Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Benim kanaatim birinci turda vatandaş sandığa gidip kararını verir. Vatandaş değişimden yana. AK Parti muhalefete düştüğünde görecek. Hiç kavganın olmadığını, ülke yararına her şey için AK Parti’ye de bilgi verileceğini. Onun parlamentoda dışlanmayacağını çünkü şu anda AK Parti ve MHP parlamentoda muhalefeti tamamen dışlamış, dediğimiz dedik mantığıyla gidiyorlar. Yani artık Türkiye yeni bir sıçrama yapmak zorunda, yeni bir hamle yapmak zorunda” dedi.
Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Halk TV’de Lider Masası programında Bengü Şap Babaeker ve İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:
“RAMAZAN AYININ İLK CUMASI MALATYA’DA OLACAĞIZ ALTI LİDER BİR ARADA OLACAK”
“Mübarek aydayız. Manevi duygularımızın zenginleştiği bir aydayız. Daha hoşgörülü olmamız gereken, birbirimize daha sıcak bağlar, sevgiler, selamlar sunmamız gereken bir aydayız. Depremde yaşanan felaketi ve felaket sonrası yaşanan büyük dramı unutmamak durumundayız. Orada yaşayanların, çadırlarda yaşayanların, konteynerlerde yaşayanların acılarını bilmek, onların acılarını paylaşmak, onlara her türlü yardımı yapmakla mükellefiz. Bu ayın öyle bir özelliği daha var. Yardımlaşma duygumuzun da güçlenmesi gereken bir ay, ramazan ayının ilk cuması Malatya’da olacağız. Altı lider bir arada olacak. Bir mevlit okutacağız. Dolayısıyla altı lider hem depremzedelere bir ziyaretimiz olacak sonra bir araya gelip tekrar konuşacağız. Ekrem bey ile Mansur bey de gelecekler. Böylece hem ramazanı hem depremzedeleri unutmadığımızı, onların yanında olduğumuzu, gerçekten de depremzedeler, yıkılan evlerini, dükkanlarını, iş yerlerini yeniden yapacağımızı, inşa edeceğimizi, sosyal devletin sahip çıkacağını, Millet İttifakı’nın sahip çıkacağını, onlara evlerini yapıp teslim ederken bir kuruş bile almayacağımızı, onlarla devletin helalleşmesi gerektiğini bir şekliyle anlatacağız.
“DEPREMZEDELERİN YARALARININ SARILMASINI İSTİYORUZ. BUNUN İÇİN YENİ BİR ANLAYIŞA, YENİ BİR UFKA İHTİYACIMIZ VAR”
Depremzedelerin en yoğun yaşadığı kent Mersin şu anda, yaklaşık 350-400 bin depremzedenin bölgede olduğu biliniyor. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımızla konuştuğumuzda bu rakamı verdi bize, bazıları bulundukları yere kendi kayıtlarını aldılar. Orada oy kullanacaklar. Diğerleri terk ettikleri kente dönüp orada oy kullanmaları gerekiyor. Mersin-Hatay arasında uzun bir mesafe yok. Belki bir günlüğüne gidip oy kullanıp dönebilirler. Zaten depremin yaraları biraz sarılıp, enkaz kaldırıldıktan sonra, insanlar biraz geriye dönüp en azından kendi haklarını da aramak istiyorlar. Bu konuda hakkını yemeyelim, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Adıyaman Barosu onlar da depremzedelerin haklarını savunmak için gönüllü avukatlar tuttular ve onlar da çalışıyorlar. Belki onlara özel otobüsler, özel imkanlar sağlamak lazım. Bulundukları kente gelip oy kullanıp, tekrar geri dönmeleri için bunun için çalışacağız, çaba harcayacağız. Onların oy kullanmalarını isteriz. Sonuçta siyaset çok önemli bir kavşağı aşmış olacak. Demokrasi istiyoruz, sosyal hakların güçlenmesini istiyoruz, depremzedelerin yaralarının sarılmasını istiyoruz. Bunun için yeni bir anlayışa, yeni bir ufka ihtiyacımız var. Onları bir şekliyle taşıyacağız, başka seçeneğimiz yok.
“HEDEFİMİZ BİRİNCİ TURDA MİLLET İTTİFAKI OLARAK KAZANMAK”
Birinci turda biter, benim kanaatim birinci turda vatandaş sandığa gidip kararını verir. Vatandaş değişimden yana, yeni bir değişim olsun, yeni bir kan gelsin, yen bir anlayış olsun. Artık bu kavganın son bulması gerekiyor yani, yeni gerilimler, yaratılan gerilimler çok ciddi sorunlar yarattı toplumda… Siyaset dediğiniz kavga aracı değil. Siyaset halka iyilikte yarışmadır yani bunu bu noktaya taşımak lazım, bunu biz taşıyacağız. Görecek yani, AK Parti muhalefete düştüğünde görecek. Hiç kavganın olmadığını, ülke yararına her şey için AK Parti’ye de bilgi verileceğini. Onun parlamentoda dışlanmayacağını çünkü şu anda AK Parti ve MHP parlamentoda muhalefeti tamamen dışlamış, dediğimiz dedik mantığıyla gidiyorlar. Buradan tamamen çıkacağız ve Türkiye’yi gerçekten de yolsuzlukların olmadığı, dünyayla yarışan, üniversiteleri bilgi üreten bir ülke haline getirmek istiyoruz. Yani artık Türkiye yeni bir sıçrama yapmak zorunda, yeni bir hamle yapmak zorunda aksi halde sürekli geriye giden, sürekli kan kaybeden bir ülke haline geldi. Buradan Türkiye’nin süratle çıkması lazım.
Sayın İnce, evet sonuçta bir partidir. Ben bütün partilere saygı duyarım. Her partinin genel başkanına da saygı duyarım. Elbette karar, takdir kendisine aittir ama bizim hedefimiz, bizim amacımız birinci turda Millet İttifakı olarak kazanmak ve Türkiye’yi ikinci bir seçimle yormamak ve süratle kaybedecek zamanımız yok. Bir günü bile kaybetmek istemiyoruz, bir saati bile kaybetmek istemiyoruz. Yaraları süratle sarmak istiyoruz. Bazı özel yasaları deprem bölgesiyle ilgili süratle çıkarmak istiyoruz.
“SAMSAT’TA DEPREM OLDU 2017 YILINDA BİN KÜSÜR KONUT KAYBI VAR, 7 YILDIR ÇADIRDA YAŞAYAN VAR”
Samsat’ta deprem oldu 2017 yılında bin küsür konut kaybı var. Şu ana kadar kaçı yapıldı 7 yıldır? 7 yıldır konteynerde yaşayan var, 7 yıldır çadırda yaşayan var. Ya 7 yıldır bu hükümet nasıl olur da bin küsür konutu yapmaz? ‘Bir yılda yapacağım’ diyor. Samsat Adıyaman’ın ilçesi hala burada konut yapılamadı ya 7 yıldır. Ben bu iktidara şimdi ne söyleyeyim Allah aşkına? O çadırda yaşayanlar mı, o konteynerde yaşayanlar mı? Onların fotoğrafları var elimizde, milletvekili arkadaşlarımız gitti oraya… Bir insanlık dramı yaşanıyor deprem oluyor. Bir söz veriliyor, ‘derhal temeli attık size 1 yıl içinde konutları teslim edeceğiz.’ Arkadaş sen 7 yıldır Adıyaman’da, Samsat’ta konutları yapıp teslim etmedin, 7 yıldır. Yüzünüze, gözünüze dursun ya… Orada yaşayanlar bizim vatandaşımız deil mi? Orada yaşayanlar bir deprem felaketi yaşamadı mı? Tabi medya da unutuyor, kimse kusura bakmasın biraz da medyayı da söyleyeyim yani, medya da unutuyor. Vay efendim işte, ‘temeller atıldı, inşaatlar bitiyor.’ Bir dönüp Samsat’a baksınlar Adıyaman orası da deprem bölgesi, ne oldu burada? 7 yıldır niye bitirmediler? Kim engel oldu bunlara, Bay Kemal mi engel oldu? Niye yapmıyorsunuz kardeşim siz bunları? Para mı yoktu? Beşli çetelere gelince para var. Bu deprem konutlarını ücretsiz bir kuruş vereceğiz deyince hemen ‘parayı nasıl bulacak’ ne demek parayı nereden bulacak ya? Erdoğan demiyor mu ‘binaları yapacağım’ 2 yıl da para almayacak, 2 yıl da ödemesiz olacak demek, ne demek para var demek. Yani yapacağım 2 yıl ödemesiz, 20 yıl taksitle ben ne diyorum, yapacağım, teslim edeceğim beş kuruş da para almayacağım, 1 kuruş da para almayacağım bu kadar basit. Yani hala hafızalara, özellikle belli kesimlerin, ‘tamam Kılıçdaroğlu bunu söylüyor ama acaba para var mı?’ Niye para yok? Türkiye zengin ülke, onların düşündüğünden çok daha zengin ülke.
“SİYASET BİR ŞİKÂYET ALANIYSA SİYASET OLMAKTAN ÇIKAR”
Hakarete karşıyım. Kim olursa olsun. İnsanın düşüncesine katılmazsınız o kadar yani, eleştirebilirsiniz buna da saygı gösteririm ama hakaret asla doğru değil. Hele siyasette olmaması gereken bir şey dediğim gibi siyaset iyilikte yarışmaktır aslında… Elbette ki ben siyasi partileri ziyaret ediyorum. Cumhurbaşkanlığı adaylığım netleştikten sonra elbette Memleket Partisi’ni de ziyaret edeceğim. Elbette onlarla da konuşacağım. HDP’yi ziyaret ettim, Milli Yol Partisi’ni ziyaret ettim, Bağımsız Türkiye Partisi’ni (BTP) ziyaret ettim. Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) ziyaret ettim, Sol Parti’yi ziyaret ettim. Diğer partileri de ziyaret edeceğim. Beklentim, olması gereken şu, birinci turda bu işi alıp Türkiye’yi ikinci kez yormamak gerekiyor. İkinci kez sandıklar, ikinci kez harcamalar, masraflar gerek yok yani bunlara, birinci turda bitirmemiz ve bu işi noktalamamız gerekiyor, doğrusu budur yani…
Eğer siyaset bir şikâyet alanıysa siyaset olmaktan çıkar. Şikâyetin dışına çıkmak lazım. Kimin kusuru var, kimin yanlışı var. Bunlar oturulur, konuşulabilir ama bunu bugünün Türkiye’sinde oturup konuşmanın bir mantığı yok yani, bir şeyi geri getiremezsiniz. Herkes elinden geldiği kadar çaba harcadı. Eksik de olabilir, yanlış da olabilir, kusur da olabilir. Ben ‘her şeyi çok mükemmel yaptık, hiçbir kusur, hiçbir eksik yoktu’ dersem doğruyu söylememiş olurum. Ben şunu da yaptım. Ben gece saat 2’de sabaha karşı oturup metinler yazdım, çalıştım, çabaladım, arkadaşlarım çalıştı, çabaladı. Dolayısıyla geçmişe dönük eleştiri üzerinden bugün bir şeyler ortaya koymayı çok makul bulmuyorum. Sayın İnce’nin görüşü odur, haklı tarafları da olabilir. Dediğim gibi illa söylediklerinin tamamı yanlıştır değil yani eksiğimiz de olabilir, kusurumuz da olabilir, yanlışımız da olabilir.
“DEVLETİN TEMELİ ADALETSE ADALET KURUMUNU GÜÇLENDİRMEK ZORUNDASINIZ”
Her aday oy kullanacak bütün vatandaşların oyuna taliptir. ‘Sen bana oy verme, sen bana oy ver.’ Hiçbir aday bunu söylemez Erdoğan da dahil… Herkes der ki, oy kullanacak kaç kişi var, 20 milyon, 25 milyon, 50 milyon herkesin oyuna taliptir.’ Çünkü neden? Cumhurbaşkanı olmak istiyor. Ülkeyi yönetmek istiyor. Bizim anlayışımız farklı o, ‘ben tek başıma yönetmek istiyorum’ diyor. Biz, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem içinde Türkiye’nin yönetilmesi gerektiğini söylüyoruz. Bir sistemi değiştirmek istiyoruz temelden, eskiye de dönmeyeceğiz. Eskinin de hataları, kusurları vardı. Tam tersine 21’inci yüzyılın Türkiye’si, demokrasiyi içselleştirmiş, insan hakların saygılı, kimlik üzerinden siyaset yapmayan, inanç üzerinden siyaset yapmayan, herkesi kucaklayan, geleceğe odaklanmış, dünyayla yarışan, teknolojide önemli mesafeler almayı hedeflemiş, üniversiteleri bilgi üreten bir Türkiye inşa etmek istiyoruz. Bizim amacımız bu… Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği, her evde huzurun olduğu, her evde bereketin olduğu, her evde insanların güldüğü, acıların ortaklaştığı, sevinçlerin ortaklaştığı güzel bir Türkiye inşa etmek istiyoruz. ‘Ben tek başıma ülkeyi yönetirim’ diye bir iddiam hiç olmadı, olmasın da öyle bir iddia, yok öyle bir şey… Devlette liyakatin varlık nedeni de zaten, bir kişiye devleti teslim etmeme amacıdır. Kurumların varlık nedeni de odur. Kurumlar varsa bir devlette güçlüdür o devlet. Yargısı, yasaması, yürütmesi, özgür medyası bunlar olduğu takdirde devlet güçlüdür o zaman, adaletin olduğu bir devlet güçlüdür. Devletin temeli adaletse adalet kurumunu güçlendirmek zorundasınız. Parlamento hangi görevi yapıyor? 600 kişi var parlamentoda, AK Partili biri çıkıp da ‘ülkenin şu sorunu vardır’ diye Meclis’te konuştuğunu duydunuz mu? Duyamazsınız.”
“8 SAVCI KORKUDAN DAVA AÇAMAZ NOKTADAYSA, BU ÜLKEDE OTORİTER REJİM VAR DEMEKTİR”
Erdoğan’ın bu millet sana bu yetkiyi vermeyecek sözlerine ilişkin Kılıçdaroğlu şunları söyledi:
‘Ben milletim’ diyor. ‘Millet sana o yetkiyi vermeyecek’ demek, ‘ben milletim’ diyor. ‘Ben bütün gücümü kullanırım sana o yetkiyi verdirmemek için çalışırım.’ Ben de diyorum ki millet ayrı bir şeydir. 85 milyondur. 85 milyonun iradesine, 85 milyonun oyuna saygı göstereceksiniz. Vatandaş kimi seçiyorsa başımızın üstüne o kadar ama hayır, ‘benim söylediğimi millet yapar’ diyorsanız, o ayrı bir şey otoriter rejimdir o… Otoriter rejimden Türkiye çok şey çekti. Eğer Emine Şenyaşar’ı yaşadığı dramı 8 savcı korkudan dava açamaz noktadaysa bu ülkede otoriter rejim var demektir. Adalet yok demektir bu ülkede, böyle bakmamız lazım. Adalet, hangi adaletten söz ediyoruz biz? Şu az önce söylediğim imza atanlardan kaçı sorgulandı? Kaçının hakkında davalar açıldı? Büyük bir kısmı göreceksiniz Samsat olayı gibi olacak. ‘1 yıl içinde evlerinizi teslim edeceğiz’ 7 yıl geçti ortada ev yok. Akıl alacak şey değil.
“MHP SARAYA TESLİM OLMUŞ BİR PARTİDİR”
MHP, iktidara yani saraya teslim olmuş bir partidir. Türkiye’nin köklü partilerinden birisidir ama bugünkü yapı itibariyle tümüyle saraya teslim olan bir partidir. SADAT’ta da ne söyledi SADAT’a? SADAT diyor ki, ‘Türkçe’yi kaldıracağız, resmi dil Arapça olacak’ diyor. MHP’de tık yok. ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kaldıracağız yeni bir devlet kuracağız adı Asrika olacak’ diyor. MHP’de yine ses yok. SADAT’a giden benim, kavgasını veren benim, mücadelesini veren benim ama ben bugünkü MHP’ye göre ben milliyetçi değilim onlar milliyetçi… Yok efendim milliyetçilik o kadar ucuz bir şey değildir. Milliyetçilik vatanseverliktir. Milliyetçilik halkı arasında ayrımcılık yapmayandır. Milliyetçilik kendi ülkesinin büyümesi, kalkınması için mücadele eden demektir. Milliyetçilik bilimsel alanda, teknolojide dünyaya meydan okumak demektir. Milliyetçilik budur. Süleyman Şah Türbesi’ni bile, Türkiye Cumhuriyeti Devleti toprak kaybetti. Tek adam döneminde toprak kaybetti. Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırdılar. Toprağı terk ettiler, bayrağı indirdiler. Ses mi çıktı MHP’den? Ses çıkmadı. Sinan Ateş vuruldu, saraydan tık yok, ‘acaba MHP’yi kızdırır mıyım?’ diye… Yasalara göre kurulmuş bütün siyasi partilere saygılıyım. Her siyasi partinin kendi görüşü vardır. Yasalara aykırı bir şey varsa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçer, gereğini yapar, dolayısıyla yargı kararını verir. Ona da saygımız var. Hukuk kendi içinde sağlıklı çalıştığı sürece, dolayısıyla siyasal partilerin düşmanlaştırılmasını istemem. Çünkü siyasi partiler Anayasa’ya göre demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Tabii Erdoğan kaybedeceğini bildiği için kapı kapı dolaşıyor, ‘acaba şu kişiyi partiye katabilir miyim?’ gelmiyor. ‘Şu partiyle iş birliği yapabilir miyiz, onlardan da bize oy gelirse acaba ben koltuğumu koruyabilir miyim?’ diye bir arayış içinde… Bir siyasi lider devleti yönetirken, ‘koltuğum gitmesin’ diye her türlü yola başvursa, yasa dışı yollar dahil, o devleti yönetemez. Devleti bir felakete sürükler, bugün geldiğimiz nokta onlardan birisidir.
“ÜNİVERSİTEYİ KAPATMAK NEDİR BİLİYOR MUSUNUZ? BİLİME SIRTINI KAPATMAK DEMEKTİR.”
Üniversiteleri açmıyorlar, niçin? Savaş döneminde bile bu ülkenin üniversiteleri açıktı. Savaş mı var Allah aşkına? Almanya’nın üniversiteleri savaş döneminde açıktı ya… Akıl yok ya mantıklı bir izahı yok. Yurtlar boş… Korku, ‘acaba üniversiteler açılırsa bir şey olur mu?’ Hiçbir şey olmaz. Millet zaten sandığı bekliyor. Kavga etmek istemiyor millet, ‘sandık gelsin gidip oyumu kullanacağım, bu beladan kurtulacağım’ diyor. Demokratik yollarla bir sistem değişikliği olacak. Bir zihniyet değişikliği olacak aynı zamanda, üniversiteyi kapatmak nedir biliyor musunuz? Bilime sırtını kapatmak demektir. Doktor kadavrayı görmeden ne yapacak? Kimya fakültesinde okuyan öğrenci, laboratuvara girmeden ne yapacak? Bunun eline diplomayı verdiğinizde ne olacak? Diyorum ya, üniversitenin ne olduğunu bilmiyorlar ne kadar önemli olduğunu bilmiyorlar. Bilgi ekonomisinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bilgi ekonomisinin 21’inci yüzyılın temel aktörlerinden, temel belirleyicilerinden birisi olduğunu bilmiyorlar. Üniversite deyince, ‘bize düşman, bize karşı’ vardı ya bir üniversite hocası, ‘eğitimsizler bizim için daha iyidir’ diye bir açıklama yapmıştı.
“SAYIN ELÇİ, KABUL EDERSE ADAY YAPARIZ, PARLAMENTODA DA MİLLETVEKİLİ OLARAK GÖREV YAPAR”
Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi’nin CHP’ye katılmasına ilişkin de Kılıçdaroğlu şunları söyledi:
“Sayın Elçi, kabul ederse aday yaparız, aday olur. İnşallah parlamentoya da gelir, parlamentoda da milletvekili olarak görev yapar. Benim de en büyük arzularımdan birisi odur. Çünkü o davanın da karanlık noktaları var ama bir milletvekili olarak, bir eş olarak da belki olayı biraz daha ayrıntılı incelemek, ayrıntıları görmek, bilmek onun da hakkıdır. Belki milletvekili olarak bu çerçevede daha etkili olabilir. Ayrıca bölgenin dünya kadar sorunu var. Doğu, Güneydoğu’nun dünya kadar sorunu var. O sorunların parlamentoda Türkan Elçi gibi daha sonradan Hukuk Fakültesi’ni bitirme azmini de gösteren, saygıdeğer bir kişi tarafından dillendirilmesi de bana göre hem bölge açısından hem Türkiye açısından büyük bir önemi var. Artık bölgede biz de kendimizi görmek istiyoruz. CHP’yi görmek istiyoruz. Bölgede siyasi rekabet elbette olacak ama bazı konularda da birliktelik olacak. Demokrasi gibi, insan hakları gibi… Şimdi biz altı siyasi parti bir aradayız. Altı siyasi parti yeri geldiğinde rekabet ediyoruz. ‘En çok oyu ben alayım’ öbürü, ‘ben alayım’ diye rekabet ediyoruz ama ortaklaştığımız konular işte dediğim gibi demokrasi gibi, insan hakları gibi, güçlendirilmiş parlamenter sistem gibi, yolsuzluklara karşı olma gibi, vatandaşa toplanan vergilerin hesabını verme gibi… Şöyle bir şey yaptık biz altı liderin üzerinde ortaklaştığı mesela ‘Ulusal Vergi Konseyi’ her yıl toplanan vergilerin nerelere harcandığını Ulusal Vergi Konseyi bir rapora bağlayacak. Vatandaş, üniversite hocası herkes görecek onu, vatandaş da diyecek ki, ‘ben devlete vergi verdim, ekmek alırken, süt alırken, elektrik düğmesine basarken vergi verdim. Bu vergilerin nereye harcandığını ben görüyorum böylece’ bilecek vatandaş… Vatandaşla devleti yönetenler arasında karşılıklı bir güven bağının oluşması sağlanacak.”
“KADIN MİLLETVEKİLİ SAYISININ FAZLA OLMASI LAZIM”
Haklısınız kadınların parlamentoda fazla olması lazım. Biz bir kanun teklifi de hazırladık. 306 kadın örgütünün ortak hedefi olarak parlamentonun cinsiyet kotasının yüzde 50, 50 olması için ama reddedildi bu teklif. Bizim kadın milletvekili sayımız az, bunu kabul ediyorum. Burada çok başarılı değiliz, bunu da kabul ediyorum ama kadın milletvekili sayısının fazla olması lazım. Sadece milletvekili değil, belediye başkanı, belediye meclis üyeliği, genel meclis üyeliğinde de kadın sayısının fazla olmasına, yönetimde fazla olması lazım. Olabildiğince yapmaya çalışıyoruz, burada da kadınların sayısının fazla olmasını istiyorum, Genel Başkan olarak da istiyorum. Tabi ne olacak, nasıl bir tablo çıkacak onu bilmiyorum. Az önce buraya gelirken de bir kadın milletvekili adayı kendisinin seçilmesi için hangi bölgeden aday olduğunu ifade etti. Elbette, biraz da kadınların mücadeleci olması gerekiyor. Hakkı ararken biraz mücadele etmeleri gerekiyor.
