Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Nusret Kebapci
Nusret Kebapci

Laiklik Olmadan Ulus Olunur Mu?

İsterseniz önce bir tespit yaparak başlayalım. Hani ülkemizde birileri için “ABD Başkanı: dostum” ya da “ihtiyacı olan meşruiyeti ben verdim” gibisinden ifadeler kullanılıyor ya… Aslına bakarsanız, herkes tarafından da bilinmesi gerekir ki emperyalizmin dostu olmaz. Sadece kullanışlı olduğunuz ve kullanılabildiğiniz kadarıyla geçerli olan bir yakınlık olabilir. Zaten ABD ile ülkemiz adına kazandıklarımızı ve ülkemiz adına kaybettiklerimizi basitçe kıyaslamak bile, bu dostluğun ne menem bir şey olduğunu ortaya koyacaktır.

Şimdi şöyle bir düşünün: Ege’de en yakınımızdaki adalar bile silahlandırılıp Yunanistan, İsrail’le güvenlik anlaşmaları yaparken; Güney Kıbrıs’ta İsrail önemli bir konum elde edip münhasır bölgemiz bile yok sayılırken; hatta Ukrayna tarafından gemilerimiz vurulurken bile doğru dürüst hiçbir tepki göstermeyen iktidar… Söz konusu ABD talimatları olunca neden “Arap NATO’su” denilen Mekke Anlaşması’yla Arabistan ve Pakistan’ı korumak adına komşumuz İran’a yaptırımlar uygulayıp Yemen’e karşı savaş hazırlığına girişiyor ve kendini Rusya’ya karşı ABD yanında konumlandırıp yaptırımlar uygulamaya hazırlanıyor?

Ayrıca tüm bunlar yapılırken; ABD’nin dünyanın petrol ve doğalgaz kaynaklarını kontrol edip hâkimiyet kurmak istediğini ve günün birinde çekip gittiğinde bizim, aramıza düşmanlık giren komşularımızla baş başa kalacağımızı da akıldan çıkarmamak gerekmez mi?

Siz hiç, her ne yaparsa yapsın mevcut iktidarın, Gazze’yi yıkıma uğratan İsrail’e, adalarımızı işgal edip silahlandıran Yunanistan’a karşı, hamasi lafları bir yana bırakın, somut hiçbir yaptırımını duydunuz mu? Elbette duymadınız. Peki bu durumda, doğrudan ülkemizin güvenliği ile ilgili olan Ege’deki haklarımız, Kıbrıs ve Ukrayna konusu sessizlikle geçiştirilirken, niçin ABD’nin dostuna dost, düşmanına düşman olunuyor? Hiç düşündünüz mü?

Aslında amaç, son olarak Diyarbakır’da “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” sözünün kaldırılmasında olduğu gibi, Türk ulus kimliğini adım adım önemsizleştirip ortadan kaldırarak yerine ABD’nin dayattığı monarşi yani Osmanlı millet sistemi de denilen ümmet kimliğini yerleştirmektir. Biliyorlar ki ancak bunu yapabildiklerinde Türkiye’yi ABD’nin istediği o çok kimlikli, çok kültürlü federatif hale getirebileceklerdir.

Bu yüzden de İran’a ve Yemen’e karşı yapılan müdahale ve yaptırımlara değil ama Yunanistan’a, İsrail’e veya ABD’ye karşı girişilecek en hafif bir tepkinin bile, yıllardır sönümlemeye çalıştıkları Türk ulus kimliğinin tekrar ayağa kalkmasına ve tüm halkın yeniden Türk kimliği altında birleşmesine neden olacağını çok iyi biliyorlar. İşte tam da bu nedenle; ABD’nin istediği “Türkiye’yi etnik ve dini kimliklere ayrıştırma” projesinin yarım kalıp hüsrana uğrayabileceği endişesiyle, Türk devletinin Ege’deki, Akdeniz’deki ve Kıbrıs’taki hiçbir hakkı savunulmamakta, bu sorunlar yok sayılarak sessizlikle geçiştirilmektedir. Nitekim Yunanistan, Lozan ve Paris Antlaşmaları gereği gayri askeri statüde olması gereken adaları sistematik olarak silahlandırırken; İsrail ile GKRY, “Aşil Kalkanı” gibi savunma anlaşmalarıyla Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı bir güvenlik mimarisi kurarken; Türkiye’nin tepkisi sadece “antlaşmalara uyun” çağrısıyla sınırlı kalabilmektedir. Çünkü içeride “Türk” kimliğini zayıflatıp “ümmet” bilincini yerleştirmeye çalışan bir iktidar için, dışarıda “Türk” kimliğini savunmak, kendi iç projesiyle çelişmektedir. Bu konuda Ege’de, Akdeniz’de, Kıbrıs’ta atılacak her sert adımın, ister istemez içeride “Türklük” vurgusunu güçlendirebileceği kaygısıyla bu adımlardan bilinçli olarak kaçınılmaktadır.

