Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Fazilet Zehra İbili
Fazilet Zehra İbili

Yeni Yıla Kalbi Açmak

Karın büyüleyici güzelliği ile yeni bir yıla adım atık. Yeryüzünün üzerine beyaz bir örtü çekmişti adeta yağan kar. Hayat en büyük öğretmenimizdir demiştik ya hani, bu sahne ile bize, kendimizi yenilemek için temiz ve beyaz bir sayfa açmamızı öğretiyor. Ben bu mesajı almayı tercih ediyorum. Şimdi ise takvimlerde yeni bir yıla girerken, uzun ve kısa vadeli hedefler planlayan, hayallerini çizenlerle bir yolculuğa çıkacağız.

Öncelikle dönüşüm çağrısını kalplerimizde hissetiğimizden ve bu çağrıya ancak kalbimizin cevap verebileceğinden bahsetmek isterim. Eğer kalplerimiz kapalı ise, gelişim noktasında ne kadar bilgi toplarsak toplayalım çağrıya cevap veremeyeceğiz ve bilgimiz hayatımızda gerçek bir farklılık oluşturmayacak. Açık bir kalp, tecrübelerimize bütünüyle katılmamızı ve hayatımızdaki insanlarla gerçek bir temas kurmamızı sağlar. Tecrübelerimizi kalplerimiz sayesinde tadar ve doğru ile değerli olanı ayırt ederiz. Dolayısı ile bilen zihin değil kalptir, diyebiliriz.

Peki kalbimizin duyarlılığını nasıl açarız?

Bu duyarlılık, acımızı ve korkumuzu engellemeyerek, uyum ile tecrübe etmeye gönüllülük ile olur. Tabi ki bu, hüzün ve keder bataklığında debelenmek anlamına gelmez. İlave acılar üstlenmek yerine, hali hazırdakini keşfetmek ve incelemekle olur. Ne var ki özümüz, acı ve korkuyu keşfetmenin bu zorlu sürecinde bizi desteklemektedir. Kendi hakikatimizi keşfetmeye kayıtsız, şartsız, yargısız şekilde istekli oluşumuz, asli şefkati ve ardından şifayı getirecektir.

Bir bardak suya tuz atığımızda bir süre hiçbir şey olmuyormuş gibi görünür. Bu aynılık, suda yeni bir kristal oluşana kadardır ve su artık doyuma ulaşmıştır. Tıpkı öyle de bütün resim kökten değişene kadar biraz zaman geçer. Bununla beraber düşeceğimizi bilsek dahi ayağa kalkıp yürümekte sebat edersek, zamanla özümüz daha sık ortaya çıkacaktır. Dönüşüm sürecindeki başarının bazı seçilmiş insanlara özgü olduğu ve çok uzaklarda olduğu anlayışı, egonun savunmasıdır. Oysa aksine, dönüşüm süreci zannettiğimizden daha yakındır. Herhangi bir yere gitmek ve herhangi bir şeyi başarmak zorunda değiliz. Öğrenmemiz gereken şey kendimizden kaçmaya son vermektir.

Şimdi geçmiş alışkanlıkları bırakma zamanı, acılarımızla, kayıplarımızla, öfkemizle ve hayal kırıklıklarımızla yüzleşme vakti. Bu kahramanca çalışma, uğraş ve çabalar gerçek bir şefkat gerektirir. Ve o şefkati kendimizden başkası keşfedip, aktaramaz. Olmadığımız kişi olma çabasından vazgeçtiğimizde gerçek tabiatımız ortaya çıkar. Böylece gelişimimize müdahale etmeye son vererek, gözlemler ve bırakırız. Bu konuda, kişilik tipimizi anlamak bize ciddi destek olacaktır. Kısacası bütün bunları gerçekleştirecek olan öz, burnumuzun dibindedir. Krishnamurti der ki ‘‘Kendini bilmenin bir sonu ve sınırı yoktur. Bu konuda bir başarıya ve sonuca ulaşamazsınız. O sonsuz bir akıştır.’’

Peki gelişim adına, hayaliniz için adım atmaya niyet etiğinizde neler bekliyor sizi bakalım mı?

Bir işe giriştiğinizde zannetmeyin ki herkes sizi alkışlayacak. Çoğu zaman alkışlamayı bırakın sizin hevesinizi kıracaklardır. Çevrenizdeki insanların böyle bir eğitimi olmayabilir, doğal davranıyorlardır. Ne biliyorlarsa ona göre davranıyorlar. Genelde zihnimiz olumsuza reaksiyon gösterdiği için, sizi olumsuz motive edeceklerdir. İlk etapta size yakın çevrenizden fayda gelmez. O işte ustalaştıktan sonra yakın çevrenizden de destek alırsınız. Sizin demoralize olmamanız için duygusal dayanıklılığınız çok önemli. Kendinizi motive edecek unsurlar oluşturmalısınız. Hedefinizle ilgili hatırlatmalar koyacaksınız. Bazen planınız ile ilgili planlamadığınız şeyler olacak. Burada da reaksiyon önemli, olumlu reaksiyonla yapılması gereken hamle ne ise ona geçeceksiniz.

Şunu söylemeliyim ki, hayat büyük oranda destekleyici ve şefkatlidir. Hayatlarımıza daha objektif şekilde bakarsak gerçekliğin bizi yeterince desteklediğini görürüz. Onu olduğu haliyle görebilirsek o bir mucizedir. Bu muazzam bereket karşısında en anlamlı şey, cömertliğin farkına varıp kendimizi ona açmaktır. Bu hale girdiğimizde yolculuğumuz daha kolay ve sevgi içinde olur. Sufiler bu yolculuğu sevgiliye dönüş olarak tarif eder. Ve sözün özü, kalplerimizi hakiki tabiatımıza açmamışsak hayatta hiçbir şey bizi tatmin edip, tamamlayamaz. Eğer açmışsak her şey bizi mutmain kılıp tamamlar. O zaman alemi sonsuz bir sevginin ifadesi olarak tecrübe ederiz. Bu sebeple her ne hayaliniz var ise ona mana yükleyerek, bir mana için yapmayı hedefleyerek onu geçicilikten kurtarabilirsiniz. Yaşam amacı dediğimiz bu nokta sizi dinç ve dinamik tutacaktır.

Hadi Mevlâna Hazreti dinleyelim o ne demiş bu konuda; ‘‘İlk aşk hikayemi işitiğim an, yollara düştüm senin uğrunda, bilmeden ne kadar kör olduğumu. Aşıklar sonunda bir yerlerde kavuşmazlar, her daim içlerinde taşırlar birbirlerini.’’

Vesselam…

Yeni yıla yeni başlangıçlar ve temiz sayfalar açarak girmeye var mısın?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER