Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin adli süreç ve adalet mücadelesi raporu açıklandı… Avukat Karabulut: Hakikatin bugüne kadar etkin araştırılmadığı görülmektedir

“Rojin Kabaiş İçin Adalet Komisyonları”, aradan geçen 2 yıllık süreci raporlaştırdı. Rojin Kabaiş Dosyası ve Adalet Mücadelesi Süreç Raporuna ilişkin yapılan toplantıda, Kabaiş ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, eksikliklere dikkat çekip “Maddi hakikatin bugüne kadar etkin ve bütüncül bir şekilde araştırılmadığı açıkça görülmektedir” değerlendirmesini yaptı.

“Rojin Kabaiş İçin Adalet Komisyonları”, aradan geçen 2 yıllık süreci raporlaştırdı. Rojin Kabaiş

Haber: Beril KALELİ/Kamera: Hakan KAYA

(İSTANBUL) “Rojin Kabaiş İçin Adalet Komisyonları”, aradan geçen 2 yıllık süreci raporlaştırdı. Rojin Kabaiş Dosyası ve Adalet Mücadelesi Süreç Raporuna ilişkin yapılan toplantıda, Kabaiş ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, eksikliklere dikkat çekip “Maddi hakikatin bugüne kadar etkin ve bütüncül bir şekilde araştırılmadığı açıkça görülmektedir” değerlendirmesini yaptı.

2024 yılında Van’da, kaldığı KYK yurdundan ayrıldıktan sonra haber alınamayan ve 18 gün sonra Van Gölü sahilinde cansız bedeni bulunan üniversite öğrencisi 21 yaşındaki Rojin Kabaiş’in ölümünün aydınlatılması için kadınlar tarafından oluşturulan “Rojin Kabaiş İçin Adalet Komisyonları”, Kabaiş’in kaybolduğu 27 Eylül 2024’ten bu güne geçen yaklaşık 2 yıllık süreci raporlaştırdı. “Rojin Kabaiş Dosyası ve Adalet Mücadelesi Süreç Raporu”na ilişkin bugün Beyoğlu’ndaki Divriği Kültür Derneği’nin toplantı salonunda basın toplantı gerçekleştirildi.

SELEN: RAPORDA HUKUKİ SÜREÇLERİN ARTIK TOPLUMSAL BASKI GELİŞTİKÇE YOLUNA GİRMEYE BAŞLADIĞINI GÖRÜYORUZ

Toplantıda komisyon gönüllülerinden Hivda Selen rapora ilişkin sunum gerçekleştirdi. Resmi kurumlarca yapılan açıklamalar, ortaya çıkarılan bulgular ve açıklanan raporlar ile Kabaiş’in ailesinin ve kadınların adalet talepli eylem ve açıklamalarıyla birlikte kronolojik olarak yer aldığı rapora ilişkin, “Burada aslında hukuki süreçlerin normalde işlemesi gerektiği gibi değil de artık toplumsal baskı geliştikçe bir şeylerin yoluna girilmeye başlandığını görüyoruz. Aslında baskı sonucu geri adımlar atıldığını gözlemleyebiliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Raporun somut verilerden oluşturulduğunun altını çizen Selen şöyle konuştu:

“Bütün süreç boyunca aslında toplumsal baskıyla, kadınların yarattığı adalet mücadelesiyle aslında bir bir geri adımların atıldığını görüyoruz. Bunun ilki ATK raporunun paylaşılması oldu. Bir yıl boyunca gizlenen ATK raporundan bahsediyorum. Biz Rojin Kabaiş’in katledilmesinin birinci yılında ATK’nın bu raporları açıklamasına dair birçok kentte eylemler yapmaya başladıktan çok kısa bir süre sonra rapor dosyaya eklenmiş oldu. Burada aslında hukuki süreçlerin normalde işlemesi gerektiği gibi değil de artık toplumsal baskı geliştikçe bir şeylerin yoluna girilmeye başlandığını görüyoruz. Aslında baskı sonucu geri adımlar atıldığını gözlemleyebiliyoruz.

Yine Rojin Kabaiş’in kaybolduğu güne dair baz ve telefon yazışmaları açığa çıktı. Yazışmalarda da yine üniversiteden birileriyle, çeşitli akademisyenlerle vesaire bazı konuşmaları var. Bunun bugün açığa çıkmış olması bir sorun. Çünkü bunlar geçmişte de vardı. Telefondaki bazı verilerin, çeşitli resmi kurumlarca silindiğine dair bazı bilgilerimiz var elimizde. Bu telefonların yurt dışına gönderilmesi meselesini biz doğrudan delil karartmak olduğunu değerlendiriyoruz. Bunlar raporda da yine detaylarıyla var.

Biz bunların tamamını aslında hem toplumsal hafızada, hem kadınların hafızasında bir yer edinmesi için raporlaştırma ihtiyacı hissettik. Çünkü kadınların yaşamları silinmek isteniyor. Kadınlar katlediliyor ve kimsenin akıbetlerini sormayacağını düşünüyorlar. Hiç kimsenin bunun peşinden gitmeyeceğini düşünüyorlar ya da herhangi bir iz bırakılmayacağını düşünüyorlar. Ve erkekler de aslında bu yargıya güveniyor ve bu hep öyle hareket ediyor. Biz bunları unutmadığımızı, aslında bu izlerin hiçbir şekilde gözden kaçırılmayacağını, unutulmayacağını, silinmeyeceğini göstermek bağlamında bunu somut üretime döktük, raporlaştırdık.”

AVUKAT KARABULUT’UN DEĞERLENDİRMESİ AKTARILDI

Kabaiş ailesi ve ailenin avukatı Abdurrahman Karabulut’un sürece ilişkin değerlendirmesi okundu.

Karabulut değerlendirmesinde Kabaiş’in ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmadaki eksikliklere dikkat çekti, şüphelerini dile getirdi. Karabulut, olayın ardından Rojin Kabaiş’in intihar ettiği yönünde bir algı yaratıldığına, Van Barosu’nun dosyaya erişiminin aylarca hukuksuz bir biçimde engellendiğine ve Adli Tıp Kurumu raporunda Kabaiş’in vücudunda iki farklı erkeğe ait DNA bulgusu tespit edildiği açıklanmayarak yaklaşık 1 yıl boyunca intihar olasılığı çerçevesinde etkisiz bir soruşturma yürütüldüğüne dikkat çekti.

Avukat Karabulut’un açıklaması şöyle:

“DOSYA VAN BAROSU’NDAN 8 AY BOYUNCA GİZLENDİ”

“Soruşturmanın ilk 1 yılı içerisinde, özellikle soruşturmanın intihar ihtimali üzerinden yürütülmesi nedeniyle etkisiz bir soruşturma yürütüldüğünü belirtmek gerekir. Elde edilen deliller de bu çerçevede değerlendirildiği için soruşturmanın etkinliği ciddi biçimde zedelenmiştir. Bunun en önemli somut örneklerinden biri, dosyanın 8 ay boyunca Van Barosu’ndan gizlenmiş olmasıdır. Evet, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153. maddesi kapsamında dosya hakkında kısıtlılık kararı bulunmaktadır. Ancak bu kısıtlılık kararı şüpheliler bakımından uygulanabilir; müdahiller ve müdahil vekilleri bakımından aynı şekilde uygulanamaz. Buna rağmen dosyanın hukuka aykırı bir biçimde Van Barosu’ndan 8 ay boyunca gizlenmesi, adalete ve dosyaya erişim hakkının engellenmesi sonucunu doğurmuştur. Bu süre boyunca Van Barosu’na herhangi bir gelişme aktarılmamış, bilgi veya belge verilmemiştir. Bu anlamda Van Barosu’nun, dolayısıyla avukat meslektaşlarımızın soruşturmaya katkı sunması engellenmiş; meslektaşlarımız dosyadaki gelişmeler karşısında kayıtsız bırakılmak zorunda bırakılmıştır.

“DNA BULGULARI 9 AY BOYUNCA AÇIKLANMADI”

İkinci önemli husus, Adli Tıp Kurumu raporunda tespit edilen iki farklı erkeğe ait DNA bulgusunun 9 ay sonra açıklanmış olmasıdır. Bu DNA bulgularının varlığı bilinmesine rağmen 9 ay boyunca açıklanmamıştır. Dahası, söz konusu iki farklı erkeğe ait DNA’nın Rojin’in vücudunun neresinde bulunduğuna ilişkin açıklama ancak bir yıl sonra yapılmıştır. Bu gecikmeler, soruşturmanın etkisiz yürütülmesine neden olmuş; soruşturmanın intihar algısı üzerinden ilerlemesine ve dolayısıyla delillerin kararmasına dolaylı olarak sebebiyet vermiştir.

Aynı şekilde, valinin daha otopsi esnasında Nizamettin Kabaiş’e intihar yönünde baskı yapması da son derece önemlidir. Bu husus, dosya kapsamında müşteki beyanıyla ortaya konulmuş bir delildir. Dolayısıyla bu eylem; delillerin karartılması, baskı oluşturulması ve soruşturmanın yönünün değiştirilmesine yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmelidir.

“BAZI KİŞİLERİN KORUNDUĞU YÖNÜNDE ALGI…”

26.06 tarihli bilirkişi raporunda şüpheli olarak bildirdiğimiz kişiler zaten dosya kapsamında mevcuttur. Buna rağmen bu kişilerle ilgili herhangi bir ifade alma işlemi yapılmamış, HTS ve baz kayıtları incelenmemiş, DNA örnekleri alınmamıştır. Bu durum, soruşturma kapsamında bazı kişilerin korunduğu yönünde ciddi bir algı yaratmaktadır. Dosya kapsamında benzer şekilde tespit edilen birçok kişi bulunmaktadır. Ancak bu kişiler yönünden gerekli soruşturma işlemlerinin yapılmaması son derece ciddi bir eksikliktir.

ROKÜRONYUM MADDESİNE İLİŞKİN ŞÜPHELER

Bunun yanı sıra, elimize ulaşan tüm veriler ve özellikle Adli Tıp Kurumu’nun rokuronyum maddesine ilişkin farklı bir şüphe ortaya koyan rapor hazırlamış olması da son derece ciddi bir sorundur. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, maddi hakikatin bugüne kadar etkin ve bütüncül bir şekilde araştırılmadığı açıkça görülmektedir.

“TELEFONUN ÇİN’E GÖNDERİLMESİ SORUŞTURMANIN İLERLEMESİNİ GECİKTİRDİ”

Son olarak telefonun açılması amacıyla Çin’e gönderilmesi de soruşturma açısından fuzuli bir zaman kaybına neden olmuştur. Çin’in, kendi markasının uluslararası ticari itibarını riske atarak söz konusu telefonu açmayacağı öngörülebilir bir husustur. Buna rağmen telefonun Çin’e gönderilmesi ve bu süreçte yaşanan zaman kaybı, soruşturmanın ilerlemesini geciktirmiştir.”