Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İBB Davası’nda 21. gün… Tutuklu Ali Kurt, iddianamedeki “SPK altında satış” iddiasına itiraz etti: “Bu ifade adamı ipe götürür”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik 414 sanıklı davanın 21’inci gün duruşmasında, tutuklu sanık KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt’un savunması alındı. İddianamede yer alan “SPK’nın belirlediği bedelin altında satış” iddiasına itiraz eden Kurt, söz konusu ifadenin gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Bu ifade adamı ipe götürür. SPK’nın altında satış söz konusu değil” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik 414 sanıklı davanın 21’inci gün

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) – İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik 414 sanıklı davanın 21’inci gün duruşmasında, tutuklu sanık KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt’un savunması alındı. İddianamede yer alan “SPK’nın belirlediği bedelin altında satış” iddiasına itiraz eden Kurt, söz konusu ifadenin gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Bu ifade adamı ipe götürür. SPK’nın altında satış söz konusu değil” dedi.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu İBB Davası’nın duruşması 21. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda, devam ediyor.

Duruşmada, tutuklu KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt’un savunması alındı. Kurt, üniversiteden mezun olduktan sonra 2005 yılında Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nda (TOKİ) uzman yardımcısı olarak göreve başladığını, ardından uzman olduğunu, İstanbul Arsa Üretim Şube Müdürlüğü ve İstanbul Emlak Daire Başkanlığı, ardından da İstanbul Kentsel Yenileme Daire Başkanlığı görevlerini yürüttüğünü söyledi.

“İstanbul 3. Havalimanı kamulaştırması işinde görev aldım”

Ali Kurt, İstanbul başta olmak üzere Bursa, İzmir, Kocaeli, Balıkesir gibi büyükşehirleri kapsayan, Marmara ve Ege’nin büyük bir kısmını içeren 24 ilden sorumlu olduğunu, İstanbul 3. Havalimanı kamulaştırması işinde görev aldığını anlattı.

Şu anda ‘Kanal İstanbul’ adı altında yapılmaya çalışılan projenin aslında bir rezerv alan olduğunu belirten Kurt, şöyle devam etti:

“Bu rezerv alanın belirlenme sürecinde de kamu tarafında bunu bilen belki 4–5 teknik insandan biriydim. Yani kamunun mahrem denecek projelerinde görev aldım. Proje sınırlarının belirlenmesi, kamulaştırma ve imar uygulama süreçlerinde aktif olarak bulundum. Amacımız o dönemde İstanbul’daki riskli yapıların bu alana taşınmasıydı. Görevim gereği devletin en üst düzey makamlarıyla, dönemin başbakanları ve bakanları dahil, birçok kritik toplantıya katıldım. Bu detayı neden veriyorum? Kendi reklamımı yapmak için değil; ancak şunu ifade etmek isterim: Kanal İstanbul’un mevcut rezerv alanı yaklaşık 377.000.000 metrekaredir. İlk planlandığında İstanbul’un Avrupa Yakası’nın büyük bir kısmını kapsıyordu. Bu sınırlar belirlenirken Türkiye’de bunu bilen, üst düzey devlet yetkilileri dışında yalnızca birkaç teknik kişiden biriydim ve koordinasyon sürecinde aktif rol aldım. Kayıtlar incelendiğinde görülecektir ki ne şahsımın ne de birinci veya üçüncü derece yakınlarımın bu alanlarda 1 metrekare dahi mülkü bulunmamaktadır. İş prensibi olarak, gerek KİPTAŞ’ta gerekse TOKİ’de görev yaptığım süre boyunca hiçbir şekilde çalıştığım alanlardan gayrimenkul edinmedim. 16 yıl boyunca bu anlayışla görev yaptım. Zaten bu yaklaşımım nedeniyle TOKİ Emlak Daire Başkanlığı gibi kritik bir görev bana tevdi edildi. Bu birim, TOKİ’nin kaynak üretiminde kilit rol oynayan birimdir. Hiçbir zaman bu güveni zedeleyecek bir davranışta bulunmadım.”

“TOKİ Başkanı özellikle siyasi bir kimliğimin olmamasını dikkate alarak beni bu göreve getirdi”

TOKİ’de 4 farklı Başkan ile çalıştığını, memur olarak girdiği kurumda, şube müdürlüğüne, Emlak Daire Başkanlığı’na, ardından da Kentsel Yenileme Daire Başkanlığı görevine yükseldiğini ifade eden Kurt, “Mevcut TOKİ başkanıyla da aynı dönemde daire başkanlığı yaptık. Eğer siyasi saiklerle hareket eden biri olsaydım ya da böyle ilişkilerim bulunsaydı, bugün teorik olarak TOKİ Başkanı olmam mümkündü. Bugün görevde olan birçok bakan ve genel müdür, geçmişte birlikte çalıştığım mesai arkadaşlarımdır” dedi.

Türkiye’de yaşanan 17–25 Aralık süreci döneminde TOKİ’nin de incelemeye tabi tutulduğunu, görev yaptığı birime de operasyon düzenlendiğini aktaran Kurt, “Ben bu sürecin içinde değildim. Ardından 15 Temmuz süreci yaşandı ve tüm kamu personeli detaylı incelemelerden geçti. Benim daire başkanlığına atanma sürecimde, o dönemin TOKİ Başkanı özellikle siyasi bir kimliğimin olmamasını dikkate alarak beni bu göreve getirdi” ifadelerini kullandı.

Emlak Daire Başkanlığı’nın son derece kritik bir görev olduğunu, kamulaştırmalar, proje sınırlarının belirlenmesi, imar uygulamaları, alım-satım süreçlerinin bu birim tarafından yürütüldüğünü dile getiren Ali Kurt, şunları söyledi:

“Şube müdürü olarak görev yaptığım dönemde, yalnızca benim tasarrufumda olan harcama yetkisi 750–800 milyon TL civarındaydı. O dönemde İstanbul’daki birçok ilçe belediyesinin bile bu büyüklükte bir bütçesi yoktu. Bu nedenle, görevimin hassasiyeti gereği, o dönemin TOKİ başkanı beni devletin farklı birimleri tarafından da inceletti. Şunu özellikle vurgulamak isterim, devletten ayrıldığımda, yani memuriyetten istifa ettiğimde, sicilimde en ufak bir olumsuzluk bulunmamaktaydı. Bugün de yoktur, bu durum resmi kayıtlarla teyit edilebilir. Daha sonra, 2019 yılında Sayın Ekrem İmamoğlu’nun yerel seçimleri kazanmasının ardından bir vesileyle KİPTAŞ Genel Müdürlüğü görevi teklif edildi. 2019 yılı Ağustos ayında KİPTAŞ’a genel müdür olarak atandım. Yönetim anlayışı olarak KİPTAŞ’ta önemli bir dönüşüm gerçekleştirdik. Erişilebilir, dinamik ve yenilikçi bir yapıyı ön plana çıkardık. Ancak en temel ilkemiz ve en çok önem verdiğimiz unsur şeffaflık oldu. Bu ilke, hem kurumu güvence altına alan hem de kamuoyundaki güveni artıran temel dayanağımızdı. Şeffaflık çerçevesinde, proje kararlarını KİPTAŞ tarihinde ilk kez anketlerle belirlemeye başladık. Sosyal konut projelerinde online başvuru sistemini hayata geçirdik ve kura süreçlerini noter huzurunda, canlı yayınla gerçekleştirdik. Bu uygulamalar yalnızca KİPTAŞ tarihinde değil, Türkiye genelinde de ilk niteliği taşıyan uygulamalardı.

“KİPTAŞ, görev süremizin sonunda Türkiye’nin en büyük 11. inşaat şirketi haline geldi”

Bunların yanında, KİPTAŞ’ın üzerinde yük oluşturan gayrimenkullerin satış yönteminde de köklü bir değişiklik yaptık. KİPTAŞ tarihinde ilk kez bu satışları müzayede yöntemiyle gerçekleştirmeye başladık. Bu kapsamda toplam 9 müzayede düzenledik. Bu süreç kamuoyunda da geniş yer buldu; yalnızca gayrimenkuller değil, araç satışları da aynı yöntemle gerçekleştirildi. Burada önemli olan husus şudur: KİPTAŞ daha önce de gayrimenkul satışlarını mevzuata uygun şekilde yapıyordu. Ancak bu süreçler genellikle gazete ilanları üzerinden yürütülüyor, belirli süre içinde teklif toplanarak en uygun teklif seçiliyordu. Biz ise bu süreci daha şeffaf, rekabetçi ve denetlenebilir hale getirdik. Bu değişikliklerin tamamı, kamu yararını artırma ve süreçleri daha açık hale getirme amacıyla yapılmıştır. Yenilikçi yaklaşımımızın bir diğer boyutu da KİPTAŞ’ı mahalle ölçeğine kadar indirmemiz oldu Sayın Başkan. Maliyetleri düşürerek ve daha erişilebilir projeler geliştirerek kurumu sahaya taşıdık. KİPTAŞ, görev süremizin sonunda Türkiye’nin en büyük 11. inşaat şirketi haline geldi. Göreve geldiğimizde ihalelere dahi girmekte zorlanan, hatta genel müdürlük binasını ipotek etmek zorunda kalmış bir yapıdan; tamamen kendi ürettiği projelerle büyüyen bir kuruma dönüştü. Bu büyüme hiçbir kamu ihalesi alınmadan gerçekleşti. Tamamen doğru maliyet yönetimi, etkin proje üretimi ve kurumsal verimlilikle sağlandı. Bizim ölçeğimizde hiçbir firma mahalle aralarına girmezken, KİPTAŞ’ı bu alanlara soktuk. Bu tercihler zaman zaman eleştirildi. Ancak bugün görüyoruz ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da mahalle ölçeğinde dönüşüm projelerine kredi desteği vererek bu alanı teşvik etmektedir. Biz ise bu yaklaşımı kendi ölçeğimizde ilk uygulayan kurumlardan biri olduk. Ayrıca Türkiye’de sabit taksitli ve asgari ücretin altında ödeme modeliyle sosyal konut üreten ilk kurum KİPTAŞ olmuştur Sayın Başkan. Bu anlamda hem ilk hem de tek uygulamadır. Silivri 4. Etap projesi bunun en somut örneğidir. 2020 yılında, pandemi döneminde ve sokağa çıkma kısıtlamalarının olduğu bir süreçte başlattığımız bu projede, konutlar 2.100–2.200 TL aralığında satışa sunulmuştur. O dönemde asgari ücret yaklaşık 2.250 TL seviyesindeydi. Bugün geldiğimiz noktada aidatların dahi bu seviyelere ulaştığı düşünüldüğünde, bu modelin önemi daha net anlaşılmaktadır.”

“‘Yarısı Bizden’ kampanyası da esasen bu modelin benzeridir”

Ali Kurt, çevreci sosyal konut anlayışını da ilk kez kendilerinin uyguladığını, Tuzla Meydan Evler projesinin bu yaklaşımın ilk örneği olduğunu ifade ederek, bu projede sosyal konutlarda ilk kez gri su geri kazanım sisteminin uygulandığını anlattı.

En önemli reformlardan birinin ise “İstanbul Yenileniyor” modeli olduğunu, bu modelle, riskli yapılarda yaşayan vatandaşlara, maliyetler üzerinde uzlaşmaları halinde KİPTAŞ garantörlüğünde dönüşüm imkanı sunulduğunu aktaran Kurt, “Bu model İstanbul’un kentsel dönüşüm geleceği açısından kritik bir adımdır. Bugün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülen ‘Yarısı Bizden’ kampanyası da esasen bu modelin benzeridir. Tek fark, kamu bankalarının devreye girmiş olmasıdır. Biz ise kamu bankalarından destek alamadan ve hiçbir kredi imkânı kullanmadan bu modeli hayata geçirdik. Biz aslında 11 bin insanın hayatına doğrudan dokunduk Sayın Başkan. Bizden önce KİPTAŞ’ın bu ölçekte bir sosyal ve operasyonel misyonu yoktu. Biz KİPTAŞ’ı hem kurumsal bir özel sektör şirketi disipliniyle hem de kamu yararı bilinciyle yeniden yapılandırdık” dedi.

“Bana yöneltilen bazı isnatlarda irtikap suçlaması da yer almaktadır. Ancak ben devlet memuru değilim”

Ali Kurt, kendisine yöneltilen isnatlar arasında “irtikap” suçlamasının da yer aldığını belirterek, “Ancak ben devlet memuru değilim. Türk Ticaret Kanunu’na tabi bir şirkette profesyonel yönetici olarak görev yaptım. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki görevimden istifa ederek bu yapıya geçtim ve 4A sigortalı bir çalışan olarak çalıştım. Dolayısıyla hukuki statüm açık ve nettir. Devlet memurlarının maaş sistemi ve kamu personel rejimi içerisinde değilim. Buna rağmen tutukluluk sürecim başladığından bu yana ne maaşım ödenmekte ne de sosyal güvenlik primlerim yatırılmaktadır. Bu durum fiilen çalışma hayatımdan tamamen koparılmam anlamına gelmektedir” şeklinde konuştu.

TOKİ’de görev yaptığı dönemde, TOKİ’nin başında Erdoğan Bayraktar’ın bulunduğunu söyleyen Kurt, şöyle devam etti:

“Kendisi TOKİ’yi ciddi şekilde ivmelendiren bir yönetici oldu ve daha sonra Bakan olarak görev yaptı. O dönemde Sayın Cumhurbaşkanı Başbakandı ve biz doğrudan Başbakanlığa bağlı bir kurumduk. Operasyonel açıdan çok güçlü yetkilere sahip bir yapımız vardı; iki ya da üç imza ile doğrudan en üst makama kadar giden bir karar zinciri işliyordu. Buna rağmen, KİPTAŞ’ın İstanbul’daki hareket kabiliyeti ve yerel düzeydeki yetki alanı çok daha farklıydı ve bazı açılardan çok daha esnekti. Bunu somut bir örnekle açıklamak isterim: Gaziosmanpaşa’daki Avrupa Konutları projesi, TOKİ’de yaptığım ilk imar uygulamalarından biridir. Hazine’den devralınan bir alandı ve süreç son derece karmaşıktı. Detaylarına girildiğinde, aslında “devlet içinde devlet” denilebilecek kadar çok katmanlı bir bürokratik yapı ile karşı karşıya olduğunuzu görürsünüz. Benzer şekilde Beşyol bölgesindeki proje alanı da Vakıflar’a ait bir mülkiyet üzerindeydi. TOKİ döneminde bu alanla ilgili kapsamlı çalışmalar yaptık ancak tüm çabalara rağmen sonuçlandırılması kolay olmadı. Şunu özellikle vurgulamak isterim: O dönemde TOKİ, Sayın Erdoğan Bayraktar gibi güçlü ve agresif bir yönetim iradesine sahip olmasına rağmen, doğrudan Başbakanlığa bağlı bir kurum olarak bile bazı alanlarda ilerleme sağlayamadı. Buna karşılık KİPTAŞ’ın, İBB Meclisi’nin karar mekanizmaları sayesinde bazı süreçleri daha hızlı ve etkin şekilde çözebildiğini gözlemledik.

“Çok şükür ki KİPTAŞ’tan tek yargılanan benim; arkadaşlarımın derdiyle dertlenmek zorunda kalmadım”

Sayın Başkanım, öyle bir yapı tasarladık ve düşündük ki şeffaf olsun, denetlenebilir olsun. Çünkü her şeyimizin sorgulanacağını biliyorduk. Müzayedeyi o yüzden yaptım ben. Yani gidip malı satsam 3. kişiye, kimse bir şey diyemez; kanunen bir sıkıntı yok. Ama derler ki: ‘Ucuza sattın, pahalıya sattın.’ Hatta Doğan Subaşı, grup başkan vekilimiz, o zaman avukat, şu an burada mı bilmiyorum… Çanakkale’de yer almış KİPTAŞ, sit alanında. Bana mesaj attı: ‘Ali’ciğim, böyle bir yer satmışsınız, metrekaresi 25 liraya. Ucuz değil mi? Niye sattınız?’ Ben de dedim ki: ‘Ya bana ‘niye sattınız’ diye soracağına, KİPTAŞ Çanakkale’de niye yer aldı diye sor.’ Eğer ben müzayedeleri yapmasaydım, sırf o yüzden bile, sadece kendi siyasi çekişmelerinden dolayı bile dayak yerdim. Bunu bildiğim için KİPTAŞ’ta ekstra şeffaf çalıştım Sayın Başkanım.”

KİPTAŞ’ta bir genel müdürün tek başına imza yetkisinin bulunmadığını ifade eden Kurt, “Çok şükür ki tek yargılanan benim; arkadaşlarımın derdiyle dertlenmek zorunda kalmadım. Ama KİPTAŞ’ta genel müdürün tek başına imza yetkisi yoktur. Nokta. Ben banka ödeme yazısı bile yazacak olsam, en kötü ikinci derece imza yetkilisi, genel müdür yardımcısı ya da yönetim kurulundan biriyle birlikte imzalamak zorundayım” ifadelerini kullandı.

“Geldiğimiz günden beri Sayıştay’la adeta akraba olduk; o kadar sık geliyorlar”

Göreve geldikten 1–1,5 ay sonra Sayıştay denetiminin başladığını söyleyen Ali Kurt, şunları aktardı:

“Geldiğimiz günden beri Sayıştay’la adeta akraba olduk; o kadar sık geliyorlar. İlk buldukları bulgular, benden önceki döneme ait olanlar zaten azaldı. Standart, işte özel sağlık sigortası vesaire gibi KHK ve mevzuat kapsamında rutin bulgular haricinde bir bulgu yok. İBB Teftiş Kurulu’nun bize sunduğu bazı raporlar kapsamında suç duyurusunda bulunmamız gereken konular oldu, mülkiye müfettişleri de bizim suç duyurusunda bulunduğumuz konularda bizi teftiş etti. Hepsinden öte, Ekrem İmamoğlu’nun kurduğu bir denetim mekanizması var ki hepsinden daha katıdır; tabiri caizse onların denetiminden de geçtik. Biz, yargıya konu olabilecek tek bir olumsuz bulguya KİPTAŞ’ta rastlamadık. Zaten ihtimal olsaydı, bugüne kadar ne beni burada tutarlardı ne de siyaset ve bürokrasi buna göz yumardı. Çünkü her zaman, maalesef, yaptığımız işlerle göz önünde olduk; bu da vatandaşın ilgi ve alakasından kaynaklanıyor.”

“Bana kumpas kurulduğunu anlıyorum”

Ali Kurt, 23 Mayıs 2025’te bir şafak operasyonuyla gözaltına alındığını, kolluktaki ifadesinin 13 saat sürdüğünü belirterek, “154 sayfa evrak ve sorgu vardı. Onu görünce korktum; dedim ki: ‘Ekrem İmamoğlu lider olarak yargılanıyor, 40 sayfa; bende 154 sayfa… Ne yapmış olabilirim?’ Tapeler, toplantı dinlemeleri… Tapelerde şu ifadeler var; bunları çözümlemişler, okutuyorlar, Sayın Başkan. Ve bana soruyor kolluktaki arkadaş: ‘Ali Kurt’u piyon yapalım, Ali’ye bastıralım, bu işi çözdürürüz.’ Bana diyor ki kolluktaki arkadaş: ‘Bundan ne anlıyorsun?’ Ben de dedim ki: ‘Bana kumpas kurulduğunu anlıyorum.’ Ciddi bir savunma yaptık bu süreçte. Ama şu andaki iddianamedeki konuların da hiçbiri bana sorulmadı. Niye sorulmadı? Maksimum 24 saat sürmezdi; şu anda sunacağım belgeleri size sunardım, Sayın Başkan, ve bu şekilde beni kimse tutuklayamazdı, gündem olurdu. Ama sorulmadı. Dediğim gibi, bundan sonrasına bakıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Ekrem İmamoğlu da gelse Sayın Cumhurbaşkanı da gelse SPK değerinin altında KİPTAŞ’tan mal satamaz”

Ali Kurt, iddianamade bir ifadede, “Ali Kurt bana projede 50 tane daireyi SPK’nın belirlediği düşük fiyat üzerinden, kendi söyleyecekleri İBB personeline satın dedi” şeklinde bir beyanın yer aldığını, iddianamede ise “SPK’nın belirlediği bedelin altında” şeklinde kayıtlara geçirdiğini belirtti.

Kurt, “Ekrem İmamoğlu da gelse Sayın Cumhurbaşkanı da gelse SPK değerinin altında KİPTAŞ’tan mal satamaz. Tapuda rayiç bedelin altında satışa benzer. Şimdi bu kavramı anlamanız çok önemli. Bir ekspertiz yaptı, 100 lira. Bu nihai satış bedeli değil. Ne dedi? ‘105 liraya satalım.’ ‘Eyvallah’ dedik, biz onu 107’ye çıkardık. SPK’nın belirlediği düşük bedele satın dediği bu. SPK’nın altında değil” şeklinde konuştu.

Mahkeme Başkanının, “İddinamede ‘SPK’nın belirlediği bedelin altında’ diye geçmiş” demesi üzerine Kurt, “Aynen öyle. Yani siyahla beyaz kadar fark var. Adamı ipe götürür bu ifade. Bakın, böyle bir şey yok. Ben böyle bir şey demedim. Ha, bu arada 50 daire konusunu anlatacağım; öyle bir şey de yok. Ama ben böyle bir şey demedim. 50 daireyi İBB personeline satın demek de suç değildir, örneğini vereceğim” dedi.

Ali Kurt’un Ertan Yıldız tepkisi gülüşmelere neden oldu

İtirafçı Adem Soytekin’in, etkin pişmanlık kapsamında kendisi hakkında bazı suç isnatlarında bulunduğunu aktaran Ali Kurt, “Adem Soytekin ile şahsi bir husumetim bulunmamaktadır. Burada sıkça ‘neden senin hakkında böyle beyan verdi?’ sorusu gündeme geliyor. Aslında buna ilişkin açıklamayı ben yapayım. Adem Soytekin konusunda bana da bazı baskılar yapıldı. İsmini ver denildi, vermedim. ‘Ertan Yıldız’ın ismini ver’ denildi, yine vermedim. Çünkü bilmediğim bir konuda beyanda bulunmam mümkün değildir. O dönemde farklı bir tutum sergileseydim, bugün burada olmam söz konusu olmayabilirdi. Ancak Adem Soytekin’in etkin pişmanlık beyanları oldukça ağır ve kapsamlı iddialar içermektedir. Bunları da belgeleriyle birlikte mahkemenize sunacağım” ifadelerini kullandı.

Mahkeme Başkanı’nın, “Adem Soytekin’in etkin pişmanlık ifadesine değindiniz. Bir önceki beyanlarınızda da Ertan Yıldız üzerinden bazı değerlendirmeler yaptınız. Sizinle ilgili 17 Haziran 2025 tarihli ifadesinde geçen ‘100 daire’ meselesi ve size geldiği iddiası hakkında ne söylemek istersiniz? Ertan Yıldız neden sizinle ilgili böyle bir beyanda bulunmuş olabilir?” sorusu üzerine Kurt, “Sorduğunuz için teşekkür ederim Sayın Başkan. Ertan Yıldız ile ilgili şunu söylemek isterim: Kendisi oldukça zeki bir kişidir. Hatta daha önce karşılaştınız mı bilmiyorum” dedi.

Başkanın, “İkinci celsede tanışacağız” demesine karşılık Ali Kurt’un, “Kaçar o ikinci celsede, zorla getirmezseniz” sözleri salonda gülüşmelere neden oldu.

Ali Kurt, şöyle devam etti:

“Sayın Başkan, Ertan Yıldız hayatınızda karşılaşabileceğiniz en kibirli kişilerden biridir. Ancak bunu somut bir örnekle anlatmak isterim. Etkin pişmanlık beyanında diyor ki, ’12 şirket bataktaydı, ben devraldıktan sonra hepsini kurtardım. İhalelere bile giremez durumdaydılar.’ Ancak aynı ifadede şunu da söylüyor, ‘Ekrem Başkan KİPTAŞ ile özel olarak ilgilendiği için ben KİPTAŞ ile hiç ilgilenmedim.’ Oysa kendisi 2020 yılından itibaren KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanıdır. Yani bahsettiği tüm süreçlerin yaşandığı dönemde doğrudan yönetim kurulu üyesidir. Bu kadar açık bir çelişkiyi izah etmek mümkün değildir. Bunu bana daha önce bir savcı da sordu. Ben de kendisine şu cevabı verdim: Ertan Yıldız, KİPTAŞ’ı en güvenli liman olarak gördüğü için Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmiştir. Bizden önceki yönetim kurulu başkanı bir hanımefendiydi, daha sonra görevden ayrıldı. Bizim dönemimizde ise kurum ciddi bir performans dönüşümü yaşamıştır. Mali ve idari anlamda şirket ciddi şekilde toparlanmış, hatta önceki dönemde maaş ödemekte zorlanan bir yapıdan sürdürülebilir bir kurumsal yapıya geçilmiştir. Bunu eski genel müdür ve şu anda Ümraniye Belediye Başkanı olan kişi de çok iyi bilmektedir.”