarını öldürmek gibi facialarla sonuçlanmazdı. Örneğin 1980 öncesi kargaşasında yanlış yönlendirilen gençlik gruplarının birbirlerine ve öğretmenlere yönelmiş şiddet hareketleri görüldü. Bunun nedeni tamamen o okula hâkim olma hedefine yönelmiş ideolojik mücadele idi ve tarih, adına hareket edilen ideolojileri gözden düşürerek cezalarını verdi.

Okullarda günümüzde görülen silahlı saldırılan ideolojik bir amacı görülmüyor. Öyleyse bir ortaokul veya lise öğrencisi niçin silahlanır, okulda veya sokakta arkadaşına saldırarak onu veya onları öldürür. Bunun nedenleri olmalıdır.

Psikologlarımız, sosyologlarımız, rehber uzmanlarımız, eğitimcilerimiz, mutlaka bunların nedenlerini araştırmaktadır. Nitekim bazı saptamalar ve öneriler basına da yansıyor.

“AH YURDUM, SENİN İÇİN NE YAPABİLİRİM?”

Okul hayatındaki bu kötü gelişme, açık ki gençliğin hedefsiz hâle gelmiş olmasının sonucudur. Eğitim sisteminin gençliğe aşılamak istediği ideoloji, yurdu ilerletme, halkı yükseltme değildir. Eğitim sistemimizin felsefesine göre bunlar boş uğraşlardır ve her koyun kendi bacağından asılmaktadır. Eğitim sistemimiz, hiç de hedefsiz sayılmaz. Bu hedef bütün yönleriyle muhafazakârlıktır. Sistemin başındaki yetkilinin ifadesiyle “dinci ve kinci gençlik yetiştirmek”tir. Ancak bu ideoloji, gençliğin ihtiyacına cevap vermekten uzak, adeta zorla şırınga edilen bir ideolojidir.

Bu yıl da bütün ülkede kuruluşları özlemle özlemle kutlanan Köy Enstitülerinde okuyan köy çocukları kendi dershanelerini kendileri yapıyor, İkinci Dünya Savaşı yılları içinde çeşitli yokluklarla mücadele ederek öğrenim görüyorlardı. Onların her biri, kendilerini Türkiye köyünü kurtaracak bir görevli sayıyorlardı. Türkiye köyü geri idi, köylüler yoksuldu. Enstitü mezunları onların elinden tutacak, köyün ve köylünün çehresini değiştirecekti.

Bu idealin yalnız Köy Enstitüleriyle sınırlı kalmadığı da bilinir. Türkiye’de en bilinir ve özlü söylevlerinden biri olan “Gençliğe Hitabe”de Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet rejiminin önderi, gençliğe büyük ve kutsal görevler vermişti.

Millete ve halka karşı kendisini sorumlu görenler, babalarının silahını alarak okul basmak, katliam yapmak gibi bir delilikleri olamaz.

Şu sıralarda okul basmalar, öğretmenleri ve öğrencileri silahla taramalar bireysel olaylar sayılsa bile gençliğimizin ideal yoksunu hâline getirildiği bir gerçektir.  Bu yaş grubundakiler, ana babalarının bulundukları yerde değildir. Onların siyasi ve toplumsal kaygılarını kendi kaygıları olarak kabul etmiyorlar. Eğer okuyorlarsa okudukları kitaplar çok farklıdır. Kitle örgütlerinin düzemediği panel, açık oturum ve konferanslarda gençlere rastlamak mümkün değildir.

Kendi hayat hikâyemi gözden geçirirken, nereden nereye geldiğimizi hayretle görüyorum.

Daha 1962 yılında Öğretmen Okulunun  Lise 1. Sınıfına denk gelen 4. Sınıfında günlüğe yazılan şu satırlar konumuz açısından ne kadar da anlamlıdır. “Ah yurdum. Senin için acaba bir şey yapabilecek miyim? Geriye de adımı andıracak bir şey bırakabilecek miyim Yurdum?

1964 Haziranında Öğretmen Okulu son sınıflarının mezuniyet töreninde, mezunlar adına yaptığım konuşmamı özetliyorum:

Altı yıl önce daracık dünyalı köy çocukları olarak bu okula geldik ve hümanizmanın derin kirizmasından geçtik. Şimdi görevimiz geride kalanları kurtarmaktır. Anadolu perişan durumdadır. Anadolu insanı bozkırın yağmura susamışlığı gibi ışık ve bilim sağanağını bekliyor. Halkın alın teri ile kurulmuş bu okullarda yetişen biz halk önderleri, ulusun önüne geçerek onu kurtaracağız. Böyle bir ateşle Anadolu’ya dağılıyoruz. Bizimle birlikte Türkiye’nin bütün okullarında ziller çalacak. Ardımıza bakmadan gidiyoruz. Bu yolun yolcusuna dönüş yok. Nura doğru can atan bir inan seli yaratmadıkça, her bucağını mutlu insanların yaşadığı yer yapmadıkça görevimiz bitmeyecektir. Gerekirse kendimizi Zap Suyu’na vermekten kaçınmayacağız. Her birimizin mezarı bir köyde kalacak. Türk zaferlerinin en büyüğü gerilikle yapılan bu savaşta kazanılacak. Bozkırı şenlendirecek ve Anadolu’da dünya cenneti kuracağız” (Zeki Sarıhan, Mesleğe İlk Adım, Birlik dergisi Ağustos 1964’ten Akpınar’da Okurken, 2017, s. 195) (Independent Türkçe, 20 Nisan 2026)

zekisarihan.com

Okul baskınları, sistemin eseridir ve kendisinin de intiharıdır.

 

Köy Enstitüsüne gelen öğrenciler

 

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER