Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Şule Kökhan
Şule Kökhan

Can Simidimiz: Kim Olduğumuzu Bilmek

Hayat, neredeyse hiçbir zaman planladığımız gibi gitmiyor. Bir telefon geliyor, bir haber alıyoruz, bir kapı kapanıyor ya da hiç beklemediğimiz bir kapı açılıyor. Bir gün kendimizi güvende hissederken ertesi gün belirsizliğin tam ortasında bulabiliyoruz. İşte böyle zamanlarda insanın kendine sorması gereken en önemli soru şu olabilir: “Ben kimim?”

Bu soru bir kimlik kartının cevabı değildir. Bu soru, bizi biz yapan değerlerin, inançların ve yaşamda nasıl bir insan olmak istediğimizin cevabıdır. Çünkü hayatın fırtınalarında bizi ayakta tutan şey, dış koşulların değişmezliği değil; iç dünyamızın sağlamlığıdır.

Ben buna “can simidi” diyorum.

Hayatın dalgaları ne kadar büyürse büyüsün, insanın elini uzatıp tutunabileceği bir can simidi olmalı. O can simidi de kim olduğumuzu bilmek, hangi değerlere göre yaşamak istediğimizi hatırlamaktır. Eğer yaşamımızı gerçekten değerlerimiz doğrultusunda kurabiliyorsak, zaman zaman savrulsak bile yeniden yönümüzü bulabiliriz.

Hayatı bazen bir navigasyona benzetiyorum. Gideceğimiz hedef bellidir. Ancak yolda bir kaza olur, yol kapanır ya da önümüze beklenmedik bir engel çıkar. Navigasyon “Artık gidemezsin.” demez; yeni bir rota oluşturur. Hedef aynı kalır, sadece yol değişir.

Keşke kendimize de aynı anlayışı gösterebilsek…

Çoğu zaman hayatın önümüze çıkardığı ilk engelde, hedefimizden vazgeçiyor ya da kendimizi başarısız ilan ediyoruz. Oysa belki de ihtiyacımız olan şey daha güçlü olmak değil, biraz daha esnek olabilmek.

Çünkü esneklik, zayıflık değildir. Tam tersine, yaşamın en güçlü özelliklerinden biridir.

Bir düşünün… En esnek olanlar kimlerdir? Bebekler, genç bedenler, yaşayan dallar… En sert olanlar ise kurumuş dallar ya da artık yaşamını yitirmiş olanlardır. Doğada katı olan kolay kırılır; yaşayan ise rüzgârla birlikte eğilir, yön değiştirir ama köklerinden kopmaz.

Belki de biz de yaşam karşısında biraz daha böyle olmalıyız. Değerlerimizden vazgeçmeden, bakış açımızı yumuşatabilmeli; şartlara uyum sağlayabilmeli ama özümüzü kaybetmemeliyiz.

Önümüze çıkan engelleri de kendimizle karıştırmamalıyız. Karşımıza çıkan bir zorluk, bizim yetersiz olduğumuz anlamına gelmez. O sadece yolun üzerindeki bir engeldir. Engeli kendimiz sanmadığımızda, etrafından dolaşmanın, üzerinden geçmenin ya da biraz bekleyerek yolumuza devam etmenin mümkün olduğunu görebiliriz.

İşte burada dayanıklılık devreye girer.

Dayanıklılık bazen büyük kahramanlıklar yapmak değildir. Çoğu zaman sadece devam edebilmektir. Akan suyu düşünün… Kayaları bir anda parçalamaz. Ama akmayı bırakmadığı için zamanla en sert kayaları bile aşındırır. Gücü sertliğinden değil, sürekliliğinden gelir.

Biz de çoğu zaman zihnimizin ürettiği sayısız sorunun içinde kayboluyoruz. “Ya olmazsa?”, “Ya hata yaparsam?”, “Doğru karar mı?” derken ilerleyemiyoruz. Oysa bazen ihtiyacımız olan şey, bütün cevapları bulmak değil; değerlerimizin gösterdiği yönde bir sonraki adımı atabilmektir.

Zihnimiz karmaşıklaştığında yeniden can simidimize uzanabiliriz. Bize anlam veren değerlere, bizi biz yapan ilişkilere, yaşam amacımıza ve iyi gelen alışkanlıklarımıza dönebiliriz. Çünkü kim olduğunu bilen insan, yolunu kaybetse bile kendini kaybetmez.

Belki de psikolojik sağlamlık; hiç düşmemek değil, düştüğümüzde yeniden ayağa kalkabileceğimiz yeri bilmek, yol kapandığında yeni bir rota çizebilmek ve bütün bunları yaparken özümüzden vazgeçmemektir.

Hayat her zaman aynı yolu sunmayacak. Ama kim olduğunu bilen insan, hangi yoldan yürürse yürüsün, eve dönecek yolu mutlaka bulacaktır.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER