Güz mevsimini sevmez misiniz? Bereket ayıdır. Ürünlerin çoğu güzün toplanır. Hava ne çok sıcak, ne çok soğuktur.
İnsanların sonbaharı yaşlılığı hatırlıyorsa da onun da olumlu bir yanı vardır. Güz mevsimini yaşamakta olan insanlar bilgi ve beceri birikimine sahiptir. Bundan ötürü de saygı görür. 83 yaşında olduğumu öğrenenler bilmem teselli için mi “maşallah, hiç göstermiyorsun!” diyorlar.
Bütün köyde doğup büyümüş olanlar gibi, ara sıra yazılarımda da anlattığım üzere fırsat buldukça köyüme giderim. Özlemlerimi giderir, hem de değişiklikleri izlemekten hoşlanırım. Memleket ahvali hakkında ezbere yazı yazılmaz. Yazılsa da içinde yanlışları barındırma ihtimali fazladır.
Geçtiğimiz Kurban Bayramında ailece köyümüze gitmiştik ama bu beni doyurmadıydı. Güzün köyün havasını koklamanın ayrı bir zevki olacaktı.
Bölgeye eli boş gitmek olmazdı. Yayımlanan kitaplarım altmışı buldu. Sonbaharını yaşayan insanların özelliğini taşıyordum. Bildiklerimi ve kitaplarımı hemşerilerimle paylaşmalıydım. Yola çıkmadan birkaç gün önce Ankara’daki evimize beni ziyarete gelen Fatsalı bir akademisyene bu niyetimi çıtlattım. Hemen Ünye ve Fatsa ADD yöneticilerine telefon etti. Derneklerinde konferans ve imza günü düzenlediler. (Fatma ablam bu “çıtlatma” işinden ötürü beni eleştirecek, “çağırıyorlarsa git. Kendini çağırtma” diyecektir. Tam benzemese de durumumuz şuna benziyor. Adama “Hep kendini övüyorsun” demişler. O da ne demiş? “Ne yapayım, başka öven yok ki!” Medya yolu ile tanınmamış kişilerin çevresi de dar oluyor. Hemşerilerim benim onlara verecek kitabım, söyleyecek sözüm olduğunu bilmeyebilirler.)
KURTULUŞ SAVAŞI’NIN KANUNLARI
3 Ekim Cumartesi günü Ünye Atatürkçü Düşünce Derneği’nde idim. Konferansa tam tamına 30 kişi geldi. Hararetli bir karşılama oldu. Bir saat süreyle yakınlarda yayımlanan “Kurtuluş Savaşı’nın Kanunları” kitabımdaki bilgileri özetledim. İmzalatılan kitapların tutarı ise 9.330 Lira.
4 Ekim Pazar günü Fatsa ADD’deki toplantıya 28 kişi geldi. Aynı konuyu işledim. Burada Korgan’dan gelememiş bir dosta bıraktığım kitaplarla toplam 6.900 liralık kitap satıldı.
İki gece, Fatsa’da yeğenlerimim evinde kaldıktan, bir gazete idarehanesi, bir kitapçı, bir muhasebeci, rahmetli eski bir arkadaşımın çocuklarının işlettiği mobilya mağazası, bir şair emlakçı arkadaşımı ziyaret ettikten, Fatsa ortaokulundan öğrencilerimden biriyle buluştuktan sonra üçüncü gün köyüm Beyceli’ye çıktım. Beyceli, herhâlde Türkiye’de hakkında en çok kitap yazılan (10’dan fazla), Türkiye’de ilk protesto yürüyüşünü yapan (1967), üç kez Kütüphane kuran (ilki 1963), şimdi de bir etnografik müze kurmaya çalıştığımız Fatsa’ya 30 km. uzaklıkta bir köy.
FINDIK DALDA KALMAZSIN
Köyde ilk göze batan, Ağustos ayı içinde hele hele Eylül’ün ilk haftası içinde bitmesi gereken, fındık işlerinin bitmemiş olması. Çünkü köylüler “Haftalardır güneş yüzüne hasretiz!” diyorlar. Yağmura fındık toplamak mümkün değil. Kurutmayınca patoza verilemiyor. Kabuklu fındık kurutulmazsa satılamıyor ve randıman kaybediyor. Erkenden kurutabilenler tüccara veya TMO’ya fındığını satmış, diğerlerinin gözü telefondaki hava durumunda veya gökyüzünde. Fındığını kurutmak için evin tavanına serenler veya Niksar’a götürenler varmış. Hâlâ toplanacak bahçeler varmış. Bereket, geçen yıl, sahil kesimlerinde fındığı harap eden kokarca böceği bu yıl fazla zarar verememiş. Köye yazlamak için gelenler İstanbul’a dönmüşler. Evler boşalmaya başlamış. Elma, ayva, incir gibi meyveler bu yıl pek bol ise de toplayıp değerlendiren yok!