İstişareyle birlikte oturup, Türkiye’nin kararlarını beraber almamız lazım. Çünkü biz Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz. Devletin kolonlarını kestiler. Yok etiller devletin kolonlarını, devlet ciddi bir çürüme içinde… Yasamaya bakın felaket, yürütmeye bakın yok ortada, devlet bir kişiye teslim edilmiş, yasama, yargıya bakıyorsunuz siyasallaşmış vaziyette dolayısıyla bu kolonları yeniden inşa etmeliyiz. Elbette ki kadın unsuru çok önemli hem siyasette önemli, Bakanlıklarda, üst düzey görevlerde, devletin yönetiminde, üniversitelerde kadın önemli… Çalışanlarımızın çoğu kadın…”
ALTI LİDER OLARAK BİR GÖRÜŞMEDE YAZILI OLMAMAKLA BERABER ŞÖYLE SÖZLÜ BİR MUTABAKATIMIZ OLDU. BAKAN OLMAK İSTEYENLER MİLLETVEKİLİ OLMAYACAK
Millet İttifakı’nın Bakanlık ve Milletvekilliği listeleriyle ilgili çalışmalarına ilişkin sorulan soruya Kılıçdaroğlu şu yanıtı verdi:
“Altı lider olarak bir görüşmede yazılı olmamakla beraber şöyle sözlü bir mutabakatımız oldu. Bakan olmak isteyenler milletvekili olmayacak. O talepte bulunmayacaklar. Çünkü parlamentoda dengeler çok hassas olabilir. Dolayısıyla bakanlar dışarıdan, Meclis dışından olsun diye. Öyle bir mutabakatımız, görüş birliğimiz var. Ben de arkadaşlarıma söyledim. Bakan olmak isteyen arkadaşlar, milletvekilliğine başvurmasınlar diye… (AKP’nin Bakanları milletvekili adayı olarak göstereceği yönündeki açıklamaların hatırlatılması üzerine) Dokunulmazlık kazandırmak için mi?”
“O KONUYU GENEL BAŞKAN YARDIMCILARI ÇALIŞIYORLAR”
Millet İttifakı’nın milletvekili listelerine ilişkin ise Kılıçdaroğlu şunları söyledi:
“O konuyu Genel Başkan Yardımcıları çalışıyorlar. Nerede hangi partinin logosuyla gireceğiz diye çalışıyorlar. Bu çalışmalar milletvekili listeleri YSK’ye verilinceye kadar devam edecek.”
“KÜLLİYEYİ DE BİR ÜNİVERSİTE YAPARSINIZ. ORASI BİR ÜNİVERSİTE OLUR”
Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı seçilmesi takdirde yapacaklarına ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi:
“Bakın bir devletin kültürü oluşur. Bu kültür 3-5 günde değil, yıllar içinde oluşur. Çankaya bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün Cumhurbaşkanlarının oturduğu bir yerdir. Dolayısıyla Çankaya’yı korumak gerekiyor. Çankaya’da olması lazım. Külliyeyi de bir üniversite yaparsınız. Orası bir üniversite olur. Bilimde, teknolojide neyse artık. Bunu tabi konuşmam lazım. Bu benim şahsi görüşüm. Benim şahsi düşüncem orayı bir üniversite yapmak gerekiyor. Kütüphanesi, konferans salonları var. Eğitim yapılacak yerler olabilir. Türkiye’nin gözde üniversitelerinden birisi olabilir.”
“TOPLUMUN TALEPLERİNE BAKTIK BİRAZ, O GÜNÜN KOŞULLARI ONU GEREKTİRİYORDU”
Muharrem İnce ve Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylıkları dönemine ilişkin sorulan soruya ise Kılıçdaroğlu şu yanıtı verdi:
“Toplumun taleplerine baktık biraz, o günün koşulları onu gerektiriyordu. O günün koşulları onu gerektiriyordu. O çerçevede hareket ettik. Siyasal partiler arasında çok yakın bir iş birliğimiz yoktu. Adaylarımız özellikle Muharrem Bey sevilen, sayılan, toplumsal desteği olan partililerimizin de çok arzu ettikleri, çünkü sonuçta partililerin de talebini göz ardı edemezsiniz, biz bir siyasi partiyiz. O çerçevede kendisini aday kıldık. Ekmeleddin Bey çok önemli bir isim, adına uluslararası ödül verilen bir kişi, İslam Konferansı’nda kadın haklarını savunan, onunla ilgili özel daireler oluşturan, önemli bilimsel çalışmalar yapan bir insandı. Türkiye’de çok fazla tanınmıyor, uluslararası alanda daha fazla tanınıyordu. Ben o nitelikte birisi Cumhurbaşkanı olursa çok daha iyi olur hem Türkiye’yi temsil eder hem o zaman parlamenter sistemdi, atamaları daha dikkatli yapar, devlette liyakat sistemine uygun birisi olur diye düşünmüştüm.”
“BÜTÜN SİYASET KİTAPLARINA GİRECEK. DOKTORA TEZLERİ OLACAK”
Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, birbirinden farklı altı partinin bir araya gelmesi üzerine sorulan soruya ise şu yanıtı verdi:
“Bütün siyaset kitaplarına girecek. Doktora tezleri olacak. Allah nasip eder seçiliriz, Cumhurbaşkanı yardımcıları belli, iki yardımcımız daha olacak; birisi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı diğeri de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, onlar da yardımcı olacak. Onların yardımcı olmasının şöyle bir avantajı var. İstanbul’un ve Ankara’nın devasa sorunları var. Bu sorunların bürokratik mekanizmalarda çok fazla bekletilmeden çözülmesi lazım. Bu iki kent özellikle İstanbul, depreme dayanıklı bir kent, depreme dirençli bir kent yaratmak zorundasınız. Sıradan bir olay değil bu olay… Bu olayı eğer siz bürokratik mekanizmalar içinde alsın götürsün derse bu olmaz ama Ekrem Bey, Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak bütün o bürokratik mekanizmayı hem hızlandırılmasını daha sağlıklı kararlar alınmasını, sonuca kısa sürede varılmasını, depreme dayanıklı dirençli, afetlere dirençli bir kentin ortaya çıkmasını sağlayacak, Cumhurbaşkanı yardımcısı olduğu zaman, aynı şey Ankara için de geçerli… Aynı şekilde bu 2 arkadaşımız diğer belediyelerde de hiçbir ayrım yapmadan diyelim ki; Şanlıurfa Belediyesi, diyelim ki Gaziantep Belediyesi, kime ait, AK Partili Belediye Başkanları yönetiyorlar. Buradan alınan güçle onlar da kendi içlerinde bütün bu sorunları çok hızlı bir şekilde çözecekler. Hukukçu arkadaşlarla konuşuyoruz, herhangi bir sorun olmadığı şekilde bize de yanıt veriliyor.”
İYİ Parti İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun açıklamaları üzerine sorulan soruya ilişkin Kılıçdaroğlu şöyle yanıt verdi:
“Meral Hanımla görüşmedim. Yani Meral Hanım ile görüşmem bir şikâyet anlamında olurdu, hiç buna gerek yok. Artık kavgaları bir tarafa bırakmak zorundayız. Geçmişin kavgalarının Türkiye’ye getirdiği faturayı hepimiz biliyoruz. Bir siyasal parti 7 milyon oy alıyorsa şimdi biz 7 milyon insanı düşman mı ilan edeceğiz? Hayır. Tam tersi az önce HÜDAPAR ile ilgili de sordunuz, yasalara göre kurulmuşsa, yasal olarak hiçbir engel yoksa siyasetçinin görevi eleştiri, tabii. Siyasetçileri de partileri de eleştirebilirsiniz ama belli bir saygıyı korumak zorundasınız. O çerçevede davranmak zorundasınız. Sayın Ağıralioğlu da eleştirebilir, siyasetçi olarak eleştirebilir. Ona da herhangi bir kırgınlığım da yok, onu da ifade edeyim. Niye eleştirdin diye, dönüp ‘Eleştiriyi yaptın ama haksızsın’ diye bir söz söyleme ihtiyacı da duymadım. Eleştirebilir. Önemli olan şu. Biz altı lider Türkiye’nin geleceğine odaklandık, geçmişine değil. Altı liderde de geçmişin hatalarından ders çıkarmak gibi bir erdem var. Geleceği biz inşa etmek zorundayız. Bu ülkenin geleceğini inşa etmek için her birimiz özel olarak fedakarlıklarda bulunduk. Ben de bulundum, Temel Bey de bulundu, Meral Hanım da bulundu. Sayın Davutoğlu, sayın Babacan, sayın Gültekin Uysal da. Her birimiz fedakarlıkta bulunduk. Altı partiyiz. Bu ülke bizim ülkemiz ve biz bu ülkede büyümek istiyoruz. Bu ülkede gelişmek istiyoruz, bu ülkede insan hakları olsun istiyoruz. Bu ülkede insanlar düşüncelerini özgürce ifade etsinler istiyoruz. Artık kinle nefretle, öfkeyle birbirimize bakmamalıyız. Baktığımız andan itibaren zaten onların çok hoşlanarak dillendirdiği ‘dış güçler’ var ya o tuzağa düşmüş oluruz. Niye o tuzaklara düşelim. Biz pekâlâ kendi ülkemizde oturur, konuşuruz, tartışırız ve ülkemizi büyütürüz. Milliyetçilikse hiç kimse endişe etmesin. Hepimiz milliyetçiyiz.
“HESAP UZMANLARI KURULU, MALİYE TEFTİŞ KURULU, DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI GİBİ KURULLAR DEVLETİN AKADEMİSİ GİBİYDİ. FAKAT ÜZÜLEREK İFADE EDEYİM Kİ BU ÜÇ KURUL DA KAPATILDI”
Zor koşullarda okudum. Malum babam küçük bir memurdu. 7 kardeşiz. 7 kardeşe babamın, bir bayramda ayakkabı aldığını hiç görmedim. İşte para yetiyorsa sırayla ayakkabı alırdı. Halktan birisiyim. Rahmetli annem okuma yazma bilmezdi. Büyük ablam hayatta, o da okuma yazma bilmez. Üniversiteye giden 7 kardeşten sadece benim. Diğerleri üniversiteye gidemedi. Zaten babamın onları üniversiteye gönderecek parası da yoktu. Zor sınavları kazandım. Devlette önemli görevlere geldim. Hiçbirisinde de ben talep etmedim, bütün öneriler bana üst makamlardan geldi. Örneğin kurul başkanından, bakanlıktan geldi. Bazılarının da zaten sıram geldiği için Genel Müdür Yardımcısı oldum. Sonra Genel Müdürlükler oldu, sonra Müsteşar Yardımcılığı oldu. Devletin bütün kademelerinde şöyle veya böyle çalıştım. Devletime saygılıyım. Devlette liyakatin ne kadar önemli olduğunu bilen birisiyim. Kurumların kendi kültürleri olması gerektiğine inanan birisiyim. Devleti devlet yapan kurumlarıdır ve o kurumların tarihsel süreç içinde oluşturdukları kültürleridir. Siyaset kurumuna hep saygı gösterdim ama hep mesafeyle siyasete yaklaştım. Plan Bütçe Komisyonu’nda yeri geldi bürokratken hükümeti temsil ettim, yasalar savundum. Benim bürokrat olarak çalıştığım yıllarda şöyle bir gelenek vardı. Hem iktidar partisini hem muhalefet partisini Plan Bütçe Komisyonu üyelerini davet edip onlara çıkaracağımız yasalarla ilgili bilgi verirdik. Bürokrat bilgi verirdi. Onların soruları olurdu ve biz o sorulara cevap verirdik. Böylece yasalar parlamentoda, en azından Plan Bütçe Komisyonu’nda uyum içinde yasalaşırdı. Bakanlarla, Başbakanlarla çalıştım. Rahmetli Özal ve Demirel’le, Tansu Hanım ile çalıştım. Düşüncelerimizi çok rahat söylerdik. Bu olmaz diye eleştirirdik. Neden olmaz olduğunu da söylerdik. Tabii sonuçta karar siyaset organına ait. Biz anlatırdık dolayısıyla onlar bizi haklı görürlerse ona göre düzenleme için tekrar talimat verirlerdi. O çerçevede düzenlerdik. Hesap Uzmanları Kurulu, Maliye Teftiş Kurulu, Devlet Planlama Teşkilatı gibi kurullar devletin akademisi gibiydi. Yani buradan yetişenler devletin üst organlarında hep görev almışlardır. Buralarda her siyasi görüşten kişi vardır. Ama bunların hepsi devlet için çalışırlar. Devletin ne olduğunu, devletin nasıl çalışması gerektiğini bilirler. Fakat üzülerek ifade edeyim ki bu üç kurul da kapatıldı. Devlet ondan sonra nitelikli eleman bulmakta zorlandı.”
KILIÇDAROĞLU: 100 LİRALIK YOLU 500 LİRAYA YAPIYORSUNUZ. 400 LİRAYI KIRIŞIYORSUNUZ. BEN O 400 LİRANIN PEŞİNDEYİM. ÇETELER BENİMLE UĞRAŞMAK İSTERLER. YENİ İHALELER VERECEK BİRİSİNİ İSTİYORLAR. O DÖNEM BİTTİ ARTIK
Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Yol yaptın eyvallah, ben niye yol yaptın dedim mi? Yolu kaça yaptın diyorum. 100 liralık yolu 500 liraya yapıyorsunuz. 400 lirayı kırışıyorsunuz. Ben o 400 liranın peşindeyim. Onu alacağım, çok büyük paralar bunlar, onların tamamını alacağız. Onun için çeteler benimle uğraşmak isterler, her şeyi yapmak isterler. ‘Kılıçdaroğlu’nun yolunu nasıl keselim?’ diye. Çünkü onlara göre bir adam istiyorlar. Onlarla hemhal olacak birisini istiyorlar, onlara bir şey sormayacak, sırtını sıvazlayacak, yeni ihaleler verecek birisini istiyorlar. O dönem bitti artık” dedi. Kılıçdaroğlu, Sinan Ateş cinayetinde polis tutanağının imha edildiği iddiasına ilişkin “Tutanağı tutanlar da hayatta eğer varsa imha, imha edenler de hayatta. Asla, delil kararttığınız andan itibaren katliamı ve katilleri koruyorsunuz demektir. Bir kamu görevlisi katilleri korumaz tam tersine katilleri yakalayıp yargının önüne çıkarır, savcının önüne çıkarır. Umarım böyle bir şey yoktur. Çünkü devlette bir şey kaybolmaz. Varsa bir tutanak alınır, bir yerde tutulur” diye konuştu.
Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Halk TV’de Lider Masası programında Bengü Şap Babaeker ve İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:
“BİR AKADEMİSYEN ŞEHRİN ORTASINDA VURULUYOR KİMSENİN KILI KIPIRDAMIYOR”
“Açıkça konuşmak lazım ben bu iktidara güvenmiyorum. Çünkü Ankara’nın göbeğinde, Ankara’nın ortasında Sinan Ateş katledildi. Hiç kimsenin doğru dürüst sesi çıkmadı. İktidar sahipleri hiç konuşmadı, saray bütün sessizliğini hala korudu ve korumaya devam ediyor. Bu cinayetin aydınlatılması lazım dolayısıyla polisin aldığı tutanakları, tuttuğu tutanakları savcının istemi üzerine savcılığa göndermesi lazım. Savcı soruşturmasını yapıyor. Toplum büyük bir dikkatle izliyor bunu biz de sonuçta insan olarak da siyasi parti olarak da yakından izliyoruz. Olayı örtmeye çalışacaklar, başka yerlere çekmeye çalışacaklar. Aileye söz verdim. ‘Bu bizim için bir namus meselesidir’ dedim ve biz bu olay çözülünceye kadar, gerçek failler ortaya çıkarılıp, tutuklanıncaya kadar, gerekli cezaları alıncaya kadar biz bu işin takipçisi olacağız. Bu bir insani görevdir, bu aynı zamanda Türkiye’de artık demokrasinin gelmesi, farklı düşünenlerin katledilmemesi, zaman zaman çatışmalar olabilir düşünsel olarak ama bunun, al eline silahı git bunu vur, sokağın ortasında öldür, ondan sonra elini kolunu sallayarak gez. Siyasi iktidar sesini çıkarmasın, bir kişinin burnu kanadığı zaman kıyameti koparıyorlar, bir akademisyen şehrin ortasında vuruluyor kimsenin kılı kıpırdamıyor. Üstelik bir kişi, MHP milletvekilinin evinde teslim etmek istemiyor. Siz o sanığı hangi gerekçeyle evinizde tutuyorsunuz? Hangi gerekçeyle polise vermemek için çaba harcıyorsunuz? Bunlar sorulmayacak mı, bunlar sorulacak az kaldı.
