Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ankara Barosu 69. Olağan Genel Kurulu… DSA Adayı Şimşek Çağlayan’dan meslektaşlarına: “Yalnız değilsin, biz varız”

Ankara Barosu 69. Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nun başkan adayı Elçin Özge Şimşek Çağlayan, “Türkiye’de yurttaşın yargıya duyduğu güven giderek ağır bir yara alıyor. Tutukluluk bir koruma tedbiri olmaktan çıktı, sonuçları itibarıyla cezaya dönüşüyor” dedi. Filistin’de yaşananlara da değinen Çağlayan, “Filistin halkı soykırıma uğruyor” dedi. “Biz birbirimizin düşmanı değiliz” diyen Çağlayan, meslektaşlarına “Yalnız değilsin. Biz varız” diye seslendi.

Ankara Barosu 69. Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Demokratik Sol Avukatlar

(ANKARA) – Ankara Barosu 69. Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nun başkan adayı Elçin Özge Şimşek Çağlayan, “Türkiye’de yurttaşın yargıya duyduğu güven giderek ağır bir yara alıyor. Tutukluluk bir koruma tedbiri olmaktan çıktı, sonuçları itibarıyla cezaya dönüşüyor” dedi. Filistin’de yaşananlara da değinen Çağlayan, “Filistin halkı soykırıma uğruyor” dedi. “Biz birbirimizin düşmanı değiliz” diyen Çağlayan, meslektaşlarına “Yalnız değilsin. Biz varız” diye seslendi.

Ankara Barosu’nun 69. Olağan Genel Kurulu’nun ilk gününde başkan adaylarının konuşmaları tamamlandı. Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nun başkan adayı Elçin Özge Şimşek Çağlayan, konuşmasının başında kendisine ve grubuna yönelik eleştirilere yanıt verdi.

10 Haziran’da yapılan ön seçim sonucunda Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nun başkan adayı olarak belirlendiğini belirten Şimşek Çağlayan, şunları söyledi:

“Çok uzun saatlerdir çok ağır eleştiriler altında kaldık. Elbette her biri çok kıymetli ve her biri de bizim bundan sonraki sürecimizde, kendi kişisel hayatlarımıza da baro yöneticiliklerimize de muhakkak referans olacağı şüphesiz. Ancak iki konuya bu kürsüden cevap vermek zorunda kalacağım. Bunu Grubum adına da zorunlu hissediyorum. 10 Haziran’da yapılan bir demokrasi şöleni ile kendi içinde yazılı olmayan kurallara bağlı olan, yıllardır sürdürdüğü gelenek ile gerçekleştirdiği ön seçim sonucu başkan adayı olarak Demokratik Sol’u temsil etme iradesi ortaya kondu. Bugün bu kürsüde gururla Ankara Barosu Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nun dönem başkanı olarak konuşuyorum. Aynı zamanda da Ankara Barosu 69 Olağan Genel Kurulu Başkan Adayı olarak konuşuyorum. Ne grubumu ne Ankara Barosu’nun cumhuriyetçiliği ve Atatürkçülüğü üzerinden tartıştırmam.

Çok özür dileyerek bir konuda daha burada cevap vermek isterim. Yine her biri birbirinden kıymetli aday arkadaşlarım kıymetli eleştirilerde bulundu ve kaç kişinin hayatında dokunduğumuzu sordu. Hayatına dokunduğumuz arkadaşlarımızın bir kısmı burada. Gururla ifade ediyorum ki 100 yıllık Türk Medeni Kanunu’nun bize kazandırdığı yetkiyle iki kadın aday olarak bugün bu kürsü de konuşuyoruz. Bunu da Cumhuriyet’in en büyük kazanımı olarak görüyorum ve bunun içinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarına minnet duyuyorum.”

Dört yıllık görev süresi boyunca birlikte çalıştığı Ankara Barosu Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri ile baro emekçilerine teşekkür eden Şimşek Çağlayan, ardından Türkiye’deki hukuk sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“YURTTAŞIN YARGIYA DUYDUĞU GÜVEN AĞIR BİR YARA ALIYOR”

“Bugün bu salonda geleceğimizi konuşurken, kapının dışında bizi bekleyen ağır bir hukuk gerçekliği var” diyen Çağlayan, şöyle devam etti:

“Türkiye’de yurttaşın yargıya duyduğu güven giderek ağır bir yara alıyor. İnsanlar bir mahkeme kararının uygulanıp uygulanmayacağını, bir soruşturmanın hangi ölçütlerle yürütüleceğini, tutuklamanın ne kadar süreceğini, hakkını aramasının kendisi için yeni bir bedel doğurup doğurmayacağını düşünüyor. Oysa bir yurttaş, karşısındaki güç kim olursa olsun hakkının korunacağını bildiğinde hukuk devletinin varlığından söz edilir. Bir hakim kararından, bir savcı soruşturmasından, bir avukat savunmasından dolayı kendisini baskı altında hissetmediğinde yargı bağımsızlığı gerçekten var olur. Bugün tam da bu güven duygusunda büyük bir kırılma yaşıyoruz.”

Çağlayan, şafak operasyonlarıyla insanların evlerinden alındığını, özel görüntülerinin kamuoyuna servis edildiğini söyledi. Gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve sivil toplum örgütlerinin sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirildiğini belirten Şimşek Çağlayan, ifade özgürlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün ve toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının alanının giderek daraldığını ifade etti.

Çağlayan, şunları söyledi:

“Cezaevlerindeki hak ihlalleri her zamankinden fazla. Kuyu tipi cezaevleri olağanlaştırılıyor. Bir zamanlar müdafinin etkin savunma yapmasının önündeki engelleri konuşurduk. Bugün sanığa kendi savunması yaptırılmıyor. Savunma hakkındaki bu daralma, avukatın mesleki faaliyet alanını da giderek kuşatıyor. Avukat, müvekkiliyle özdeşleştiriliyor. Savunma faaliyeti şüpheli hale getiriliyor. Meslektaşlarımız hukuksuzluğu her zamankinden fazla hissediyor.”

“TÜM TUTUKLU MESLEKTAŞLARA SELAM OLSUN”

Çağlayan, tutuklu avukat Mehmet Pehlivan, Fırat Durak ve Selçuk Kozağaçlı’yı da anarak şöyle konuştu:

“Tıpkı Avukat Mehmet Pehlivan gibi, bir yılı aşkın süredir kuyu tipi cezaevinde tutulan yetmezmiş gibi kızıyla görüşeceği sabahın gecesinde ailesinden ve avukatlarından yüzlerce kilometre uzağa sürgün edilen Mehmet Pehlivan gibi. Tıpkı Avukat Fırat Durak gibi, aylardır 12 metrekarelik bir alanda, günde yalnızca bir saatlik havalandırmayla, gökyüzünden dahi mahrum bırakılan, ağır tecrit koşulları altında oğlunun ilk adımlarını göremeyen Fırat Durak gibi. Tıpkı Avukat Selçuk Kozağaçlı gibi, infaz kanununa göre yatacağı süre tamamlanmasına rağmen sübjektif kriterlerle özgürlüğüne yıllardır kavuşamayan, Ankara Barosu mensubu Selçuk Kozağaçlı gibi.”

Çağlayan bu bölümün ardından salona, “Tüm tutuklu meslektaşlara selam olsun” diye seslendi.

“ADALET BİZE BENZEYENLER İÇİN İSTEDİĞİMİZ BİR AYRICALIĞA DÖNÜŞEMEZ”

Şimşek Çağlayan, hukuk devletinin yalnızca kişinin kendisine, yakınlarına veya düşüncelerine benzeyenler için savunulamayacağını vurguladı. “Adalet bize benzeyenler için istediğimiz bir ayrıcalığa, hukuk sevdiğimiz insanların hakkı ihlal edildiğinde hatırladığımız bir güvenceye dönüşemez” diyen Şimşek Çağlayan, hukuk devletinin temelinin, düşüncesine katılınmayan ve hayatına hiç dokunulmayan bir insanın hakkı için de aynı kararlılıkla ayağa kalkabilmek olduğunu söyledi.

Şimşek Çağlayan, yakın zamanda hayatını kaybeden İonna Kuçuradi’nin insan hakları konusundaki yaklaşımına atıf yaparak, “İnsan hakları söz konusu olduğunda kişi ayrımı yapamayız. O kişi başkasının hakkını çiğnemiş olsa dahi önce insan olduğunu hatırlamak zorundayız” dedi.

“FİLİSTİN HALKI SOYKIRIMA UĞRUYOR”

Dünyada otoriterliğin yükseldiğini ve insan haklarının devletlerin çıkar hesapları arasında gözden çıkarıldığı bir dönemden geçildiğini belirten Şimşek Çağlayan, Filistin’e ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Çağlayan, “Bugün ne yazık ki dünyanın başka ülkelerinde de, otoriterliğin yükseldiği, insan haklarının devletlerin çıkar hesapları arasında gözden çıkarıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bugün 2026 yılında, bütün dünyanın gözleri önünde, adeta canlı yayında bir coğrafyanın haritadan adım adım silinişine tanıklık ediyoruz. Bunu bu kürsüden ilan etmeyi çok önemli buluyorum. Filistin halkı soykırıma uğruyor” diye konuştu.

Çağlayan, Türkiye’deki hukuk krizinin de aynı hukuk anlayışı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek, “Filistin’deki soykırımı haykırmak nasıl sorumluluğumuzsa ülkemizdeki hukuk krizini dile getirmek de aynı hukuk anlayışının parçasıdır” dedi.

“EVET, BİZ POLİTİĞİZ”

Kendilerine yöneltilen “politik olma” eleştirilerine de yanıt veren Çağlayan, şunları söyledi:

“Yoksulluk, güvencesizlik, eşitsizlik, bir işçinin emeğinin karşılığını alamaması politiktir. Bir kadının korkusuzca sokakta yürüyemeyişi, bir çocuğun güvenle okula gidemeyişi, bir madencinin ölümü kader olarak kabullenişi politiktir. Hatta meslektaşlarım bir genç avukatın ‘Ben bu mesleği sürdürebilecek miyim?’ diye endişelenmesi de politiktir. Bu nedenle meslektaşlarım evet biz politiğiz.”

Çağlayan, baroların ideolojik hatlar üzerinden bölünmesini ve Ankara Barosu’nun apolitik olmaya zorlanmasını da reddettiklerini belirterek şöyle konuştu:

“Baroları ideolojik hatlar üzerinden bölen, ikinci barolara her türlü imkanı sağlayan, Ankara Barosu’nu apolitik olmaya zorlayan anlayışı reddediyoruz. Başkent barosunun Atatürk ilke ve devrimlerinden, laiklikten, demokrasiden, insan haklarından, eşit yurttaşlıktan ve hukukun üstünlüğünden aldığı tarihsel sorumluluğu taşımaya devam ediyoruz.”

“BİZ BİRBİRİMİZİN DÜŞMANI DEĞİLİZ”

Seçim sürecine ilişkin de konuşan Çağlayan, “Aylardır Ankara’nın dört bir yanında meslektaşlarımızla buluştuk. Dinledik, anlattık, eleştirildik, ama çokça öğrendik. Bu süreç boyunca hiçbir adayı, hiçbir grubu ve hiçbir meslektaşımızı hedef almadık. Çünkü bizim kendi sözümüz var. Derdimizi başkasının eksikliği üzerinden tarif etmeye ihtiyacımız yok. Yol haritamızı karşıtlıklar üzerine kurmuyoruz. Ne yapmak istediğimizi, nasıl bir baroya inandığımızı ve hangi değerlerin arkasında durduğumuzu anlatıyoruz. Çünkü seçim süreçleri meslektaşlarımız arasındaki demokratik bir yarıştır. Biz birbirimizin düşmanı değiliz. Seçim bittiğinde hepimiz yine aynı cübbeyi giyeceğiz. Aynı adliyelerin koridorlarında yürüyecek, aynı Baronun çatısı altında buluşacağız” ifadelerini kullandı.

“MESLEĞİMİZİN ÇOK AĞIR SORUNLARI VAR”

Avukatların yaşadığı ekonomik ve mesleki sorunlara da değinen Çağlayan, şunları söyledi:

“Bugün mesleğimizin çok ağır sorunları var. Kontrolsüz biçimde açılan hukuk fakültelerinden mezun olan genç meslektaşlarımız asgari ücretin dahi altında, güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor. Stajyer arkadaşlarımızın emeği görünmez halde. Bağ-Kur, vergi ve büro giderleri altında ayakta kalmaya çalışan, kirasını ödemekte zorlanan hatta bürosunu kapatmak zorunda kalan avukatlar var. Adli yardım ve CMK ücretleri avukatın emeğinin karşılığını vermekten uzak. Kamu avukatları özlük haklarına hala erişemiyor. Çalışma alanlarımız daralıyor. Avukatın emeğine, mesleğin itibarına ve bağımsız savunmanın alanına yönelik sorunlar gün geçtikçe büyüyor.”

Bu sorunların kaynağının barolar olmadığını belirten Çağlayan, “Ama çözümün güçlü bir parçası olmak bizim sorumluluğumuz. Bugün hepimiz bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek için buradayız” dedi.

Çağlayan, mesleğe ilişkin hedeflerini de şöyle sıraladı:

“Çağın ihtiyaçlarına cevap veren yeni bir Avukatlık Kanunu’nun hayata geçmesi, emeğimizin gerçek karşılığını bulduğu bir meslek düzeninin kurulması, adli yardım ve CMK ücretlerinin insanca çalışma koşullarını gözeten bir düzeye ulaşması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Staj eğitiminden mesleğin ilk yıllarına kadar genç meslektaşlarımızın yanında olacağız. İşçi avukatın hakkını onunla birlikte savunacak, meslektaşlarımızın giderek daralan çalışma alanlarını koruyacağız. Vekalet ücretlerimizden mesleki güvencelerimize, çalışma alanlarımızdan emeğimizin karşılığına kadar mesleğimizin geleceğini ilgilendiren her mesele Ankara Barosu’nun meselesidir ve olmaya devam edecektir. Ve bütün bunları kapısı meslektaşına açık, eleştiriden korkmayan, katılımcı, şeffaf, adil ve çoğulcu bir Ankara Barosuyla yapacağız. Çünkü sahip olduğumuz güç makamdan ya da sıfatlardan gelmiyor. Bizim gücümüz birbirimizden geliyor.”

“KALABALIK ADLİYE KORİDORLARININ İÇİNDE YALNIZLAŞIYORUZ”

Çağlayan, konuşmasının son bölümünde avukatların yaşadığı yalnızlaşmaya dikkati çekti ve “Belki de mesleğimizin ve çağımızın çok az konuştuğumuz başka bir tarafı var. Yalnızlaşıyoruz. Kalabalık adliye koridorlarının içinde, binlerce meslektaşın arasında yalnızlaşıyoruz. Hayatın yükü ağırlaştıkça, mesleğimizi sürdürmeye çalışırken her şeyi tek başımıza çözmek zorundaymışız gibi hissediyoruz” dedi.

Çağlayan, seçim sürecinde yalnız olmadığını gördüğünü belirterek, “Her düştüğümde bir el uzandı, yorulduğumda bir omuz çıktı karşıma. Bazen hiç beklemediğim bir telefon, bazen küçücük bir mesaj, bazen kalabalığın içinden yakaladığım bir çift göz bana aynı şeyi söyledi: ‘Yalnız değilsin’” dedi.

“Bugün bu kürsüde olmanın benim için anlamı bu yüzden çok büyük” diyen Çağlayan, “Herkes kendi hikayesinin izinden gider derken belki de bunu anlatmaya çalışıyordum arkadaşlarıma. Hepimizin bir hikayesi var” ifadelerini kullandı. “Ben de bugün kendi hikayemin en önemli duraklarından birindeyim. Ve buraya size inandığım bir yarından söz etmeye geldim. Kavganın değil umudun büyüdüğü, ötekileştirilmediğimiz, birbirimizi kucakladığımız bir yarından… Bize benzemeyeni de koruduğumuz, kendimizden olmayanın hakkını da savunduğumuz, yere düşeni kaldırdığımız, dayanışmanın bütün gücüyle birbirimizi sarıp sarmaladığımız bir yarından…” diye konuştu.

“GENÇ MESLEKTAŞIMA SESLENİYORUM: YALNIZ DEĞİLSİN”

Çağlayan, konuşmasının son bölümünde genç avukatlara, işçi avukatlara, çocuk sahibi meslektaşlarına, kadın avukatlara ve kıdemli avukatlara seslenerek şunları kaydetti:

“Şimdi bu kürsüden genç meslektaşıma sesleniyorum. Mesleğe daha yeni başlamış, önündeki yıllara biraz heyecanla biraz kaygıyla bakan arkadaşım, yalnız değilsin. Sabahın erken saatinde otobüs durağında, gözleri uzaklara dalan işçi avukat meslektaşım, yalnız değilsin. Bugün bu salona gelebilmek için çocuğunu kime bırakacağını düşünen, hayatın bütün yükünün arasında mesleğine ve barosuna zaman ayıran meslektaşım; yalnız değilsin. Bürosunun kirasını, vergisini, Bağ-Kur’unu düşünürken mesleğinin onurundan vazgeçmeyen meslektaşım yalnız değilsin. Yıllarını bu mesleğe vermiş, Ankara Barosunun hafızasını omuzlarında taşıyan kıymetli üstadım tecrübenize, sözünüze, yol göstericiliğinize ihtiyacımız var. Yalnız değilsiniz. Onca emeğine rağmen hâlâ kendine yer açmaya çalışan, sesini duyurmak için bazen herkesten biraz daha fazla mücadele etmek zorunda kalan kadın meslektaşım Yüzünü bize dön. Yalnız değilsin. Ve bütün bunların ortasında yorulan, kırılan, bazen umudunu kaybeden meslektaşım başını kaldır, etrafına bak. Yalnız değilsin. Biz varız. Çünkü bugün birbirimizin gözlerine sığmış kocaman bir kalabalığız. Hiçbirimizin tek başına yetmediği yerde birbirimizi tamamlayabiliriz. Şimdi ellerimizi uzatıyoruz. Bir kişinin, bir listenin, bir grubun değil; hepimizin hikayesini birlikte yazmak için.”

Çağlayan, konuşmalarını şöyle sonlandırdı:

“Ben olmaktan biz olmaya, yan yana durmaktan birlikte yürümeye, umudu birbirimizde çoğaltmaya çağırıyorum sizi. Yarın aynı göğün altında, bütün farklılıklarımızla, birbirimizin sesini kısmadan, elini bırakmadan uyanabileceğimiz bir gelecek mümkün. Birbirimize inandıkça güçleneceğiz. Yan yana geldikçe cesaretleneceğiz. Gelin, çoğalalım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla ve umutla selamlıyorum.”