(BURSA) – TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye’nin küresel adalet anlayışının öncüsü olduğunu belirterek, “Allah’ın izniyle bu sesi yükseltmeye devam edecek ve bütün insanlığa ortak çözümleri sunacak büyük bir gelişmenin öncülüğünü yapacaktır. Sözümüzün her geçen gün daha da kuvvetlendiğini, Türkiye’nin gücünün her geçen gün daha da etkili bir hale geldiğini görüyor, bundan iftihar ediyoruz” dedi.
Bursa ziyareti sürdüren TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Uludağ Üniversitesi’nin düzenlediği “Küresel Adalet Arayışı” başlıklı konferansa katıldı. Kurtulmuş, konferansın açılış konuşmasını yaptı.
Kurtulmuş, “Osman Gazi’nin, Orhan Gazi’nin himayelerinde, Üftade Hazretleri’nin, Emir Sultan’ın manevi ikliminde; devlet adamlarının, büyük insanların, şehitlerin, bilgelerin, alimlerin ve hakimlerin manevi gölgesi altında bu güzel şehirde bulunmaktan fevkalade büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim. Bursa sadece kültürel ve tarihi zenginliğiyle değil, aynı zamanda sanayiden tarıma, doğadan üretime, ihracata kadar bir ülke için ne gerekliyse hemen her alanda güçlü ve kuvvetli varlığıyla Türkiye’nin nadide şehirlerinden birisidir” dedi.
“İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ ÇAĞIN FELAKETLERLE DOLU ZOR BİR DÖNEM OLDUĞUNU BİLİYORUZ”
“Bugünkü konumuz küresel adalet arayışı. Aslında adalet, hakkaniyet ve insani değerlerin yaygınlaşması meselesi denilebilir ki insanlık tarihinin en önemli ortak arayışlarından birisidir” diyen Kurtulmuş’un konuşmasında öne çıkan başlıklar şu şekilde:
“Her dönemde, her devirde adalet arayışı; haksızlıkların, tutarsızlıkların, çifte standartların, zulümlerin, baskıların var olmasına inat mahşeri vicdan tarafından ortak bir duygu olarak gelişmiş, geliştirilmiş ve zaten bu sayede de insan onuru korunarak bugüne kadar gelebilmiştir. Dolayısıyla içinde yaşadığımız çağın da felaketlerle dolu zor bir dönem olduğunu hepimiz biliyoruz. Her şeyin altüst olduğu, yıkılıp neredeyse yeniden yapılmaya başlandığı bir dönemin içerisinden geçiyoruz. Bu süreçte insanlık alemi olarak ihtiyacımız olan en önemli meselenin adalet olduğunun farkında olarak adalet arayışını küresel bir hale getirmek ve buna da öncülük etmek; Türkiye olarak, Türkiye’nin aydınları olarak, Türkiye’nin vicdan sahibi insanları olarak hepimizin ortak vazifesi olmalıdır.
“ZENGİN ÜLKELERİN ARASINDAKİ GELİR EŞİTSİZLİĞİ DE DÜNYANIN ÖNEMLİ MESELESİ”
Bu çerçevede bugün özellikle iki alanda adaletsizlik söz konusudur. Bunlardan birisi küresel ölçekteki ekonomik adaletsizliklerdir. Gelir dağılımı adaletsizlikleri, dünyanın farklı yerlerinde, farklı bölgelerinde zenginle fakir arasındaki uçurumun her geçen gün daha fazla artması, özellikle yeni birtakım gelişmeler; mesela küresel iklim değişiklikleri ve buna bağlı olarak birtakım kuraklık ve iklim krizlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte açlık, kıtlık ve susuzluk gibi yeni tanıştığımız güçlü gelişmelerin ortada olması maalesef gelir dağılımı adaletsizliğini tam manasıyla bir yoksunluk haline dönüştürmektedir. Kaldı ki sadece fakir ve yoksul ülkeler arasındaki fark değil, aynı zamanda zengin ülkelerin arasındaki gelir eşitsizliği de dünyanın en önemli meselelerinden birisidir. Dünyada bu kadar çok mesele varken kendi düzenlerini hiç bozmayan, özellikle finans kapitalizmi üzerinden zenginliklerine zenginlik katan birtakım çevrelerin, çok azınlıkta olan birtakım çevrelerin varlığı ve gücü de aslında küresel ölçekteki bu eşitsizliği giderek artırmaktadır. Sadece rakamlarla zihninizi yormak istemiyorum ama bugün geldiğimiz noktanın vahameti bakımından sadece bir iki rakam vermek isterim. Dünya nüfusunun yüzde 1’ini teşkil eden dünyanın en zengin yüzde 1’i, dünyadaki toplam servetin yüzde 50’sine sahiptir. Böylesine bir eşitsizliği hiçbir dönemde görmedik. Firavunlar dönemlerinde bile böyle bir eşitsizlik olmadı. Dolayısıyla bu insanlığın kaldırabileceği bir mesele değildir. Ayrıca 8 milyarlık dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10’u da mutlak yoksulluk içerisindedir. Yani dünyadan hiçbir nasibi olmayan 800 milyon insanın var olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bunlar asla kabul edilemez.
“DÜNYADA ÇOK KONUŞULMAYAN KONULARDAN BİRİSİ DE VAMPİR KAPİTALİZM”
Bu gelişmelere inat, bir de demin ifade ettiğim gibi iklim krizleri ve benzeri insanlığın durumunu daha da kötüye götüren gelişmeler sürdükçe durum daha da vahim hale gelmektedir. Ama buna mukabil dünyadaki ekonomik sistemi bozan ve çok konuşulmayan konulardan birisi de vahşi kapitalizmin, vampir kapitalizmin geldiği noktadır. Birkaç zamandır devam eden Amerika-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş sırasında vahşi kapitalizmin, vampir kapitalizmin unsurlarının, büyük servet sahiplerinin, sermaye sahiplerinin bu savaş dolayısıyla ortaya çıkan dalgalanmalardan kaç 100 milyar dolar kazandığının hesabı yapılmalıdır. Biz baktığımızda sadece bir savaşa ait güncel bir gelişme olarak zannettiğimiz bir şey aslında petrol piyasalarında, sermaye piyasalarında ya da dünya borsalarında ne tür dalgalanmalara neden oluyor? Hürmüz Boğazı ile ilgili söylenen iki çift lafın acaba vahşi kapitalizm ve parası elinde olanlar için ne büyük bir araca dönüştürüldüğünü, korktuğumuz nükleer silahlardan daha gaddar bir ekonomik silaha dönüştürüldüğünü maalesef çok ciddi bir şekilde görüyoruz. Dolayısıyla dünyadaki bu ekonomik adaletsizliğin en temel meselelerinden birisi de vahşi kapitalizmin, vampir kapitalizmin önlenebilmesi meselesidir. Eğer ortak bir insanlık için ortak bir gelecekten bahsedilecekse bu büyük felaketin altını çizmek isterim.
“AVRUPA’NIN İKİ TANE GÖÇMEN GÖRDÜĞÜNDE AYAĞI TİTRER”
Dünyanın yeni bir ekonomik mimariye, küresel ekonomik mimariye ihtiyacı vardır. Fonksiyon gören, sadece zenginlere değil, sadece zenginlerin içerisindeki baronlara değil; bütün halklara, bütün insanlığa hizmet edecek küresel ekonomik kurumların kurulması gerekir. Bunu söyleyince sadece Afrika’nın, sadece Asya’nın yoksul insanları bu konuda şikâyetçidir anlamına bir sonuç çıkmasın. Bugün ne yazık ki dünyanın bu gidişatı karşısında refah seviyeleri çok yüksek ve umut seviyeleri o kadar düşük nice milletler vardır. Bu gördüğümüz küresel çelişkileri, bu küresel maalesef adaletsizlikleri, haksızlıkları gören; baktığınız zaman refah seviyeleri çok yüksek ama hiçbir umudu kalmamış olan halkların fevkalade ciddi şekilde yer tuttuğunu görüyoruz. Örneğin Avrupa’nın çok gelişmiş milletlerinin hemen hemen çoğundaki ortak duygunun geleceğe ilişkin umutsuzluk olduğunun da altını çizmek isterim. Hatta ekonomik geleceklerinin de büyük bir umutsuzluk içerdiğini düşünürler. Öyle olduğu için de iki tane göçmen gördükleri zaman ayakları titrer. İki tane göçmeni de kendi ekonomik gelecekleri için tehdit olarak görürler. Ama aynı zamanda bu işleri yapacak kendi içlerinde de adamları yoktur, insanları yoktur, iş güçleri yoktur. Dolayısıyla bu büyük çelişki hem akademik anlamda hem entelektüel anlamda hepimizin ortak sorumluluğudur ve dünyanın gerçekten yeni bir ekonomik mimariye ihtiyacı olduğu aşikardır.
“BM NE İŞE YARAR?”
Dünyadaki ikinci temel adaletsizlik konusu, siyaset alanında küresel siyasi mimariyi ilgilendiren adaletsizlikler ve düzensizliklerdir. Bugün dünyada savaşların, çatışmaların, soykırımın, insan hak ve onurunun ayaklar altına alındığının günlük ahval-i adiyeden işler haline geldiğini görüyoruz. Maalesef dünyadaki bu haksızlıklara karşı duracak bir küresel sistemin olmadığı da aşikardır. Evet Birleşmiş Milletler var. Ama her platformda söylediğimiz gibi savaşları sona erdirmesi, barışı tesis etmesi gereken bu Birleşmiş Milletler Allah aşkına ne işe yarar? Dünyanın neresinde hangi savaşı önlemiş, hangi mazlumun elinden tutmuş, hangi garibin hakkını alabilmiştir? 3 seneye yaklaşan bir süredir Gazze’de yaşadığımız, insanlık tarihinin en ağır sınavlarından biri olan bu soykırım karşısında acaba Birleşmiş Milletler ne karar alabilmiş, aldığı hangi kararı uygulama fırsatı bulmuştur? Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres’in bile Refah Sınır Kapısı’ndan içeri sokulmadığı bir dünyada Birleşmiş Milletler’in ne önemi vardır, ne fonksiyonu vardır. Aynı şekilde dünyanın bütün siyasal kurumlarının, NATO’sundan Avrupa Birliği’ne kadar hemen tamamının sallanmakta olduğunu, kendileri için yeni bir rota arayışı içerisinde olduklarını, pusulasını kaybetmiş, istikametini kaybetmiş, kendi iç çatışmalarıyla uğraşan kuruluşlar haline geldiğini de gayet iyi görüyor, gayet iyi anlıyoruz. Dünyadaki bu haksızlıkların durdurulabilmesi için yeni bir sese, yeni bir soluğa ihtiyaç vardır. Çünkü küresel siyasal mimarinin önce kurumları çökmüş, arkasından kuralları yerle bir edilmiş ve arkasından şimdi de terminolojisi geçersiz hale gelmiştir. Barışın, insan haklarının, ülkelerin egemen eşitliğinin ve uluslararası alanda kullandığımız hiçbir terminolojinin artık bir kıymetiharbiyesi yoktur. İnsan haklarından bahsedenlerin Gazze’deki çocukların haklarından bahsetmediklerini, bahsedilmesinden de rahatsızlık duyduklarını görüyoruz.
“HANGİ KURAL, HANGİ ULUSLARARASI HUKUK?”
Ancak bu kadar büyük haksızlıklar işte Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Siyonist Netanyahu ve arkadaşları için arama kararı çıkarmasına rağmen sonuçsuz kalıyor. Uluslararası bir karar, haklarında tutuklama kararı çıkartılıyor. Herif uluslararası hava sahasında istediği yerden oraya geçiyor, falanca ülkeye gidiyor, parlamentosunda konuşma yapıyor. Hani gözaltı kararı vardı? Arkadaşlar, 3. Dünya’dan bir ülkenin lideri bunu yapsa gittiği ilk yurt dışı seyahatinde derdest edilir, elleri kelepçeyle arkaya bağlanır, içeri atılır. Hangi kural? Hangi uluslararası hukuk? Tüm bunların hepsinin yerle bir edildiğini görüyoruz. Sadece biz görmüyoruz. Dünyanın her yerinde vicdan ve insaf sahibi insanlar, yani insanlık cephesi olarak tanımladığımız büyük kitleler de bu vahşete, bu vahşetin sahiplerine, bu çifte standardın sahiplerine, bu vahşilerin koruyucularına karşı seslerini yükseltmeye devam ediyorlar.
“LAMİNE YAMAL VE ARKADAŞLARINI TEPRİK EDİYORUM”
Uludağ Üniversitesi’nden de tebriklerimizi ve teşekkürlerimizi ifade edelim. Lamine Yamal’ın Barcelona’nın şampiyonluk kutlamasında Filistin bayrağını sallayarak o kutlamalara coşku vermesi, o kutlamalarda mazlumların yanında olduğunu ilan etmesi insanlık için bir şeref vesilesidir. Lamine Yamal’ı ve arkadaşlarını tebrik ediyorum. İstediğiniz baskıyı kurun, istediğiniz gücünüz olsun. Durdurun bakalım Lamine Yamal’ı. Çocuğun sözleşmesini iptal edebilirsiniz, Siyonist lobi baskı yaparak büyük kulüplerde oynamasına engel olabilir. Ama zaten bunu göze alarak bayrağını sallayan Lamine Yamal daha şimdiden insanlığın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusudur, en iyi oyuncusudur.
“HER PLATFORMDA KÜRESEL ADALET ARAYIŞININ SÖZCÜSÜ OLMAYA DEVAM EDİYORUZ”
Biz Allah’a çok şükür başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere her vesileyle, her platformda küresel adalet arayışının sözcüsü olmaya devam ediyoruz. ‘Dünya beşten büyüktür’ demeye de Allah’ın izniyle devam edeceğiz. Bu sene 12 Haziran’da Çanakkale’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin himayesinde Osmanlı’nın Rumeli’ye geçişini sembolize eden yıldönümü dolayısıyla bir etkinlik düzenleyeceğiz. Ümit ederim ki bu etkinlik daha sonraki yıllarda devam eder ve geleneksel bir hale gelir. Osmanlı hedefini Avrupa’ya, dünyaya döndürdü ve dünya devleti oldu. Şimdi Türkiye olarak da bizim öyle bir noktada olduğumuzu hiç abartısız söylüyorum. Tabiri caizse bir dünya devleti olmadan önceki kuruluş aşamasında gibiyiz. Osmanlı Cihan Devleti’nin Domaniç’teki, Oylat’taki durumu neyse Türkiye olarak da bugünkü vaziyetimiz odur. Büyük mesafeler aldık, büyük merhaleler katettik.
“TÜRKİYE’NİN GÜCÜNÜN HER GEÇEN GÜN DAHA DA ETKİLİ HALE GELDİĞİNİ GÖRÜYORUZ”
Her alanda büyük mesafeler aldık. Ama Türkiye’nin en çok mesafe aldığı alan bana sorarsanız arkada yazılı olandır. Türkiye küresel adalet arayışının öncüsü oldu. Allah’ın izniyle bu sesi yükseltmeye devam edecek ve bütün insanlığa ortak çözümleri sunacak büyük bir gelişmenin öncülüğünü yapacaktır. Sözümüzün her geçen gün daha da kuvvetlendiğini, Türkiye’nin gücünün her geçen gün daha da etkili bir hale geldiğini görüyor, bundan iftihar ediyoruz. Bizim derdimiz diğer beyliklerin yaptığı gibi birbirlerini nasıl alt ederiz hesabı içerisinde olmak değil; Osmanlı’nın yaptığı gibi nasıl bir dünya devleti oluruz hesabını yaparak yolumuza devam edeceğiz. Çünkü doğru sözün bizatihi kendisinin gücü vardır. Doğru istikamet yolu kısaltan en değerli şeydir.
“HERKES ‘DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR’ÜN NE DEMEK OLDUĞUNU ANLADI”
Sayın Cumhurbaşkanımız ilk Birleşmiş Milletler toplantılarında ‘Dünya beşten büyüktür’ dediği zaman bütün diğer milletlerin temsilcileri ‘Ya ne diyorlar’ diye bakıyordu. Şimdi herkes ‘Dünya beşten büyüktür.’ün ne demek olduğunu anladı. Daha da içselleştiriyor ve hep beraber küresel adalet arayışının önemli bir mottosu olarak bu meseleyi kabul ediyor ve bu meselede de Türkiye’ye itibar ediyor. Türkiye’nin sözünü ciddiye alıyor. Allah sözümüzü güçlü kılsın. Allah adımlarımızı sağlam atmayı nasip etsin. Geleceğimizi aydınlık kılsın. Gençlerimizi her türlü kaza beladan koruyarak Türkiye’nin aydınlık ufuklarını kuracak öncüler olmayı nasip etsin.”

