(ANKARA) – Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu, köprü ve otoyolların 30 yıllığına özelleştirilmesi kararına ilişkin “Vatandaşın vergisiyle yapılan yatırımları özel sermayeye peşkeş çekiyorsunuz; bu kurulan düzenek tepeden tırnağa bir soygun düzenidir” dedi.
Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adıyla 2018 yılında geçilen “tek adam” rejiminin sekizinci yılı olduğunu hatırlatan Karamahmutoğlu, bu yönetim biçiminin ağır bir ekonomik buhrana, toplum vicdanını ve adalet duygusunu yaralayan uygulamalara ve hukuksuzluklara yol açtığını belirtti.
Bu dönemde birçok kişinin haksızlığa uğradığını söyleyen Karamahmutoğlu, “Özgürlüğünden yoksun bırakılması henüz yeni olduğu için, izninizle bir ismi anarak başlamak istiyorum; Oğuzhan Uğur neden tutuklu? Kamuoyu oluşturmada etkili ve etkin olan bir ismin tutuklu yargılamayla hapsedilmesi, özgürlüğünden yoksun bırakılması, o bireyi çalışmalarından alıkoymak ve etkisiz kılmak sonucuna hizmet eder. Öyleyse maksat bu muydu? Yoksa herhangi bir suça ilişkin adaletin tecellisi mi? Oğuzhan Uğur ile birlikte, aslında yargılaması özgürlüğü kısıtlanmadan tutuksuz olarak yapılabilecek, cezaevlerindeki tüm mağdurların toplumsal vicdan ve adalet duygusu gözetilerek özgür bırakılmalarının hukuk devletinin gereği olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Zafer Partisi’nin Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ da aynı mağduriyete uğratıldığı için Zafer Partisi, bu yaşanan, yaşatılan haksızlıkları en iyi anlayabilen partidir” diye konuştu.
“ÜLKEYİ UÇURUMA SÜRÜKLEMEKTEDİR”
Resmi Gazete’de dün yayımlanan köprü ve otoyolların özelleştirilmesi kararına değinen Karamahmutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla milletin kendi parasıyla yapılan iki boğaz köprüsünün, sekiz otoyol ve iki çevre otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesine karar verildiği anımsattı.
Bu kararın alınış şeklinin, ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha açık bir şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Karamahmutoğlu, “Parlamenter demokratik sistem olsaydı, bu alınan karar ve bu tür kararlar bir tek kişinin iki dudağı arasında değil, önce Özelleştirme Yüksek Kurulu’nda tartışılır ve karara bağlanır, ardından Bakanlar Kurulu’nda enine boyuna tartışılır ve ülke yararına karar alınırdı. Fakat üzülerek yaşıyor ve görüyoruz ki artık rasyonel devlet aklı yönetimden tamamen tasfiye edilmiştir” şeklinde konuştu.
Zafer Partisi olarak ekonomiyle birlikte hukuk devletinin varlığının, demokratik sistemin ve düzgün işleyen akılcı bir kamu yönetiminin gerekli olduğuna inandıklarını ve bunun tesis edilmesi gerektiğinin sözünü verdiklerini dile getiren Karamahmutoğlu, “Cumhur İttifakı iktidarı, yüksek enflasyon, yüksek iç ve dış borçlar ve yüksek faiz sarmalında bocalayıp durmakta ve sistemin devam etmesi için çıkış yolu bulamamaktadır. Böylece demokratik parlamenter sistemden uzak olan tek adam rejimi, akil ve rasyonel olmayan kararlarla ülkeyi tam anlamıyla uçuruma sürüklemektedir” dedi.
Köylünün, çiftçinin, işçinin, esnafın, emeklinin; tüm vatandaşların ortak paralarıyla, vergisiyle yapılan bu köprülerin ve otoyolların getirisi yüksek yatırımlar olduğuna işaret eden Karamahmutoğlu, “Bu özelleştirmeden ele geçen köprü ve otoyollar, şirketlerin yönetim marifetiyle daha da zamlanacak, vatandaşa daha yüksek ücret, daha pahalı yol ve köprü kullanımı olarak geri dönecek ve daha yüksek enflasyon olarak yansıyacak” diye konuştu. “Bu bir soygun düzenidir” diyen Karamahmutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu kurulan düzenek tepeden tırnağa bir soygun düzenidir ve soyulan, devletin hazinesine emanet ettiği parası çalınan vatandaşların tamamıdır. Yani burada partili vatandaş ayrımı yoktur. AKP seçmeni olan vatandaşların kasası da soyuluyor. Çünkü devletin hazinesi gelir kaybına uğruyor, zarar ettiriliyor. Köprüler ve otoyollar, devletin elindeki en fazla kar getiren yatırımlar, birikimlerdir. Aç bıraktığınız çocukların anne babalarından Hazineye kazandırdığınız vergilerle yapılan köprüleri özel sermayeye peşkeş çekiyorsunuz. Yüksek faiz karşılığı getirdiğiniz yabancı sermayenin bankalara yatırdığı mevduat hesaplarındaki paralarına faiz olarak ödemek için, milletin yoksulluk, açlık bedeliyle var ettiği yatırımları yabancıların mevduatlarına faiz olarak ödeyebilmek için elden çıkarıyorsunuz.
Ayrıca zarar etmeyen, aksine kâr eden, devlete yük olmayan bu işletmeleri elden çıkarmanız, varlıklarımızı haraç mezat işletme karşılığında satmanız, vatandaşa daha pahalı, daha yüksek ücretli köprü, otoyol geçişleri olarak yansıyacaktır. Yatırımlarımızın, birikimlerimizin gelecek 30 yılını devletten kaçırıp özel sermayeye ipotek ediyorsunuz. İngiliz bankerlerine ve AKP hükümetinin besleyip semirttiği beşli çete ve benzeri namla anılan şirketlere akıttığınız ve akıtacağınız kaynaklarımız, AKP hükümeti olarak aç bıraktığınız milyonlarca çocuğumuzun çalınmış bugünleri ve yarınlarıdır.
Bugününü ve gelecek umutlarını çalıp yok ettiğiniz Türk gençlerinin birikimi olan varlıkları kimlere yağmalatacaksınız? Asgari ücretliye harcamayacağınız, emekliye harcamayacağınız, eğitime ve sağlığa harcamayacağınız gelirleri dışarıdan getirdiğiniz borç paraların faizi olarak ödeyecek olmanız, sizin, AKP hükümetinin, Cumhur İttifakı iktidarının niçin bir an önce gitmesinin, Türkiye’nin sırtından düşmesinin artık zorunluluk olduğunu apaçık ortaya koymaktadır.”
“OKULLARA SİYASETİ SOKUYORLAR”
Karamahmutoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara bir tebliğ gönderdiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Milli Eğitim Bakanlığı’nın geçtiğimiz günlerde okullara yolladığı bir tebliğ ile PKK’ya çıkartılan özel afla ilgili çıkan yasanın okullarda öğretmenler aracılığıyla öğrencilere anlatılması, propagandasının yapılması istendi. Bu tebliğ yayımlandı. Türkiye’de kamuoyunda çerçeve yasası olarak bilinen bu kanun teklifi, bilindiği gibi 10 Ağustos’ta Meclis’te yapılan oylamayla yasalaştı. Evet diyenlerin bile savunurken mahcup olduğu bu yasa şu an bekleyen yanlarıyla uygulamada. Çerçeve kanununa göre bir komisyon oluşturuldu. Bu komisyonun da dört alt komisyonu var. Dört alt komisyon kuruldu ve bunlardan birinin başına da narko terör örgütü PKK’nın başındaki baş terörist Abdullah Öcalan’ın göreve getirilmesi, bu komisyonlardan birinde görev alması, böylece statü sahibi yapılması isteniyor.
Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) örgütün silah bırakmasını tespit ve teyit etmesi gerektiği kuralı, MGK’nın da bu kararı yıl sonuna kadar vermesi bekleniyor. Bu kararın çıkması yıl sonuna kadar bekleniyor. Şimdi biz de Zafer Partisi olarak ve vatandaşlar olarak merakla bekliyoruz. MGK bu tespit ve teyidi yaparken Suriye’de, devlette, Suriye devletinde silahlarıyla temsil edilen YPG-PYD’nin ve Irak’ta PKK yapılanması olan PÇDK’nın ve İran PKK’sı olan PJAK’ın silah bıraktığının tespit ve teyidi nasıl yapılacaktır? İkna edici bir şekilde yapılabilecek midir?
Bundan daha tuhaf, utandırıcı olan ise okulların açılacağı bu haftalarda öğrenci çocuklarımıza AKP, Cumhur İttifakı hükümetinin bu PKK’ya özel af politikasının okullarda anlatılması, propaganda edilmesi istenmiş. Türk halkının büyük çoğunlukla reddettiği bu al-ver pazarlık masası utancı, sanki matah bir şeymiş gibi öğretmenler tarafından öğrencilere anlatılması isteniyor. Okullara siyaseti, hem de utanılacak bir siyaseti sokuyorlar.
“EN AĞIR BEDELİ ÖDEYEN PARTİ ZAFER PARTİSİ”
İki yıl evvel, 2024 yılı Ekim ayında bu al-ver pazarlık masası karşılıklı olarak PKK ile hükümet arasında kurulduğunda ilk günden itibaren itiraz ettik. Bedelini de daha ilk aylarında Genel Başkanımızın mahpus edilmesiyle ödedik. PKK ile kurulan bu al-ver pazarlık masasına itiraz ederken en ağır bedeli ödeyen parti Zafer Partisi’dir. En fazla çalışmayı ve çabayı sergileyen, toplumu bilgilendiren, bilinçlendiren parti de Zafer Partisi’dir. Zafer Partisi bunun bedelini ödedi ve ödemeye devam ediyor. Ama bizi bu çalışmalarımızdan alıkoyamayacaklar.
Dedik ki ‘Bu, söylendiği gibi değil.é Bu, tek başına sanki PKK, narko terör örgütü, bir karar almış da kendini dağıtıyor, kendini feshediyor gibi bir durum, kendiliğinden almış olduğu bir karar değildir. Bu, çoktan gizli bir mutfakta pişirilmiş olan bir yemeğin 22 Ekim 2024 tarihinde Devlet Bahçeli’nin anonsuyla topluma servis edilmesidir, dedik. İçini, içeriğini, arkasını, altyapısını sorduk. İşte geldiğimiz yerleri görüyorsunuz. Meclis’te komisyonlar, çıkartılan yasalar ve topluma uygulanan baskılar. Bir taraf tek taraflı her türlü propagandayı yapacak; PKK terör örgütü ve mensupları ve destekçileri için söylüyorum. Hatta onların lehine Milli Eğitim Bakanlığı’nca okullara tebliğ gönderilecek, bunu çocuklara, öğrencilere anlatın diye.
Fakat buna itiraz eden, reddeden vatanseverler, Cumhuriyetçiler, Atatürkçüler, Türk milliyetçiler itirazlarını dile getirirken, provokatör olacak, süreci sabote etmekle suçlanacak ve tehdit ve gözdağıyla karşı karşıya bırakılacak. Bu tip baskılara maruz kaldığımızda bizim sığınağımız olan bir pusulamız vardır. Daha fazla bu şekilde Türk milletini, Türk gençliğini, Türk milliyetçilerini, Atatürkçüleri, Cumhuriyetçileri, vatanperverleri baskılamaya devam ederseniz, bizim pusulamız Atatürk’ün Bursa Nutku’dur. Bursa Nutku’nun takipçisi oluruz.”
Soruları da yanıtlayan Karamahmutoğlu, Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin “Bunu az önce Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız olan Sayın Fikret Başkan’la birlikte değerlendirdik. OVP’yle ilgili enine boyuna bir açıklama yapacak” dedi.
“BU, DAVUTOĞLU’NUN GENEL BAŞKANLIĞI SIRASINDA YAPILABİLİRDİ”
Karamahmutoğlu, feshedilen Gelecek Partisi Genel Başkanı ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun savcılığa ifade vermesine ilişkin soruyu şöyle yanıtladı:
“Ahmet Davutoğlu’nun kurmuş olmuş olduğu parti, tek başına seçime girmedi; bir ittifakla seçime girdi. Fakat Gelecek Partisi bir sonraki gelecek seçimi göremeden tabela indirdi, kapattı kendisini. Bence Ahmet Davutoğlu ve Gelecek Partisi’nde çaba harcamaya çalışanlar için doğru ve yerinde bir karar olmuştur. Sayın Davutoğlu geçmişte, yani Gelecek Partisi Genel Başkanı’yken etmiş olduğu sözlerden sebep savcılığa çağrılmış, anlaşılan. Genel Başkanlığı sırasında da bu yapılabilirdi ama o zaman yapılmamış.
Şimdi savcılık ifadesinde en azından bireysel olarak benim merakla beklediğim şu: Sayın Davutoğlu, kameraların önünde vatandaşın yüzüne karşı ileri sürmüş olduğu iddiaları, AKP, AKP’nin Genel Başkanı ve üst yönetim grubu, hükümetin bakanları da bunun içerisinde, onlar hakkında ileri sürmüş olduğu iddiaları yine sürdürecek mi? Sayın Ahmet Davutoğlu o iddiaların arkasında durabilecek mi? Yoksa bir pişmanlık, bir nedamet mi getirecek? Vaz mı geçecek bu söylediklerinden? Yanlış düşündüğünü, yanlış değerlendirdiğini mi söyleyecek? Ben asıl bunu merak ediyorum ve savcılık ifadesini o yüzden dört gözle bekliyorum.”

