Birileri fikir fukaralığından İran’ı emperyalist olarak nitelendiriyorlar ya, insan haliyle merak ediyor… ABD onlarca ülkede darbe, saldırı ve işgal yapmasına karşın İran kaç ülkeyi işgal etti? Doğrusu hiç. Ama yine de soralım… İran kaç ülkede kendi yandaş hükümetlerini getirmek adına o ülke liderini kaçırdı veya darbe yaptı? Sanıyorum hiç kimsenin buna verebilecek yanıtı olamaz.
Ya haksız olarak kaynaklarına el koymak adına uydurma gerekçelerle saldırı ve işgal? Yine yok. Ama buna rağmen… İran neredeyse 47 yıldır ABD emperyalizminin hedefinde olan bir ülke. Neden? Ya da neden İran? Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar ve BAE gibi yaklaşık 57 Müslüman ülke olmasına rağmen niçin hedef tahtasında İran var?
Cevap aslında çok açık: Çünkü İran, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve “Büyük İsrail” planının önündeki en büyük engeldir. Dikkat ettiğinizde; ABD bölgede hangi ülkeye müdahale etmeye çalışsa, karşısında doğrudan olmasa bile İran’ın açıkça desteklediği Hizbullah, Hamas ve Husi’ler gibi anti-emperyalist yapıları bulmaktadır. İran bu yapıları gizliden değil, üstelik açıktan desteklemektedir. Dolayısıyla bölgedeki planları sekteye uğratması nedeniyle, son dönemde bazı stratejik değişiklikler görülse de genel olarak Batı’nın ana hedefi konumundadır.
Aslına bakarsanız ABD; Venezuela ve Gazze’de uyguladığı stratejiyi İran’da da denedi. Önce dini lideri, ardından üst düzey yöneticileri ve komutanları hedef aldı. Bu hamlelerle İran’ın da teslim bayrağını çekeceğini hayal etti ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. İran devleti o kadar köklü bir hazırlığa sahipti ki, kim öldürülürse öldürülsün birliğini koruduğu gibi, mücadele azmi kırılmak bir yana daha da güçlendi.
Batı’nın yanıldığı nokta şuydu: İran, bazıları gibi 200 yıllık bir devlet değil; Perslerden gelen 2500 yıllık bir imparatorluk geleneğine sahip devasa bir yapıydı. Böyle olunca da halkı, en zor zamanlarda bile devletiyle kenetlenebilmekte, İçeride bazı hoşnutsuzluklar olsa dahi, “kol kırılır yen içinde kalır” düşüncesindeki gibi emperyalist odaklara karşı sarsılmaz bir birlik mesajı verebilmektedir.
Elbette İran’ı diğer bölge ülkelerinden ayıran pek çok teknik unsur da mevcuttur. 47 yıldır ağır ambargolarla boğuşmasına rağmen, bugün 4 bin kilometre menzilli füzelere sahip olabilmesi bu mücadeleci ruhun eseridir. Ayrıca İran, teknoloji ve insan kaynağı yatırımıyla da şaşırtmaktadır. Türkiye’nin ilk ona bile giremediği mühendis sayısında, yaklaşık 1,5 milyon kişiyle dünyada ilk 5 arasındadır. Bugün ABD ve Siyonist İsrail’e geri adım attırabilmesinin arkasında yatan bu teknolojik güç göz ardı edilmemelidir.
ABD, İran’ın önderlerini öldürerek yönetimini dağıtacağını hesaplamıştı; ancak karşısına yumuşak bir lokma değil, “çelik bir çekirdek” çıktı. Bu durum ABD ve bölgedeki müttefiklerini büyük bir telaşa sevk etti. Ne acıdır ki, düne kadar ABD ve İsrail’in nedensiz saldırıları karşısında en küçük bir tepki bile koyamayan – aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 12 ülke bir bildiri yayınlayarak İran’ı kınama yarışına girdiler.
Elbette bu açıklamaların Tahran açısından hiçbir kıymeti yoktur. Zaten olmamalıdır da. Dünya petrol sevkiyatının kalbi olan Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyeti ve bu konudaki tavizsiz duruşu, İran’ın stratejik üstünlüğünü pekiştirmektedir.
Hani ABD ve İsrail tarafından sıklıkla İran’a kara operasyonu düzenleneceği türünden haberler çıkıyor ya… Bence bir kara operasyonundan bahsedenler, bunu düşünürken; İran’ın devasa yüzölçümünü ve sarp dağlık coğrafyasını asla unutmamalıdır. ABD’nin bu yola başvurması demek, bir anlamda savaşın galibini şimdiden ilan etmek, yani “İran bataklığında boğulmak” demektir.
Bilindiği üzere İran, klasik barış görüşmelerini reddetmekte ve barış için hayati bazı koşulların yerine getirilmesini talep etmektedir. Çünkü bilmektedirler ki; ABD bölgede kaldığı ve birileri ona yataklık yaptığı sürece bölge ülkeleri sürekli baskı ve tehdit altında kalacaktır. Bunu kalıcı şekilde sona erdirmek için İran’ın tavrı nettir: “ABD’nin bölgeden hem askeri, hem de siyasi ve mali olarak çıkarılması, bölgeye güvenlik ve istikrarın yeniden kazandırılması yolunda atılacak en önemli adımdır.”
Bu doğrultuda; ABD askeri üslerine ev sahipliği yapan veya ABD uçaklarının bu üsleri kullanmasına izin veren herhangi bir ülke, bu üslerin derhal imha edilmesi riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Ayrıca Arap komşularının ekonomilerini dolardan arındırmaları da gerekmektedir; zira bu, ABD şirketlerinin yerel ekonomilere ve hükümetlere hakim olmasını engellemenin anahtarıdır. Nitekim İranlı bir yetkilinin CNN’e yaptığı açıklamada belirttiği üzere; Tahran, ABD devlet tahvili satın alan ve Hazine bonolarına yatırım yapan şirketleri “savaşın finansörleri” ve “meşru hedef” olarak görmektedir. Bu kurumlara ve yöneticilerine, sermayelerini bir an önce çekmeleri konusunda uyarılar yapılmıştır.
Özetle; ABD’den demokrasi bekleyen 5. kolcu zavallıları konunun dışında bırakırsak bilinmeli ki, ABD kazanırsa Büyük İsrail ve BOP planları devam edecek, bölge ülkeleri etnik ve dini kimliklere ayrıştırılmaya çalışılacaktır. Eğer İran kazanırsa da bölgeye gerçek anlamda bir denge, bağımsızlık ve demokrasi gelecektir.
Bu kadar açık.












YORUMLAR