Haber: Beril KALELİ/Kamera: Hakan KAYA
(İSTANBUL) CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, Küresel Isınmayla Mücadele Eden Kadın Siyasetçiler Platformu (WPGW) ve Friedrich Ebert Vakfı (FES) işbirliğiyle düzenlenen “Gelecek Kriz için Planlama: İklim Öngörüsü ve Politikasında Kadın Liderliği Neden Önemli” başlıklı uluslararası panelde yaptığı konuşmada, “Soru artık ‘kadınlar fark yaratır mı?’ değil , ‘bu fark nereden geliyor?’ sorusudur” diyen Rızvanoğlu kadın siyasetçilerin iklim kriziyle mücadeledeki etkisine ve kadın siyasetçilerin uluslarası zeminde dayanışmasının önemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Panelin başlığına da dikkat çeken Rızvanoğlu, “Artık mesele yalnızca krizlere tepki vermek değil, krizleri öngörmek ve onları başlamadan dönüştürmek” dedi.
Küresel Isınmayla Mücadele Eden Kadın Siyasetçiler Platformu (WPGW), Friedrich Ebert Vakfı (FES) işbirliğiyle “Gelecek Kriz için Planlama: İklim Öngörüsü ve Politikasında Kadın Liderliği Neden Önemli” başlıklı uluslararası bir panel düzenledi. Beyoğlu’nda yer alan İBB Metrohan’da gerçekleşen etkinlik, CHP Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, Polonya parlamento üyesi Gabriela Morawska-Stanecka, Yunanistan parlamento üyesi Dionysia-Theodora Avgerinopoulou, Birleşik Krallık parlamento üyesi Wera Hobhouse, Hollanda senato üyesi Daan Roovers ile Friedrich Ebert Vakfı Türkiye Temsilcisi Tina Blohm’ün katılımıyla gerçekleşti. Programda konuşmacılar arasında yer alan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş ise babası İbrahim Serhan’ın vefatı nedeniyle etkinliğe katılım gösteremedi.
“Küresel Isınma ile Mücadele için Kadın Politikacılar Platformu’nun” kurucuları arasında yer alan CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu programda yaptığı konuşmasında, “İklim krizi neden mevcut siyasi mekanizmalarla ve yöntemlerle yol almakta zorlanıyor?”, “Kadın siyasetçiler neden bu mücadelenin merkezinde?”, ”Kendi yerel ve ülke parlamentolarında zaten bu mücadeleyi veren kadın siyasetçilerin, ‘Küresel Isınma ile Mücadele için Kadın Politikacılar Platformu’ çatısı altında birleşmesi neden önemli ve bu birleşme somut olarak neyi değiştirebilir?” sorularına yönelik açıklamalarda bulundu.
İklim değişikliğinin artık bir değişiklikten öte gezegenin yaşam destek sistemlerini tehdit eden sistematik bir “kriz” olduğunu belirten Rızvanoğlu. “Bilim, neyin yapılması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor; ancak siyasi sistemler bunu uygulamaya dökmekte gecikiyor. Sorun bilgi eksikliği değil, karar alma mekanizmalarındaki yapısal yavaşlık” şeklinde konuştu.
“Bir kesim iklim bilimini doğrudan reddediyor. Bir diğeri ise bilimi kabul ediyor gibi görünse de, eylemi sistematik biçimde erteliyor. Ve bir üçüncüsü, yerleşik çıkarlarını korumak için bu hareketsizliği bilinçli bir siyasi tercih haline getiriyor; fosil yakıt endüstrileri, bu dönüşümden ekonomik kaybı olan lobiler ve onlarla iç içe geçmiş siyasi yapılar” diyen ve bu 3 kesimin iklim politikasının önündeki yapısal barikat oluşturduğunu belirten Rızvanoğlu araştırmaların, kadın siyasetçilerin ise iklim kriziyle mücadelede görünür fark yarattığını gösterdiğine dikkat çekti.
“Kadınlarda çevreye yönelik kaygı ve sorumluluk duygusu, erkeklere kıyasla daha erken ve daha güçlü biçimde şekillendiriyor”
“Soru artık ‘kadınlar fark yaratır mı?’ değil , ‘bu fark nereden geliyor?’ sorusudur” diyen Rızvanoğlu şöyle konuştu:
“Araştırmacılar bu soruya iki ayrı cepheden yaklaşıyor ve her iki cephe de birbirini güçlendiriyor. Birinci cephe, değerler ve risk algısı. Toplumsal cinsiyet sosyalleşmesi, kadınlarda çevreye yönelik kaygı ve sorumluluk duygusunu, erkeklere kıyasla daha erken ve daha güçlü biçimde şekillendiriyor. Araştırmalar, kadınların hem iklim değişikliği, hem de diğer güvenlik sorunlarında, erkeklere kıyasla sistematik olarak, daha yüksek risk algısı sergilediğini ortaya koyuyor. Daha yüksek risk algısı siyasette, daha erken alarm; daha az ‘bekle ve gör’ politikası, daha hızlı yasama hamlesi anlamına geliyor. İkinci cephe, deneyim. Birleşmiş Milletler verilerine göre, aşırı hava olayları yaşandığında, kadınlar ve çocuklar, erkeklere kıyasla 14 kat daha fazla ölüm riskiyle karşı karşıya kalıyor. Ve işte tam burada değerler ile deneyim birleşiyor. Çünkü krizin bedelini en ağır ödeyenler kadınlar ve yine çözüm için gereken değerleri en derinden taşıyanlar da kadınlar; bu değerleri yasama gücüne dönüştürebilecek olanlar da kadın siyasetçilerdir.”
“Kadınların kapsayıcı liderliği, daha eşitlikçi ve etkili sonuçlar üretecektir” diyen Rızvanoğlu şöyle devam etti:
“COP26’da resmi rollerin yüzde 33’ü kadınlara aitti. COP30’da bu oran yüzde 40’a yükseldi”
“Kadın siyasetçilerin birlikte hareket etmesi somut olarak ne değiştirir? Bu salondaki her bir kadın siyasetçi, kendi ülkesinde zaten bu mücadeleyi veriyor. Yerel ve ulusal parlamentolarda ses yükseltiyorlar. Yasa tasarıları hazırlıyorlar. Bütçe müzakerelerinde, komisyonlarda, genel kurullarda, basın toplantılarında savunuculuk yapıyorlar. Ve belki de bazen kendilerini yalnız hissediyorlar. Çünkü iklim krizi, tek bir parlamentonun, tek bir partinin, tek bir ülkenin, tek bir yerel yönetimin sınırları içinde yanıt üretilebilecek bir sorun değil. Uluslararası iklim süreçlerinde son yıllarda bazı ilerlemeler var. Ama yeterli mi? COP26’da resmi rollerin yüzde 33’ü kadınlara aitti. COP30’da bu oran yüzde 40’a yükseldi. 5 yılda sadece 7 puanlık bir yükseliş söz konusu. Artan farkındalığa karşın kadın sesleri, iklim müzakerelerinin en üst kademelerinde sistematik biçimde yetersiz temsil edilmeye devam ediyor.
Georgetown Üniversitesi’nin COP30 öncesinde yayımladığı politika raporunun başlığı bu tabloyu çarpıcı biçimde özetliyor, ‘Kadın Liderliği: İklim Eylemindeki Eksik Halka’ Eksik halka deniyor, çünkü kadınların karar alma süreçlerine katılımındaki her yüzde 1’lik artış, iklim uyum kapasitesini yüzde 0,39 oranında güçlendiriyor. Halka eksik kaldığında, zincirin tamamı daha zayıf. Peki bu eksik halka nasıl fonksiyonel hale getirilir? Yerel ve ulusal siyasetteki kadın sesi, mevcut uluslararası ağlarda hâlâ yeterince örgütlü değil. İşte ‘Küresel Isınma ile Mücadele için Kadın Politikacılar Platformu’ tam bu boşluğa doğdu. Mevcut uluslararası yapıların karşısında değil, onları tamamlayan ve kadın siyasetçilerin sesi o yapılara taşıyan bir platform olarak.
“Bugün burada attığımız adım, yalnız burada kalacak bir adım değildir”
‘Küresel Isınma ile Mücadele için Kadın Politikacılar Platformu’, kadın siyasetçileri bir arada görmekten haz duyan sembolik bir oluşum değildir. Kendi ülkelerinde zaten bu mücadeleyi veren kadın siyasetçilerin o mücadeleyi birbirine bağladığı ve bu bağlantının somut bir operasyonel güce dönüştüğü bir koordinasyon zeminidir. Bu koordinasyon ne sağlar? Yerel ve ulusal meclisler arasındaki bilgi aktarımı etkisi yaratıyor; bir siyasetçi öğrendiğini meslektaşlarına taşıyor, yerel yönetimleri, hükümetleri daha hızlı harekete geçmeye teşvik ediyor. ‘Küresel Isınma ile Mücadele için Kadın Politikacılar Platformu’ bu çarpanı, kadın siyasetçilerin koordinasyon kapasitesiyle daha da katlamayı hedefliyor. Ama bunun da ötesinde: Bir konu uluslararası gündemde kritik bir eşiğe geldiğinde farklı ülkelerden, farklı partilerden, farklı coğrafyalardan kadın siyasetçilerin aynı anda aynı talebi dile getirmesi. İşte o an, o ses artık bireysel bir itiraz değildir. O ses, güçlü ve alternatif bir yapının sesidir. Ve o ses, yerinden oynatılamaz görünen duvarları bile hareket ettirir.
Bu nedenle bugün seçtiğimiz başlık kritik; ‘Bir sonraki krize hazırlanmak’. Çünkü artık mesele yalnızca krizlere tepki vermek değil, krizleri öngörmek ve onları başlamadan dönüştürmek. Bu başlık altında yürüteceğimiz çalışmalar, salt kriz müdahalesi değil; öngörücü, proaktif bir yönetişim modelinin birlikte tasarımıdır. Bugün burada attığımız adım, yalnız burada kalacak bir adım değildir. Her biriniz, kendi ülkenizde zaten bu mücadeleyi veriyorsunuz. Bugün yaptığımız şey, o mücadeleyi birbirine bağlamak. Ortak aklı güçlendirmek. Dayanışmayı kurumsallaştırmak ve birlikte hareket etme iradesini görünür, somut ve kalıcı kılmak”

