Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Nusret Kebapci
Nusret Kebapci

Laiklik ve Ulus Olmak…

Aslında olay nedir biliyor musunuz? Komşumuz İran, ABD’nin BOP kapsamındaki “Büyük İsrail” hedeflerini gerçekleştirmesi amacıyla ABD ve İsrail’in saldırısına uğradı. Ama görüldü ki İran hiç de zannedildiği gibi yumuşak lokma değil; tersine çelik çekirdek. Böyle olunca ABD ve İsrail hedeflerine kolayca ulaşamayıp savaşın çok daha uzun bir süre süreceğini anlayınca, bu savaşa NATO’yu dâhil etmeyi planlamaktadırlar. Haliyle bunun için de İran’ın NATO üyesi Türkiye’ye saldırması dışında başka bir yolu bulunmamaktadır. İran’ın böyle bir şey yapması mümkün olmadığına göre, iş kalıyor İran’dan atılacak füze provokasyonuna ve bunu gerekçe göstererek ABD yanında savaşa girmeye istekli ülkemizdeki ABD ve İsrail kuklalarına…

Durum böyle olunca Türkiye’yi savaşa sokmak adına girişilen hemen her türden çabaya ulusça karşı durabilmek, ulusal birliğimizi sağlam tutmak…

Bunun için de Atatürk, laiklik ve ulus devlet denildiğinde tüyleri diken diken olan; kendilerine hangi ad ve unvan takılmış olursa olsun, gerçekte sadece ABD işbirlikçisi olan bu kesime ulus devleti ve onun temeli olan laikliği anlatmak, ülkemiz açısından hayati önem taşımaktadır.

Zaten bir süredir yazılarımda ne zaman laiklik kavramı geçse, hemen “birileri “ ki şimdilik isimleri öyle kalsın – Osmanlıcılığı övmeye başlar. Karşılarındaki yazıda neler var, hangi fikirler nasıl savunuluyor, onlar açısından hiç önemli olmazdı ve ne yazık ki olmuyor da. Sanıyorum sosyal medya bağımlılığımızdan mı, yoksa kitap okuma kültürümüz olmadığından mıdır bilmiyorum; kimse araştırmak, karşısındakini anlamak gibi bir çaba içine de girmiyor.

Bu nedenle çok tartışılan laiklik kavramını biraz da açıklığa kavuşturabilmek amacıyla bir soru sorsak ve desek ki: Sizce Atatürk ilkeleri içinde en önemlisi hangisidir? Belki önce soruyu yadırgar ya da kendinizce çok önemli gördüğünüz Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik gibi ilkeleri en önemli olarak söyleyebilirsiniz. Ama ne yazık ki bu doğru değil.

Doğrusunu isterseniz, Altı Ok’un tüm maddelerinin oluşmasını sağlayan en önemli madde laikliktir desek emin olun yanlış olmaz. Çünkü laiklik olmazsa hiçbir madde anlam kazanmıyor.

Hani birileri ısrarla laikliği sadece “dinsizlikmiş” gibi anlıyorlar ya… Öyle değil. Bakın şimdi:

Dini kurallara göre yönetilen ve yöneticileri genelde aynı aileden gelen bir ülkede, Cumhuriyet dediğimiz – halkın kendi kendini yönetmesi, kendi kararlarını kendisinin verip kendi yasasını yapabilmesi – nasıl mümkün olur? Laiklik olmadan böyle bir şey mümkün mü?

Hem zaten tanrının yeryüzündeki gölgesi kabul edilen bir yönetimde hak aramak, karşı çıkmak doğrudan tanrının emirlerine karşı gelmek anlamını da taşıdığından haliyle, ne gerçek anlamda bir meclis, parti, muhalefet, sendika, dernek, meslek odası falan da olamıyor.

Gelelim Milliyetçiliğe… Sahi, dinle yönetilen bir ümmet toplumundan, egemenliğin millette olduğu, milletin söz ve karar sahibi olduğu bir sisteme nasıl geçilir? Evet, yanılmadınız, sadece laiklikle.

Ya Halkçılık? Ya da sadece boyun eğip verilen emri yerine getiren, hiçbir hakkı olmayan bir tebaa nasıl “halk” haline gelir? Evet, yine laiklikle. Değilse zaten tebaasınızdır, halk falan değil.

Sıra geldi Devletçiliğe… Peki, laiklikle devletçiliğin ne ilgisi var derseniz, şöyle açıklayayım:

Bir ülkenin kendi ekonomisini, sanayisini, tarımını koruyabilmesi, ulusal çıkarlarını gözeten politikalar uygulayabilmesi için önce bağımsız bir iradeye sahip olması gerekir. O irade de ancak laik bir anlayışla, yani dini otoritelerin değil, halkın temsilcilerinin karar verdiği bir sistemle mümkündür.

Bugün İslam dünyasına baktığımızda, genelde laik olmayan ülkelerin ekonomide ulusal, devletçi politikalarla değil, küresel sermayeye açık ve belirli aile/tarikat tekeline geçmiş ekonomilerle yönetildiğini görüyoruz. Çünkü laiklik olmadan, ulusal çıkarları gözeten bağımsız bir ekonomi politikası oluşturmak mümkün olamadığına göre ister istemez küresel güçlerin çıkarları öne geçmektedir…

Aslına bakarsanız laiklik, sadece siyasi değil, ekonomik bağımsızlığın da temelidir. Çünkü laiklik olmadan ulus olunamayacağı gibi, ulus olmadan da ulusal ekonomi olamıyor.

Peki, en küçük bir değişime, hatta gelişime bile karşı çıkıp sözde 1000 yıl önceki ekonomik ve siyasi anlayışla Devrim olabilir mi? Mümkün mü?

Gelelim şu devirde hâlâ Osmanlıcılığı savunanlara… Siz hiç Doğu Roma İmparatorluğu’nu, Batı Roma İmparatorluğu’nu yeniden kuracağız, Pers İmparatorluğunu, Moğol İmparatorluğunu canlandıracağız diyen birisini duydunuz mu? Elbette pek mümkün değil. Ama bugünkü bulunduğu yere Cumhuriyet’in eşitlik ilkesi gereği sahip olup, o devirde yaşasa sadece  “hiç” olacağı bir sistemi hala savunuyor olmak, sanıyorum bunu akılla mantıkla açıklamak olası görünmüyor.

Bu arada, hani laiklik olmadan millet (ulus)olunamayacağı, millet olmadan da üzerinde yaşanan toprağın vatan olamayacağını söyleyince bazıları akıllarınca tepki göstererek : “Osmanlı’nın o kadar toprağı vardı!” gibisinden laflar ediyorlar ya ne desek boş!

Sahi Osmanlı’da toprak kimindi? Sakın “halk” falan demeyin; o dönemde halk yok, sadece padişahın mülkü vardı.

Ayrıca bilmeniz gerekir ki vatan, milletin üzerinde egemenlik sağladığı toprak anlamına gelir. Egemen değilseniz zaten o toprak sadece bir arazi parçasıdır.

Eğer siz; vatan toprağının yabancılara satılmasını hiç umursamamışsanız, yabancılara devredilen ve onların kontrol ettiği yol ve köprüleri bile içinize sindirmiş olup ülke madenlerinden tutun sanayi ve tarıma, hatta liman ve gümrüklerinizin bile yabancılara teslim edilmesine sessiz kalmışsanız, sizinle vatan tartışmasına girmenin zaten hiçbir mantığı yok…

Çünkü vatan, üstündekilerle ve altındakilerle bir bütündür. Tüm bunları sorun etmiyorsanız, siz zaten ulus karşıtı olmak dışında, vatan kavramını da çoktan unutmuşsunuz demektir.

Ancak şu kadarını söyleyeyim: eğer bir ülkede…

“Laiklik giderse, ulus devlet gider, ulus olma bilincinizle birlikte egemenliğiniz gider, vatan üzerindeki hakkınız gider, ekonomik ve siyasi bağımsızlığınız gider.”

Ama yerine ne gelir biliyor musunuz?  Kimlikçi politikalarla beraber tarikat ve cemaatleşme gelir, etnik parçalanma gelir.  Sömürgeleşme gelir, ama asla demokrasi, özgürlük gelmez…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER