(BURSA) – Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, “Önümüzdeki günlerde toplum çok daha büyük yolsuzluklarla, çok büyük hırsızlıklarla yüzleşmek zorunda kalacak. Artık birbirlerini ifşa etmeye başladılar. Artık paylaşımda sıkıntı olduğu için birbirlerini ispiyonlamaya başladılar” dedi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan, partisinin Yıldırım İlçe Kongresi’nde yaptığı konuşmada gündemdeki konulara değindi, iktidarın ekonomi, adalet ve özgürlük politikalarını eleştirdi. Arıkan, şöyle konuştu:
“Ülkeyi nasıl yönetiyorlar? Ne deyip gelmişlerdi? 24 sene önce ‘3Y ile mücadele edeceğiz’ demişlerdi. Bunlardan bir tanesi yolsuzluk, bir tanesi yoksulluk, bir tanesi de yasaklarla mücadele. İnandı insanlarımız, 24 yıl kayıtsız şartsız bugünkü iktidara destek verdiler. Biz biliyorduk ama son bir hafta içerisinde mızrak çuvala sığmadı. Şunu demek istemişler; ‘yolsuzluğu bitirmek isterken bizden başkası yolsuzluk yapamaz’ demişler. ‘Eğer biri yolsuzluk yapacaksa o da bizim hakkımızdır’ demişler. Bunu net bir şekilde gördük. Mızrak çuvala sığamadı. Cerahat boşalmaya başladı. Arkası gelecek. Bu daha bir başlangıç. Bugün daha büyük felaketler olmasın diye birilerini toplumun önüne attılar. ‘Siz bununla oyalanın’ dediler.”
Esas büyük sıkıntının geleceğini söyleyen Arıkan, “Önümüzdeki günlerde toplum çok daha büyük yolsuzluklarla, çok büyük hırsızlıklarla yüzleşmek zorunda kalacak. Artık birbirlerini ifşa etmeye başladılar. Artık paylaşımda sıkıntı olduğu için birbirlerini ispiyonlamaya başladılar” ifadelerini kullandı.
Mahmut Arıkan sözlerini şöyle sürdürdü:
” ‘Yoksulluğu bitireceğiz’ dediler. Orada da kendilerinin yoksulluğunu bitirmek istemişler. 25 sene önce Başbakanlığın önünde yazar-kasa fırlatmadan, bugün üzülerek söylüyorum, hicap duyarak söylüyorum, Türkiye’nin başkentinde Anayasa Mahkemesi’nin önünde emeklimiz başına sıktı. Niye sıktı? ‘Benim torunum oldu mahcubiyetimden kafama sıkıyorum’ dedi. 25 yıllık iktidarın sonunda Türkiye böyle bir tabloyu hak etmiyordu. ‘Yasakları kaldıracağız’ dediler. Ne yaptılar? Son bir hafta içerisinde binlerce sosyal medya hesabını kapattılar. Nedir gerekçesi? Muhalefet yaptıkları için, sert muhalefet yaptıkları için. İçerisinde yakından tanıdığım kıymetli kardeşlerim var, arkadaşlarım var. Ya siz onları nasıl yabancı istihbaratlarla ilişkilendirirsiniz, yabancı istihbaratlardan beslenmeyi iddia edebilirsiniz. Orada tek bir gerekçeniz var. Size muhalif olan herkesi susturmak istiyorsunuz. Yasakları kaldıracağız diye geldiniz, en büyük yasakları siz uygulamaya başladınız.
“İSRAF, İLTİMAS, İSTİSMAR DÜZENİNİ KURDULAR”
3İ’yi beceremediler. Bugün de ülkemiz 3İ ile yönetiliyor. Birinci İ’miz israf, ikinci İ’miz iltimas, üçüncü İ’miz de istismar maalesef. İsraf bu kadar konuşulurken, vaaz verir gibi israftan bahsediyorlar. İsrafın haram olduğundan bahsediyorlar. Ama toplumun, garip gurebanın, 86 milyon insanın fonlarda milyarlarca lirasına çökmekten utanmıyorlar. Hadi bunun iki milyarı fark etmez ama niyetle alakalı bir sıkıntı olduğunu net bir şekilde gördük.
İkinci İ iltimas. Bugün ülkemizde hak eden hak ettiği yere gelmiyor. İktidara ne kadar yakınsanız, iktidara ne kadar kayıtsız şartsız biat ediyorsanız istediğiniz her şey oluyor. Ama siz liyakat sahibiyseniz ama iktidar gibi düşünmüyorsanız maalesef istediğiniz yerlere gelemediğiniz bir süreç yaşıyoruz.
Üçüncü İ ise istismar. Her şeyi istismar edin. Manevi duygularımız, dini duygularımız milliyetçi duygularımız inanç, bayrak, vatan sevgisi istismar etmedikleri hiçbir şey bugün kalmadı maalesef.
Siyaset duyguları kullanma sanatı değildir, siyaset sorunları çözme sorumluluğudur. Maalesef 24 yılın sonunda iktidarın yaptığı en iyi şey duygularımızı kullanıyor. Sosyal medyadan kullanıyorlar, algoritmalardan kullanıyorlar, TRT’deki çektiği dizilerden kullanıyorlar. Gündüz kuşağı yayınlarından bile maalesef istismarın yapıldığını net bir şekilde görüyoruz. Neticede israf bu kadar çoğalınca ne oldu? Ülkede kaynak kalmadı işte. En son ne yaptılar? Köprüleri özelleştiriyoruz. Özel çevre yollarını, otobanları özelleştirme hatasına düştüler. Bu nedir biliyor musunuz? Tükenmişliğin işareti. Bu kadar israf yapar, elinizde de kaynak kalmazsa köprüleri bile özelleştirmek, kiralamak zorunda kalırsınız. İltimas olunca ne oldu? Adalete güven ortadan kalktı. Toplumun yüzde 80’i ülkede adalet olduğuna inanmıyor maalesef. Başına bir iş geldiğinde, mahkeme koridorlarına düştüğünde sağlıklı bir şekilde yargılanacağı kanaati toplumun yüzde 80’de yok maalesef. İstismar olunca da ne oldu? Güven ortadan kalktı.
“İKTİDARIMIZDA SAĞLAM BİR DENETİM MEKANİZMASI KURACAĞIZ”
Bizim iktidarımızda Saadet Partisi iktidarında israfın karşısına iktisadı koyacağız. İltimasın karşısına ilkeyi koyacağız, istismarın karşısına da ihtimamı koyacağız. İktisatla ülkenin kaynaklarını artıracağız. En başta söyledim, nasıl artacak diye kimse bize soramaz. Niye? Bizim iş bitirme belgemiz var. Geçmişte denk bütçe yapmış, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tek denk bütçe yapma başarısını ortaya koyan iktidar bizim iktidarımız oldu. İlkeyle devleti düzene sokacağız. İlkelerimizle devleti yöneteceğiz. İnsana verdiğimiz değerle ihtimamı da en büyük, en güzel şekilde güçlendireceğiz.
Devletin, yasama, yürütme, yargı ile yönetildiğini söyleyen Arıkan, “Peki bu üç tane temel kurumu, üç tane kavramı denetleyecek bir mekanizma var mı? Yok maalesef. Devletin yönetimi için adil düzen, devlet tasavvurunda dördüncü temel kuvvet denetlemedir. Bizim iktidarımızda, Saadet Partisi iktidarında, Millî Görüş iktidarında sağlam bir denetim mekanizması kuracağız. Kanunlar çıkartılıyor ama kanunların uygulanıp uygulanmadığı alakalı bir denetim mekanizması bugün maalesef yok. Bütçeler Meclis’ten geçiriliyor. Bütçeler sağlıklı bir şekilde uygulanıyor mu, uygulanmıyor mu? Maalesef bunun da denetlemesi olmadığını görüyoruz. Bizim iktidarımızda denetleyenler denetlenenden bağımsız bir şekilde çalışacaklar. Denetleyen kişi ‘acaba şu kurumdaki yolsuzluğu ortaya çıkardığımda başıma bir iş gelir mi’ kaygısıyla hareket etmeyecek” şeklinde konuştu.
“İŞLER RAYINDA GİTMİŞ OLSAYDI FATMA BETÜL SAYIN KAYA’LAR ORTAYA ÇIKMAYACAKTI”
Mahmut Arıkan konuşmasına şöyle devam etti:
“İktidar bir yangın çıktığında önce bir bakıyor şöyle, neresi yanıyor acaba? Bakıyor ki kendiyle alakalı bir durum yok, biraz daha bekliyor. O yangın biraz daha şiddetlenince, kendi insanlarının canı yanmaya başlayınca, oraya itfaiye gönderiyor, yangını söndürüyor. Sonra diyor ki, ‘bana bir teşekkür edin bakalım, ben yangını söndürdüm’ diyor. Ne zaman söndürdün? SPK’yı ne zaman ortaya çıkarttın? SPK’yi devlet ortaya çıkartmadı. SPK’daki yolsuzluğu ortaya çıkartan Avrupa’daki yatırım fonları dedi ki ‘Türkiye’de işler iyi gitmiyor, bak bir şeyler var’ diyor. ‘Buna dikkat edin’ dediler. Onu Türkiye’deki medya mensupları dillendirince yatırımcı parasını çektikten sonra operasyon yapmaya mecbur kaldılar. Böyle işler rayında gitmiş olsaydı Fatma Betül Sayın Kaya’lar ortaya çıkmayacaktı. Bu yolsuzluklar devam edecekti. 86 milyon insanın hakkına tecavüz etmeye devam edeceklerdi bunlar. Popüler bir bakanımız var, Adalet Bakanımız sağ olsun doğru yaptığı işler var. Dün bir baktım televizyon programına giderken nereye gitsek bu bakan soruluyor. ‘Akın Gürlek’in politikalarını uygulamalarını nasıl buluyorsunuz’ diyorlar. Elbette bir yolsuzluk, bir hırsızlık varsa sonuna kadar gidilmesi gerekir.
Biz Saadet Partisi olarak bu operasyonlara sonuna kadar desteğimizi yapacağız. Ama bazı şeyleri de sorgulamamız lazım. Bugün yapılan birtakım iyiliklerin, yıllardır yapılan kötülüklerin üzerini örtmesine de müsaade etmeyeceğiz.
Sayın Bakan, 227 gün önce bakan olmuş ve 638 tane faili meçhul dosyası almışlar. Ve bunların büyük bir kısmı ne zaman işlenmiş? AK Partililer döneminde işlenmiş. Akın Gürlek 227 günde hangi operasyonları yapmış diye bir baktım, çok enteresan başlıklar var. Yasa dışı bahis ve sanal kumar operasyonu. Uyuşturucu sanal kumarı operasyonu, yeni nesil suç örgütleri operasyonu, usulsüz vatandaşlık operasyonu, yasa dışı bahis kaçakçılık ve kamu kaynakları operasyonu, yeni nesil suç örgütleri operasyonu, panel kişisel veri operasyonu, bahis ağı operasyonu, turizm bölgeleri operasyonu, ‘Ailem Güvende’ operasyonu, gıda simsarları operasyonu, uluslararası dolandırıcılık kişisel veri ve trafik kazaları sermaye piyasası operasyonu. 227 günde yapılmış bunlar. Bu operasyonları yapmak için neyi beklediniz? Bir, Türkiye’yi bu operasyonları yapma kıvamına siz hangi ara getirdiniz? Bu yasa dışı çeteler bir ayda ortaya çıkmadı. Uyuşturucu baronları birkaç gün içerisinde çıkmadı. Faili meçhuller beş altı ay içerisinde çıkmadı. Hepsi sizin 24 yıllık icraatınız neticesinde ortaya çıkmış gerçekler.
“SAYIN GÜRLEK MECLİS’TE HESAP VERME İHTİYACI HİSSETMİYOR”
Bizim itirazımız, bugün yapılanların dün neden yapılmadığıdır. Daha önceki adalet bakanları neden böyle operasyonlar yapmadılar? Kim tuttu sizi? Kim engel oldu size? Çıkın konuşun, anlatın bunları. Neden bu kadar çok operasyona ihtiyaç duyulan bir Türkiye ortaya çıktı? Bunun cevabını biz bulana kadar soracağız. Bugün birkaç operasyon yaptık diye birkaç suçun üzerine örttük diye sonuçlar üzerinden sebepleri görmezden gelmeyeceğiz. Bu kadar operasyon bir sonuç, sebep AK Parti iktidarıdır. Başka bir şey değil. Eğer iktidarda AK Parti değil de Saadet Partisi olmuş olsaydı iddialı bir cümle kullanıyorum, bu tip operasyon yapmaya ihtiyaç kalmayacaktı. Niye? O sebepleri ortadan kaldıracaktık. Uyuşturucu baronlarının büyüme sebeplerini, fonlarda yolsuzluk yapan ortamları biz inşa etmeyecektik. Onlar daha ortaya çıkmadan engel olacak böyle bir operasyonun yapılmasına da ihtiyaç kalmayacaktı.
Başarılı olduğu yerler var ama Sayın Bakan’ın da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı yükümlülükleri var. 227 gün içerisinde kendisine 923 önerge verilmiş. Sayın Bakan zahmet edip de bir türlü bu önerilere cevap vermemiş. Siz kimin bakanısınız? Bir kişinin bakanı mısınız? Bir partinin adalet bakanı mısınız? Türkiye Büyük Millet Meclisi 923 tane soru sormuş, hiçbirini cevaplama nezaketi yok. Bunu deyince AK Partililere ‘Sayın Bakan operasyon yapmaktan bunlara cevap vermeye fırsat bulamıyor’ diyorlar. Tamam 600 milletvekilini ciddiye almıyor. Bunlara cevap vermeye zaman bulamıyor ama Sayın Bakan Nevşehir’de 2 bin nüfuslu bir beldenin belediye seçimlerinde en aktif rolü alıyor. Nevşehir’de 2 bin nüfuslu bir beldenin seçimlerini kazanabilmek için defalarca bakan oraya ziyaret etti. Geçtiğimiz hafta ne dedi Sayın Bakan: ‘Önümüzdeki günlerde Sayın Cumhurbaşkanımızı bir kez daha seçmek için yeni bir seçim sistemi düzenleyeceğiz’ dedi. Ne dedi? ‘Seçim düzenleyeceğiz’ dedi. Bakın ‘seçim yapacağız’ demiyor. Seçimi düzenlemekten bahsediyor. Bir dönem daha Sayın Cumhurbaşkanı’nı göreve devam ettirmekten bahsediyor. Haliyle bu kadar yoğun mesaide çalışınca Mecliste hesap verme ihtiyacı hissedilmiyor.”
“HANGİ ANAYASA MADDESİNDEN DOLAYI EMEKLİ MAAŞLARINI DÜZENLEYEMEDİNİZ”
Anayasa tartışmalarına değinen Mahmut Arıkan, şöyle konuştu:
“Türkiye’de bir anayasa ihtiyaç var mı? Elhak var. 80 darbesi döneminde, darbe ortamında bir anayasa gerçekleştirildi. Ama çoğu bu iktidar döneminde olmak üzere 19 kez anayasaya müdahale edildi, düzenlemeler yapıldı. Ve en önemli düzenleme 2017 senesinde yapıldı, malumdur. İktidar ‘yeni anayasa’ derken en büyük gerekçesi ‘darbe döneminde yapıldı’ diyor. O zaman ben de diyorum ki, bugünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni yaptığınız 2017 referandumu da olağanüstü hâl döneminde yapılmıştı. Yine bir darbe döneminde siz bu operasyonu, Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ni getirmiştiniz. Bugün Türkiye’nin sorunu yeni bir anayasa değil, yeni bir anayasa anlayışıdır. Bugün anayasa uygulanmıyor ki zaten, mevcut anayasa uygulanmıyor ki zaten. Bu fon krizini çözecektiniz de anayasanın hangi maddesi engel oldu Allah aşkına? Emekli vatandaşımız kafasına sıkarken hangi anayasa maddesinden dolayı emekli maaşlarını düzenleyemediniz siz? Asgari ücrete açlık sınırı altına maaş verirken bu anayasanın hangi maddesi engel oldu? Böyle bir şey yok. İktidarın yapmak istediği tek şey var, zaten az olan, göstermelik olan denetim mekanizmasını tamamen ortadan kaldırabilmek için yeni bir anayasa üzerinde çalışıldığını da net bir şekilde görebiliyoruz.”
“ÜLKE KAFE EKONOMİSİNE GEÇTİ”
Son iki yıl içerisinde etrafa baktığımızda, mahallenizde kaç tane kafe, kaç tane kahve dünyası açıldı? Bu son iki yıl içerisinde kaç tane fabrika kapandı? Kaç tane fabrika küçülmek durumunda kaldı? Kaç tane insan işsiz kaldı? Hepinizin ne diyeceği cevap belli. Kafe sayısı hatırlamadığınız kadar çoğalmışken fabrikaların da her geçen gün azaldığını maalesef görüyoruz. Ülke üretim ekonomisine, kafe ekonomisine geçti. Kafe işleten arkadaşlara bir şey demiyorum, yanlış anlaşılmaz. O da ihtiyaç. Ama bir ülkede kafe sayısı bu kadar artarken, kahve satan yerlerin sayısı bu kadar artarken fabrikalar kan ağlıyorsa işler iyi gitmiyor demektir. Son 27 çeyrekte ülkede sadece fakirlik çoğalmış, açlık çoğalmış, adaletsizlik çoğalmış. Ekonomik manada son 27 çeyrektir büyüyemeyen bir ekonomik modelle karşı karşıyayız. Neticesi ne oluyor? Daha fazla ithalat, daha az üretim, daha büyük döviz açığıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bugün Türkiye’de 10 insanımızdan 8’i ay sonunu getiremiyormuş. Dört insandan biri yani toplumun yüzde 25’i maaşını daha ilk hafta tüketmek zorunda kalıyormuş. Maaş yatar yatmaz 100 kişinin 88’i zorunlu giderlere harcamak zorunda kalıyormuş. Birikim yapabilen oran sadece yüzde 8’e düşmüş. Toplumun yüzde 92’si ayı zor bir şekilde getirirken sadece yüzde 8’inin birikim yapabildiğini görüyoruz. Saadet Partisi iktidarında milletin alın terini faizcilere, fonculara yedirmeyeceğiz.”

