Haber: Melis YILDIRIM
(TBMM) – Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi, TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edildi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Levent Gümrükçü, son gelişmeler çerçevesinde Suudi Arabistan’a asker göndermenin söz konusu olup olmadığı sorusunu, “Şu anda Mekke Savunma İttifakı çerçevesinde yapılması öngörülen hiçbir konuşlandırma söz konusu değil” diye yanıtladı.
TBMM Dışişleri Komisyonu, Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri için AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay başkanlığında toplandı. Teklifin görüşmelerinde Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Levent Gümrükçü, milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Anlaşma’nın TBMM’de onaylanmadan anlaşma kapsamındaki çeşitli etkinliklere katılıma ilişkin Gümrükçü, “Bugüne kadar katıldığımız tüm toplantılar, bu çerçevede atılan tüm adımlar istişare niteliğinde, hazırlık amaçlı olup ülkemiz bakımından insan kaynağı, hukuki veya mali bir yükümlülük oluşturmamaktadır” şeklinde konuştu. Uluslararası uygulamadaki bir prensipten bahseden Gümrükçü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nitekim bu prensip çerçevesinde de en son, mesela kısa adı BBNJ olarak adlandırılan, Birleşmiş Milletler’in Deniz Biyoçeşitliliğinin Korunması ve Sürdürülebilir Kullanımı Anlaşması bakımından da bu yöntem uygulanmıştı. Anlaşma imzaya açık olduğu dönem dahilinde imzalayarak taraf olan ülkeler, anlaşmanın resmen yürürlüğe girmesine kadarki dönemde yapılan hazırlık toplantılarına doğrudan katılma ve bu suretle taraflar konferansı öncesinde idari yapıların, bütçe kurullarının ve komitelerinin nasıl şekilleneceği konusunda masada yer alma ve belirleyici olma imkanına sahip olmuşlardır. Biz de bu süreç içerisinde, en son örnek olarak dile getiriyorum, toplantılarına katılmıştık.”
“ULUSLARARASI HUKUKTA EMSALİ OLMAYAN BİR UNSUR DEĞİL”
10 yıl boyunca Anlaşma’dan çekilemeyecek olunması ve Anlaşma’nın süresiz olmasıyla ilgili muhalefet milletvekillerinden gelen eleştirilere ilişkin Gümrükçü şunları kaydetti:
“Esasen bütün anlaşmalar, uluslararası teamül uyarınca genelde süresiz olarak yapılıyor, kaleme alınıyor. Belirli bazı çekilme sürelerine ilişkin kriterler getiriliyor. Mekke Anlaşması’nda bu süre on yıl olarak belirlenmiş olmakla beraber, Sayın Başkanım, siz tabii Kuzey Atlantik Antlaşması, NATO ile ilgili anlaşmanın 12. ve 13. maddelerinden bahsettiniz. Bir ilave daha yapabilirim. Montrö Antlaşması’nda da, Montrö Boğazlar Sözleşmesi bizim için çok kurucu sözleşmelerden bir tanesidir, bu süre yirmi yıl olarak belirlenmiştir. O bakımdan da uluslararası hukukta hiç emsali olmayan bir unsur değildir.”
“YENİ ÜYELERİN KABÜLÜNE AÇIK”
Gümrükçü yeni üyelerin kabülüne ilişkin sorular üzerine, Anlaşma’nın yeni üyelerin kabulüne açık olduğunu bildirdi. İttifak’ın önümüzdeki dönemde genişlemeyi öngördüğünü kaydeden Gümrükçü, “Yeni üyelerin kabulü tabii ki bu üç ülkenin ortak kararıyla, onayıyla söz konusu olacaktır. Ancak bizim için ve Meclis’imiz için önemli olan, nasıl ki NATO genişlerken her yeni ülkenin NATO’ya katılımı Meclis’imizin onayından geçtiyse, burada da benzer bir yöntemin izlenecek olmasıdır. Mekke İttifakı’na yeni bir üyenin katılması söz konusu olduğu zaman bu da tabii ki Meclis’imizin onayına sunulacaktır” şeklinde konuştu.
Sekretarya’nın yapısıyla ilgili sorular üzerine Gümrükçü, bu aşamada Sekreterya yapısına ilişkin hiçbir bağlayıcı kararın henüz alınmadığını belirtti.
