Sevgili dostlar,
Çalışmalarımda ve gözlemlerimde ailelerde, ebeveynlerde ve gençlerde fark ettiğim bir şey var: İnsanlar en çok başkalarının söyledikleri yüzünden değil, kendilerine söyledikleri yüzünden yaralanıyor!
Bir hata yaptığınızda kendinize ne söylüyorsunuz?
“Olur, telafi ederim” mi?
Yoksa “Ben zaten beceriksizim” mi?
İşte özsaygı tam da burada devreye giriyor…
Özsaygı, hata yapmamak değildir. Başarılı oldukça kendini değerli hissetmek de değildir. Özsaygı; hata yaptığında, eleştirildiğinde ya da başarısız olduğunda bile kendi değerini kaybetmemektir.
Yoon Hong Gyun’un ‘Özsaygı Dersleri’ kitabını okurken şu düşünce aklımda yer etti: Hayatımızdaki birçok sorun aslında yaşadıklarımızdan değil, yaşadıklarımız karşısında kendimize verdiğimiz tepkiden, değerden kaynaklanıyor olabilir.
Özsaygısı düşük bireylerin yaşamına baktığımızda bunun izlerini her yerde görebiliriz. Okul hayatlarında, en yüksek notu aldıklarında bile eksik yaptıkları sorulara odaklanırlar. Sosyal ortamlarda sürekli nasıl göründüklerini, insanların onlar hakkında ne düşündüğünü düşünürler. İlişkilerinde ve iletişimlerinde ise çoğu zaman sevilmek için kendilerinden ödün verirler. Hayır demekte zorlanırlar, sınır koyamazlar ve karşı tarafın davranışlarını kendi değerlerinin ölçüsü olarak görürler. Eleştiriler hafızalarında yıllarca yer ederken, takdir sözleri birkaç dakika içinde etkisini kaybeder.
Belki siz de çevrenizde buna benzer insanlarla karşılaşmışsınızdır. Hatta belki zaman zaman kendinizi de bu satırlarda bulmuşsunuzdur.
Oysa özsaygısı gelişmiş insanların hayatında bambaşka bir tablo vardır. Onlar da hata yapar, üzülür, reddedilir ve başarısız olabilirler. Fakat yaşadıkları olumsuzlukları kimliklerinin bir parçası haline getirmezler. Bir sınavı kazanamadıklarında “Ben başarısızım” demezler. Bir ilişki sona erdiğinde “Ben sevilecek biri değilim” sonucuna varmazlar. Kendilerini kusurlarıyla birlikte kabul ettikleri için hem insan ilişkilerinde hem de hayatın zorlukları karşısında daha sağlam durabilirler. Çünkü değerlerini başarılarından değil, insan olmalarından alırlar.
Ne yazık ki yaşadığımız çağ bunu kolaylaştırmıyor. Sosyal medyada birkaç dakika geçirmek bile özsaygımızı sınayan sayısız karşılaştırmaya maruz kalmamıza yetiyor. Daha başarılı insanlar, daha mutlu aileler, daha sorunsuz hayatlar görüyoruz. Oysa gördüğümüz şey insanların hayatlarının tamamı değil, yalnızca vitrini. Fakat çoğu zaman başkalarının vitriniyle kendi gerçeğimizi kıyaslıyoruz. Bir süre sonra başkalarının hayatına bakmaktan kendi değerimizi unutmaya başlıyoruz.
Şurayı çok önemsiyorum; özsaygı, kendiliğinden gelişen bir özellik değil, üzerinde çalışılması gereken bir yaşam becerisidir. Öyle onlarca kişisel gelişim kitabı bitirmekle de özsaygı kazanılmaz, mesele okuduklarımızı hayatımıza uygulayabilmekte ve kendimizi iş üzerinde yakalayabilmektedir. Bunun için öncelikle kendimizi başkalarıyla kıyaslamayı bırakmamız gerekiyor. İçimizde sürekli konuşan o acımasız eleştirmeni fark etmemiz gerekiyor. Her hata yaptığımızda kendimizi suçlamak yerine anlamaya çalışmamız gerekiyor. Sınır koymayı, gerektiğinde “hayır” diyebilmeyi ve kendi ihtiyaçlarımızı da önemsemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki iyileşmeden diğer ilişkilerinin de tam anlamıyla iyileşmesi pek mümkün olmuyor.
Bir aile içi iletişim koçu olarak şuna yürekten inanıyorum: Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli miras, yüksek notlar, sayısız başarılar ya da mükemmel görünen bir hayat değil; güçlü bir özsaygıdır. Çünkü kendine değer vermeyi öğrenen bir insan, hayatın karşısında çok daha sağlam durabilir ve gelişimsel anlamda çevresine katkı sağlayan, üretken, anlamlı ve mutlu bir yaşam sürer.
Yazıyı bitirirken sizi küçük bir soruyla baş başa bırakmak istiyorum:
“Ben kendimle gerçekten nasıl konuşuyorum?”










YORUMLAR