Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Şule Kökhan
Şule Kökhan

Hiç Olmak Üzerine

Bugün insanın en büyük meselesi “ne olduğu” değil, “ne olmaya çalıştığı.”

Herkes bir şey olmak için yarışırken, “hiç” olmayı gerçekten düşündük mü?

Mevlânâ’ya atfedilen bir söz bu soruyu sert bir şekilde önümüze koyar:

“İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Çömleği tutan biçim değil, içindeki boşluktur; insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.”

Modern insanın “dolu olma” takıntısı düşünüldüğünde, bu söz neredeyse rahatsız edici bir uyarıdır.

Çünkü bize öğretilen hep daha fazlası olmaktır: daha başarılı, daha görünür, daha önemli…

Oysa ben uzun zamandır şunu düşünüyorum:

Hiç olmak gerçekten ne demek? Yok olmak mı, silinmek mi?

Yoksa tam tersine, daha sahici bir varoluş biçimi mi?

Doğaya baktığımızda cevap kendiliğinden belirir.

Toprak, tüm ağırlığıyla bizi taşır ama kendini anlatmaz.

Su, önüne çıkan kayayı bile değiştirir ama bunu bir iddia olarak yapmaz.

Gökyüzü her şeyi kapsar ama hiçbir şeye sahip değildir.

Onlar “hiç”tir.

Ama aynı zamanda en çok var olandır.

Belki de asıl mesele şudur:

Biz ne kadar alıyoruz ve ne kadar veriyoruz?

Kadim öğretiler bunu yalın bir şekilde ifade eder:

Nehir kendi suyunu içmez, ağaç kendi meyvesini yemez, güneş kendisi için ısıtmaz.

Doğa bir “ben” sistemi değil, bir “biz” düzenidir.

İnsan ise çoğu zaman bu düzenin dışına düşer.

Kendini merkeze koydukça, aslında bütünden uzaklaşır.

Oysa belki de gerçek şu kadar basittir:

İnsan, “biz” olabildiği ölçüde “ben” olur.

Ve belki de bu dönüşüm, sadece düşünmekle değil, hissetmekle başlar.

Öfkenin yerine anlayışı, kıskançlığın yerine paylaşmayı, bencilliğin yerine diğerkâmlığı koyabildiğimiz ölçüde, birbirimizden ayrı olmadığımızı fark ederiz.

Sevgi, burada bir duygu olmanın ötesine geçer; bizji aynı bilinçte buluşturan bir köprüye dönüşür.

İşte o zaman “ben” yavaşça çözülür ve yerini daha büyük bir “biz”e bırakır.

Bu kolay bir yol değildir.

Bencillikten, açgözlülükten ve bitmeyen “daha fazlası” arzusundan arınmayı gerektirir.

Kendi benliğini törpülemeyi, hatta zaman zaman geri çekilmeyi…

Modern yaklaşımlar da bunu farklı bir dille anlatır.

Joe Dispenza, insanın dönüşümünü, eski benlik kalıplarının çözülmesiyle açıklar.

Yani bir anlamda, insanın kendi “ben”inden sıyrılmasıyla.

Ve belki de bütün bu soruların sonunda tek bir soru kalır:

Bugünün insanı gerçekten “hiç” olmayı göze alabilir mi?

Yoksa “bir şey” olma çabası, onun en büyük yanılsaması mı?

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER