Hayatın içinde bazı anlar vardır.
Takvimde işaretli değildir, kimse fark etmez ama sen bilirsin:
O anlarda kendinle arandaki mesafe kapanır.
Ne yaptığını değil, nasıl hissettiğini hatırlarsın.
Peki, yaşamında kendini en güçlü hissettiğin an ne zamandı?
O anda tam olarak ne olmuştu?
Belki büyük bir karar aldın, belki sadece “artık yeter” dedin.
Belki de hiçbir şey dışarıdan bakıldığında değişmedi ama senin içinde bir şey yerli yerine oturdu.
Çoğu zaman gücü gürültüyle karıştırırız.
Oysa gerçek güç sessizdir.
Başkalarına ispat ihtiyacı duymaz, onay aramaz.
Kendi merkezinde durur.
O anı güçlü kılan neydi, hiç düşündün mü?
Cesaret miydi seni besleyen, yoksa huzur mu?
Netlik mi, özgürlük mü, yoksa ilk defa kendinle çelişmeden durabilmek mi?
İnsan bazen tek bir ana sıkışmış bir hâli, tüm yaşamına yaymak ister.
O güçlü duruşu ilişkilerine, işine, sınırlarına, hayallerine taşımayı…
Ama çoğu zaman bunun mümkün olup olmadığını sorgulamadan vazgeçer.
Oysa asıl soru şu:
Olması için neler mümkün?
Bugüne kadar yaşamında bazı duygulara daha çok yer verdin.
Bazılarını ise erteledin, bastırdın ya da “sonra”ya bıraktın.
Şimdi durup kendine sorman gereken basit ama cesur bir soru var:
Hangi hisler yaşamımda daha fazla yer bulmayı hak ediyor?
Çünkü hayat, düşündüğümüzden çok daha fazla niyetle şekillenir.
Neyi odağımıza alırsak, zihnimiz ve kalbimiz oraya doğru çalışmaya başlar.
Zamanla o yönde kararlar verir, davranır, hatta fark etmeden o hâle programlanırız.
Odak bir tercih değildir sadece.
Bir yön tayinidir.
Ve her yön, bizi biraz daha kendimize yaklaştırır ya da uzaklaştırır.
Belki bugün büyük kararlar almana gerek yok.
Belki tek yapman gereken, içindeki o güçlü hâli hatırlamak.
Ve ona şunu sormak:
“Ben seni hayatımın neresinde yaşatıyorum, yaşatmalıyım?
Cevap, sandığından daha dürüst olabilir.











YORUMLAR