“BU OLAYI BÜTÜN AYRINTILARIYLA YAZIN, DAVANIZI AÇIN. BİZLER DE TAKİPÇİ OLACAĞIZ VE ONLARIN AYNI ZAMANDA GÜVENCESİ OLACAĞIZ”
Eğer siz bir ülkeye adaleti getiremezseniz hiçbir şeyi getiremezseniz. Vurulan kişi kim olursa olsun. Yani rahmetli Sinan Ateş de vuruldu ama bir başkası da olabilirdi. Siz devlet olarak bu tür bir olaya asla izin veremezsiniz. Adaleti sağlamak zorundasınız, bu işi yapanlar hangi gerekçeyle yapıldı, arkasında hangi meseleler vardı. Bütün bunlar bütün çıplaklığıyla araştırılması, soruşturulması ve kamuoyuna sunulması gerekiyor. Siz olayı kapatıyorsunuz, olayı örtüyorsunuz. Neden? Güç başka bir yerde, güç yargıya baskı yapıyor, savcının üzerine baskı yapıyor, polislere baskı yapıyor. Buradan polislere de savcı arkadaşlara da hepsine söylüyorum. Cesaretli olun, yürekli olun, hiç endişe etmeyin bu olayı aslında onlar bütün ayrıntıları biliyorlar. Bu olayı bütün ayrıntılarıyla yazın, davanızı açın. Bizler de takipçi olacağız ve onların aynı zamanda güvencesi olacağız.
“SİZ TUTTUĞUNUZ TUTANAĞI İMHA EDİYORSANIZ BU ÇOK BÜYÜK BİR SUÇTUR”
(Polis tutanağının imha edildiği iddialarıyla ilgili) Tutanağı tutanlar da hayatta eğer varsa imha, imha edenler de hayatta. Asla, delil kararttığınız andan itibaren katliamı ve katilleri koruyorsunuz demektir. Bir kamu görevlisi katilleri korumaz tam tersine katilleri yakalayıp yargının önüne çıkarır, savcının önüne çıkarır. Umarım böyle bir şey yoktur. Çünkü devlette bir şey kaybolmaz. Varsa bir tutanak alınır, bir yerde tutulur. Siz tuttuğunuz tutanağı imha ediyorsanız bu çok büyük bir suçtur. Dediğim gibi tutanağı tutanlar hayatta, tutanağı imha edenler de hayatta, bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkar. Çünkü şundan eminim bu ülkede polis eğer bir tutanak tutmuşsa o tutanak o polisin namusudur. Onlar geleceklerdir, söyleyeceklerdir. Hangi gerekçeyle, nasıl tutanağı tuttukları, tutanaklarda nelerin olduğunu anlatacaklardır tabii.
“SİNAN ATEŞ, TÜRKİYE’NİN YETİŞTİRDİĞİ DEĞERLİ BİR AKADEMİSYEN. SİZ BUNU NASIL YOK EDEBİLİRSİNİZ? BEN SÖZ VERDİM KENDİSİNE, BU OLAYI AYDINLATACAĞIZ”
Mersin’de de benzer bir olay yaşandı. Mersin olayıyla bağlantılı bu ve ikisinin beraber ele alınıp çözülmesi ve sorgulanması gerekiyor. Biz bunların hepsini biliyoruz. Biliyoruz ama bekliyoruz. Yani savcı bakalım ne yapacak… Delilleri toplayacak, biz hepsini bütün ayrıntıları bizim hukukçu arkadaşlarımız var, temas ettiğimiz kişiler var, oturup konuştuğumuz kişiler var. Ayşe Hanım adalet istiyor. Geldi gerçekten, gözleri yaş doldu, ağladı. Sonuçta kendisini teselli ettim. Adalet istiyor. ‘Ankara’nın ortasında eşim katledildi’ diyor. Çocukları var, babasız kaldı. Şimdi bir anneyi düşünebiliyor musunuz? Hangi gerekçeyle katledildi? Bir akademisyen, bir bilim insanı çalışıyor, sevilen sayılan bir insan, ülkücü dünyanın çok sevdiği çok saydığı bir insan, tam tersine olaylara karışmak gibi değil tam tersine ülkücü camianın dünyanın gelişmesini, dünyadaki büyümeyi, gelişmeyi, teknolojiyi araştıran, sorgulayan, ‘acaba biz nasıl bir perspektifle Türkiye’yi daha ileriye götürebiliriz?’ diye düşünen, arkadaşlarıyla da konuştum, böyle bir kişi… Yetenekli bir kişi, siz bir yeteneği yok ediyorsunuz. Sinan Ateş, Türkiye’nin yetiştirdiği değerli bir akademisyen, bir yetenek aynı zamanda siz bunu nasıl yok edebilirsiniz? Ben söz verdim kendisine, bu olayı aydınlatacağız.
“ŞİMDİ BÜTÜN BU GÜÇLER YANİ BEŞLİ ÇETELER, ELBETTE Kİ BÖYLE BİR ADAMI İSTEMİYORLAR. KONTROL EDEBİLDİKLERİ, PARA VERDİKLERİ, PARAYLA BESLEDİKLERİ İNSANLARI İSTİYORLAR”
Şimdi beşli çeteler dediğim devleti soyanlar. Haksız kazanç elde edenler, tüyü bitmemiş yetimin hakkını alanlar. Ben niye Cumhurbaşkanı olmak istiyorum? Sarayda oturmak için değil, tüyü bitmemiş yetimin hakkını ben sormayacaksam niye Cumhurbaşkanlığı yapayım? Devlete barışı, devlete sevgiyi getirmeyeceksem ben neden Cumhurbaşkanlığı yapayım? Devlette liyakati getirmeyeceksem, Sinan Ateş’in hakkını sormayacaksam, Emine Şenyaşar’ın hakkını sormayacaksam ben neden Cumhurbaşkanlığı yapayım? Şimdi ne kadar olumsuz, yasa dışı iş varsa hepsinin üstüne yürüyeceğim. Uyuşturucu baronları, ben o baronların burnundan getirmeyeceksem, onları bu ülkeden sürmeyeceksem ben bu ülkede niye Cumhurbaşkanlığı yapıyorum? Şimdi bütün bu güçler yani beşli çeteler, elbette ki böyle bir adamı istemiyorlar. Kontrol edebildikleri, para verdikleri, parayla besledikleri insanları istiyorlar. Kazanmak istiyorlar, dolayısıyla devleti, devletin bazı kurumlarını ele geçirdiklerini de biliyorum. Devletten beslendiklerini biliyorum, bürokratları beslediklerini biliyorum, siyaset kurumunu finanse ettiklerini, beslediklerini biliyorum.
“O 418 MİLYAR DOLARI ALACAĞIM. BU ÜLKEYE GETİRECEĞİM”
Elbette bunlar toplantılar yaparlar, ‘Kılıçdaroğlu gelmesin’ diye elli dereden su getirirler ama ben bu milletin sağ duyusuna güveniyorum. Bu millet artık, ‘bir de devleti yöneten temiz bir adam gelsin ya temiz bir adam’ cebini düşünmeyen, vatandaşın cebini düşünen, vatandaşı zengin edecek, sorunları çözecek, vatandaşın dertlerini rahatlıkla dinleyebilecek, israftan kaçınacak bir insan istiyor, sade bir insan istiyor. Şimdi buna tahammül edemiyorlar. Ben desem ki, ‘beşli çeteler oldu bitti, artık hiç hesabını sormayacağım, madem götürdün senin olsun’ hayır ben bunu yaptığım zaman ben kendimi inkar etmiş olurum. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını ben sormayacaksam niye ben Cumhurbaşkanlığı yapayım? Bunların tamamını soracağım. O 418 milyar doları alacağım. Bu ülkeye getireceğim. Bunun bir kısmı yurt dışında…
“BİZ HUKUK NEYİ GEREKTİRİYORSA, O KURALLAR İÇERİSİNDE BU MİLLETİN HAKKINI, HUKUKUNU ARAYACAĞIZ. PARAYI ALACAĞIZ, GETİRECEĞİZ”
Ben bunların yaptıkları bazı ihalelerde ihtilaf çıkarsa yurt dışındaki mahkemeler görevli. Yazmışlar yani, Türkiye’de yargılanmasın, dışarıda, biz oraya gidersek belki oralarda bir şeyler yaparız’ diye, şundan emin olun, o mahkeme kararlarına da baktık. O mahkeme kararlarıyla ilgili kitaplar yazan, yani bir devletin soyulmasıyla ilgili nasıl oluyor da o mahkemelere hangi davalar gitmiş, onlarla ilgili kitaplar yazan hocalarla da görüştüm, avukatla da görüştüm. Hiçbir uluslararası mahkeme bir devletin soyulmasına ‘evet’ dememiştir. Bütün kararlar o ülkelerin lehine çıkmıştır. Biz de hukuk yoluyla yani intikamla ben bunu yapmayacağım ya da Adalet Bakanlığı yapmayacak. Biz intikamla, kinle, öfkeyle hayır o olmayacak. Çünkü olursa bunlara benzeriz. Biz hukuk neyi gerektiriyorsa, o kurallar içerisinde bu milletin hakkını, hukukunu arayacağız. Parayı alacağız, getireceğiz.
“PARAYI KAÇIRDIKLARI YA DA GÖTÜRDÜKLERİ ÜLKELER HER ŞEYİ KAYIT ALTINA ALAN ÜLKELER, BİZİM GİBİ DEĞİL. KAYIT ALTINA ALIYOR, BANKALAR VAR, HESAPLAR VAR. BUNLARIN HEPSİNİ ÇIKARACAĞIZ ORTAYA”
Öyle herkese ihale, yandaşa şunu ver, öbürüne şunu ver, paylaşın, o da alsın paranın bir kısmını buraya versin, bir kısmını yurtdışına göndersin, yurtdışında gökdelenler yapsınlar, Muhammed Ali Clay’in çiftliğini satın alsınlar. Dünyalıklarını İngiltere’ye götürsünler. Chelse’de lüks binalar alsınlar, konutlar alsınlar, villalar alsınlar. Bunların tamamı biliniyor. Almanya dahil, buradan kaçırılan paraların nerelerde olduğunu tamamını biliyoruz tamamını… Bu konuda yurt dışında çalışan gönüllü avukatlar da var. Biliyorlar, bize söylüyorlar. Hepsi, hiç endişe etmeyin. Çünkü parayı kaçırdıkları ya da götürdükleri ülkeler her şeyi kayıt altına alan ülkeler, bizim gibi değil. Böyle çantayla falan yok. Kayıt altına alıyor, bankalar var, hesaplar var, ne zaman geldi, nasıl gitti, nereden geldi, kime geldi, bütün bunların hepsinin hesapları kitapları var. Bunların hepsini çıkaracağız ortaya, işimiz kolay değil ama kararlılıkla tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunursan, bugün milli gelirde düşüş var değil mi? 12 bin dolardan indi bilmem 9 bin dolara, kime gitti bu paralar? Kim köşeyi döndü bu paralarla? Bunların hepsi aydınlanacak.
“YOL YAPTIN EYVALLAH, BEN NİYE YOL YAPTIN DEDİM Mİ? YOLU KAÇA YAPTIN DİYORUM. 100 LİRALIK YOLU 500 LİRAYA YAPIYORSUNUZ 400 LİRAYI KIRIŞIYORSUNUZ. BEN O 400 LİRANIN PEŞİNDEYİM”
Ben projeye karşı çıkmadım. Devlette devamlılık esas, proje verilmişse o iş yapılacak zaten ama avantadan verilen paraları ben alacağım. Yani ben bunu kaça yapıyorum? 100 liraya, kaça vermişim 500 liraya, 400 lira nerede? Ben bunu bilmeliyim. Ben defalarca niye sordum, ‘bu hastaneleri kaça yapıyorsunuz?’ diye, ‘hastaneye karşısınız’ hayır efendim biz hastane yapımına karşı değiliz. Kaça yapıldı bize bilgi ver, topluma bilgi ver, toplum aydınlansın. Çünkü o parayı ödeyen fırından ekmek alan adam, vergi ödüyor. Tüyü bitmemiş vatandaş, çocuk vergi ödüyor. Benim ödediğim vergiyi nereye harcadın arkadaş, ben bunu öğrenmek zorundayım. Yol yaptın eyvallah, ben niye yol yaptın dedim mi? Yolu kaça yaptın diyorum. 100 liralık yolu 500 liraya yapıyorsunuz 400 lirayı kırışıyorsunuz. Ben o 400 liranın peşindeyim. Onu alacağım, çok büyük paralar bunlar, onların tamamını alacağız. Onun için çeteler benimle uğraşmak isterler, her şeyi yapmak isterler. ‘Kılıçdaroğlu’nun yolunu nasıl keselim?’ diye… Çünkü onlara göre bir adam istiyorlar. Onlarla hemhal olacak birisini istiyorlar, onlara bir şey sormayacak, sırtını sıvazlayacak, yeni ihaleler verecek birisini istiyorlar. O dönem bitti artık.
“TÜRKİYE YENİ BİR YOL AYRIMINA GELDİ VE BU YOL AYRIMINI SÜRATLE VE BUNU YAPARKEN DE TÜRKİYE DÜNYAYLA YARIŞACAK”
15 Mayıs’tan sonra yeni bir dönem başlayacak artık her şeyin şeffaf olduğu, devletin temiz olduğu, yurt dışından gelecek olan paraların temiz paralar olduğu, yatırımların yapıldığı, harcanan her kuruşun hesabının vatandaşa verildiği, şeffaf, kimsenin siyasete giren kişilerin zenginleşmediği, köşeyi dönmediği, herkesin görevini yaptığı, vatandaşı düşündüğü, bütün kaynakların vatandaş için, ülke için harcandığı bir dönem başlayacak. Türkiye yeni bir yol ayrımına geldi ve bu yol ayrımını süratle ve bunu yaparken de Türkiye dünyayla yarışacak. Ekonomisiyle, bilgisiyle, birikimiyle, üniversiteleriyle dünyayla yarışacak. O pozisyona artık Türkiye geçmiş olacak, teknoloji üreten bir ülke olacağız.
“DUL VE YETİMLER İÇİN NE KADAR ARTIRDILAR? EMEKLİ VEFAT EDİYOR, EMEKLİ AYLIĞI 3 KİŞİ ARASINDA BÖLÜŞÜLÜYOR”
Siz en düşük emekli aylığını 7 bin 500 yapıyorsanız, ona paralel daha fazla prim ödeyenlerin de aylıklarını ona göre artırmanız lazım. Yani 100 lira yatırana diyelim ki yüzde 70 zam yapıyorsanız, 500 lira yatırana da 500’ün üzerinden yüzde 70 artırmanız lazım. Adalet bunu gerektiriyor. Yani prim ödeme gün sayısı olarak 9 bin gün prim yatıran, 10 bin gün prim yatıran daha yüksek aylık alır, daha düşük prim yatıran daha düşük aylık alır. 7 bin 500 lira veriyorlar düşük tabii açlık sınırının altında bir rakam. Şimdi bunun eleştirilecek bir tarafı yok bu az para, asıl burada unutulan, kamuoyunun göz ardı ettiği dul ve yetimler. Mesela dul ve yetimler için ne kadar artırdılar? Emekli vefat ediyor, emekli aylığı 3 kişi arasında bölüşülüyor. 300 lira alan var aylık, 500 lira alan var, 800 lira alan var. Bunlarla bir insanın geçinme şansı yok. Onları ne kadar artırdılar? O rakamları da gizliyorlar. Onları da açıklamaları lazım. Onlara da en az hiç değilse vereceklerse 5 bin lira, 6 bin lira dul ve yetimlere vermeleri lazım, artırmaları gerekiyor.
“AKP’Lİ, CHP’Lİ DİYE BİR AYRIM YAPMADIM. BÜTÜN BELEDİYE BAŞKANLARINI ARADIM”
Şimdi deprem olduğunda Ali Öztunç Kahramanmaraş milletvekilimiz, sabah 4 buçuk, 5 arasında aradı, saati tam hatırlamıyorum. Kahramanmaraş’ta büyük bir deprem olduğunu, büyük bir yıkımın olduğunu söyledi. Ben hemen televizyonu açtım, ‘acaba nedir tablo?’ diye, Kahramanmaraş merkezli olmakla beraber çok geniş bir alanı kapsadığını gördük. Daha sonra valileri aradım, valilerden bilgi aldım. Belediye başkanlarını aradım, belediye başkanlarından bilgi aldım. Hiçbir ayrım yapmadım, AKP’li, CHP’li diye bir ayrım yapmadım. Bütün belediye başkanlarını aradım. Geçmiş olsun dileklerimi, başsağlığı dileklerimi ilettim. Arkasından belediye başkanlarımız zaten sağ olsunlar onlar hemen hazırlıklar yapmışlar, belediye başkanlarımıza bölgeye gitmeleri için ‘biz hazırlık yapıyoruz ve gidiyoruz’ diye söylediler. Ben hemen ertesi gün deprem bölgesine gittim. Felakete birebir canlı olarak tanık olduk. Ağlayanlar, sızlayanlar, çaresizliğini ifade edenler. Hiç unutmuyorum Kahramanmaraş’ta iki küçük kız çocuğu geldi, 14-15 yaşlarında kız kardeş bunlar. ‘Babam enkazın altında, çıkaramıyoruz ama sesi gelmiyor, ne olursunuz’ yalvarıyor, ‘gelin yardım edin’ diye… O ara ABB Başkanımızın, Başkanlığın ekipleri oradaydı. Onlara söyledim, ‘acaba oraya gidip bakabilirler mi, nedir, gerçekten kurtarabilirler mi’ diye… Bir enkazda görev yapıyorlardı ABB’nin ekipleri daha sonra ben oradan ayrılmıştım. Telefon ettim, ‘ne oldu’ diye, söyledikleri şu oldu, ‘enkazın altında baba hayatını kaybetmiş’ diye… Buna benzer çok hikayeler var.
“OYSA EN GEÇ 6 SAAT İÇERİSİNDE ASKERLER SAHRA HASTANELERİNİ KURABİLİRLERDİ HER TARAFTA, KIŞ ÇADIRLARINI KURABİLİRLERDİ HER TARAFTA, SAHRA MUTFAKLARINI KURABİLİRLERDİ”
Başka bir yere gittim, orada da ‘İstanbul’dan geldim, burada akrabalarım vardı, ölenleri defnettik’ diyor. ‘Diğerlerini aldım İstanbul’a götüreceğim ama araç yok, ben bunları nasıl götüreceğim?’ diye oradan da bir Ankara milletvekilimiz vardı, onun aracına bütün şey yaptık. Dedik, ‘Sizi havaalanına götürecek, sizi uçağa bindirecek’ diye bir milletvekili arkadaşımıza onları emanet ettik. Onun dışında Adıyaman, arkasından Hatay’a, Adana, oradan Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman sonra Hatay’a geçtik. Hatay tabi depremi en şiddetli yaşayan bir kentti. Oradan gecenin ilerleyen saatlerinde Samandağ’a gittik. Belediye Başkanımızın ayağında, parmaklarında kırıklar vardı, alçıya alınmıştı. Hatay Büyükşehir Belediye Başkanımızın, itfaiyenin bulunduğu bir alanda toplandık. İtfaiye araçları depremin altında kalmıştı onlara tanık olduk. Oradan gece saat 1’de Arsuz’a geldik. Tabii o başlangıçta, ‘vinçler nerede’ diye gazeteler, televizyonlar da yazıyorlardı, çiziyorlardı, haber yapıyorlardı. Şehre girerken hemen hemen her yerde, araçların, tırların üzerinde vinçler gördük. ‘Ya bu vinçler burada niye bekliyor?’ diye oysa vinç bekleniyor, enkazı kaldırmak için… Sonra öğrendik ki arama kurtarma ekipleri gelmediği için vinçler oraya gitse bir şey yapamaz. Yani arama kurtarma ekibinin vinç operatörüne yol göstermesi lazım, ‘şu kolonu kaldır veya şunu kaldır’ demesi lazım. Çünkü alttaki insanları kurtarmak açısından, arama kurtarma ekiplerinin yeteri kadar olmadığı, askerin hiç olmadığını gördük. Oysa en geç 6 saat içerisinde askerler sahra hastanelerini kurabilirlerdi her tarafta, kış çadırlarını kurabilirlerdi her tarafta, sahra mutfaklarını kurabilirlerdi her tarafta…
“EKMEĞİN SURİYE’DEN GELDİĞİNİ, MALATYA’YA EKMEĞİN ELAZIĞ’DAN VE PERTEK’TEN BELEDİYEMİZİN GETİRDİĞİNİ ÖĞRENDİK”
İlk gittiğimizde su ve ekmek yoktu. Mesela Şanlıurfa’ya ya da Gaziantep şu anda çok net hatırlayamıyorum. Ekmeğin Suriye’den geldiğini, Malatya’ya ekmeğin Elazığ’dan ve Pertek’ten belediyemizin ekmeği getirdiğini öğrendik. Sonra fırınlar kuruldu, mutfaklar çok sayıda açıldı. Daha sonraki süreçte çadır tabi çadır çok büyük bir sorundu çadır. Herkes çadır istiyordu, yatacak yer yok çünkü, dışarı buz gibiydi, onu söyleyeyim yani, buz gibiydi. İnsanlar arabalarda kalıyorlar, benzin bulmakta, akaryakıt bulmakta zorlanıyorlardı biraz. Başlangıçta öyle de bir sorun çıktı. Enkazların başında, ‘devlet nerede’ diye bağıran anneler gördük, babalar gördük, çocuklar gördük. Tam bir insanlık dramı gerçekten yani insan o anları unutamıyor. Hafızasının bir yerinde kalıyor.
“HATAY BELEDİYE BAŞKANIMIZA DA ZAMAN ZAMAN SİTEMLER OLDU. TABİ BELEDİYE BAŞKANI, BELEDİYE ÇALIŞANLARI ENKAZ ALTINDA KALMIŞ, BÜYÜK BİR TRAVMA YAŞANIYOR. OLAYIN DÜZELMESİ LAZIM”
Ben deprem bölgesinde iki kez kaldım. O gece Arsuz’da kaldık. Çok soğuktu kaldığımız yerde elbiseyle yattım doğrusunu isterseniz. Çok soğuk, üstüme iki battaniye aldım ama yani ısınma şansınız yok. İlk videoyu orada o gece saat 1, 1 buçuktu yanlış hatırlamıyorsam, depremle ilgili iktidarın çaresizliğini, oradaki kaosun, devlet dediğiniz kurumun deprem bölgesinde olmadığını gördüm ve bunun ne kadar büyük bir hata olduğunu, askerin süratle alana girmesi gerektiğini ifade ettim. Uzun bir videoydu. Sonra diğer arkadaşlar, sabah erken kalktık tabi zaten yatmadık o gece soğuktan, sabah kalktığımda bütün milletvekili arkadaşlarım da aynı pozisyonda onlar da elbiseyle yatmışlar ama hepsi son derece soğuk şartlarda, ertesi gün döndük Ankara’ya sonra tekrar ben deprem bölgesine bir daha gittim. Hatay Belediye Başkanımıza da zaman zaman sitemler oldu. Tabi belediye başkanı, belediye çalışanları enkaz altında kalmış, büyük bir travma yaşanıyor. Olayın düzelmesi lazım.
“CHP’Lİ BELEDİYE DİYE NİYE ENGELLİYORSUNUZ? EKMEK GETİRECEK, SU GETİRECEK, MUTFAK KURACAK”
10 şehirde 11 büyükşehir belediye başkanımızı koordinatör olarak görevlendirdik. Hatay’a örneğin İstanbul, