(ANKARA) – Devrimci Emekliler Sendikası Genel Sekreteri Fikri Kalender, “Biz kimseden sadaka istemiyoruz. Biz gariban değiliz; biz bu ülkenin kurucusu, üreticisi ve geçmişiyiz. Hakkımız olanı istiyoruz. İnsanca yaşayacak bir ücret, nitelikli ve ücretsiz sağlık hizmeti, saygı göreceğimiz bir toplumsal yaşam talep ediyoruz. Bizi ‘yük’ olarak görenler bilsin ki, asıl yük halkın sırtına binen adaletsiz vergilerdir, israftır, şatafattır” dedi.
Devrimci Emekliler Sendikası, emeklilerin yaşadığı sorunlara dikkati çekmek amacıyla Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. “Emekliyiz, haklıyız, kazanacağız”, “Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber, ya hiçbirimiz”, “Sermayeye değil, emekliye bütçe”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz”, “Sendika hakkımız, söke söke alırız” sloganlarının atıldığı açıklamada konuşan Devrimci Emekliler Sendikası Genel Sekreteri Fikri Kalender, TÜİK’in Ocak 2026 enflasyonunu yüzde 4,84, yıllık enflasyonu ise yüzde 30,65 olarak açıkladığını hatırlattı.
Böylece emekliye yapılan zammın yüzde 12,19’luk, asgari ücretliye yapılan yüzde 28’lik zammın ise yüzde 4,84’ünün daha yılın ilk ayında geri alındığını belirten Kalender, şunları söyledi:
“Sayılarla söyleyecek olursak en düşük emekli maaşı alan emekliler, 20 bin liraya hazineden tamamlanan maaşlarının 968 lirasını kaybederken, asgari ücretlinin ocak ayı kaybı ise bin 358 lira oldu. Dolayısıyla AKP-MHP iktidarı, asgari ücrete reva gördüğü yüzde 28’lik zammın yüzde 4,84’ünü, daha çalışanların eline geçmeden geri alarak asgari ücretin alım gücünü 26 bin 717 liraya düşürdü. Yine 4/A ve 4/B kapsamındaki emeklilerin yüzde 12,19’luk zammından yüzde 4,84’ünü geri alarak zam oranını yüzde 7,35’e geriletti.
“İktidarın emekçiye ve emekliye nasıl bir yaşamı layık gördüğünü bu veriler açıkça gösteriyor”
4/C kapsamındaki memur emeklilerinin yüzde 18,6 olan zam oranları ise yüzde 13,76’ya geriledi. Dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması tutarı olan açlık sınırının 32 bin liraya, yoksulluk sınırının 101 bin liraya yükseldiğini; bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyetinin ise 40 bin 500 lirayı bulduğunu biliyoruz. İktidarın emekçiye ve emekliye nasıl bir yaşamı layık gördüğünü bu veriler de açıkça gösteriyor. İktidarın orta vadeli program çerçevesinde uyguladığı bu tercihi emekliler, sefalet içinde yaşayarak görüyor, duyuyor ve iliklerinde hissediyor.
Emeklilerin menfaatlerini bozuk parayla ölçen, mesele işçiler, emekçiler ve emekliler olunca cimrileşen AKP-MHP iktidarı; bütçe disiplini, kaynakların el verdiği ölçü ve sosyal devlet anlayışı tiyatrosu oyunu ile 4 milyon 917 bin emekliye altı aylık süre içinde, güya şartları çok çok zorlayarak 69,5 milyar lira ödediklerini bin dereden su getirerek açıkladılar. Ancak öte yandan faiz lobilerine ve kan emici asalak sermayedarlara ödedikleri faiz, sadece ocak ayında 453 milyar 680 milyon lira olarak bunun yedi katı oldu.
Bugün burada, yıllarını bu ülkenin kalkınmasına, üretimine, eğitimine ve geleceğine adamış milyonlarca emekli adına onurumuza, yaşam hakkımıza ve emeğimize yöneltilen sistematik saldırılara karşı tek ses, tek yürek olarak cevap vermek için toplanmış bulunuyoruz. Son günlerde iktidar çevrelerinden, bürokratlardan ve onların sözcülüğüne soyunan bazı şahıslardan duyduğumuz sözler, artık bardağı taşıran son damla olmuştur. Emeklileri bir ‘yük’ olarak gören, yaşam hakkımızı maliyet hesabı üzerinden tartışmaya açan ve hatta bizleri ‘hırsızlıkla’ itham etmeye cüret eden bu zihniyet, vicdan ve insanlık değerlerinden ne kadar uzaklaştığını gözler önüne sermiştir.
“Emeklilik, ne devletin kasasından çalınmış bir para ne de birilerinin sadakasıdır”
Bir iktidar partisine yakınlığıyla bilinen bir hukukçu, hiç utanmadan, yüzü kızarmadan milyonlarca emekliye ‘yasal hırsız’ diyebilmiştir. Neymiş? 45 yaşında emekli olup 80 yaşına kadar yaşıyormuşuz, bu yüzden devlete zarar veriyormuşuz. Buradan o şahsa ve onun gibi düşünenlere sesleniyoruz: Emeklilik, bir lütuf değildir. Emeklilik, ne devletin kasasından çalınmış bir para ne de birilerinin sadakasıdır. Emeklilik, alnımızın teriyle, nasırlı ellerimizle, yıllarca çalışarak, primlerimizi kuruşu kuruşuna ödeyerek kazandığımız, anamızın ak sütü gibi helal bir haktır.
Bizler bu ülkenin fabrikalarında çarkları döndürenleriz, tarlalarında ekinleri biçenleriz, okullarında nesilleri yetiştirenleriz. Bize ‘hırsız’ diyenler, aynaya baktıklarında ne görüyorlar bilemeyiz ama biz aynaya baktığımızda onurlu bir ömür görüyoruz. Asıl hırsızlık; emekçinin hakkını gasp etmektir ‘Kaynak yok’ diyerek bütçeyi bir avuç sermayedara peşkeş çekip emekliyi açlığa mahkûm etmek, bu ülkenin gerçek sahiplerine ‘hırsız’ demek hadsizliktir; düşmanlıktır.
“Sizin ‘aktüeryal denge’ dediğiniz tabloların içinde canlar var, yaşanmışlıklar var”
Öte yandan, sosyal güvenliğin başındaki en yetkili isim olan SGK Başkanı, adeta bir şirket CEO’su edasıyla açıklamalar yapıyor. Diyor ki; ‘Eskiden 50-55 yaşında ölüyorduk, şimdi ortalama 78 yaşına geldik, sistem zorlanıyor.’ Bu sözlerin tercümesi şudur: ‘Emekliler çok yaşıyor, ölseler de kurtulsak’ Bir devlet yetkilisi, yurttaşının ömrünün uzamasından gurur duyacağı yerde, bunu bir maliyet unsuru, bir zarar kalemi olarak görüyorsa orada sosyal devlet bitmiş, yerine tüccar devlet zihniyeti yerleşmiş demektir. Sizin ‘aktüeryal denge’ dediğiniz tabloların içinde canlar var, yaşanmışlıklar var. İnsan yaşamını sadece rakamdan ibaret gören bu anlayış, emekliyi ‘sırtındaki kambur’ olarak nitelendirmektedir.
Bizler ‘erken ölmediğimiz’ için özür dileyecek değiliz. Emeklilerin yaşam süresinin uzaması, sosyal güvenlik sisteminin batış nedeni olamaz. Eğer sistem batıyorsa bunun nedeni emeklilerin nefes alması değil, sizin uyguladığınız yanlış politikalardır. Kayıt dışı istihdamla mücadele etmeyen, istihdamı artırmayan, asgari ücreti baskılayarak prim gelirlerini düşüren ve bütçeden sosyal güvenliğe ayrılması gereken payı faiz lobilerine aktaran sizlersiniz. Suçlu emekli değil, bu ülkenin kaynaklarını betona, ranta ve faize gömen yönetim anlayışıdır
Kamuoyunda yaratılmaya çalışılan bir diğer algı ise emeklilerin ‘acınacak halde’, ‘gariban’, ‘zavallı’ yaşlılar olduğu yönündedir. ‘Gariban emekli’, ‘zavallı yaşlılar’ söylemleriyle bizleri yardıma muhtaç bir kitle gibi gösterip, lütfeder gibi verilen üç kuruşluk zamlara razı etmeye çalışıyorlar. Bunu reddediyoruz. Biz kimseden sadaka istemiyoruz. Biz gariban değiliz; biz bu ülkenin kurucusu, üreticisi ve geçmişiyiz. Hakkımız olanı istiyoruz. İnsanca yaşayacak bir ücret, nitelikli ve ücretsiz sağlık hizmeti, saygı göreceğimiz bir toplumsal yaşam talep ediyoruz. Bizi ‘yük’ olarak görenler bilsin ki, asıl yük; halkın sırtına binen adaletsiz vergilerdir, israftır, şatafattır.”

