Haber: Hilal ACAR – Kamera: Eylem Ladin DEĞER
(ANKARA) – Eğitim-Sen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevindeki üçüncü yılını MEB önünde protesto etti. Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Tekin’in üç yılını ”koyu karanlık bir dönem” diye niteledi. Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Eğitim Sen’in Kurucu Genel Başkanı ve eski CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yakınlığını eleştirerek “Bu hukuksuzluğa, sarayın politikalarına hizmet eden anlayışa teşne olduğu sürece de hiçbir etkinliğimize kendisini çağırmayacağız” dedi.
Eğitim-Sen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Milli Eğitim Bakanlığı görevindeki üçüncü yılını protesto ederek Milli Eğitim Bakanlığı önünde açıklama yaptı. Açıklamaya CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş ve DEM Parti Ankara İl Başkanı Fırat Çoban da katıldı.
“Eğitimi ve eğitim emekçisini değersizleştiren tarikatların ve sermayenin bakanı Yusuf Tekin istifa” pankartı ardında toplanan sendika üyeleri, “Okullara cemaatleri dolduran Yusuf Tekin istifa”, “Okullara güvenlik görevlisi almayan Yusuf Tekin istifa”, “Ne mutlak butlan ne mutlak sultan”, “Okulları temizletmeyen Yusuf Tekin istifa” ve “Ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, dayatmacı politikalara hayır” yazılı dövizler taşıyarak, “Patronların bakanı Yusuf Tekin istifa”, “Tarikatların bakanı Yusuf Tekin istifa” ve “Cemaate değil, eğitime bütçe” sloganları attı.
Sendika adına açıklamam yapan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, şunları söyledi:
TEKİN’İN GÖREVDEKİ İLK ÜÇ YILI KOYU KARANLIK BİR DÖNEM OLMUŞTUR
“Yusuf Tekin’in Bakanlık koltuğunda geçirdiği üç yıl boyunca, eğitim emekçileri, öğrenciler, veliler, sendikalar, bilim insanları ve demokratik kamuoyu yok sayılmış; eğitim politikaları katılımcı, bilimsel ve demokratik süreçler işletilmeden tepeden inmeci yöntemlerle hayata geçirilmiştir. Sendikamızın ve eğitim bileşenlerinin tüm uyarılarına kulak tıkanmış; eğitim alanı, mensubu olduğu siyasal iktidarın ideolojik ajandasına göre yeniden düzenlenmek istenmiştir. Bu ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve dayatmacı politika ve uygulamalar, eğitim sisteminde ağır tahribatlar yaratmıştır. Bugün okullarımızda derinleşen eşitsizlikler, artan dinselleştirme uygulamaları, öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılması, müfredatın bilimsel içeriğinin zayıflatılması, kamusal eğitimin piyasa ve vakıf-cemaat ilişkilerine açılması bu dönemin en somut sonuçlarıdır. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, göreve geldikten sonra katıldığı ilk TBMM bütçe görüşmelerinde tarikat ve cemaatlerle yapılan protokolleri savunmuş; bu yapıları ‘sivil toplum kuruluşu’ olarak tanımlayarak ‘Onlarla protokol yapmaya devam edeceğiz’ sözleriyle laik eğitim ilkesine açıkça meydan okumuştur.
“BAKANLIĞIN PAZARLADIĞI MODELİN ARKASINDA YAŞAMINI YİTİREN ÇOCUKLAR BULUNMAKTADIR”
Bakan Tekin’in görev süresi boyunca eğitim sistemine yönelik en tehlikeli uygulamalardan biri ise eğitim sendikalarının, akademisyenlerin, bilim insanlarının, velilerin ve eğitim emekçilerinin görüşü alınmadan; pilot uygulama yapılmadan hayata geçirilen Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli olmuştur. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, nitelikli eğitim hakkına vurulmuş ağır bir darbe olduğu kadar, eğitim emekçileri açısından da yoğun angarya, belirsizlik ve baskı anlamına gelmektedir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, bilimsel ve laik eğitimin temel taşlarını yerinden oynatmıştır. Bakan Tekin, her fırsatta mesleki eğitimi ve bu alandaki denetimleri bir başarı öyküsü gibi sunmaktadır. Oysa Eğitim Sen olarak defalarca ifade ettiğimiz üzere, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) eliyle çocuklar eğitim adı altında organize sanayi bölgelerinde, ağır ve tehlikeli iş kollarında ucuz iş gücü olarak çalıştırılmaktadır. Bakanlığın eğitim-üretim ilişkisi olarak pazarladığı modelin arkasında; yetersiz denetimler, kâğıt üzerinde kalan raporlar, çocuk emeğinin sömürüsü ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocukların acı gerçeği bulunmaktadır.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevdeki ilk üç yılı; eğitim emekçilerinin yoksullaştığı, angarya çalıştırma ve fiili sürgün politikalarının hayata geçirildiği, milyonlarca öğrencinin bir öğün ücretsiz yemek ve temiz suya muhtaç edildiği; tarikat ve cemaatlerle yüzlerce protokolün imzalandığı, okulların hijyen sorunlarıyla ve personel yetersizliği ile boğuştuğu, eğitim sisteminin bir taraftan piyasalaştığı, diğer taraftan ‘Tek din tek mezhep’ anlayışı üzerinden yeniden biçimlendirilmek istendiği koyu karanlık bir dönem olmuştur.”
ÖZÇAĞDAŞ: TEKİN CUMHURİYET BAKANI DEĞİL, BİR YIKIM MÜHENDİSİ OLARAK GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEKTEDİR
CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş da şöyle konuştu:
“Bugün itibariyle okullar çocukların ayaklarının geri geri gittiği, mutsuz oldukları bir mekan haline gelmiştir. Öğretmenler yoksulluk sınırının altında maaşlara hapsedilmişlerdir. Özel sektör öğretmenleri haklarını kaybetmişlerdir. Öğrenciler okullarda bir öğün sıcak yemek, bir bardak temiz su içememektedir. Okullarda hijyen problemleri asla giderilememektedir. Yusuf Tekin’in bakanlığı döneminde 20’si MESEM öğrencisi, toplam 43 yurttaşımız eğitim ile ilgili alanlarda hayatını kaybetmiştir. Laik eğitime karşı yapılan hamleler gerek ÇEDES projeleri, gerek protokoller okulların eğitim alanlarının siyasallaştırılması, siyasi partilerin okullara sokulması bütün bunlar bir yıkım projesidir. Milli Eğitim Bakanlığı görevinde oturan Yusuf Tekin bu ülkede bir Cumhuriyet Bakanı olarak değil bir yıkım mühendisi olarak görevini yerine getirmektedir.”
IRMAK: BUGÜN BİZ BURAYA SEÇİLMİŞ SUAT BEY’İ ÇAĞIRDIK, TAVRIMIZ BUDUR
Özçağdaş’ın ardından tekrar söz alan Irmak, Eğitim Sen’in Kurucu Genel Başkanı ve eski CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın istinafın kararıyla tedbiren CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’na yakınlığını eleştirerek, şunları söyledi:
“Son gelişmeler karşısında da, mutlak butlan ve kayyumlar karşısında da tavrımız nettir. Demokrasiden yanayız. Sarayın hukuku sopa olarak kullanmasıyla Türkiye’deki demokratik kurum ve kuruluşlara, halkın iradesine yönelik tutumu karşısında tavrımız nettir. Ancak bundan dolayı da sendikamızı herhangi bir şekilde kimse bir yere konumlandırmaya çalışmasın. Bugün biz buraya seçilmiş Suat Bey’i çağırdık, tavrımız budur, nettir. Genel başkanımızdır, evet; kurucu genel başkanımızdır Yıldırım Kaya. Ancak yanlış bir yerde konumlandığı için biz, o sosyal medya hesaplarından o tanımın kaldırılmasını talep ediyoruz. Ve orada kaldığı sürece, bu hukuksuzluğa, sarayın politikalarına hizmet eden anlayışa teşne olduğu sürece de hiçbir etkinliğimize kendisini çağırmayacağız.”

