Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Tunceli’de 3 bin rakımda yayık mesaisi: Geleneksel üretim tüccarın düşük fiyatına direniyor

Tunceli’nin Ovacık ilçesine bağlı yaklaşık 3 bin rakımlı Çet Yaylası’nda hayvancılıkla uğraşan üreticiler, zorlu doğa koşullarına rağmen geleneksel üretim yöntemlerini yaşatmaya devam ediyor. Gün doğmadan başlayan çalışma, hayvanların sağılması, sütün işlenmesi ve ürünlerin hazırlanmasıyla gün boyunca devam ediyor.

Tunceli’nin Ovacık ilçesine bağlı yaklaşık 3 bin rakımlı Çet Yaylası’nda

Haber: Caner Aktan

(TUNCELİ) – Tunceli’nin Ovacık ilçesine bağlı yaklaşık 3 bin rakımlı Çet Yaylası’nda hayvancılıkla uğraşan üreticiler, zorlu doğa koşullarına rağmen geleneksel üretim yöntemlerini yaşatmaya devam ediyor. Gün doğmadan başlayan çalışma, hayvanların sağılması, sütün işlenmesi ve ürünlerin hazırlanmasıyla gün boyunca devam ediyor.

Tunceli’de, Munzur Dağları’nın yüksek kesimlerindeki yaylalarda günün ilk ışıklarıyla birlikte üreticilerin mesaisi başlıyor. Üreticilerin sabah saatlerinde başladıkları mesailerinde koyunların sağılmasıyla elde ettikleri süt, herhangi bir makine kullanılmadan tamamen el emeğiyle ve yayık yöntemiyle tereyağı, çökelek ve tulum peynirine dönüştürülüyor.

Ancak üreticiler, büyük emek vererek hazırladıkları ürünlerin peynir tüccarları tarafından düşük fiyatlarla alınmasından yakınıyor.

MAKİNE YERİNE YAYIK, TEKNOLOJİ YERİNE EL EMEĞİ

Süt ve süt ürünlerinin yayladaki meşakkatli serüvenini anlatan Perihan Çakmaz, “Sütümüzü mayalıyoruz. Biraz maya atıyoruz; ayran ya da yoğurt yapıyoruz. Yoğurt olduktan sonra sütümüzü soğuk suyla soğutuyoruz ve yayığa koyuyoruz. Yayıkta sallıyoruz. Yağ üste çıktığı zaman süzgeçle boşaltıyoruz. Yağ bir araya geliyor, ayran da ayrı bir yerde kalıyor. Yağımızı güzelce yıkıyoruz, tuzluyoruz ve bir kaba koyuyoruz. Ondan sonra ayranımızı da çökelek yapıyoruz. Yayık daha sağlıklı, tadı da insanın ağzına ayrı bir tat veriyor. Ayranı, yoğurdu, yağı” diye konuştu.

“PEYNİRDEN PARA KAZANMIYORUM, ÇÜNKÜ TÜCCARLARA VERİYORUM”

Maliyetlerinin yüksek olduğunu söyleyen Çakmaz, şunları kaydetti:

“Peynirden para kazanmıyorum. Çünkü tüccarlara veriyorum. Maliyetler çok yüksek. İlaç pahalı, çoban parası pahalı. Çoban maliyeti çok yüksek. Saman da çok pahalı. Samanı buraya taşıyıp getiriyoruz, sonra tekrar buradan götürüyoruz. Bunların hepsi maliyeti artırıyor ve bizim kazancımızı düşürüyor. Yarı yarıya bize kalıyor. Bir de yol sıkıntımız var. Traktörler buraya zor geliyor. Devletten en büyük ricamız bu yolun yapılması. Traktörler yukarı çıkana kadar büyük zorluk yaşıyor, biz de korkuyoruz. Yol çok sıkıntılı. Bu yolu güzel ve düzgün bir şekilde yapsalar, hayvancılığa devam edebiliriz” dedi.

“EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ, ÇOK EZİLİYORUZ”

Emeklerinin karşılığını alamadıklarını ifade eden Songül Çakan ise, “Peyniri dağlarda, yaylada yapıyoruz. Hayvanlarımızı sağıyoruz, sütümüzü mayalıyoruz. Maya tuttuktan sonra süzüyoruz ve süzgeçlerde bekletiyoruz. Süzgeçlerde iyice kuruduktan sonra peynirleri eziyoruz, tulum yapıyoruz ve salamura ediyoruz. Daha sonra peynir olgunlaşınca bidonlara basıyoruz. Tabii masraflarımız da çok oluyor. Çobanlar çok pahalı. Buraya gelmek için yollarımız bozuk. İlaç pahalı, yani satın aldığımız her şey çok pahalı. Bizim peynirlerimiz ise buna göre çok daha ucuza kalıyor. Gerçekten az kurtarıyor. Biz çok eziliyoruz. Mesela belli bir çalışma saatimiz yok. Sabahın köründe kalkıyoruz, gece yarısına kadar uğraşıyoruz. Çok fazla işimiz var. Bu kadar çalışmanın karşılığında tabii ki az kazanıyoruz” ifadelerini kullandı.