Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Orhan Sarıbal: CHP’li belediyelere yönelik tutum, tarafsız ve bağımsız yargı anlayışından öte, adeta itibarsızlaştırma, sindirme meselesi üzerinden yürümektedir

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın gözaltına alınmasına tepki göstererek, “Elbette biz tarafsız ve bağımsız yargıdan yanayız. Elbette herkes yargılanabilir. Soruşturma, kovuşturma, suç unsuru elbette olabilir. Israrla Cumhuriyet Halk Partili belediyeler üzerinde ortaya konan tutum, tarafsız ve bağımsız yargı anlayışından öte, adeta itibarsızlaştırma, sindirme meselesi üzerinden yürümektedir” dedi. Sarıbal, çiftçinin artan maliyet nedeniyle zor duruma düştüğünü belirterek, “Derhal mazotta yeni bir destekleme modeline ihtiyaç var. Sadece ÖTV ve KDV’nin sıfırlanması artık zorunluluktan öte hale gelmiştir” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın

(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın gözaltına alınmasına tepki göstererek, “”Elbette biz tarafsız ve bağımsız yargıdan yanayız. Elbette herkes yargılanabilir. Soruşturma, kovuşturma, suç unsuru elbette olabilir. Israrla Cumhuriyet Halk Partili belediyeler üzerinde ortaya konan tutum, tarafsız ve bağımsız yargı anlayışından öte, adeta itibarsızlaştırma, sindirme meselesi üzerinden yürümektedir” dedi. Sarıbal, çiftçinin artan maliyet nedeniyle zor duruma düştüğünü belirterek, “Derhal mazotta yeni bir destekleme modeline ihtiyaç var. Sadece ÖTV ve KDV’nin sıfırlanması artık zorunluluktan öte hale gelmiştir” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında tarımdaki sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın sabah saatlerinde gözaltına alınmasına tepki gösteren Sarıbal, şunları söyledi:

“Elbette biz tarafsız ve bağımsız yargıdan yanayız. Elbette herkes yargılanabilir. Soruşturma, kovuşturma, suç unsuru elbette olabilir. Ama ısrarla Cumhuriyet Halk Partili belediyeler üzerinde ortaya konan tutum, tarafsız ve bağımsız yargı anlayışından öte, adeta itibarsızlaştırma, sindirme meselesi üzerinden yürümektedir. Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhun Ünlü olmak üzere belediye çalışanlarının gözaltına alınması süreci de bu sürecin bir parçasıdır. Yargılamaya asla itirazımız olmaz. Ama uzunca bir süredir sürdürülen gözaltı ve tutuklamaları reddediyoruz. Kaçma, delil karartma şüphesi olmadığı sürece masumiyet karinesini çok ama çok önemsediğimiz bir hukuksal anlayışın mutlaka yerine getirilmesi gerekiyor. Adil yargılama, masumiyet karinesi ve gözaltı ile tutuklamanın dışında yargılama. Dolayısıyla bu tutumu bir kez daha reddettiğimizi açıkça ifade etmek isteriz. Gözaltında ve tutuklu bulunan, ancak yargılaması elbette yapılabilecek arkadaşlarımızın derhal salıverilmesini bir kez daha özellikle talep ediyoruz ve istiyoruz.”

SARIBAL’DAN ÇİFTÇİLERE DESTEK ÇAĞRISI

Tarım sektöründeki sorunlara değinen Sarıbal, üreticinin ve tüketicinin durumdan şikayetçi olduğunu söyledi. Bu durumun dış etkenlerden de kaynaklandığı belirten Sarıbal, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları nedeniyle petrol fiyatlarındaki artışında üretimi etkilediğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Ne yazık ki çiftçi tarlasında perişan. Bütün ülkeler petrol fiyatları arttığından dolayı çok ciddi önlemler alıp, çok ciddi destekler vererek savaşın yarattığı petrol krizi ve petrol fiyatlarının artışına dair önemli destekler vermektedir. Güney Kore’sinden tutun da dünyanın bir ucundaki devletlere kadar. Biz ise ilk 6 ayda 1.5 trilyon lira gibi bir parayı faize ödüyoruz bütçemizden ama iş mazota gelince buna dair elimizi kıpırdatmıyoruz.

Hatta daha ileri gideyim. Muhtemelen Mehmet Şimşek elini çırpıyordur. Ben gıda enflasyonunu çiftçiyi ezerek, tarlada çiftçiyi boğarak, kapitalizmin serbest piyasa düzeninin, neoliberal, ağır liberal koşullarının temel argümanı olan kâr, rant, üretim ilişkileri, rekabet anlayışıyla, ithalatı sopa olarak bize dayatarak fiyatların düşmesi üzerinden adeta enflasyonu indirmeye çalışan bir tutum içerisinde olduğunu düşünüyorum. Bedelini kime ödetmekte? Çiftçiye ödetmekte. Üretimi neyle terbiye etmekte? İthalatla terbiye etmekte. Halkı ‘param yok’ diyerek yoksulluğa, açlığa, açlık sınırına mahkûm ederek bu süreci sürdürmektedir. O yüzden derhal mazottaki bu yükselişi indirecek yeni bir destekleme modeline ihtiyaç var. Çünkü tarlada mazot kullanılıyor. Sulamada mazot kullanılıyor. Emekçiyi tarlaya götürüp getirmede mazot kullanılıyor. Petrol, tarımda kullanılan bütün ambalajlar için kullanılıyor. Tarlada üretilen ürünün hâle, pazara, markete, manava ulaştırılmasında, lojistiğinde mazot kullanılıyor. Bugün tarladaki üretim maliyetinin çok üzerinde hasat sonrası maliyetler var. Bu maliyetlerin ana kalemi mazot ve petrol ürünleri. Ambalaj ve lojistik. Dolayısıyla derhal mazotta yeni bir destekleme modeline ihtiyaç var. Sadece ÖTV ve KDV’nin sıfırlanması artık zorunluluktan öte hâle gelmiştir. Bir destek gerekiyor.”

Planlama yapılamamasından kaynaklı ziraat mühendisi, ziraat teknikeri, ziraat teknisyeni, veteriner hekim ve veteriner teknikerlerinin işsiz olduğunu söyleyen Sarıbal, planlamanın doğru yapılmasıyla bu mesleklerde işsiz sayısının azalabileceğini belirtti.

İktidarın gıda güvenliği yerine kar ve rakabeti öncelediğini vurgulayan Sarıbal, “Bugün koşullar size olanak sunabilir. Kovid-19’u hatırlatmak isterim. Paranız vardı, buğday alamadınız. İşte Ukrayna krizi. Bugün Odessa limanlarından sevk edilen hububatın ancak dörtte biri sevk edilebilmektedir. Bu ülkenin zenginliği var. Buna dayalı işler yapılabilir” ifadelerini kullandı.

Kayısı üretimindeki sorunlara da dikkat çeken Sarıbal, kayısı üreticisinin sürece dahil edilmesi gerektiğini belirterek, “Ne Toprak Mahsulleri Ofisi bu işle ilgileniyor, ne Tarım Kredi Kooperatifleri bu işle ilgilenebiliyor ne de bu işle ilgilenen özel bir kurum var. Kayısı üreticisi perişan. Kayısı üreticisi perişan. Tüketici arkadaşlarımıza da bu konulardaki duyarlılıklarını gündeme getirmelerini mutlaka isteriz. Çünkü bu bir hiyerarşi ve denge. O üretecek, halkımız da yiyecek. Ama bu denge içerisinde üretimde bir ürün 15 lira, 20 liraysa; tüketimde 100 lira, 200 liraysa ortada bir sorun var” dedi.

“SORUMLU İKTİDAR”

Tarımda bir dizi sorun olduğunu, bununda başlıca sorumlusunun iktidar olduğunu söyleyen Sarıbal, şöyle devam etti:

“Bu sorunların sorumlusu iktidardır. 2018’e kadar AKP, 2018’den sonra Saray iktidarı ve yakın tarih açısından da Recep Tayyip Erdoğan ile Mehmet Şimşek’in politikalarıdır. Bir taraftan halkı vergiyle soyacaksınız, öbür taraftan halkı açlığa, yoksulluğa mahkum edeceksiniz; üreten insanların tümünü tarlasında, fabrikasında, üretim noktasında zarara uğratacaksınız. Asla kabul edilebilir değil. Adeta seyrediyorlar. Pazar, marketler, tüketici, kabzımal, çiftçi, halk… Onlar seyrediyorlar. Açıkça seyrediyorlar. Oysa müdahale etmesi gereken onlar. Bir ürünün maliyeti var. Bir çiftçi, bir ziraat mühendisi olarak söylemek isterim. Tarlaya atılan her tohum, dikilen her fide ve fidan toprağa düştüğü andan itibaren kamu malıdır. Devletindir, milletindir, ülkenindir. Kamu güvencesi altındadır. Sahip çıkılması gerekir. Sahip çıkılması gerekir. Bir kez daha uyarıyoruz. Aynı şekilde vişnede de öyle. Vişne üretiminde kilosu 50 liranın altında. İşçilik maliyeti ise 20 lira. 20 lira. Sadece seyrederek olmaz. Halkın suskunluğunun çaresizlikten kaynaklandığını bilin. Öfkenin yükseldiğini bilin. Kızgınlığın yükseldiğini bilin. Otoriterizmle, baskıyla, ‘Ben yaptım oldu.’ anlayışıyla, devletleşen bir siyasi anlayışla bu iş çözülemez. Patlar. Derhal bu konularla ilgili bakanlık düzeyinde, Maliye Bakanlığı düzeyinde, Tarım Bakanlığı düzeyinde bir çalışma yapılmalıdır. Tarım Bakanlığı’nı özellikle bir kez daha uyarmak isterim.

Maliye ve Hazine Bakanı oradaysa o zaman siz görev yapmayın. Eğer Maliye ve Hazine Bakanı her şeyi yönetecekse lütfen oradan ayrılın. Ama eğer orada oturuyorsanız birinci göreviniz ülke tarımını korumak, kollamaktır. Ülke tarımına sahip çıkmaktır. Çiftçiye, üreticiye sahip çıkmaktır. Toprağa düşen tohuma, toprağa düşen fideye sahip çıkmaktır. Kamu kaynaklarına sahip çıkmaktır göreviniz. Mehmet Şimşek’e teslim olmak değildir. Ya da çıkın bir özeleştiri yapın. ‘Onlar ne diyorsa ben onu yapıyorum.’ deyin”

Kuru üzüm üreticilerinin sorunlarından da söz eden Sarıbal, üretimin son yıllarda azaldığına, ekim alanlarının yok olduğuna dikkati çekerek, “Ziraat odalarının minimum taban fiyat beklentisi, 150 lirayla 180 lira arasındadır. Enflasyon yüzde 36 civarında, tarımsal girdi fiyatları ise yüzde 39-40 seviyesindedir. Geçen hafta burada bunları konuştuk. Hiç olmazsa TÜİK’in kendi açıkladığı rakamlar doğrultusunda tavsiye fiyatı değil, yani ‘Ben açıkladım, siz ne hâliniz varsa görün.’ anlayışı değil; çayda olduğu gibi, fındıkta olduğu gibi değil, sahici bir taban fiyat belirleyin” dedi.

“MİLLİ GÜVENLİK MESELESİNE SAHİP ÇIKIN”

Ayçiçeği üretimindeki sorunlar hakkında konuşan Sarıbal, verilen desteğin yetersiz olduğunu söyleyerek, şöyle konuştu:

“Ne diyor Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan? ‘Gıda ve tarım millî güvenlik meselesidir.’ diyor. Bakan ne diyordu? ‘Stratejiktir ve millî güvenlik meselesidir.’ diyordu. O zaman göreve davet ediyoruz. Millî güvenlik meselesine sahip çıkın kardeşim. Millî güvenlik meselesine sahip çıkın Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Tarım Bakanı.

2025 yılı ayçiçeği ekim alanımız 10 milyon dekar. Ayçiçeğinde bu üretime dayalı ekim alanlarında 2025’te 1.94 milyon tonluk bir üretim elde etmişiz. 2026 yılında da tahmin 2.25 milyon ton. Bunlar çok önemli işler. Yani üretim artışının önemi; bir yılda 1 milyon 940 bin ton, ikinci yılda 2 milyon 250 bin ton. Bu çok önemli. Çiftçiye destek verirseniz, çiftçiyi sistemin içinde tutarsanız, çiftçi ürettiğinden para kazanacağı bir mekanizmaya inanır ve güvenirse birçok stratejik üründe asla açığımız olmaz. Asla açığımız olmaz. Bir karneye bakalım. 2002’den bugüne kadar, 2003’ü baz aldık. Ayçiçeği tohumu ithalatı tam 16.5 milyon ton. Buna Mayıs 2026 da dâhil. 2018’den bugüne kadar 16.5 milyon ton ayçiçeği tohumu ithalatı yapılmış ve buna karşılık ödenen para 9.7 milyar dolar. 9.7 milyar dolar. Ayçiçeği küspesi ithalatı, türevleri olarak değerlendiriyoruz. 15.7 milyon ton küspe alıyoruz arkadaşlar. Küspe. Hayatını çiftçilikle geçiren biri olarak, uzun yıllar hem sahada, alanda çobanlık yapmış hem de kapalı ahırda hayvancılık yapmış biri ve zooteknist olarak, meslek alanım gereği buna ne desem; utanç duysam, üzülsem, hiçbiri bunu doldurmuyor. Yetmiyor.

Küspe satın alıyoruz. Ayçiçeğinden yağ çıktıktan sonra kalan kısmın proteininden yararlanmak için geriye kalan bölüme küspe diyoruz. 15.7 milyon ton almışız ve karşılığında 3.8 milyar dolar ödemişiz. Ayçiçek yağı almışız. Yaklaşık 15.9 milyon ton ve 18.2 milyar dolar ödemişiz. Dâhilde İşleme Rejimi altında gümrüksüz olarak getiriyoruz, dışarıya satıyoruz. Böylece bunu başarı gibi anlatıyoruz. Diyoruz ki getirdiğimiz ürünü satıyoruz.

O zaman ihracata bakalım. Ayçiçek yağı ihracatı 13.9 milyon ton. Yani açık 4 milyon ton ayçiçek yağı almışız, iç piyasada kullanmışız. Neyle almışız bunu? Dâhilde İşleme Rejimi adı altında. Nasıl almışız? Muhtemelen sıfır gümrükle almış olabiliriz. Yani yaptığınız işle elde ettiğiniz sonuç birbirini karşılamıyor. Kaldı ki bu ihracatın, yani 13.9 milyar dolarlık ihracatın bir de maliyeti var. Enerji maliyeti var, işçilik maliyeti var, üretim maliyeti var. Bunları da düşürdüğünüzde geriye kalan ihracat değeri net olarak çok daha az olacaktır. Sonuç; AKP ve Saray iktidarı döneminde tohum, küspe ve ayçiçek yağı toplam ithalatı 31.7 milyar dolar. Mayıs 2026 sonu itibarıyla ithalat bu düzeydeyken ihracat ise 13.9 milyar dolar. Aradaki fark 17.8 milyar dolar. Biraz önce bahsettiğim ihracatla ilgili ham yağı getirip rafineye dönüştürüp bunun maliyetini de eklerseniz aradaki fark 20 milyar doları geçer. Bu ülkenin topraklarında yetişecek, rahatlıkla yetişecek, rahatlıkla bu ihtiyacı karşılayacak, rahatlıkla hiç ithalat yapmadan ihracat yapabileceğimiz bir ürünün karnesi bu. Bu karne aynı zamanda Saray iktidarının, AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Mehmet Şimşek’in tarıma reva gördüğü bir sürecin karnesidir.”