Haber: Oktay YILDIRIM
(İSTANBUL) – CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar kapsamında tutuklanan ve 30 Ekim 2025’te tahliye edilen Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Rıza Can Özdemir, görevine iade edildikten sonra İBB Meclisi’nde konuştu. Cezaevinde yaşadıklarını anlatan Özdemir: “Seçilmiş bir meclis üyesi ve başkan yardımcısı olarak 6 ay sonra görevime dönebildim. Ben görevime dönebildim ama tahliye olmalarına rağmen halen görevlerine dönemeyen Belediye Başkanı ve Meclis üyelerimiz var. Neden? Çünkü biz siyasiyiz. Çok yakın zamanda bu memleketi biz yöneteceğiz. Ama eğer biz bize yaşatılanların binde birini bile yaşatırsak Allah bize o iktidarı nasip etmesin. İşte o zaman değil vatandaşın birbirimizin suratına bakamayız” dedi.
CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar kapsamında tutuklanan ve 30 Ekim 2025 tarihinde tahliye edilen Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Rıza Can Özdemir, 14.04.2026’te (iki gün önce) görevine iade edildi. Özdemir, Saraçhane’de gerçekleşen İBB Meclisi Nisan ayı 3’üncü oturumunda gündem dışı konuşmalarda söz alarak yaşadığı süreci anlattı. “Ben İstanbul’un en genç Belediye Başkan Yardımcısıyım” diyen Özdemir şunları söyledi:
“Sayın Ekrem İmamoğlu’nun selamlarını getirdim”
“İBB 5. Dalga operasyonunda gözaltına alındım. 154 gün boyunca 12 metrekarelik bir hücrede kaldım sonra tahliye oldum daha sonra beraat ettim. Türkiye’nin en büyük ikinci meclisinde yaşadıklarımı tarihe not düşmek adına söz aldım. Öncelikle bugün aramızda bulunamayan haksız yere Silivri’de tutsak edilen belediye bürokratlarımızın, belediye emekçilerimizin, meclis üyelerimizin, belediye başkanlarımızın, 50 yılını memlekete hizmete adamış Hasan Başkan’ın ve 60 yıllık aile şirketine kayyum atanan, 2352 yılla yargılanmasına rağmen bir adım dahi geri atmayan, 15,5 milyon yurttaşımızın iradesi, evlatlarımızın umudu, Sayın Ekrem İmamoğlu’nun selamlarını getirdim.
“Annelerin, çocukların masumların vebalini aldınız hem de çok büyük vebal”
Günlerdir Silivri’de bir mahkeme süreci yaşanıyor işte görüyoruz iddianameler tel tel dökülüyor. Ha şunu da söylemek lazım ‘iddianame çıkınca birbirinizin yüzüne bakamayacaksınız’ dediniz, ben şu an bu kürsüden arkadaşlarımın yüzlerine bakarken, sizin de gözlerinizin içine bakıyorum. Peki siz bizim yüzümüze nasıl bakacaksınız? Biz bu iddianamenin içinin boş olduğunu biliyorduk, o yüzden TRT’de canlı yayınlansın istedik. Bugün ise bakıyorum televizyondan ‘insan arada yalan söyler’ diyenlerin sesi 20 günde kesilmeye başladı. Bunları yapanlara ve sessiz kalanlara sesleniyorum. Annelerin, çocukların masumların vebalini aldınız hem de çok büyük vebal.
“Geri dönün ve Rıza’nın videosunu çekin”
31 Mayıs 2025 sabahına dönmek istiyorum. Oğlum Özgür’ün yanında uyurken, saat 05.00 sularında yapılan bir şafak operasyonuyla uyandım. Eşim ‘Evde polis var, seni soruyorlar’ dedi. Tabi şok içindeydik, sıra bize gelmişti. Ömrü hayatında karakol yüzü görmemiş birisiyim. Evde yapılan aramanın ardından belediyedeki makam odama götürüldüm. Dikkatinizi çekerim. Sadece ben. O operasyonda 47 kişi alınmıştı ve bir tek beni götürdüler. Olabilir, normaldir dedim. Ancak anormal olan şey ise şu; Odamdaki arama bittikten sonra otoparktan araçla çıkış yaptık ve polis memurumuza çıkarken bir telefon geldi: ‘Geri dönün ve Rıza’nın videosunu çekin’ Tekrar belediyeye döndük. Bu kez meydandan girdik. Kolumda polislerle araca yürürken videomu çektiler. O an inanın çok ağrıma gitti. Genç yaşta ne yaptık da bizi azılı suçlu gibi gösterdiler. Bu talimatı verenlere, bu haysiyet cellatlığına alkış tutanlara hakkımı helal etmiyorum, etmiyoruz etmeyeceğiz.
“Eğer bir gün biri çıkıp “özür dileriz” derse…”
Ve zulümler bitmedi. Tüm Türkiye’nin gördüğü o görüntüler. Hala bugün televizyon kanallarında o videolarımız servis ediliyor. İşte belediye başkanları, başkan yardımcıları, bürokratlar, eski milletvekilinin olduğu malum görüntüler. Sizden sadece bir an empati yapmanızı istiyorum. Bir çoğunuzun, belki de evladı yaşındayım. Benim yerime evladınızı koyun. Başkanlarımızın yerine kendinizi koyun. Eşinizi, çocuğunuzu o görüntülerde hayal edin, neden bu zulüm, ne için? Bakın eğer bir gün biri çıkıp ‘özür dileriz’ derse; benim tek bir isteğim var. 4 yaşındaki oğlum Özgür’den, Ramazan Gülten’in kızı Maya’dan, Emrah Şahan’ın kızı Deren’den, Tayfun Kahraman’ın kızı Vera’dan ve daha ismini sayamadığım nice çocuğumuzdan özür dilesinler. Lütfen çıkıp yanlışlık oldu, işte suçsuzsan, çıkarsın, adalete güvenin gibi cümleler etmeyin. Çünkü yaşatılanlar, işimiz, gücümüz, huzurumuz, sağlığımız bozuldu. Suçsuzsan çıkarsın diyecek kişi, bırakın Silivri’de ki 12 metrekarelik hücreyi, 1 gün sadece 24 saat o Vatan Emniyette kalsın ondan sonra konuşsun.
“Oğlum Özgür cezaevinde görüşe geldiğinde bir kabinin içine alıp tek başına üstünü aradıklarını öğrendiğimde yıkılmıştım”
Nasıl bir yer mi Vatan Emniyet. 3-4 metrekarelik bir hücrede, esrar ve idrar kokularının arasında, 4 gün boyunca sadece mayonez sıkılmış bir ekmek yiyebildiğin, sabah akşam tek sıra halinde sağlık kontrolüne götürüldüğün eşi, evladı, ailesi, sevdikleri gözyaşı döktüğü bir belirsizlik halinde. Sonra Çağlayan. Biz daha mahkemeye çıkmamışken ailelerimiz tutuklandığımızı yandaş kanallardan öğreniyor. Gerçekten çok üzücü. Ve 149 gün süren Silivri. 12 metrekarelik bir hücrede, tek başına. Her şeyini kendin yapıyorsun temizliğini, yemeğini, yaşantını. En unutamadığım 2 şey; ilki oğlum Özgür cezaevinde görüşe geldiğinde bir kabinin içine alıp tek başına üstünü aradıklarını öğrendiğimde yıkılmıştım. Yine deprem olduğunda hücredeydim ve Büyükçekmece bir deprem bölgesi.. Eşine, evladına, ailene ulaşamıyorsun. Telefon dahi açamıyorsun 1 gün sonra gelen avukatla öğrenebiliyorsun. Ama bakın bunlar bilinmiyor. Bir gün farklı bir siyasi partiden bir ilçe başkanı geldi dedi ki: ‘Ekrem Başkanın yanında koruması var, şoförleri var her şeyi onlar hallediyor değil mi başkanım’ ‘Hayır’ dedim siz karıştırdınız o dediğiniz Pınarhisar’daydı. Derin donduruculu, çamaşır ve bulaşık makineli, toplantı ve çalışma masaları, deri koltuklar, oturma grupları. Ekrem başkan; hücresini de kendi temizliyor, bulaşıklarını elde yıkıyor, her şeyi tek başına kendisi yapıyor.
“Eğer biz bize yaşatılanların binde birini bile yaşatırsak Allah bize o iktidarı nasip etmesin”
Bir de yaşadığımız açık bir adaletsizlik var. Aynı dosyadan yargılandığımız bir memur başkan yardımcısı arkadaşımızla, 30 Ekim’de birlikte tahliye olduk o ilk iş gününde görevine döndü. Ama ben seçilmiş bir meclis üyesi ve başkan yardımcısı olarak 6 ay sonra görevime dönebildim. Ben görevime dönebildim ama tahliye olmalarına rağmen halen görevlerine dönemeyen belediye başkanı ve meclis üyelerimiz var. Neden? Çünkü biz siyasiyiz. Sormak istiyorum şimdi bu davalar siyasi değil diyebilecek misiniz? Bakın şunu açık yüreklilikle söylüyorum çok yakın zamanda bu memleketi biz yöneteceğiz. Ama eğer biz bize yaşatılanların binde birini bile yaşatırsak Allah bize o iktidarı nasip etmesin. İşte o zaman değil vatandaşın birbirimizin suratına bakamayız. Biz bu memlekete barış, huzur, adalet getirmek istiyoruz. Emeklilerimizin refahı artsın istiyoruz ekonomimiz düzelsin istiyoruz, çocuklarımız okullarda katledilmesin istiyoruz.
“Biz bu yola makam için değil, mevki için değil, çocuklarımızın geleceği için çıktık”
Sayın meclis üyeleri: Son olarak tahliye olduktan sonra ne dediler biliyormusunuz. ‘Ortalarda görünme, fotoğraf paylaşma, tweet atma, meclis kürsüsünde dikkatli konuş, yoksa tekrar alırlar.’ Ama buradan açık söylüyorum: Başkanlarımız 12 metrekarelik hücredeyken susmak, korkmak ihanettir. Biz, gecenin en karanlık anını gördük ama sabahına da inandık. Korkunun hükmü, yüreğini kaybedenler içindir. Evladının geleceğine ihanet eden dönebilir. Ama biz dönmeyiz yolumuzdan. Asla korkmayız, çünkü biz cesaretimizi Mustafa Kemal Atatürk’ten alıyoruz. Bakın biz bu yola makam için değil, mevki için değil, çocuklarımızın geleceği için çıktık. Bir daha hiçbir çocuk haksız yere babasından ayrı kalmasın diye, bir daha hiçbir anne gözyaşı dökmesin diye, bir daha kimse haksızlığa uğramasın diye. Biz bu mücadeleyi vereceğiz ve biliyoruz ki gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın andır. O şafak sökecek. O sandık gelecek ve o gün geldiğinde bu büyük millet adaleti de getirecek, hakkı da teslim edecek. Ve bir kez daha diyoruz ki büyük bir gururla, umutla Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu olacak”

