Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

TÜBAKKOM’dan AYM’nin yoksulluk nafakası kararına ilişkin açıklama: Yoksulluk nafakası bir lütuf değil, hukuki güvencedir

Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu (TÜBAKKOM), Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesine ilişkin açıklama yaptı. TÜBAKKOM, yeni düzenlemenin kadınların kazanılmış haklarını geriye götürmemesi gerektiğini belirterek, “Yoksulluk nafakası bir lütuf değil, sosyal ve ekonomik eşitsizliğin sonuçlarına karşı hukuki bir güvencedir”

Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu (TÜBAKKOM), Anayasa Mahkemesi’nin Türk

(ANKARA) – Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu (TÜBAKKOM), Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesine ilişkin açıklama yaptı. TÜBAKKOM, yeni düzenlemenin kadınların kazanılmış haklarını geriye götürmemesi gerektiğini belirterek, “Yoksulluk nafakası bir lütuf değil, sosyal ve ekonomik eşitsizliğin sonuçlarına karşı hukuki bir güvencedir” dedi.

Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu, Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin iptal kararını değerlendirdi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiş; iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesini öngörmüştür. Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu (TÜBAKKOM) olarak yargılama sürecinde görüşlerimizi Anayasa Mahkemesi nezdinde dile getirdik; yoksulluk nafakasının kadınlar bakımından taşıdığı hayati önemi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ekonomik sonuçlarını ve nafakanın bir ayrıcalık değil, sosyal ve ekonomik gerçeklikten doğan hukuki bir koruma mekanizması olduğunu ifade ettik. Karara katılmayan üyelerin karşı oy gerekçelerinde de vurgulandığı üzere, boşanma sonrasında ekonomik açıdan kırılgan konuma düşen tarafın büyük ölçüde kadınlardan oluşması; kadınların evlilik içerisinde üstlendikleri bakım emeği, ev içi emek ve kariyer fırsatlarından vazgeçmeleri gibi olgular göz ardı edilemez.

Karşı oyda, yoksulluk nafakasının amacının boşanma sonrası ortaya çıkan ekonomik ihtiyacın giderilmesi olduğu ve mevcut hukuk düzeninin nafakanın değişen koşullara göre azaltılması veya kaldırılmasına zaten imkân tanıdığı açıkça ortaya konulmaktadır. Bu nedenle mesele, kamuoyunda zaman zaman ifade edildiği gibi “ömür boyu ve değişmez bir nafaka” meselesi değildir. Nafaka yükümlülüğünün koşullar değiştiğinde kaldırılması veya miktarının yeniden belirlenmesi mevcut hukuk düzeninde mümkündür. Nitekim karşı oy gerekçesinde de sorunun kuralın anayasal niteliğinden çok uygulama ve içtihat sorunlarıyla ilişkili olduğu belirtilmiştir. Bizler açısından asıl mesele şudur: Kadınların evlilik içerisinde görünmeyen emeğini, bakım yükünü, çalışma hayatından uzaklaşmalarını ve boşanma sonrasında karşı karşıya kaldıkları ekonomik eşitsizliği yok sayan hiçbir düzenleme gerçek anlamda eşitlik sağlayamaz.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girmesi için öngörülen dokuz aylık süre, yasama organına yeni bir düzenleme yapılması için tanınmış bir süredir. Bu süreçte yapılacak yasal düzenlemenin kadınların kazanılmış haklarını geriye götürmemesi; Anayasa’nın eşitlik ilkesi, sosyal hukuk devleti ilkesi ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri çerçevesinde ele alınması zorunludur. TÜBAKKOM olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kadınların ekonomik ve sosyal haklarını zayıflatacak her türlü düzenlemeyi yakından takip edecek; kadınların adalete erişiminin ve boşanma sonrasında insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürebilmelerinin güvence altına alınması için hukuki mücadelemizi sürdüreceğiz. Kadınların yıllar boyunca görünmeyen emeği yok sayılamaz. Yoksulluk nafakası bir lütuf değil, sosyal ve ekonomik eşitsizliğin sonuçlarına karşı hukuki bir güvencedir.”