Bugün, geri kalan hayatımın ilk günü.
Ve ben bugün mucizelerin gerçek olduğuna inanmayı seçiyorum.
Kulağa biraz iddialı geldiğinin farkındayım. Üstelik yarın yine sinirlenebilir, üzülebilir, hayal kırıklığına uğrayabilir, hatta zaman zaman her şeyden vazgeçmek isteyebilirim. Ne de olsa hayat, yalnızca güzel duygulardan ve yolunda giden işlerden ibaret değil.
Ama bir düşünelim…
Sağlığımız elverdiğince hayata karışabildiğimiz, bizi seven insanların varlığını hissedebildiğimiz, bizim de birilerini gönülden sevebildiğimiz ve bütün bunları yaşayabileceğimiz bir dünyada hâlâ nefes aldığımız için şükretmek, başlı başına bir mucizeyi fark etmek değil midir?
Belki de mucizeleri yanlış yerde arıyoruz. Büyük olaylar, olağanüstü tesadüfler, hayatımızı bir anda değiştirecek gelişmeler bekliyoruz. Oysa bazen sabah gözlerimizi açabilmek, güneşin doğuşunu görebilmek, bir fincan kahvenin kokusunu içimize çekmek ya da sevdiğimiz birinin sesini duymak da hayatın sessiz mucizeleridir.
Elbette her günümüz muhteşem geçmeyecek. Her sabah yataktan aynı umutla kalkmayacağız. Bazen hayat bizi yoracak, bazen insanlar, bazen de kendi düşüncelerimiz…
Fakat belki de asıl mesele, her şeyin yolunda gitmesi değil; yolunda gitmeyen şeylerin arasında kendimize nasıl bir yol çizebildiğimizdir.
Başımıza gelen her olayda mutlaka bir hayır aramak zorunda mıyız? Bence hayır. Bazı yaşanmışlıklar yalnızca acıtır, bazı kayıplar gerçekten kayıptır, bazı haksızlıklar da düpedüz haksızlıktır. Her şeye güzel bir anlam yüklemek, yaşadığımız gerçeği değiştirmez.
Ama yaşadıklarımızın bizi bütünüyle tanımlamasına izin vermemek elimizde olabilir.
“Batsın bu dünya!” deyip isyan mı edeceğiz, yoksa değiştirebileceğimiz bir şey varsa onun için küçük de olsa bir adım mı atacağız?
Bizi üzen bir olayın içinde kaybolup mu kalacağız, yoksa bir süre sonra başımızı kaldırıp önümüzde hâlâ duran ihtimallere mi bakacağız?
Belki de seçim dediğimiz şey tam olarak burada başlıyor.
Üstelik seçimlerimiz yalnızca davranışlarımızla sınırlı değil. Dinlediğimiz müzikler, kendimize kurduğumuz cümleler ve zihnimizde tekrar edip durduğumuz sözler de ruh hâlimizi etkiliyor. Bazen içimizdeki karanlığı büyüten bir şarkıya sığınıyor, örneğin “yatıp bir köşede ölmek istiyorum” sözlerini mırıldanırken kendimizi o duygunun içinde daha da derine çekiyoruz. Fakat bunu fark ettiğimiz anda müziği değiştirebilir, bize daha iyi gelecek bir şarkıyı bilinçli farkındalıkla seçebiliriz. Bu, yaşadığımız acıyı inkâr etmek değil; kendimize hangi duyguyu besleyeceğimiz konusunda küçük ama önemli bir alan açmaktır.
Aynı şey kurduğumuz cümleler için de geçerli. “Ben hiçbir şeyi beceremem”, “Bundan sonra hiçbir şey düzelmez” ya da “Ben zaten hep böyleyim” dediğimizde, zihnimize yalnızca bir düşünce değil, tekrar tekrar dinlediğimiz bir iç şarkı da bırakırız. Belki o cümleyi hemen bambaşka bir inanca dönüştüremeyiz. Ama “Şu an zorlanıyorum ve yine de küçük bir adım atabilirim” diyerek kendimize daha gerçekçi, daha şefkatli ve iyileşmeye alan açan bir cümle kurabiliriz.
Hayatımızda her şeyi seçemeyiz. Nerede doğacağımızı, kimlerle karşılaşacağımızı, hangi kayıpları yaşayacağımızı ya da önümüze hangi engellerin çıkacağını her zaman belirleyemeyiz. Fakat gücümüzün yettiği ölçüde, bütün bunların ardından nasıl devam edeceğimize karar verebiliriz. Hangi sesi daha çok dinleyeceğimizi, hangi cümleyi kendimize tekrar edeceğimizi ve hangi duyguyu besleyeceğimizi de zamanla seçmeyi öğrenebiliriz.
Ve işte bu yüzden, bugün geri kalan hayatımın ilk günü.
Aslında yalnızca bugün değil…
Hayatta olduğumuz sürece, uyandığımız her yeni gün geri kalan hayatımızın ilk günüdür.
Dün ne yaşadığımızdan bağımsız olarak değil elbette. Geçmişimiz bizimle gelir; deneyimlerimiz, pişmanlıklarımız, sevinçlerimiz ve yaralarımız da öyle. Ama yeni bir gün, geçmişi inkâr etmeden geleceğe başka türlü bakabilmek için bize yeniden bir fırsat sunar.
Belki dün cesaret edemediğimiz bir şeyi bugün deneriz. Belki uzun zamandır ertelediğimiz bir telefon görüşmesini yapar, bir özür diler, bir sınır çizer ya da kendimize artık iyi gelmeyen bir alışkanlığı değiştirmek için ilk adımı atarız.
Belki de hiçbir büyük değişiklik yapmayız. Yalnızca kendimize biraz daha anlayışlı davranır, acele etmeden nefes alır ve o günü elimizden geldiğince yaşamaya çalışırız.
Bunun da bir değeri var.
Çünkü yeni bir başlangıç yapmak için takvimlerin değişmesini, pazartesiyi, yeni yılı ya da hayatımızda büyük bir kırılma yaşanmasını beklemek zorunda değiliz.
Bazen başlangıç, yalnızca bir düşüncenin değişmesiyle başlar.
Ben bugün mucizelerin gerçek olduğuna inanmayı seçiyorum. Her şeyin kusursuz olacağına inandığım için değil; kusurlarıyla, belirsizlikleriyle ve bütün zorluklarıyla hayatın hâlâ yaşamaya değer olduğunu düşündüğüm için…
Yarın yine üzülebilirim. Birilerine kızabilir, yanlış kararlar verebilir, umutsuzluğa kapılabilirim. Ama bunların hiçbiri, bir sonraki sabah yeniden başlayamayacağım anlamına gelmez.
Belki hayatın bize verdiği en büyük armağan, sonsuza kadar yaşayacak olmamız değil; yaşadığımız sürece yeniden başlayabilme ihtimalimizin bulunmasıdır.
Öyleyse bugün kendimize bir iyilik yapalım. Her şeyi çözmek, herkesi memnun etmek, bütün sorunların üstesinden gelmek zorunda olmadığımızı hatırlayalım.
Penceremizi açalım, derin bir nefes alalım ve kendimize soralım:
Bugün, geri kalan hayatımın ilk günü olsaydı, neyi farklı yapardım?
Belki cevabımız çok büyük olmayacak. Belki yalnızca dinlediğimiz müziği değiştirmek, kendimize kurduğumuz sert bir cümleyi daha şefkatli bir cümleyle dönüştürmek ya da bizi aşağı çeken bir düşünceyi fark edip ona kapılmadan yolumuza devam etmek olacak. Ama belki de hayatımızı değiştirecek şey, tam olarak o küçük cevabın içinde saklıdır.
Bugün, geri kalan hayatımızın ilk günü.
Ve yarın sabah yeniden uyanabilirsek, hayat bize aynı fırsatı bir kez daha sunacak.
Bundan daha büyük bir mucize aramaya gerçekten ihtiyacımız var mı?










YORUMLAR