Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Nusret Kebapci
Nusret Kebapci

Fatma Nur Öğretmen’i Kim Öldürdü?

Geçtiğimiz günlerde bir lisede Fatma Nur öğretmen, okulun bir öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülerek aramızdan koparıldı. Olayın ardından yaşanan gelişmelere ve sosyal medya paylaşımlarına bakıldığında; genellikle okullardaki güvenlik önlemlerinin yetersizliği ve daha sıkı tedbirler alınması gerektiği üzerinde duruldu. Ancak bence konu o kadar basit değil.

Üstelik okullarda çok sayıda güvenlik görevlisi, hatta polis görevlendirmek bile emin olun bu sorunu çözmeye yetmeyecektir. Çünkü okullardaki şiddet konusu sadece polisiye önlemlerle çözülemez. Eğer çözüm tüm okullara karakol kurmaktan geçiyorsa – ki bu mümkün değildir – orası okul olmaktan çoktan çıkmış demektir. Böyle bir ortamda yaşananlara “eğitim-öğretim” denilebilir mi? Bu durum üzerinde çokça düşünmeliyiz.

Peki, bu ortamda herkese bir soru: Bu şiddet sadece öğretmenlere mi uygulanıyor? Kesinlikle değil. Şiddet uygulanan meslek grupları arasında; toplumun kurallara uymasını sağlamakla görevli emniyet mensuplarımız olduğu gibi, hizmet etmeye çalışan, insanları tedavi etmekle yükümlü doktor ve hemşirelerimiz de bu tür davranışlardan paylarını almaktadır. Elbette şiddet sadece bu mesleklerle sınırlı kalmayıp toplumun geneline yayılmış durumda. Trafikte veya herhangi bir anlaşmazlıkta insanların sıklıkla şiddete başvurduğunu görünce, sadece suç işleyeni yakalayıp cezalandırmaktan ziyade “bataklığı kurutmak” daha doğru olmaz mı?

Elbette doğru olur. Ancak konuya açıklık getirmek adına işe bir soruyla başlayalım: Sizce bugün tüm halkı birleştirecek bir ideoloji, onları aynı duyguda buluşturacak bir düşünce sistemi var mı? Ne yazık ki yok. Peki, eğitimle öğrencilerde ortak bir duygu ve düşünce geliştirmek gibi bir gayret var mı? İnanın o da yok.

Aslında bu durum bir tesadüf değil, yasal düzenlemelerle örülen bir süreçtir. Bakın, daha önceki MEB Teşkilat Yasası’nda Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi; “Atatürk İnkılap ve İlkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk Milliyetçiliği ‘ne bağlı, Türk milletinin milli, ahlaki, manevi, tarihi ve kültürel değerlerini benimseyen… Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen vatandaş yetiştirmek…” şeklinde tanımlanırken, 2011’de yapılan değişiklikle “…küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak…” haline getiriliverdi. Çünkü ülke pazarını ulusal olmaktan çıkarıp küresel sermayeye açık hale getirince, eğitimin bundan payını almaması düşünülemezdi. Ne istiyordu küresel sermaye? Vatansız, milletsiz, kimliksiz, kişiliksiz bir nesil! Çünkü sömürünün sonsuza kadar sürebilmesi için gelecekteki nesillerin de buna uygun yetiştirilmesi gerekiyordu.

Bununla da kalınmadı; 2017 yılında MEB Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği değiştirilerek, sosyal etkinliklerin amacını “Öğrencilerin Atatürk İlke ve İnkılâplarına bağlı yurttaşlar olarak yetişmelerine katkıda bulunmak” şeklinde tanımlayan 5. madde de yönetmelikten çıkarılıverdi. Anlayacağınız artık eğitimde Atatürk, Devrimleri ve Anayasa’nın başlangıç ilkeleri değil; küresel sermayenin istediği ulus bilincinden yoksun, sadece onlara hizmet edecek bir yapı kurgulanıyordu.

Hani zaman zaman film ve dizilerde de “Eğitim şart!” veya “Her şeyin başı eğitim” gibi sözler edilir ya; işte bu haliyle o sözler doğru değil. Eğer bir ülke ulusal ekonomisine sahip çıkar; sanayisini, tarımını geliştirir ve ekonomik-siyasi bağımsızlığı temel alırsa işte o zaman, emperyalizme fırsat vermemek ve parçalanmamak adına tüm halkı “ulus bilincinde” birleştirecek ulusal bir eğitim verilir ki gelecek kuşaklar ülkenin bağımsızlığına sahip çıksın.

Ama bir ülke ki ekonomisini ulusal olmaktan çıkarıp hemen hemen her şeyi alınıp satılabilir bir “meta” haline getirir, ülkenin tüm varlıklarını ve topraklarını küresel sermayeye “babalar gibi” satar, emin olun eğitim sistemi de ister istemez buna göre yapılandırılacaktır. Yani eğitim, toplumda güçlü bir ulus bilinci veya bağımsızlık duygusu oluşturmak yerine; küresel sermayeyi rahatsız etmeyecek, “çok kültürlü ve çok kimlikli” bir yapıya dönüştürülecektir. İşin “özü” budur.

İşte bu yüzden bugün devlet okullarında dini eğitim verilerek ulus bilinci yok edilmekte, öğrencilerin sorgulama yetenekleri köreltilirken; neredeyse her ülkeye, her tarikata, her sermayeye eğitim izni verilerek emperyalizmin istediği o çok kimlikli, çok kültürlü yapının altyapısı da hazırlanmaktadır. Tabii iş sadece bununla da bitmemekte; daha önce güçlü ulusal devletin öğrenci üzerinde sözü geçen “yetkili öğretmeni”, hasta üzerinde sözü geçen “doktoru”, hak ihlalinde müdahale eden “polisi” olan o saygın görevler de neoliberal küreselci sistemden payını alarak değişime uğramaktadır. Eğitim ve sağlığın tamamen ticaret haline getirilmesi nedeniyle de, bu alanlar “müşteri odaklı” bir yapıya dönüştürülmektedir.

Bu durumda da “müşteri memnuniyeti” edebiyatıyla öğretmen okulda “eğitim lideri”, doktor “sağlık rehberi” gibi içi boşaltılmış sıfatlarla tanımlanırken aslında bu görevliler, devlet anlayışının değişmesiyle birlikte “müşterinin işini gören hizmetli” durumuna düşürülmekte ve görev yaptıkları alanlarda sözleri geçmez hale getirilmektedir.

Düşünebiliyor musunuz? Öğrenci ders çalışmak zorunda değil, devam etmeye zorlanamıyor, kurallara uyması için bir yaptırım da söz konusu değil. Hiçbir konuda sorumluluğu olmayan bir öğrenci, gelecekte nasıl bir vatandaş olur dersiniz? Kendisini her konuda yetkili görüp hiçbir konuda sorumluluk almayan bir kişi olmaz mı?

Demek istediğim; Fatma Nur öğretmenleri korumanın yolu okulları karakola çevirmek değildir. Çözüm; ders çalışmamanın, okula devam etmemenin ve kurallara uymamanın sorumluluğunu alarak bedelini ödemek zorunda kalan disiplinli bir eğitim sistemiyle gerçekleşecektir.

Gerisi hikâyedir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER