Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ahmet Şık, “Ayna/Heli” kitabını tanıttı: “Alengirli kavşakların hepsinin aslında kesişim noktasında Kürt meselesi var”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, “Ayna/Heli: Kürt Meselesi Kimlik İnkarı Devlet Zihniyeti ve Yurttaşlık Krizi” kitabının tanıtımını gazeteci meslektaşlarına yaptı. Şık, “tarihsel akışın içerisinde cumhuriyetin kurulması, erken cumhuriyet dönemi, çok partili hayat, darbe dönemleri, Susurluk, aradaki birtakım barış girişimleri ya da sorunu çözme iddiasındaki birtakım girişimler, cumhuriyet tarihinin son 25 yılına imzasını atan AKP’li yıllar ve o yılların içerisindeki birtakım ittifaklar, Fethullahçılık, 28 Şubat’tan tutun da 15 Temmuz kalkışmasına kadar uzanan süreçte bu alengirli kavşakların hepsinin aslında kesişim noktasında Kürt meselesi var” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, “Ayna/Heli: Kürt

Haber: ÇAĞATAN AKYOL – Kamera: HAKAN KAYA

(İSTANBUL) – Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, “Ayna/Heli: Kürt Meselesi Kimlik İnkarı Devlet Zihniyeti ve Yurttaşlık Krizi” kitabının tanıtımını gazeteci meslektaşlarına yaptı. Şık, “tarihsel akışın içerisinde cumhuriyetin kurulması, erken cumhuriyet dönemi, çok partili hayat, darbe dönemleri, Susurluk, aradaki birtakım barış girişimleri ya da sorunu çözme iddiasındaki birtakım girişimler, cumhuriyet tarihinin son 25 yılına imzasını atan AKP’li yıllar ve o yılların içerisindeki birtakım ittifaklar, Fethullahçılık, 28 Şubat’tan tutun da 15 Temmuz kalkışmasına kadar uzanan süreçte bu alengirli kavşakların hepsinin aslında kesişim noktasında Kürt meselesi var” dedi.

TİP İstanbul Milletvekili, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyesi Ahmet Şık’ın kaleme aldığı “Ayna/Heli: Kürt Meselesi Kimlik İnkarı Devlet Zihniyeti ve Yurttaşlık Krizi” kitabı Ayrım Yayınları’ndan çıktı. Şık, kitabın tanıtımını Taksim’deki bir mekanda dün gazeteci meslektaşlarıyla yaptı.

Şık’a TİP Genel Başkanı Erkan Baş ile TİP Sözcüsü Sera Kadıgil de eşlik etti. Baş, Kürt sorununa ve kitaba ilişkin şunları söyledi:

“Bugünün siyasal görevleri itibarıyla da bu konuda tarafsız, duyarsız, önemsemez bir pozisyon almak bize göre mümkün değildir. Şimdi Türkiye’de biz bir demokrasi sorunundan söz ediyorsak Kürt sorununu yok sayamazsınız. Biz bugün Türkiye’de eşit yurttaşlık sorunundan bahsediyorsak, Türkiye’de birileri yurttaş birileri daha yurttaşsa Kürt sorunu burada merkezi bir yerde durmak zorundadır. Bizim daha önce ilk HDP listelerinden Meclis’e girme gerekçemiz de sonra Emek ve Özgürlük İttifakı’nda omuz omuza durmayı tercih etmemiz de birisi sürekli olarak iktidar tarafından düşmanlaştırılıyorsa, ötekileştiriliyorsa, sürekli operasyonlara uğruyorsa, siyaset yapma hakkı dahil, seçme ve seçilme hakkı dahil bunlar gasp ediliyorsa ‘Biz bu konuyla ilgilenmiyoruz’ deme şansımız, lüksümüz falan yoktur. Dolayısıyla biz iktidarın o baskısı karşısında tereddütsüz biçimde siyasi, ideolojik ve pek çok tartışma yapabiliriz ama Kürt halkını bir bütün olarak karşısına aldığında bu iktidar, bir devrimciye, bir sosyaliste, bir ilericiye, bir yurtsevere, bir demokrata düşen görev orada pozisyon almaktır.