“MEKKE İTTİFAKI BÖLGESEL SAHİPLENME ANLAYIŞININ BİR ÜRÜNÜ”
Gümrükçü, Anlaşma ile hangi güvenlik açığının kapatıldığı sorusunu şöyle yanıtladı:
“Kabul etmemiz gerekir ki bölgemiz herhalde tarihin en sorunlu dönemlerinden bir tanesinden geçiyor. Yani on yıllar boyu devam eden sorunlar esasında bölgemizin potansiyelini hayata geçirmemize engel oluyordu ama son dönemde artan çatışmalar ve savaşlar tabiatıyla bölgemizi çok daha sorunlu, sıkıntılı bir döneme sokmuş durumdadır.
Tabii ki bu Orta Doğu havzasının çok önemli bir ülkesi olan Türkiye, bölgedeki her krizden doğrudan veya dolaylı şekilde etkilenmektedir. Bu zaman zaman sınırlarımızın güvenliğine doğrudan bir tehdit şeklinde olabiliyor. Zaman zaman terörizme verilen destek şeklinde olabiliyor. Zaman zaman da ülkemizin ekonomisi üzerinde oluşturduğu baskılar ve sıkıntılar çerçevesinde oluyor. Artık bugün geldiğimiz noktada bu sorunların çözümü için dışarıdan genel manada uluslararası toplumun veya belli bazı aktörlerin gelerek bu sorunları bizim için çözmesini beklemek mümkün değil. Esasında bu yöntem bugüne kadar hiçbir zaman olumlu bir sonuç doğurmamış durumdaydı. Ama artık bu yöntem geldiğimiz noktada iyice geçerliliğini kaybetmiştir diyebiliriz.
Biz bu noktada en uygun yolun, bölge ülkelerinin bir araya gelerek kendilerinin ortak bir sorumluluk ve sahiplenme üstlenmesi, kendi sorunlarına ortak çözümler bulmasından geçtiğini düşünüyoruz. Bunu da yeni savaşlar çıkartarak veya savaş çığırtkanlığı yaparak değil, aksine yeni savaşları ve çatışmaları önleyecek bir kolektif caydırıcılık ortaya koyarak, iş birliğine dayalı bir güvenlik anlayışıyla karşılıklı güvenliği geliştirerek yapacağımızı düşünüyoruz ki Mekke İttifakı tam anlamıyla da esasında bu bölgesel sahiplenme anlayışının, bu iradenin ve vizyonun bir ürünü olarak değerlendirilebilir.
Baktığınız zaman, geçmişte Avrupa’da da bunun böyle olduğunu görmek mümkündür. NATO, 1949 yılından bu yana, kurulduğundan bu yana Avrupa Güvenlik Mimarisi’nin bel kemiğini oluşturmaktadır. Avrupa’da çok uzun yıllar savaşsız bir ortamın devam edebilmesi de tabii ki NATO’nun sağladığı bu kolektif güvenlik şemsiyesi altında mümkün olabilmiştir. Herhalükarda biz bölgemizdeki kalıcı çözümlerin ve istikrarın, bölge ülkelerinin sahiplenmesi ve kendilerinin ortak çözümler geliştirmesiyle olabileceğini düşünüyoruz. Bu çerçevede atacağımız her adımın bölgedeki istikrara katkı yapacağını ama doğal olarak doğrudan Türkiye’nin istikrarına, güvenliğine ve refahına da olumlu etki edeceğini düşünüyoruz.”
“ANLAŞMA ÇERÇEVESİNDE TANIMLANMIŞ ORTAK BİR TEHDİT YOK”
Anlaşma’nın kimseye karşı olmadığını vurgulayan Gümrükçü, Anlaşma çerçevesinde veya bugüne kadar taraflar arasında tanımlanmış ortak, açık bir tehdit bulunmadığına işaret etti. Gümrükçü, “Taraflara yönelik tehdit, anlaşmanın 1. maddesinde de yer aldığı üzere tamamıyla tarafların bağımsızlığının, egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve uluslararası alanda tanınan ulusların ihlaline yönelik tehditler olarak genel manada tanımlanmıştır. Bunun dışında hiçbir ülkeye veya gruba karşı bir hedeflemesi veya karşıtlığı bulunmuyor. Bu sebepledir ki nitekim zaten İran, bu bölgesel sahiplenme ilkesine verdiği destek çerçevesinde Mekke Antlaşması’nı olumlu karşılamış, olumlu bazı açıklamalarda bulunmuştur, diğer dile getirilen ülkeler bakımından söylüyorum, İsrail’in ve Hindistan’ın da şu ana kadar anlaşmayla ilgili olumsuz bir açıklaması söz konusu olmamıştır” şeklinde konuştu.
“NATO KONSEYİ’NE BİLGİ VERDİK”
Gümrükçü, Mekke Anlaşması’nda yüklenilen yükümlülüklerle NATO içerisinde üstlenilen sorumlulukların birbirini tamamlayıcı olduğunu düşündüklerini aktardı. Gümrükçü şu ifadeleri kullandı:
“NATO içerisinde güvenlik sadece tek bir yöne veya tek bir tehdide karşı tanımlanmıyor ve 360 derecelik bir güvenlik anlayışıyla olaya yaklaşıyoruz. Nitekim en son temmuz ayında Ankara’da ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi’nde de hem bu anlayış bir kez daha kayda geçirildi hem de bunun çok somut bir örneği olarak dört bölge ülkesi, İstanbul İşbirliği Girişimi olarak adlandırdığımız girişimin üyeleri olan Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, bu zirveye özel konuk olarak davet edildi. Bunlarla düzenlenen oturumda da bölgedeki güvenlik ortamı ve Avrupa-Atlantik güvenlik ortamına nasıl etki ettiği çok açık bir şekilde ele alındı. Nitekim biz de bu Mekke Antlaşması’nı imzaladıktan hemen sonra NATO içerisindeki Daimi Konsey’de, oradaki daimi temsilcimiz tarafından bilgilendirme yaptık. İmzalandığı anda anlaşmanın içeriğinin üzerinde durduğu temellerin ne olduğu konusunda, daha sonra da işleyişine ilişkin bazı hususlar hakkında NATO Konseyi’ne bilgi verdik. Şu ana kadar da NATO’daki müttefiklerimiz tarafından hem bu bilgilendirmeler hem de Mekke İttifakı’nın sahip olduğu vizyon olumlu karşılanmış durumda.”
“Bu anlaşmayla barış diplomasisinden kopuyor muyuz” sorusuna Gümrükçü, bunun söz konusu olmadığını belirterek cevap verdi.
“İRAN’DAKİ GÖRÜŞMELERİ BARIŞÇIL ÇÖZÜM İÇİN GÖSTERDİĞİMİZ ÇABANIN BİR ÖRNEĞİ OLARAK GÖRMEK MÜMKÜN”
Pakistan ile Afganistan arasındaki anlaşmazlıkta nasıl bir tutum izlendiği konusuna örnek veren Gümrükçü, şöyle konuştu:
“Pakistan ile Afganistan arasındaki anlaşmazlık nedeniyle özellikle sınır bölgelerinde düşük yoğunluklu bazı çatışmalar yaşanıyor. Biz geçen sene başlayan bu gelişme üzerine, Katar’la birlikte 18 Ekim 2025’te, daha sonra hemen yine ekimin sonunda, Kasım 2025’te ve en son olarak da 18 Mart 2026’da taraflar arasında bir arabuluculuk girişimini hayata geçirerek ateşkes sağlanmasında önemli bir rol oynadık. Zaman zaman ateşkeste bozulmalar oluyor. Ama Suudi Arabistan’ın ve Çin’in de katkılarıyla bu konudaki ilgimiz, alakamız devam ediyor ve bu yöndeki gayretlerimizi sürdürüyoruz.
Aynı şekilde İran ile ABD ve İsrail arasındaki ihtilafın da ilk günden itibaren çözümlenmesi için yoğun çaba sarf eden ülkelerin arasında Türkiye’yi görmek mümkün. Tabiatıyla burada zaman zaman belirli bazı ülkeler öne çıkıyor. İlk aşamalarda Pakistan bu konuda arabuluculuk görevini yürütüyordu. Daha sonra Katar burada önemli bir rol üstlendi. Ama Türkiye her zaman sorunun barışçıl yollardan çözümüne yönelik bütün çabaların içerisinde olmuş ve aktif katkı vermiştir. Esasında bu en son Mekke Antlaşması’nın tarafları olan üç ülkenin çeşitli yetkililerinin dün İran’da yaptığı görüşmeleri, bu İran ziyaretinde barış diplomasisinin, yani sorunların askeri yollardan ziyade barışçıl yollardan çözümü için gösterdiğimiz bir çabanın örneği olarak görmek mümkün.”
Anlaşma’nın sağlayacağı yararlar bakımından üç ülke arasında savunma sanayi iş birliğinin daha da derinleştirilmesi ve geliştirilmesini Türkiye için ve üç ülke için de esasında ortak bir yarar unsuru olarak gördüklerini söyleyen Gümrükçü, kurala dayalı temel uluslararası düzenin artık işlerliğini yitirmesi ve giderek artan çatışmalar ve savaşların ortaya koyduğu tehditler nedeniyle savunma yeteneklerinin daha da güçlendirilmesi yönünde bir arayış söz konusu olduğuna dikkati çekti. Bunun NATO için de söz konusu olduğunu kaydeden Gümrükçü, şunları söyledi:
“Biliyorsunuz, son iki senedir savunma bütçelerinin artırılması ve bunların savunma yeteneklerini geliştirme yönünde çok kapsamlı bir süreç devam ediyor. Tabii Orta Doğu ülkeleri içerisinde de aynı durum söz konusu. Biz bu Mekke Antlaşması çerçevesinde ortaya koyduğumuz savunma sanayi iş birliği noktasında, Türkiye’nin özellikle son 15-20 yılda savunma sanayi alanında geldiği düzeyin çok yararlı olacağını ve bu ülkelerin de savunma yeteneklerini geliştirmesi konusunda ağırlıklı bir rol oynayacağını düşünüyoruz. Bunun hem bize getireceği yararlar var hem de üç ülkeye ve bölgeye sağlayacağı katkılar olacağına inanıyoruz.”
Gümrükçü, terörle mücadele de dahil olmak üzere Anlaşma çerçevesinde hangi askeri desteğin ne zaman, nasıl ve hangi şartlarda verileceği yönündeki soruya ilişkin, “Anlaşma’nın 5. maddesi esasında buna ilişkin olmaktadır. ‘Taraflar, bölgesel ve uluslararası istikrar ve güvenliği olumsuz etkileyen terörizmin tüm çeşit ve tezahürleriyle mücadelede, operasyonel seviyede dâhil olmak üzere, mevcut iş birliğini ve müşterek çabaları güçlendirirler’ şeklinde bir hüküm var. Bu esasında yeni bir hüküm değil. Bu, bugüne kadar, daha 2001 yılında 1373 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararından bu yana birçok uluslararası platformda terörizmle mücadele için kabul edilen metinlerde çok benzerlik içermektedir. Ama kaldı ki kolektif savunma yükümlülükleri açısından baktığımız zaman, kolektif savunma yükümlülüklerimiz anlaşmanın 2. maddesinde genel anlamda açık bir şekilde ifade edilmiş durumda” ifadelerini kullandı.
“OTOMATİK OLMAYACAK”
Anlaşma’nın otomatik mi olacağı sorusunu Gümrükçü şöyle yanıtladı:
“Hayır, otomatik olmayacak. Esasında NATO içerisinde de böyle bir otomatizm söz konusu değil. Burada herhangi bir şekilde kolektif savunma yükümlülüğünün devreye girebilmesi için öncelikle taraflardan bir tanesinin bu konuda bir talepte bulunması, Mekke Savunma İttifakı’nın diğer üyelerinden böyle bir talepte bulunması lazım. Daha sonra, 2. maddede de belirtildiği gibi, bu konuda yapılacak objektif bir değerlendirmeyi müteakip sağlanacak desteğin kapsam ve niteliğine karar verilecek. Objektif değerlendirmeden kasıt, sadece talepte bulunan taraf devletin ortaya koyacağı değerlendirmeler değil, üç ülkenin kendi arasında ortaya çıkacak duruma ilişkin yapacağı değerlendirmelerdir. Tabiatıyla burada sağlanacak desteğin kapsam ve niteliğine de öncelikle kendi kararlarımız ve üç ülke arasında varılacak karşılıklı mutabakat çerçevesinde karar vereceğiz.”
NATO’nun 4.maddesine benzer bir maddenin bu Anlaşma’da olduğunu söyleyen Gümrükçü, “4. maddede, buranın da 4. maddesinde esasında enteresan bir şekilde, ‘Taraflar uluslararası güvenlik konularında düzenli olarak istişarelerde bulunurlar’ deniyor. Bu düzenli istişareler esasında bölgemizdeki teknik durumu ve bize yönelebilecek olan her türlü tehlikeyi de ortak bir şekilde ele almamıza imkan tanıyacaktır” dedi.
“OYDAŞMA OLMADIĞI TAKDİRDE KARAR ALINAMAZ”
Gümrükçü üç ülke arasında oydaşma olmaması durumunda kararların nasıl alınacağı yönündeki soruya, “Oydaşma olmadığı takdirde karar alınamaz. Asgari müşterekler içerisinde bir buluşma söz konusu olacaktır” yanıtını verdi. Gümrükçü sözlerine şöyle devam etti:
“Daha spesifik olarak, bu son gelişmeler çerçevesinde Suudi Arabistan’a asker gönderme söz konusu mu gibi sorular gündeme geldi. Şu anda Mekke Savunma İttifakı çerçevesinde yapılması öngörülen hiçbir konuşlandırma söz konusu değil. Öncelikle tabii ki anlaşmanın bizim açımızdan onaylanması, ilk onay süreçlerinin tamamlanması ve yürürlüğe girmesi lazım. Ama önümüzdeki döneme ilişkin olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelerde konuşlandırılması, tabii ki birçok milletvekilimizin de değindiği gibi, Anayasa’mızın 92. maddesinde vazedilen kurallar ve hükümler çerçevesinde söz konusu olacaktır.”
“PAKİSTAN VEYA NÜKLEER SİLAHLARLA İLGİLİ EN UFAK BİR UNSUR YOK”
Pakistan’ın nükleer şemsiyesiyle ilgili Gümrükçü, Anlaşma’da Pakistan veya nükleer silahlarla ilgili en ufak bir unsur olmadığını ifade etti. Gümrükçü, “Önümüzdeki dönemde yapılacak olan bütün bu konulardaki kararlar, 2. maddede değindiğim objektif değerlendirmeler ve karşılıklı mutabakat çerçevesinde verilecek kararlara bağlı olmaktadır” diye konuştu.
Gümrükçü, Pakistan, Katar, Türkiye ve Endonezya arasında Katar’da imzalanan Bedir Mutabakatı ile ilgili sorular üzerine, “Bedir Mutabakatı, dört ülke arasındaki savunma sanayi iş birliğinin daha da derinleştirilmesine yönelik bir unsur içeriyor. Bunun esasında Mekke İttifakı ile organik bir ilişkisi yok. Ancak aynı düzlem içerisinde değerlendirilmelidir. Yani aynı anlayışın bir yansımasıdır bu. Bölge ülkeleri arasında çeşitli konulardaki iş birliğinin derinleştirilmesi ve beraber ortak çözümler geliştirmelerine yönelik anlayışımızın bir sonucudur” değerlendirmesini yaptı.
“HİNDİSTAN’IN HİÇBİR OLUMSUZ AÇIKLAMASI SÖZ KONUSU OLMADI”
Türkiye ile Hindistan arasındaki ilişkilere dair soru üzerine Gümrükçü, “Hindistan’ın bu konuda şu ana kadar hiçbir olumsuz açıklaması söz konusu olmamıştır. Belki biraz daha geriye gidersek, Pakistan-Hindistan arasında bir altı gün savaşından bahsedildi, geçen sene mayıs ayında yaşanan çatışmalarda da ülkemiz, hatırlayacaksınız, tamamıyla taraflar arasında yapıcı bir rol üstlenmeye gayret etmiş ve sonunda ilan edilen ateşkesi memnuniyetle karşılamıştır. Her zaman olduğu gibi, bu tür bütün sorunların barışçıl yollardan çözümlenmesi yönünde bir tutum sergilemiştir” dedi.
“BAKANIMIZIN HİÇBİR İSRAİL YETKİLİSİYLE BİR GÖRÜŞMESİ OLMADI”
Türkiye’nin İsrail’le istihbarat paylaşımı olup olmadığı yönündeki soruya Gümrükçü, şu yanıtı verdi:
“Bir Sayın Milletvekilimizin, Sayın Bakanımızın Birleşik Arap Emirlikleri’nde katıldığı bir toplantı ile ilgili olarak Türkiye ile İsrail arasında bir çerçevede bir görüşme yapılıp yapılmadığına dair sorusu söz konusu olmuştu. Bunu esasında Sözcümüz de galiba basın kanalıyla açıklamıştı. Sayın Bakanımızın Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik ziyareti çok önceden planlanmış bir program içerisindeydi ve orada bulunduğu süre içerisinde değil Netanyahu, hiçbir İsrail yetkilisiyle bir görüşmesi olmamıştır. Bunu da belki kayıtlara geçmesi açısından açıklığa kavuşturmak istedim.”
“BÖLGESEL SAHİPLENMEYE DAYALI BİR GÜVENLİK MİMARİSİ İSTİYORUZ”
Gümrükçü, bir milletvekilinin bu mimarinin nereye varmaya çalıştığına dair sorusu üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:
“Genişleme konusunda şu anda herhangi bir ülke ismi belki seslendirmek de doğru değil. Çünkü bir defa bu ülkelerin ortaya koyacağı iradeye bağlı olacaktır. Biz Mısır’ı bu ittifak içerisinde görmekten çok memnun olacağımızı tabii açıklıkla ifade ediyoruz. Bunun bir sebebi de Mısır ve diğer üç ülke, Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan üzerinde R4 olarak adlandırılan bir bölgesel dörtlü danışma mekanizması da esasında son 1,5 iki yıldan beri çok aktif bir şekilde işliyor. Ama burada kriter ülke isminden veya yerinden bağımsız biraz önce bahsettiğim gibi bu Mekke ittifakının üzerinde durduğu temel ilkeleri paylaşabilme ve savunabilme sorumluluğuna ve iradesine sahip olmalarıdır. O çerçevede karar vereceğiz.
Bir tehdit tanımının olmadığı, bu kadar geniş bırakıldığı bir ortamda nasıl bir yeni güvenlik mimarisi oluşturuyoruz? Bölgesel sahiplenmeye, iş birliğine dayalı güvenliğe ve kapsayıcılığa dayalı bir güvenlik mimarisi istiyoruz. Şimdi bugün ne kadarki geçmişimizde bunları görememiş olmamız ve onların yarattığı sorunlar bizim geleceğe yönelik vizyonumuzu esir almamalı diye düşünüyoruz. O bakımdan biz en azından ideali ortaya koyuyoruz. Bu üç ülke en azından Pakistan ve Suudi Arabistan bizimle bu vizyonu paylaşıyorlar. Bu vizyonu sadece üç ülke olarak değil genişletmek suretiyle diğer ülkelerin de katılımına açık olması şeklinde paylaşıyorlar. Zira sadece üç ülke olarak tuttuğumuz takdirde Orta Doğu’da çözümlerin değil sorunun bir parçası olma riskiyle de karşılaşabiliriz.
O bakımdan yeni güvenlik mimarisini ortaya koyarken bu çekirdek tarafların üzerinde giderek genişleyecek hiçbir ülkeyi veya tarafı doğrudan hedef olarak almayacak ama belirli bazı ilkeler çerçevesinde bizlerin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini koruyacak bir mimari öngörüyoruz. Tabiatıyla en başındayız bunun. Bunlar bugünden yarına da olmayacak şeylerdir. Ancak bir yerden başlamamız gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye olarak artık buralarda sorumluluk almaktan kaçınarak dışarıdan birilerinin bu sorunları çözmesini beklemektense belli bazı adımları kendimizin atması gerektiğini düşünüyoruz. Hep beraber bu adımları başarıya ulaştırmak için çaba sarf edeceğiz.”
“BU AŞAMADA ASKER KONUŞLANDIRILMASI SÖZ KONUSU DEĞİL”
Türkiye’nin Suudi Arabistan saflarında Yemen’deki savaşa dahil olup olmayacağı yönündeki soruya Gümrükçü, “Bu aşamada Mekke Savunma İttifakı çerçevesinde böyle bir öngörümüz asla olmadığı gibi, bir asker konuşlandırması da söz konusu değil. Anlaşma onaylandıktan sonra 2. maddede kayıtlı hususlar çerçevesinde bir defa Birleşmiş Milletler 51. maddesinin tanıdığı meşru müdafaa hakkı çerçevesinde ve yapılabilecek objektif değerlendirmeyi müteakiben katılacağız” ifadeleriyle yanıt verdi.
Soru-cevap bölümünün ardından oylamaya geçildi. Kanun Teklifi oy çokluğuyla kabul edilerek Genel Kurul’a sevk edildi.