Köylülerin maddi durumu iyiye mi gidiyor, yoksa günden güne yoksullaşıyorlar mı? Her gittiğimde ilk gözlemlemeye çalıştığım budur. Herkes pahalılıktan şikâyetçi ama köylülerimizin kentlilerin yararlandığı hizmetlerden yararlanır olmasından son derece mutluyum. Evlerin çoğu yeni veya onarımdan geçmiş. Denebilir ki herkesin bir tarla işlerinde kullandığı patpattan başka bir de otomobili var. Herkes bir kurbana ortak okuyor ve kurban eti verecek yoksul bulamıyorlarmış! Yazı köyde, kışı Fatsa’da geçiren, hatta İstanbul’da evi olan bir hayli köylü var. Fatsa’ya Korgan, Kumru, Aybastı Çamaş, Çatalpınar gibi ilçelerden gelip yerleşenlerle Fatsa kocaman bir şehir olmuş. Özellikle Dolunay denen Ünye tarafına doğru, 10-15 katlı modern evler yapılmış. Kışın İstanbul’da oturan kız kardeşim Fatma ve Ankara’da oturan kardeşim Ayhan’ın da geçen ay Fatsa’dan ev almaları, köye dönüşün değilse de “memlekete dönüş”ün işreti sayılabilir.
Tarıma uygun olmayan çok dik ve kayalık yerlerden başka her yer fındıklık. Bir zamanların temel ürünü olan mısırın yerini fındık almış. Geçen yıl fındık olmadığından bahçelerin çoğuna sepet girmemiş, fındık da bir ara 350 liraya kadar çıkmıştı. Bu yıl Toprak Mahsulleri Ofisi 250 lira fiyat vermişken tüccar şu sıralarda 180 liraya alıyor. Herkesin arazisi farklı büyüklükte olduğundan konuştuğum komşular bir tonla sekiz ton arasında fındığı çıktığını söyledi. Tabii bunun bir hayli gideri de var. Başlıcaları, toplatma ücreti (İşçiler Güneydoğu’dan geliyorlar), gübre, ilaç, budama ücretleri. Gene de bu yıl ürün bol olduğundan herkes memnun. Köyde yaşamayan bahçe sahipleri de yerlerini ortağa veriyorlar. Benim de ortakçım var. 1,5 ton fındık çıkmış. Benim payıma düşen 750 kilosu emanete bırakılmış.
ETNOGRAFİK MÜZE
Köyün bir kahvehanesi var. Orada bir akşam on, on iki köylü ile bir toplantı yaptım. Geçen yıl başladığımız etnografik kültür merkezine hız vermeyi konuştuk. Herkes evindeki objeleri getirmeli, komşularını da buna ikna etmeliydi. Ne var ki, malzemeyi koyacak raf ve vitrinler yoktu. Eşya öylece yere konuyordu. Fatsa Belediyesi Kültür Müdürü, bize raf vermeyi vaat etmişti ama bu bir yıl içinde gerçekleşmemişti. Acaba Ordu Müzesi, sergilemeye uygun raf ve camekânların projesini yapamaz mıydı? İl Kültür Müdürüne telefonla yaptığımız başvuru üzerine ertesi gün Ordu Müzesinden üç kişi geldi. Okulu gördüler ve bunun kendi işleri olmadığını söylediler. Bir İç mimara başvurmalıydık. Müzeyi düzenlemek yüzbinlerce liraya mal olabilirdi! O kadar parayı toplamamız zor olurdu. Şimdilik daha basit şeylerle yetinebilirdik. Yeter ki atalarımızın, anne ve babalarımızın kullandığı ve artık bulunması zor eşyayı güven altına almış olalım. Bu gelişmeyi anlattığım Fatsa Belediyesi Kültür Müdürü, tekrar raf sözü verdi. (Bu yazıyı düzeltmekte olduğum sırada köyün muhtarı telefon etti, Belediye Kültür Müdürlüğü söz verdiği rafları gönderiyormuş.)
KAPIDAN YETİŞME TOSUN
Ordu’da tanıdık birkaç arkadaşın yardımıyla il merkezinde de bir etkinlik düzenlendi. İlginç olan şimdiye kadar ülkenin pek çok yerinde sayısı yüzleri bulan panel, söyleşi, konferans adı altında konuştuğum hâlde Fatsa’da üç kez imza etkinliğinde bulunmuş kendi ilim olan Ordu’da ve en yakın ilçe olan Ünye’de böyle bir etkinlikte bulunmamıştım. Bunun nedeni herhâlde “Kapıdan yetişen tosun” hikâyesi olmalı. 10 Ekim Cumartesi sabahı köyden ayrıldım. Fatsa’da çalışan yeğenlerimden biri beni Ordu’ya götürdü. Eski kilisenin avlunda restore edilmiş bir yapıda kurulan bir vakfın küçücük toplantı salonuna toplam 18 kişi geldi. Ünye ve Fatsa’da ele aldığım aynı konuda konuştum. Burada da 6.350 liralık kitap satılmış.
Ertesi gün Kocaeli Kitap Fuarının 29 Ekim Kadınları Şubesinin standında kitap imzalayacak ve bir konuşma yapacaktım. Fatsa’dan İstanbul yönüne giden arabalarda boş koltuk bulamadığımız için Ankara’ya dönmekle yetindim. (Independent Türkçe, 12 Ekim 2026)











YORUMLAR