Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Nusret Kebapci
Nusret Kebapci

Cumhuriyeti Korumak…

Aslında iki gün sonra, “En büyük bayramımız olan Cumhuriyet Bayramımızı milletçe coşkuyla kutlayacağız” demeyi çok isterdim. Ancak ne yazık ki son 20 yıldır sadece Cumhuriyet Bayramımız değil, tüm ulusal bayramlarımız yasak savar gibi resmi törenlerle geçiştirilmekte; tüm halkın katılabileceği, eskiden olduğu gibi stadyumlarda coşkuyla yankılanan kutlamalar artık yapılmamaktadır.

Oysa biliniyor ki ulusal bayramlarımızın hepsi, Atatürk’ün Samsun’a çıkışıyla başlayan Millî Mücadele’den Cumhuriyet’in ilanına kadar olan aşamaları ifade etmektedir. Bu, hemen tüm ülkelerde de böyledir. Çünkü ulusal bayramlar, toplumda ulus ve bağımsızlık bilincinin yanında, Atatürk ilke ve devrimlerine olan bağlılık duygusunu da güçlendirmektedir.

Ancak amaç, BOP adına çerçeve yasa ve yapmayı amaçladıkları anayasa değişikliğiyle Türkiye’nin ulus devlet yapısını yok etmek, parçalayıp etnik ve dini kimliklere ayırmak olunca işler değişiyor. Nasıl ki bazı ülkelerin ülkemize yönelik davranış ve tehditleri, ulus bilincini yok etmek adına görmezden geliniyorsa; aynı şekilde bayramlar da önemsizleştirilerek toplumda ulus olma bilinci ve Atatürk ilke ve devrimleri unutturulmak istenmektedir. Hatta bazıları, Cumhuriyet’e olan düşmanlıklarını veya saltanat aşklarını ifade edebilmek için “100 yıllık reklam arası” bile diyebilmektedirler.

İşte bu nedenle isterseniz önce Cumhuriyet’in ne olduğundan ve özellikle de sözlük anlamından başlayalım ki konu yeterince anlaşılabilsin. “Cumhuriyet”, kısaca halkın yönetimi anlamına gelir. Elbette burada kastedilen birden fazla halk yani halklar değil; tek halk, yani millettir. Hem zaten Meclis’in duvarında da bulunan “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü, tamı tamına Cumhuriyet’i ifade etmektedir. Çünkü çok çeşitli etnik ve dini kimliklerden oluşan bir halklar topluluğunun bir araya gelerek millet oluşturmadığı durumda, halkın yani milletin yönetmesi gibi bir durumun olamayacağı ortadadır.

Hani zaman zaman çeşitli etkinliklerde, okullarda, bayram törenlerinde gençlere hitap ederken Cumhuriyet’i koruma gibi bir görevleri olduğu türünden konuşmalar yapılıyor ya… O halde soralım: Bir ülkede Cumhuriyet kurulmuşsa, o Cumhuriyet kendiliğinden sonsuza kadar gider mi; yoksa gerçekten sahip çıkmak, savunmak, korumak gerekir mi? Bence bu konu üzerinde biraz değil, epeyce düşünmek gerekmez mi?

Hani korumak denilince aklınıza herhangi bir yerdeki bayrak, sınır, uçak, silah falan gelebilir. Bunlar tamamen somut olduğundan neyi, neden, nasıl korumak gerektiği gibi bir düşünceniz olabilir. Ancak söz konusu olan, pek çok insanın fark edemeyeceği, elle tutulmayan, gözle görünmeyen soyut bir fikirse… Yani Cumhuriyet’i ne ya da nelerin tehdit edebileceği şeklinde herhangi bir algıya sahip değilseniz bu nasıl olacak? Özellikle de ulus devlet konusunda yeterli bilgiye sahip değilseniz, geçmiş olsun. Çünkü Cumhuriyet’in hangi tehlikelerle kuşatıldığına ilişkin bir düşüncesi olmayanın, onu koruması da mümkün değildir.

O halde soralım: Cumhuriyet’i neden, nelerden korumak gerekir?

Cumhuriyet’in ilanından önce, Millî Mücadele yıllarında İngilizlerin kışkırtmasıyla Anadolu’nun dört bir yanında isyanlar çıkarıldı. İngilizlerin telkiniyle kurulan ve doğrudan Halife’ye bağlı olan Hilafet Ordusu (Kuvâ-yı İnzibatiye), Kuvâ-yı Milliye’yi içeriden çökertmek için İngiliz altınlarıyla besleniyordu. İngiliz savaş gemileri, bu ordunun mevzilerini top ateşiyle destekleyecek konumda beklemişti.

Cumhuriyet ilan edildikten sonra da bu dış müdahale bitmedi. İngiltere, Musul petrolleri üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için bu kez sahneye Nasturi İsyanı’nı sürdü. 1924’te Hakkâri’de patlak veren bu isyan, bizzat Bağdat’taki İngiliz yönetimi tarafından eğitilmiş, silahlandırılmış ve kışkırtılmıştı. Ardından Şeyh Sait Ayaklanması patlak verdi; Musul meselesinin kritik bir döneminde çıkan bu isyan, İngiltere’nin bölgedeki çıkarlarına hizmet etti ve Türkiye’yi pazarlık masasında zayıf düşürdü.

Yani Cumhuriyet, sadece kurulmakla kalmadı; içerideki ihanetlerle ve dışarıdaki emperyalist müdahalelerle aynı anda mücadele ederek ayakta kaldı. Ancak Cumhuriyet’i yıkma ve milleti parçalama çabaları bunlarla bitmedi; günümüzde de devam ediyor.

Bugün yine Cumhuriyet’i ifade eden Türk ulus kimliğini, millet egemenliğini, yani tek milleti parçalamaya çalışıp; Türk milleti yerine ‘Türkiyelilik’ benzeri kavramları koymaya çalışmaktadırlar. Buna anadilde eğitim, anadilde kamu hizmeti, hatta Osmanlı millet sistemi gibi kavramlar da eklenmektedir. ‘Devletin ülkesi olmaz, devletin milleti olmaz’ türünden vatan ve millet kavramlarını yadsıyan açıklamaların tümü ise aslında açıkça Cumhuriyet’e karşı yıkıcılık anlamına gelmektedir.

Bunun dışında Cumhuriyet; tüm kurum ve kuruluşlarında sadece yetkisini anayasa ve yasalardan alan, yetkisi bunlarla sınırlı olan kişilerce yönetilmeli. Ayrıca, kaynağını yasalardan değil; hoca, şeyh gibi kişilerden alan ikinci bir otorite olabilecek girişimlere hiçbir şekilde izin verilmemeli; bu türden örgütlenmelerin kamuda yer almaları da kesinlikle engellenmelidir.

Bir de hani pek çok kez tartışılan başörtüsü ve kılık kıyafet konuları var ya… Sahi, Atatürk Kılık Kıyafet Devrimi’ni neden yaptı hiç düşündünüz mü? Nedeni şu: Atatürk, esas olarak etnik ve dini kimliklerin üzerinde Türk ulus kimliği oluşturmayı ve bununla hangi etnik ve dinsel kimlikten olursa olsun tüm halkı birleştirip millet oluşturmayı amaçlıyordu. Ama görünürdeki dini aidiyeti, mezhebi, tarikatı ve cemaati ifade eden kıyafetlerin insanların yan yana gelmesini engelleyeceğini de biliyordu. İşte bu nedenle dini, mezhebi, tarikatı ifade eden kıyafetlerin mabet ve ayinler dışında giyilmesini yasakladı; bunları sadece ilgili dinin veya mezhebin yetkili temsilcisi giyebilirdi. Böylece toplum bir araya gelerek millet olabilecekti.

Ve biz, tarikat ve cemaat kıyafetlerimizi çıkarıp birbirimize yaklaşarak millet olduk. Ancak şimdi, amaç BOP’u Türkiye’de uygulamak olunca, mezhep, tarikat ve cemaat farklılıkları kıyafetlerle tekrar görünür hale getirilerek millet olmaktan çıkarılmaya çalışılıyoruz.

Şöyle bir düşünün: Ulusal düşünce baskı altına alınıp ulusal dernekler, sendikalar, partiler etkisizleştirilirken; tarikat, cemaat ve etnik örgütlere özgürlük tanınması… Dahası, bu duruma anayasa değişikliğiyle de resmiyet kazandırılacak olması… Bunun için değil mi?

Demek istediğim: Eğer Cumhuriyet’i Atatürk’e yakışacak biçimde kutlamak istiyorsak; etnik ve dinsel parçalanmaya yol açacak girişimlere ve bu konuda yapılabilecek anayasa değişikliklerine karşı çıkmalı, ulusal ekonominin tasfiyesine tepki göstermeliyiz. Bu kutlamalar ancak o zaman bir anlam kazanacaktır.

Yoksa… Sadece sosyal medyada Atatürk fotoğrafını profil resmi yapmakla değil!

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER