Haber: Ahmet ÜN – Kamera: Serhat YETÜT
(DİYARBAKIR) – EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, geçen hafta tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı’ya geçmiş olsun ziyaretinde bulundu. Aslan, “Selçuk Başkanımız yapmış olduğu görevler, barışa sunduğu katkılar açısından adeta yedi yıl boyunca cezaevinde rehin alınmıştır. Bunun bir karşılığı olması lazım. Yani Selçuk Başkanlar ve Selçuk Başkan gibi şahsiyetlerin yaşamış oldukları bu haksızlıkların, adaletsizliklerin, hukuksuzlukların bir karşılığının olması lazım” dedi.
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı seçilen ve 19 Ağustos 2019’da İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınarak yerine kayyım atanmasının ardından “terör örgütü üyeliği” ve “terör örgütü propagandası” suçlamalarıyla yaklaşık 7 yıl tutukluluğun ardından 8 Eylül günü tahliye edilen Adnan Selçuk Mızraklı’ya geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.
Aslan, Mızraklı’nın evindeki ziyarette yaptığı konuşmada, kimsenin düşüncelerinden dolayı tutuklanmaması gerektiğini vurgulayarak, “Selçuk Başkan yedi yıl, yani yedi yıl az bir süre değil, belki daha uzun yatanlar açısından yedi yıl nedir diye sorulabilir ama yedi yıl da olsa bir gün de olsa bu ülkede düşüncelerinden dolayı hiç kimsenin cezaevinde bir saniye bile kalmaması gerekir” ifadesini kullandı.
“BU ÜLKEDE KÜRT SORUNUN NEDENLERİNİN ORTADAN KALKMASI GEREKİR”
Hukuksuzlukların, adaletsizliklerin mutlaka bir gün son bulacağına olan inançlarıyla mücadeleyi sürdürdüklerini vurgulayan Aslan, şöyle devam etti:
“Bu ülke toprakları çokça acı yaşadı, çokça sorunlar yaşadı, problemler yaşandı. Bugün bir süreçten bahsediliyor. Bu sürecin kendisinin, Kürt sorunun demokratik, halkçı bir biçimde çözümü, eşit haklar temelinde çözümünden yanayız. Bu konuda dün ne söylediysek bugün de bunları söylemeye devam edeceğiz. Bu ülkede artık tek bir insanın bile canından olmaması, tek bir haneye bile ateş düşmemesi için elimizden gelen çabayı, gayreti, imkanlarımızın hepsini seferber ediyoruz. Seferber etmeye de devam edeceğiz. Ancak bir hususun altını da çizmek gerekir. Selçuk Başkan ifade etmişti, ‘onurlu bir barış’. Bu ülkede Kürt sorunun nedenlerinin ortadan kalkması gerekir. Yani dün bu çatışmalı sürece neden olan, dün bu savaş ortamına neden olan nedenlerin ortadan kalkması gerekir. Yani Kürt halkının inkarının artık ortadan kalkması gerekir. Kürt halkının, bu ülkede Türk halkı gibi eşit koşullarda bir arada, anayasal hak temelinde bir arada yaşamasının koşullarının sağlanması gerekir.”
“ÜSTÜNE BİR SÜNGER ÇEKMEK DEĞİL, ACILARLA YÜZLEŞMEK”
Süreç karşıtlığı eleştirilerine değinen Aslan, “Bu sürece dair kimi eleştiriler olduğunda süreç karşıtıymışız gibi birtakım eleştirilerle karşı karşıya kalıyoruz. Bunun özellikle altını çizmek gerekir. Biz Kürt sorununun çözümünden yanayız. Ama iki halkın eşit koşullarda bir arada yaşamasından yanayız. Hiç kimsenin kimse tarafından ötelenmediği, örselenmediği, üstün görülmediği bir eşitlikten bahsediyoruz. Yaşanan acıların, sürecin üstüne bir sünger çekmek değil, bu acılarla yüzleşmekten geçiyor. Faili meçhul cinayetlerin de aydınlatılması, kayyumların da son bulması, AİHM kararlarının, Anayasa Mahkemesi kararlarının da uygulanması, Kürt halkının ana dilinde eğitim hakkı da dahil olmak üzere bölgede yaşanan ekonomik eşitsizlik de dahil olmak üzere bölgenin yağmalanmasına karşı tedbirleri de almak da dahil olmak üzere bunlar bütün bu sürecin bir parçası, bir yolu olarak karşımıza çıkıyor” ifadelerini kullandı. Aslan, şöyle devam etti:
“Bu sürecin kendisi tabii ki şiddetsiz bir ortamda sorunu ayrıntılı tartışmak, konuşmak, önerilerimizi, eleştirilerimizi yapmak. Ama bütün bu önerilerin, eleştirilerin hepsi bu meselenin bir daha silahlı bir çatışmaya, silahlı bir ortama dönüşmeden iki halk arasında eşit koşullarda çözülmesidir. Bütün bu gelişmeleri takip ettiğimizde bugün esas olarak ülkede barışın, demokrasinin tesis edilmesi için, halkların bir arada eşit koşullarda yaşaması için bugün devletin adım atması, iktidarın adım atması gerekir. Öncelikli olarak oradan adımlar gelmesi gerekir. İşte Kürt silahlı hareketi silah bıraktı, örgütü feshetti, bir sürü adım attı, birçok adım attı. Bütün bu gelişmeler karşısında sadece bu süreci Milli Güvenlik Konseyi’nin kararına bağlamak doğru değildir. Biz bunu eleştiriyoruz. Bunun doğru olmadığını söylüyoruz.”
Selçuk Mızraklı’nın yaşadığı haksızlığın giderilmesi için çağrıda bulunan Aslan, “Selçuk Başkanımız hem bölge halkı açısından hem Türkiye halkları açısından hem geçmişte yapmış olduğu görevler, barışa sunduğu katkılar açısından adeta yedi yıl boyunca cezaevinde rehin alınmıştır. Bunun bir karşılığı olması lazım. Yani Selçuk Başkanlar ve Selçuk Başkan gibi şahsiyetlerin yaşamış oldukları bu haksızlıklar, adaletsizlikler, hukuksuzlukların bir karşılığının olması lazım. Bunların bir daha yaşanmaması lazım. Bir daha karşımıza çıkmaması lazım” diye konuştu.
“ÜLKE TOPRAKLARI KAN VE GÖZYAŞIYLA SULANDIĞI ZAMAN HİÇBİRİMİZ MUTLU DEĞİLDİK”
EMEP Genel Başkanı Aslan’a ziyareti için teşekkür eden Mızraklı da “Ben biraz hekim olmanın ayrıcalığını kullanarak şunu söylemek istiyorum, bizde bireye ilişkin, sağlıktan bahsettiğimiz zaman bireyin iyilik hali deriz. Şimdi toplumsal iyilik hali, toplumsal sağlık ise barıştır. Yani bir yerde çatışma varsa adeta o bünyenin içinde birçok noktada, birçok dokuda hasar oluşumu söz konusudur. Hasar alan bir bünyede ise bünyedeki faaliyetlerin bir bütün olarak, bir iyilik hali olarak devam etmediğini ve bir süre sonra da bünyenin kendi içinde de bir tüketim sürecine girdiğini görürsünüz” dedi.
Konuşmasında, sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Mızraklı, şunları kaydetti:
“Bir ekonomik fatura tarif etmeye çalıştılar. Ben bir insan olarak, bir hekim olarak, bir insan hakları mücadelesinin aktivisti olarak hep şunu hissettim: Bana paradan bahsetmeyin, bana umuttan bahsedin, mutluluktan bahsedin. Yani biz umudu nasıl kaybettik geçmişte? Biz bu toplumun refahını ve mutluluğunu nasıl kaybettik? Her eve, her şehre ateşler düştüğü zaman, ülke toprakları kan ve gözyaşıyla sulandığı zaman hiçbirimiz mutlu değildik. Hepimizin içinde ‘Ah bir an önce bu işin barışçıl demokratik çözümüne nasıl gidebiliriz’in çabası vardı, atakları vardı, etkinliği vardı.
Hani geriye dönüp keşke bu iş beş yıl önce olsaydı veya on yıl önce olsaydı kelimesini, cümlesini yavan buluyorum. Bunun olması için bizim gücümüz yetmedi diyorum. Hacmimiz yetmedi. Çünkü bu bir kolektif irade sonucudur. Bu ortaklaştırılmış bir iradenin sonucudur. Eğer ki bir kapı açılmışsa, bir kapı aralanmışsa baş göz üstüne deriz. Beklediğimiz el uzanmışsa o eli iki elimizle tutmaya da hazır olduğumuzu, onun arkasından atılan her adımın fedakarlık değil, bu özleme cömertçe katkı olduğunu düşünmemiz gerekir.”
“HENÜZ DAHA GİRİZGAH AŞAMASINDAYIZ”
Mızraklı, çözüm sürecinde henüz yolun başında olduklarını ve yapılacak çok şeyin olduğunu belirterek, “Henüz daha girizgah aşamasındayız. Henüz daha kapının aralanma aşamasındayız. O kapıdan içeriye gireceğiz. Odaları, salonları bir bir gezeceğiz. Ve her şeyin bir anda, bir çırpıda olmayacağının bilinciyle, olgunluğuyla, vakarıyla ama olması gereken aralıklarla, toplumun beklentileri ancak onu belirler, o aralıklarla bazı gelişmelerin yaşanmasının, bu ülkeyi çok daha güçlü çıkaracağına da yürekten inanıyoruz. Siyasetin temel işi yarına ilişkin konuşmaktır. Yani geçmişe ilişkin epey, epey şeyler söyleyebiliriz ama onlar daha çok polemik üretir. Biz o polemiklere takılıp kalmak değil, mesafe almak istiyoruz. O mesafeyi almak için de o yarın kurgumuzu siyaseten, insana değen yanlarıyla hem düşünce düzeyinde hem duygu düzeyinde ifade etmek zorundayız. Çünkü toplumun buna ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