“Barışa tereddütsüz evet diyoruz”

Şimdi bütün bunların üzerine Türkiye’de ‘barış’ lafı edilmeye başlandığı andan itibaren bunu biz şöyle değerlendirdik: Ne yapabiliriz? Bu milyonda bir ihtimal, binde bir ihtimal bile ortada barış sözcüğü varsa bizim mutlaka bir şey yapmamız lazım. Şimdi bunun örneğin AKP’nin herhangi bir biçimde demokratlaşacağına, herhangi bir biçimde barışseverliğe doğru yol alacağına ilişkin bir ihtimalle hiçbir ilgisi yok. Biz en başından bu yana şunu söyledik. AKP’yle, saray rejimiyle mücadeleye devam edeceğiz. AKP’ye, saray rejimine hayır diyoruz ama barışa tereddütsüz evet diyoruz. Bütün süreç boyunca da karşı taraftan, iktidar cenahından özel hiçbir beklenti içerisine girmeden elimizden geldiğince bunu yapmaya ve gücümüz yettiğince de bu barış ihtiyacını toplumsallaştırmaya dair tutum takınmaya, orada durmaya çalıştık. Bu kitap da belki de bu sürecin bizim açımızdan bir adımı daha. Ben burada kendisine özel de söylemedim ama hepinizin huzurunda bir teşekkür etmek istiyorum Ahmet’e. Bir kere komisyon çalışmaları çok yoğun geçti Meclis’te. Biz tek kişiyle temsil edildiğimiz için bütün yük Ahmet’in omuzlarında kalmış oldu komisyon sürecinde.

“Umuyorum hakkını verebiliriz”

Hem komisyon çalışmalarında, orada tırnak içinde söyleyeyim, bizim benimsemediğimiz genel mutabakata karşı bir duruşu oldu hem de bir taraftan işte bu kitap çalışmasıyla meseleyi Türkiye’de daha geniş kesimlere, belki de hiç bilmeyenlere, bugüne kadar ilgilenmeyenlere nasıl anlatabiliriz diye çok yoğun bir emekle, kendisini göremediğimiz bir dönemde Ahmet bu kitabı hazırladı. Umuyorum hep beraber hakkını verebiliriz. O emeğin de karşılığını vermek biraz bizim üzerimizde bir görev, sorumluluk olarak düşünüyorum. Amacımız şu. Bu ülkede herkesin kendisini eşit hissedeceği, özgür hissedeceği, demokrasi içerisinde, barış içerisinde, özgürlük içerisinde yaşayabileceği bir ülke mücadelesine katkı sunmak istiyoruz. İktidarların bugüne kadar sürdürdüğü o bölücü bakışı, insanları birbirine düşmanlaştırıcı yaklaşımı ortadan kaldırmak için Türkiye İşçi Partisi’nin üzerine düşen bir sorumluluk olduğuna inanıyoruz. Bu kapsamda da bir adım da Ahmet yoldaşımız atmış oldu.”

“TİP’in yaklaşımını rapor olarak yazmaya gayret ettik”

Kitabın çıkış sürecini anlatan Şık, şöyle konuştu:

“Süreci herkes gibi biz de 1 Ekim 2024’teki Meclis açılışı sırasındaki Bahçeli’nin sıkılı yumruğunu tokalaşma hâline getirmesiyle öğrendik. Gidişata da bakarak aslında yeni bir şeyin ortaya çıkacağını öngörerek ‘Bu meseleyi bir anlatmamız lazım’ diye yola çıktık. Aslında kitap fikrinden ziyade bunu Türkiye İşçi Partisi’nin Kürt meselesi nedir ve partinin bu konudaki yaklaşımı nediri insanlara anlatmak üzerine bir rapor olarak yazmaya gayret ettik. Başlangıçta böyleydi ve sonra komisyon kuruldu. Ben o komisyona girdim. Hatta Erkan’la da çok tartıştık. Dedik ki ‘Bu biraz uzun olacak ama komisyona rapor olarak biz bunu sunalım’. Çok bilinmedik bir şey yok aslında ama derli toplu bir araya gelsin. Komisyondaki toplantılardaki genel gidişat, siyasal iklime bakarak benim kişisel kanaatim şu oldu. Bu raporu o komisyon üyelerine sunmanın gerçekten bir manası yok. Gelinen süreçteki tutuma da baktığımızda gerçekten manasız. Zaten konunun ilgilisi burada anlatılan ve anlatılamayan bir dolu gerçeği bence biliyor. İdeolojisinden bağımsız bir şey söylüyorum.

“PKK üzerinden yalanlar söyleniyor”

Burada bütün mesele bu sorunun gerçekten kimsenin onurunu zedelemeyecek bir barışla bir siyasal çözüm içerip içermediğine ilişkin bir yaklaşımın samimiyetini görüp görmemekti. Ben o samimiyeti kişisel olarak gördüğümü düşünmüyorum. Dedik ki ‘Boş verelim, oraya vermeyelim. Bunu kitaplaştıralım’. Kitapta -çok dürüstçe söyleyeyim- ‘Yeni ne var’ derseniz elbette ki yakın süreç var vs. falan ama aslında kitabın arkasında benden önce bu konuda kalem oynatmış çok sayıda değerli insan var. Onların yazdıklarına, makalelerine, dergilerde yayınlananlara bakarak iyi bir derleme oldu. Osmanlı’nın son döneminden başlayıp hâlâ günümüzde de süren bu sorunu derli toplu meseleyi anlamak isteyenlere anlatmaya çalışma iddiasında olan bir kitap olduğu. Kitabın içerisinde ben ya da sizler ideolojik duruş olarak yoksunuz. Bir gazetecilik çalışması aslında, mesleğimden kaynaklı olarak. Çünkü bize özellikle bu Kürt meselesinin bir sonucu olan PKK üzerinden, yıllarca bir resmi söylem üzerinden birtakım yalanlar söyleniyor. O yalanların karşısında tarihsel süreç içerisinde birtakım olgular ve olaylarla resmi anlatımın dışında ‘Bir de bu meseleyi böyle görmeye çalışın. Bakın, böyle bir bakış açısı da var’ demeye çalıştık.

“Bir asrı aşan bir sorun”

Umarım konuyu anlamak isteyenlere faydası olur ve lütfen mevzuyu da mevcut siyasal iklimden ve iktidara ve aparatlarının kurduğu siyasal anlatı ve ideolojik duruş üzerinden değerlendirmekten vazgeçen ve buna gayret etmek için okumak isteyenlere bir kaynakça olsun diye bir derdim var. Çünkü kitap çok kapsamlı, bir özet aslında, biraz kalın duruyor ama özet olmasına rağmen kalın. Çünkü bir asrı aşan bir sorun. Osmanlı’nın son döneminden başlayıp günümüze kadar uzanan bir tarihsel akış var. O tarihsel akışın içerisinde cumhuriyetin kurulması, erken cumhuriyet dönemi, çok partili hayat, darbe dönemleri, Susurluk, aradaki birtakım barış girişimleri ya da sorunu çözme iddiasındaki birtakım girişimler, cumhuriyet tarihinin son 25 yılına imzasını atan AKP’li yıllar ve o yılların içerisindeki birtakım ittifaklar, Fethullahçılık, 28 Şubat’tan tutun da 15 Temmuz kalkışmasına kadar uzanan süreçte bu alengirli kavşakların hepsinin aslında kesişim noktasında Kürt meselesi var.

“Vesayet odakları varlığını Kürt meselesine borçlu”

Çünkü siyaseten yanında duramayacağımız, ideolojik olarak Türkiye’yi temel hak ve özgürlüklerden giderek uzaklaşan, demokrasi çıtasını düşüren, basın özgürlüğü çıtasını düşüren, bu ülkede gerçekten kendini değerli hissedecek ortalama yurttaş olma fikrinden uzak tutan siyasi anlayışların hepsi varlığını aslında Kürt meselesi üzerinden kuruyor ve varlığını sürdürüyor. Özellikle bu meselenin çatışma boyutuyla geçmişte bunu askeri vesayet diye tanımlıyorduk. Şimdi kravatlı bir vesayet üzerinden bu sürüyor. Bütün bu vesayet odakları aslında varlığını Kürt meselesi ve ondan kaynaklı çatışmalı sürece borçlu. Biraz ona da itirazı dile getirmeye çalışan, o siyasetteki kendini bunun üzerinden var kılanlara bir dur deme ihtiyacını anlatmaya çalışan bir kitap oldu. Kuvvetle muhtemel eleştiri de alacaktır, övgü de alacaktır. Eleştirilerin de övgülerin de başımızın üstünde yeri var ama eleştirecek arkadaşları hakkaniyetli olmaya davet ediyorum.”