Bir sabah ansızın saygısız uyanmadık.
Ama her susuşta biraz daha kabalaştık.
.
Nezaketi bir gecede terk etmedik;
görmezden geldikçe alıştık.
Biz bu değerleri kaybetmedik.
Göz göre göre geri çektik.
.
Sessizce.
Fark etmeden.
Önce sabrımız tükendi.
Beklemek istemedik.
Dinlemek istemedik.
Anlamaya çalışmak yerine
cevap yetiştirdik.
.
Sonra dilimiz sertleşti.
Sözler keskinleştikçe
kalpler köşelendi.
Kırmak kolaydı,
onarmak zahmete dönüştü.
.
Adalete olan inanç örselendikçe,
“iyi” olmak safça sayıldı.
Nezaket karşılıksız kalınca
aptallıkla karıştırıldı.
.
Saygı, güçsüzlük sanıldı.
Kabalık, cesaret gibi pazarlanmaya başlandı.
Kalabalıklar çoğaldı
ama insan azaldı.
Birbirimize temas ettik
ama vicdanımıza dokunmadık.
.
Bize hep şunu öğrettiler:
“Önce kendini koru.”
Kimse eklemedi:
“Başkalarını ezmeden.”
.
Yorulduk.
Geçim derdi, gelecek korkusu,
güvensizlik, öfke…
Hepsi omuzlarımıza yığıldı.
Ama yorgunluk,
kabalığın mazereti değildir.
.
Çünkü saygı ve görgü,
rahat zamanların süsü değil,
zor zamanların sınavıdır.
Ve o sınavdan
pek çoğumuz kaldık.
.
Biz nezaketi kaybetmedik aslında.
Onu savunmayı bıraktık.
Hatırlatmayı ayıp saydık.
Kabalığa sessiz kaldıkça
ona alan açtık.
.
Ama hâlâ geç değil.
Bir cümleyi yutmakla,
bir özürle,
bir teşekkürle
başlayabiliriz.
.
Çünkü bir toplum,
yüksek sesle değil
yüksek ahlakla ayakta kalır.
Ve bazı değerler vardır;
hatırlandığında değil,
savunulduğunda yaşar.











YORUMLAR