Haber: Ogün Akkaya
(TBMM) – CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerinde, MESEM kapsamında çalışan çocukların iş güvenliğinin denetlenip denetlenmediğini sordu. CHP Uşak Milletvekili Ali Karaoba ise Bakanlık bütçesindeki artışa karşın yurttaşların yaşadığı sorunların sürdüğünü belirterek, “Açlık sınırı 37 bin lirayken asgari ücretin 28 bin lira olması ya da bir emeklinin en düşük emekli maaşının 23 bin lira olması gerçekten içinize siniyor mu? 163 kat artmış bir bütçenin içerisinde halkımızın bu kadar eziyet çekmesi size çok makul geliyor mu” dedi.
AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında toplanan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2027 yılı bütçesini görüşmeleri devam ediyor.
“TÜRKİYE’DE ÇALIŞMAK DA BİR DERT EMEKLİ OLMAK DA”
Türkiye’de çalışanların ve emeklilerin geçim sıkıntısı yaşadığını belirten CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, emeklilerin durumunu deprem bölgesinde yaşanan afetle karşılaştırdı. En düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesine çıkarılması yönündeki muhalefet önerilerinin kabul edilmediğini hatırlatan Kara, çalışma hayatındaki sorunların yalnızca işçi ya da işveren açısından değil, bütün taraflarıyla değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Kara, “Ülkemizde çalışarak hayatta kalabilmek maalesef imkansız. Bunları hem çalışanlar için hem de emekliler için düşündüğümüzde bu bir gerçektir. Türkiye’de çalışmak da bir dert, emekli olmak da bir dert. Bunu söylemek de abartı olmaz. Emeklilerin geldiği durum adeta deprem bölgesinde yaşanan yüzyılın afeti gibi. Deprem bölgesindeki 11 ildeki emekli, emeğiyle geçinen çalışanlar, özellikle işçiler ve çiftçilerde maalesef hayata tutunamayan bir afet hali yaşıyorlar” dedi.
Çalışma hayatına ilişkin düzenlemelerin işçi, işveren ve esnafın koşulları birlikte değerlendirilerek yapılması gerektiğini vurgulayan Kara, “Çalışma hayatının sorunlarını çözmek ne işçiye ne de işverene destek olmadan maalesef mümkün değil” ifadelerini kullandı.
“MESEM’DEKİ ÇOCUKLARIN NE YAPTIĞINI DENETLİYOR MUSUNUZ?”
Çocuk işçiliği ve Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında yaşanan sorunlara dikkati çeken Kara, TÜİK verilerine göre 2024 yılında 15-17 yaş grubundaki çocukların iş gücüne katılım oranının yüzde 25 olduğunu belirtti. MESEM kapsamında çalışan çocukların eğitim gördükleri alanlarda çalışıp çalışmadıklarının ve iş yerlerinde sömürülüp sömürülmediklerinin denetlenmesi gerektiğini söyleyen Kara, Milli Eğitim Bakanlığı ile koordinasyon sağlanıp sağlanmadığını sordu.
Kara, “Milli Eğitim ile koordine oluyor musunuz? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu MESEM’deki çocukların ne yaptığına ilişkin nasıl bir takibi var? Nasıl okula gidiyorlar, saat kaçta gidiyorlar? Müdürü atlatıyor mu, öğretmeni atlatıyor mu, işvereni orada bir şekilde kafaya alıp bu çocuklar başka işler yapıyorlar mı? Yoksa kendi uzmanlık alanlarında okudukları bölüme ilişkin olarak bu iş yerlerinde sömürülüyor mu, eziyet çekiyorlar mı, yoksa gerçekten meslek mi öğreniyorlar? Bunu da meslek edinmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.
İskenderun’da pastacılık bölümünde eğitim gören 15 yaşındaki MESEM öğrencisi Tarık Buğra’nın elektrik panosuna müdahale sırasında yaşamını yitirdiğini hatırlatan Kara, olayla ilgili yargı sürecini de eleştirdi.
“İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KAĞIT ÜSTÜNDE KALMAMALI”
İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının yalnızca hedeflerden ve kağıt üzerindeki düzenlemelerden ibaret olmaması gerektiğini belirten Kara, iş yerlerinin etkin biçimde denetlenmesini istedi. MESEM öğrencilerinin geçirdiği iş kazalarına ilişkin verilerin farklı tarihlerde değiştiğini belirten Kara, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu kazaları takip edip etmediğini sordu.
Kara, “İş sağlığı ve güvenliği kâğıt üstünde, ‘Bizim böyle hedeflerimiz var’ diyeceğiniz bir şey değil. Böyle kâğıt üstünde bir hedef koyuyoruz. İş cinayetlerinin önüne geçilmesi noktasında herkesin, işverenin ve yine bu işletmelerin denetlenmesi noktasında iş sağlığı ve güvenliğinin de sizin tarafınızdan çok ciddi şekilde bir uygulama olarak hayata geçiriliyor olması gerekir” ifadelerini kullandı.
MESEM’de yaşanan kazalara ilişkin açıklamalara değinen Kara, “Bakanlık MESEM’deki çalışma koşullarını denetliyor mu? Buna cevap vermenizi özellikle istiyorum” diye konuştu.
DEPREM BÖLGESİNDEKİ İSTİHDAM KAYBINI GÜNDEME GETİRDİ
Hatay başta olmak üzere deprem bölgesinde istihdam kaybı yaşandığını belirten Kara, işçi, esnaf, KOBİ ve ihracatçı işletmelerin vergi ve SGK borçları nedeniyle zorluk çektiğini söyledi. Kara, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 48’inci maddesinde yapılan düzenlemelerin işletmelerin sorunlarını çözmediğini savundu.
Kara, “Hatay’da TEPAV’ın belgelediği üzere deprem bölgesinde en fazla istihdam kaybı yaşandı. Bakın biz kentimizi yeniden inşa etmeye çalışan, ihya etmeye çalışan bir topluluğuz, bir milletiz. En fazla işçinin, emekçinin, esnafın, KOBİ’lerin, işletmelerin ve ihracat yapan işletmelerimizin vergi ve SGK açısından büyük zorlukları var” dedi.
Vergi ve SGK borçlarının uzun vadeli ve düşük faizli bir yöntemle yapılandırılması gerektiğini ifade eden Kara, “Biz diyoruz ki uzun vadeli, ana parada 10 yıl yaparsın, 3 yıl yaparsın, 5 yıl yaparsın ama mükellefin kendi iradesiyle, kendi rızasıyla bir taksitlendirme ve uzun vadeli bir yapılandırma mecbur. Geçmiş dönemden gelen vergi yükünü toplayıp üstünden yeniden bir faiz oranı yapmak doğru değil. O bakımdan ilk günden beri düşük oranlı bir faiz yöntemiyle belki yeniden bir kanun maddesini, kanunu konuşmamızda fayda var diye düşünüyorum” diye konuştu.
“STAJ VE ÇIRAKLIK MAĞDURLARININ KAYGILARI SONA ERDİRİLMELİ”
Kara, Bağ-Kur’luların emeklilik için beklediği 7 bin 200 prim günü düzenlemesini, 9 bin prim günü uygulamasını ve staj ve çıraklık mağdurlarının taleplerini de gündeme getirdi.
Kara, “Bu 9 bin prim günü önemli. İnsanlar dışarıda bekliyor. Bakınız 7 bin 200, Bağ-Kur’da emeklilik gününü bekliyor. Vergi ve SGK borçlarında mutlaka Türkiye’deki başta deprem illeri olmak üzere esnafı, üreticiyi ve KOBİ’yi önceleyen çok daha dikkatli ve teknik bir çalışma yapmanıza ihtiyaç var. Staj ve çırak mağdurları biliyorsunuz ki yıllardır sizlere sesleniyorlar. Staj ve çıraklık mağdurlarının bu kaygıları mutlaka sona erdirilmelidir.” dedi.
KARAOBA: “HALKIMIZI BU KADAR EZİYET ÇEKMESİ SİZE MAKUL GELİYOR MU?”
CHP Uşak Milletvekili Ali Karaoba da komisyon görüşmelerinde yaptığı konuşmada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bütçesini eleştirerek, asgari ücret ve emekli aylıklarının geçim koşullarını karşılamadığını söyledi. Karaoba, bakanlık bütçesindeki artışa karşın yurttaşların yaşadığı ekonomik sorunların sürdüğünü belirterek, “Açlık sınırı 37 bin lirayken asgari ücretin 28 bin lira olması ya da bir emeklinin en düşük emekli maaşının 23 bin lira olması gerçekten içinizde siniyor mu? 163 kat artmış bir bütçenin içerisinde halkımızın bu kadar eziyet çekmesi size çok makul geliyor mu” diye sordu.
Karaoba, “Bugün geldiğimiz noktada hak arayışı noktasında çözmeye çalışıyoruz. Bugün geldiğimiz noktada işçi hakkını arıyor, emekli geçinemiyor, engelliler yok sayılıyor, çocuklar çalışıyorken ölüyor” dedi.
“LİYAKATIN BİR KENARA İTİLDİĞİ, İŞ KAZALARININ ARTTIĞI BİR DÖNEM YAŞIYORUZ”
Bütçede iş kazalarında yaşamını yitiren işçilerin ailelerini, çocuk işçiliğini, engellilerin sorunlarını, emeklileri ve işsiz gençleri kapsayan yeterli önlemlerin bulunmadığını savunan Karaoba, “Liyakatın bir kenara itildiği, iş kazalarının arttığı bir dönem yaşıyoruz. Şimdi ben bütçenize baktım. Rakamları da ayrıntılı inceledim. 2027 bütçenize baktığımızda madende ölen babaları ve aileleri kapsayan bir şey var mı? Yok. Atölyelerde şiddet gören ve çocukluğunu yaşayamayan çocukları, MESEM’DE ölen çocukları kapsayan bir önlem var mı? Yok. Protez alamayan, bastonunu yenileyemeyen, emekliliği elinden alınan engellilerle ilgili bir çözüm önerisi var mı? Yok” ifadelerini kullandı.
Engellilerin emeklilik haklarının yeniden değerlendirilmesini isteyen Karaoba, beyaz baston ve akülü tekerlekli sandalye ödemelerinin güncel maliyetleri karşılamadığını belirtti. Karaoba, “Görme engelli bir arkadaşınız SGK tarafından ödenen para 117 bin lira ile 140 bin lira arasındayken bugün beyaz bastonun en ucuzu Çin malı bile 5 bin lira. Standart akülü tekerlekli sandalyeler ödemesine siz 12 bin 600 lira ödüyorsunuz. Yine söylüyorum Çin malı ortalama 50-60 bin civarı. Ve bugün akülü arabayı almak için ayaklarının ikisi olmayan bir vatandaş için bile yeterli değil” dedi.
Tip 1 diyabet hastalarının kullandığı sensörlerin ödemesine de değinen Karaoba, 18 yaşından sonra desteğin kesilmesini eleştirerek, “Bir sensör 70 bin lira ile 160 bin lira arasındayken bugün Sosyal Güvenlik Kurumu 26 bin lira ödüyor. Diyabetli bir ailenin geçimi ne kadar zor. Asgari ücretli bir çocuğun Tip 1 diyabetin olduğunu düşünürseniz sadece sensör için üç ay ekstradan hiçbir şey içmeden, bir konfor yaşamadan ödemek zorunda kalıyor. Lütfen bunu tekrar değerlendirelim. Bunlar yardım değil, bağımsız yaşam hakkının ve topladığımız vergilerin karşılığıdır” diye konuştu.
Karaoba, 7538 sayılı yasayla değişen engelli emekliliği düzenlemesine ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuruların takipçisi olacaklarını da söyledi. Staj ve çıraklık dönemlerinin emeklilik hesabına dahil edilmesini, kademeli emeklilik düzenlemesi yapılmasını ve Bağ-Kur’lular için prim gün sayısının 7 bin 200’e indirilmesini isteyen Karaoba, “İşe aldınız, SSK numarası verdiniz. Peki neden bunu emekliliğe dahil etmiyorsunuz? Bunlar bu stajı yaparken ölüyor mu? Ölebiliyor. Hastalanıyor mu? Hastalanıyor. Ama emekliliğe gelince ‘Ben size para vermeyeceğim’ demek bence akıl tutulmasıdır. Kademeli emeklilik Sayın Bakanım, bir günle 17 yıl kaybetmek ne demektir” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLAR ÖLÜYOR SAYIN BAKAN”
Çocuk işçiliği ve iş cinayetlerine ilişkin eleştirilerde de bulunan Karaoba, çocukların korunması konusunda ilgili bakanlıkların sorumluluklarını yerine getirmediğini savundu. Karaoba, “Milli Eğitim Bakanı okula giden çocuklarını koruyamaz, Sağlık Bakanlığı hastaları olan çocuklarına randevu alamaz, bebek ölümlerine engel olamaz, Çalışma Bakanlığı çocuk işçiliğinin önüne geçemez. Allah aşkına ne yapıyoruz biz? Güzel rakamlar açıklıyorsunuz, çok güzel, kulağa da çok hoş geliyor da ben sonuca bakarım. Çocuklar ölüyor Sayın Bakanım. İnsanlar geçinemiyor Sayın Bakanım. Oturup böyle sorgulayın” dedi.
Bakanlığın iş sağlığı ve güvenliği kapsamında 790 bin kişiye eğitim verdiği yönündeki açıklamasına da değinen Karaoba, “Demek ki iyi eğitim verememişsiniz Sayın Bakanım. İyi eğitim verseydiniz bu kadar insan çalıştığı iş yerinde ölmezdi. Ölenlerin çoğunda belki baret bile yoktu. Kendisine saygısı olan bir ülke çocuklarını mutlaka korumalıdır” diye konuştu.
Genç işsizliğine ve eğitimini tamamladığı halde iş bulamayan gençlere de dikkati çeken Karaoba, ev genci sayısının 5 milyona yaklaştığını belirterek, TÜİK’in Ağustos 2026 işsizlik oranını yüzde 7,8, atıl iş gücü oranını ise yüzde 31 olarak açıkladığını söyledi.
Karaoba, emekli aylıklarının da yeniden gözden geçirilmesini isteyerek, “Bir emekli düşünün, 23 bin 552 lira alıyor. Ev kirasını bile ödeyemiyor. Eskiden emekli olunca çocuğunu evlendirirdi. En azından bir ev alırdı. Şimdi herhalde kız kaçırabilirse kız kaçırıyor. Bu vekilleri geçinebilmek için Uganda’ya mi göndereceğiz. 512 emeklimiz çalışırken ölmüş” dedi.
EKMEN: “EMEKLİYE, ASGARİ ÜCRETLİYE VERİLEN ZAM ENFLASYONUN SEBEBİ DEĞİLDİR”
YENİ YOL Partisi Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen de konuşmasında, asgari ücret ve emekli aylıklarına yapılan zamların enflasyonu artırdığı yönündeki yaklaşımı eleştirdi. Beklenen enflasyona göre yapılan asgari ücret artışının gerçekleşen enflasyon karşısında yetersiz kaldığını belirten Ekmen, bu kaybın telafi edilmesi için ara zam yapılması gerektiğini söyledi.
Ekmen, “Bugün enflasyon verileri açıklandı ve beklenen enflasyona göre yapılan asgari ücret zammının aslında nasıl bir durumda olduğu bir kere daha ortaya çıkmış oldu. Çünkü beklenen enflasyona göre verilen zam, gerçekleşen enflasyonu karşılamadı ve bunu telafi edecek bir ara zam da verilmeli. Oysa geçmişte yıllarca ara zam verildiğini biz çok iyi biliyoruz, hatırlıyoruz” dedi.
Ekonomi yönetiminin, asgari ücretliye, emekliye ve memura yapılan zamların enflasyonu artırdığı yönündeki tezini eleştiren Ekmen, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’dan emekli, asgari ücretli ve memurun sesi olmasını istedi. Ekmen, enflasyonun temel nedeninin vatandaşın harcama isteği değil, ürünlerin maliyetleri ve girdileri olduğunu savunarak, maliyetleri düşürmeye yönelik adımlar atılmadan enflasyonun kontrol altına alınamayacağını söyledi.
Ekmen, “Demek ki neymiş? Enflasyonun dört katı zam verilsin, enflasyon yüzde 25 düşer. Enflasyonun iki katı zam verilsin, enflasyon yüzde 35 düşer. Bunları sizin olmasa da anlatmanızı istiyoruz. Bu yargı düzeniyle beklenen enflasyonun yarısı kadar zam verseniz yine enflasyon düşmez. Bu anlayışla yine düşmez. Bu çürümüşlükle, bu nepotizmle, bu bürokrasinin kafasına kadar bu çukura gömülmesiyle enflasyon yine düşmez. Maliyeti en az maaş alan emekliye, asgari ücretliye, dar gelirliye yüklemeyin lütfen” diye konuştu.
ÜN: “BÜTÇENİN BÜYÜKLÜĞÜ İLE MİLLETİN REFAH PAYI ARASINDAKİ MESAFE HER GEÇEN GÜN AÇILIYOR”
YENİ YOL Partisi Denizli Milletvekili Sema Silkin Ün ise şu değerlendirmede bulundu:
“İsmi hayli iddialı bir bakanla konuşuyoruz. İçinde çalışma var, sosyal güvenlik var. Yani insanın hayatının neredeyse tamamı bu iki kelimenin içinde. Gençken çalışacak, çalışırken güvende olacak. Yaşlandığında ise kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecek. Devletle vatandaş arasındaki anlaşmanın özü burada aslında. Ama bizim memlekette bu anlaşmanın vatandaşa düşen kısmı gayet titizlikle takip edilirken sıra devletin üzerine düşenlere gelince işler biraz karışıyor. Görünen manzarada çalışmak isteyen iş bulamıyor, çalışan geçinemiyor, emekli olan da emekli olduğuna sevinemiyor. Bütçe rakamlarına her sene yeni sıfırlar ekleniyor. Bir sene öncesinin yıldızı milyarken bir sene sonra trilyon oluyor. Milyar, milyonun; trilyon da milyarın pabucunu dama attırıyor. Ama bütçenin büyüklüğü ile milletin refahı arasındaki mesafe her geçen gün açılıyor.”

