Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İBB Davası’nda 22. gün… CHP’li Cumhur Uzun: “Ali Kurt’un savunmasıyla iddianame bu yönüyle çöktü diyebilirim”

CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, tutuklu KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt’un kendisine yöneltilen iddialara karşı ayrıntılı bir savunma yaptığını belirterek, “Ali Kurt’un yapmış olduğu işlerin aslında bir suça vücut vermediği ve içeride bir menfaat ilişkisinin olmadığı çok net gözüktü. İddianame bu yönüyle çöktü diyebilirim. Bu kanıtlarla kişilerin suçlanması bile olanaklı değil. Ali Kurt’un yapılacak değerlendirme sırasında tahliye edilmesi bana göre gerekli, hukuken gerekli” dedi.

CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, tutuklu KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı

Haber: Mehmet OFLAZ – Kamera: Mehmet ÇALPAR

(İSTANBUL) – CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, tutuklu KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt’un kendisine yöneltilen iddialara karşı ayrıntılı bir savunma yaptığını belirterek, “Ali Kurt’un yapmış olduğu işlerin aslında bir suça vücut vermediği ve içeride bir menfaat ilişkisinin olmadığı çok net gözüktü. İddianame bu yönüyle çöktü diyebilirim. Bu kanıtlarla kişilerin suçlanması bile olanaklı değil. Ali Kurt’un yapılacak değerlendirme sırasında tahliye edilmesi bana göre gerekli, hukuken gerekli” dedi.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu İBB Davası’nın duruşması 22. gününde, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

ANKA Haber Ajansı’na konuşan CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, İBB Davası’nın 22. gününde olduklarını belirterek ifade alma ve değerlendirme sürecinin beklenenden uzun süreceğini ifade etti. 3 gündür duruşmayı takip ettiğini ve aynı zamanda hukukçu olduğunu vurgulayan Uzun, şöyle konuştu:

“Uzun yıllar hukuk içinde ve ceza davalarının içinde bulundum. O nedenle iddianame nedir, nasıl sorgu yapılır ve bunun sonunda neler olur, nasıl kanıtlanır, delilleri nelerdir değerlendirme şansım oluyor. Teknik olarak da değerlendiriyorum ama içeride gördüğüm, dinlediğim iddianamenin çıktığı günden beri söylediğimiz bir şey var. O da şu: Bu iddianame siyasi saiklerle hazırlanmış ve dolayısıyla içinde maddi bulguları taşımayan, sadece iftiracıların etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler olduklarına ilişkin iddialarla birlikte ortaya koydukları gizli tanıklık esasına dayalı, ama hükme esas alınmayı yeterli göstermeyecek, hükme esas alınması olanaklı olmayan ve mesnetsiz iddialara dayandırılan bir süreç işletiliyor.
Bu süreç, mümkün olduğu kadar Türkiye siyasi gündeminde tutulmak istenen siyasi bir süreç. Bunun farkındayız. Ama her geçen gün bunun ne kadar desteksiz olduğunu da ortaya koyma konusunda yol arkadaşlarımız, tutuklu olanı olmayanı, herkes çaba sarf ediyor. Türkiye, bu yargılamayı emin olun, yargının siyasi olarak kullanıldığı örnekler olarak tarihsel olarak kaydedecektir ve bunu yaşayacağız, göreceğiz. Türk siyasi tarihinde bir dönem, bir sonraki cumhurbaşkanı adaylığı için aday olunmaması için yapılan hazırlıklar sırasında siyasetin nasıl ön alma çabası içinde hukuku kullandığı ve hukukun bundan ne kadar büyük zararlar gördüğünün değerlendirildiği hem hukuk tarihi hem siyasi tarihi açısından bir dönem olacaktır. Bunu hep birlikte yaşayacağız, göreceğiz.”

“İddiaların dayanıksız olduğunu gördük”

Cumhur Uzun, KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt’un kendisine yöneltilen iddialara karşı ayrıntılı bir savunma yaptığını belirterek şöyle konuştu:

“Bu iddiaların her birisini, bizzat bu iddiaları yaşayan ya da bu iddia edilen olayları bütün ayrıntılarıyla yaşayan birisi olma hasebiyle, bütün ayrıntılarıyla tek tek anlattı. Hatta yanlış bilinen doğruları da anlatmak suretiyle katkı da sundu ve bütün bu iddialar karşısında, iddianın iddia sahibinin neden böyle davrandığını da, nasıl bir menfaati zedelendiğini düşündüğü için böyle yapmakta olduğunu da ortaya koyacak şekilde anlattı. Son derece vakıf ve yetenekli bir arkadaş. O arkadaşımızın burada sanık olarak yer alıyor olması, kendisinin şaşırdığı gibi salonda bulunan diğer kişileri de şaşırttı. Aslında yaptığı işin çökmeye mani olmak gibi bir yönü ve böylelikle de kamusal yararı korumak, İstanbullunun hakkını korumak gibi bir yönü vardı. ‘Bu olsa olsa takdire şayandır’ denildi ve kendisinin hassas çalışma örneklerini verdi, kendisinin ne kadar titiz çalıştığına ilişkin.

Kaldı ki KİPTAŞ’ın yapısıyla ilgili de yanlış bilinen ve doğruymuş gibi kabul edilen kavramlarla ilgili de çok doğru şeyler söyledi. Tamamen Türk Ticaret Kanunu’na tabi işler yaptıklarını, dolayısıyla birilerine imtiyaz sağlamak olanaklarının olmasına rağmen böyle bir şeyi kullanmadıklarını; kaldı ki herkese satılabilecek dairelerden bahsedildiğini ayrıntılarıyla verdi. Tabii çok uzun ayrıntılar gün boyu sürdü, biliyorsunuz ifade alımı. O nedenle burada onların hepsini özetlemek mümkün değil. Ama iddiaların teknik olarak dayanaksız olduğunu ve savunmanın bu anlamda ne kadar tutarlı olduğunu hep beraber yaşadık, gördük. Bugün avukatları vasıtasıyla da bunun hukuken ne anlama geldiğini çok iyi ortaya koydular ve dediler ki: Biz müvekkilimizin suçlanmış olduğu iddiada ne yapmaması gerekirken yapmıştır ya da ne yapmaması gerekirken yaptırılmıştır, imtiyaz sağlanmıştır ya da neyi yapmaması gerekirken onun yapmasına olanak verilmiştir gibi net suçun maddi unsurlarının ortaya konulması için gerekli olan unsurları ortaya koydular.

Bugün itibarıyla Ali Kurt’un yapmış olduğu işlerin aslında bir suça vücut vermediği ve içeride bir menfaat ilişkisinin olmadığı çok net gözüktü. İddianame bu yönüyle çöktü diyebilirim. Bu kanıtlarla kişilerin suçlanması bile olanaklı değil. Hatta belki biraz daha iddialı bir söz olabilir: Ali Kurt’un dönem sonunda yapılacak değerlendirme sırasında tahliye edilmesi bana göre gerekli, hukuken gerekli. Yani bunu bir hukukçu olarak söylüyorum. Çünkü anlattıkları, dosyada bulunan delillerle tevsik ettikleri, ortada bir suçun olmadığına işaret ediyor. O nedenle ortada bir suç yok ise suçluymuş gibi birisini yargılamak ya da tutuklamak bizim adalet anlayışımıza uygun olmadığı gibi hukuk düzeninin istediği de bu değildir. Ceza yargılaması maddi gerçeğin peşindedir. Bu gerçek ortaya çıktığında buna ilişkin davranmak ve suçsuzluğu konusunda kuvvetli hal oluşan kişilerin de tutukluluklarını derhal sonlandırmak durumundadır.”