Çünkü ABD emperyalizmi, defalarca çeşitli sözcülerinin de söylediği üzere, bölgede İsrail dışında ulus devlet istemiyor. İstediği, Osmanlı millet sistemi de denilen, ümmet esasına dayalı, her türden etnik ve dini kimliğin farklılıklarıyla bulunup çok kimlikli, çok dilli, dahası çok hukuklu federatif bir sistemdir. İşte bunun olabilmesi için de Türk ulus kimliğinin önemsizleştirilip dini kimliğin, yani ümmetçiliğin öne çıkarılması gerekmektedir.

Bunları yaptıklarında da ekonomik ve siyasi olarak bağımsız bir ulus olamayacaklarını; güçlü bir sanayi, tarım ve madencilik kuramayacaklarını çok iyi bilmektedirler. Bu yüzden de geriye tek bir yol kalmaktadır: Emperyalizmin talimatlarını uygulayarak, bugün olduğu gibi ülkeyi sınırsızca emperyalist talana açarak, sanayi, tarım, maden, yol, köprü bile demeden ülkenin tüm ulusal varlıklarıyla birlikte eğitimi ve sağlığı da yerli ve yabancı sermayeye devrederek, komşu ülkelere karşı ABD adına yaptırım uygulayarak iktidarlarını korumak. Ki zaten yapılan da budur.

Peki, bu teslimiyet ortamında toplum nasıl bir hâle gelir? Zaten ümmet olduğunuzda yönetime itaat esas olduğundan; böyle bir sistemde sivil toplum örgütü, sendika, dernek, parti, meclis gibi hesap sorabilecek bir denetim veya muhalefet sistemi de çalışamamaktadır. Böyle olunca da ülke toprakları, sadece bir imzayla orman vasfından çıkarılıp illerimizin yüzde ellisinden fazlası maden sahası ilan edilerek yabancı şirketlere hiçbir engelle karşılaşmadan teslim edilmektedir. Yollar ve köprüler bile yabancı sermayeye devredilerek, ülkenin sanki bir savaşta işgal edilmişçesine yabancılarca kontrol edilmesi sağlanabilmektedir.

Hem laiklik olmadığında, kamusal alanı işgal eden etnik kimlikler ve dini cemaatler, her biri kendi hukukunu, kendi eğitimini, kendi silahlı gücünü kurma yarışına girecektir. Bu da ülkeyi, tıpkı Ortadoğu’da olduğu gibi, bitmeyen bir iç savaş ve kaos alanına dönüştürecektir. Bu çatışmaları engellemenin, toplumu bir arada tutmanın görünürdeki tek yolu ise laik ulus devlettir.

Demek istediğim: Bir toplum ancak laik bir ulus olabildiğinde emperyalizme karşı ulusal egemenliğini savunup ekonomik ve siyasi bağımsızlığını sağlayabilir. Çünkü laik olabildiğinizde egemen olup millet olabiliyorsunuz. Millet olabildiğinizde, üzerinde yaşadığınız toprak “vatan” haline gelir. Değilse çok kolay bir şekilde elden çıkarılabilen arsa… Ancak vatan olunca emperyalizme karşı mücadele ekonomik ve siyasi bağımsızlık anlam kazanıyor; ancak böyle olduğunda gümrüklerinize sahip olabilir, ülkenizi koruma altına alarak sanayileşebilir, tarımınızı geliştirebilirsiniz. Yani anlayacağınız, sizi tebaa olmaktan çıkaran, gerektiğinde yönetimden hesap sorabilmenizi sağlayan tek şey yine laik ulus devlettir.

Değilse zaten ümmet oluyorsunuz ve bu durumda da hak, hukuk bağımsızlık, vatan falan da hikâye olmaktadır.

Olay budur.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER