Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Zirisa Şirvan Yücel
Zirisa Şirvan Yücel

Güven, Aşk ve Hayalin İnce Çizgisi

İnsan hayatında bazı kavramlar vardır ki, varlığı hissedildiğinde huzur verir, yokluğu ise derin bir boşluk yaratır. Güven, işte tam da böyle bir kavram. Görünmezdir ama hissedilir. Ölçülemez ama hayatın merkezinde yer alır. Peki bu kadar hayati olan güven neden bu kadar kırılgan? Ve neden bazı insanlar, sevdikleri kişiye bile güvenmekte zorlanır?

Aslında mesele çoğu zaman karşımızdaki insanla değil, kendimizle başlar. İnsan, kendi iç dünyasında ne kadar dengedeyse, dış dünyayla kurduğu ilişkiler de o kadar sağlam olur. Kendine karşı dürüst olamayan, duygularını tanımayan ve içsel çatışmalarını çözemeyen birey, başkasına güvenmekte zorlanır. Çünkü güven, önce insanın kendi içinde inşa ettiği bir yapıdır.

Ancak bu noktada önemli bir yanılgı devreye girer: İnsan, çoğu zaman karşısındaki kişiye değil, zihninde yarattığı “ideal”e bağlanır. Sevdiğini sandığı kişi, aslında onun hayalinde şekillendirdiği bir karakterdir. Bu hayali karakter; kusursuz, anlayışlı, hep yanında olan ve asla incitmeyen bir figürdür. Gerçek insan ise doğası gereği eksiktir, hatalar yapar ve bazen hayal kırıklığı yaratır.

İşte kırılma tam burada başlar.

Zihindeki ideal ile gerçek kişi arasındaki mesafe açıldıkça, güven de sarsılır. Kişi bir süre sonra “Sen değiştin” der. Oysa değişen çoğu zaman karşısındaki değil, kendi algısıdır. Başlangıçta görmek istediğini gören insan, zamanla gerçeği fark eder ve bu farkındalık acıya dönüşür.

Bu acının kaynağı ise çoğu zaman karşı taraf değil, kurulan hayaldir.

Günümüzde ilişkilerin en büyük çıkmazlarından biri de budur: İnsanlar birbirini olduğu gibi kabul etmek yerine, birbirini kendi hayallerine uydurmaya çalışır. Bu gerçekleşmediğinde ise hayal kırıklığı kaçınılmaz olur. Çünkü hiçbir insan, bir başkasının zihnindeki kusursuz role sonsuza kadar uyum sağlayamaz.

Öte yandan “gerçek aşk asla bitmez” söylemi de üzerinde düşünülmesi gereken bir başka romantik iddiadır. Gerçek hayatta insanlar değişir, şartlar dönüşür, duygular evrilir. Bazen çok sevilen bir ilişki bile zamanla yıpranabilir. Bu durum, yaşananın sahte olduğu anlamına gelmez. Aksine, insan olmanın doğal bir sonucudur.

Belki de asıl mesele, aşkı ve güveni ulaşılması gereken kusursuz bir hedef gibi görmekten vazgeçmektir. Çünkü ne insan kusursuzdur ne de ilişkiler.

Gerçek olan şudur:
Güven, kusurlarla birlikte var olmayı kabul edebildiğimiz yerde başlar.
Aşk ise bir hayale tutunmak değil, bir gerçeği görebilmektir.

Ve belki de en önemlisi…
İnsan, başkasına yaslanmadan önce kendi içinde durabilmeyi öğrenmelidir. Çünkü içi sağlam olmayan bir yapı, dışarıdan ne kadar destek alırsa alsın, ilk sarsıntıda çatlamaya mahkûmdur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER