Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Nusret Kebapci
Nusret Kebapci

Atatürk’ü Anmak Deyince…

Bilindiği gibi her 10 Kasım’da Atatürk’ü, okullar başta olmak üzere çeşitli yerlerde etkinliklerle anmaktayız. Ancak Atatürk’ü gerçek anlamda anmak; onun ilkelerine, devrimlerine, miras bıraktığı ulus devletine sahip çıkarak, kararlı bir şekilde savunarak olmaz mı? Özellikle de BOP’u gerçekleştirmek isteyen birilerinin, ulus devleti anayasa değişikliğiyle parçalayıp etnik ve dinsel parçalara ayırmak istendiği bu koşullarda…

Düşünebiliyor musunuz? Öyle bir duruma gelindi ki: Askerin, bu ülkenin kurucusuna olan bağlılığını haykırması suç kabul edilirken, bazıları da Atatürk ilke ve devrimlerinin yanı sıra ulus devleti, ekonomik ve siyasi bağımsızlığı, bölünmez bütünlüğü yaşamı pahasına savunmak anlamına gelen “Atatürk’ün askeriyiz” sözünü bile, akıllarınca alaya alıp “Hâlâ ‘Atatürk’ün askeriyiz’ diyenler var da, ‘Atatürk’ün doktoruyum, veterineriyim, muhasebecisiyim’ diyen neden yok?” diye bile sorabilmektedirler.

İşte bu nedenle bu yıl Atatürk’ü, onun ilkelerini gerçek anlamıyla açıklayabilmek adına konuya şöyle bir soruyla başlayalım: Sahi, Atatürk ilkeleri arasından en önemlisi hangisi? Belki böyle sorunca şaşırdınız. Hatta içinizden “Milliyetçilik, cumhuriyetçilik ya da devrimcilik” bile geçmiş olabilir. Her biri birbirinden önemli; “Nasıl bir ayrım yapılabilir ki?” bile dediniz. Ama öyle değil. İçlerinden bir tanesi var ki, diğerlerinin varlıkları bile ona bağlı. Öyle ki o olmadan diğer ilkelerden bahsetmek, emin olun, tek başına hiçbir anlam ifade etmemektedir. Elbette bu kadar yazdıktan sonra ister istemez merak ettiniz: Evet, o ilke laiklik.

Hani belki şimdiye kadar laiklik denilince aklınıza türban, başörtüsü, eğitimin dinselleştirilmesi gibi kavramlar gelebilir. Ancak emin olun, sadece bunlarla sınırlı değil. İsterseniz neden böyle olduğunu biraz da olsa anlatmaya çalışalım ki siyasal İslamcılığın niçin en önemli hedefinin laiklik olduğunu ve onu neden her şeyden daha çok savunmamız gerektiğini anlayabilelim.

Zaten bildiğiniz gibi ümmetçilikte millet, vatan, halk, cumhuriyet, bağımsızlık falan gibi kavramlar yok. Ne var? Din adına bir otorite. O da kaçınılmaz olarak en büyük, en etkili, en güçlü olan cemaatin lideri her kimse o olmaktadır. Bir de sadece itaat etmekle yükümlü tebaa, yani nüfusun tamamı. Ne zaman ki egemenliğin kaynağının dinsel değil, millet olması gerektiğini söyleyip bunu gerçekleştirmek adına mücadele ederseniz, işte o zaman laiklik olur. Bilmelisiniz ki ancak laiklik olduğunda, kendi kararlarını, kanunlarını kendisi yapabilen, gerektiği zaman değiştirebilen, ülkenizin hemen her alanından kendinizi sorumlu hisseden egemen bir millet olabilirsiniz. Değilse zaten itaat etmekle yükümlü tebaasınızdır.

Kabul edersiniz ki ancak millet olunca, onun her alandaki egemenliği için mücadele eden, koruyan milliyetçilik ortaya çıkabilir ve milliyetçi olabilirsiniz. Zaten milliyetçilik, ülkenin hemen her şeyinden kendisini sorumlu tutmak; hiçbir kişisel çıkarı olmadığı halde anayasa değişikliğiyle yok edilmek istenen Türk ulus kimliğine, ülkenin sanayisine, madenine, toprağına; kısacası her şeyine sahip çıkmak değil midir? Emperyalist politikalara destek olup ülkenin yağmalanmasına göz yummak, milliyetçilikle bağdaştırılabilir mi?

Hem tebaalıktan, hakları olan, ülkede yaşayan herkesin kanun önünde eşit olduğu, kimseye ayrıcalık tanınmadığı bir halk olabilmenin koşulu da yine laiklik değil mi? Biraz dikkat ettiğinizde, dinle yönetilen İslam ülkelerinde bildiğiniz anlamda sendika, hak arayabilen dernek, meslek odası gibi halkın mesleki örgütlenmelerinin de olmadığı görülecektir.

Peki, sizce laik olunmadan, egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olması anlamına da gelen cumhuriyet olabilir mi? Aslında olamaz. Siz bakmayın, halk, milliyet gibi kavramlara yer vermediği halde dinle yönetilen bazı devletlerin adında “cumhuriyet” kullanılmasına. Oradaki anlam, sadece bağımsız bir devlet olunduğunu ifade etmeyi amaçlamaktadır. Yoksa gerçek anlamda hiçbir şekilde halkın yönetimi anlamında cumhuriyet değillerdir.

Devrimciliğe gelince, o da değişmeyen yasalarla, değiştirilemeyen koşullar içinde zaten olamıyor. Mevcut koşullara göre yeni kararların alınabilmesi, yasaların değiştirilebilmesi de ancak laiklikle olabilmektedir.

Gelelim devletçiliğe. Sahi, ümmetten millete geçmemiş, milli duyguları gelişmemiş, vatan, ekonomik ve siyasi bağımsızlık gibi kavramlardan uzak bir toplumda devletçiliği gerçekleştirebilecek ekonomik ve siyasi milliyetçilik olabilir mi?

Biraz dikkat ettiğinizde de göreceğiniz gibi, dinle yönetilen Arap ülkeleri içinde bilim, sanat, teknoloji olmadığı gibi güçlü bir sanayi, ulusal bir tarım politikası, hatta emperyalizme dayanmadan güçlü bir ordu bile olamamaktadır. Kabileler toplamından başka bir şey ifade etmeyen bu tür devletlerin emperyalizmden bağımsız devletçilik falan da hikâyedir.

Şimdi anladınız mı? Bir toplumdan laikliği kaldırdığımız zaman ne cumhuriyetçilik kalmaktadır ortada ne de halkçılık. Öyle ki böyle bir durumda devrimcilik, milliyetçilik hatta devletçilik de kalamamaktadır.

Tüm bunların yanı sıra, diyebilirsiniz ki: Peki, birileri buldukları hemen her fırsatta Atatürk’e saldırmakta ve ne acıdır ki bunun önüne geçmek için ülkeyi yönetenlerden de hiçbir çaba görülmemektedir. Sizce neden? Aslında bütün bu saldırılar, BOP ‘un ve Türk ulus devletini etnik ve dini kimliklere ayrıştırma projesinin bir parçasıdır.

Şöyle bir düşünün: Siz hiç, sözde Osmanlıcılık adına Atatürk’e saldıranların bir gün olsun Türk adına sahip çıktıklarını, Mondros Ateşkes Anlaşması’na, Sevr Anlaşması’na karşı çıktıklarını, ABD emperyalizmine, İsrail’e tepki gösterip Gazze’ye, İran’a destek olduklarını gördünüz mü? Peki, Ege’de Yunanistan’ın işgal ettiği 20 ada ve 2 kayalık için tek bir açıklama yaptılar mı? Peki, BOP’un Türkiye’yi etnik ve dini kimliklere bölme projesine karşı çıkan tek bir “Osmanlıcı” çıktı mı? Asla da görmeniz mümkün değil. Çünkü amaç, BOP için Türkiye’yi etnik ve dinsel parçalara ayırmak olunca, bunu da ancak Atatürk sevgisini, onun ilke ve devrimlerini yok edip unutturabilirlerse yapabileceklerini bilmektedirler. Çünkü Türk milleti, ancak o zaman, yani ekonomik ve siyasi bağımsızlık bilincinden yoksun bir tebaa haline geldiğinde parçalanabilecektir.

Demek istediğim, hani derler ki: “Pirincin içindeki siyah taştan değil, o zaten görünür; beyaz taştan korkacaksınız. Çünkü onu anlamak, tanımak, fark etmek gerçek bir ulus bilinci gerektirmektedir.” İşte kendilerini Türk adlarıyla milliyetçi veya Osmanlı kimlikleriyle ifade etmeleri bundandır. Bilmem anlatabildim mi?

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER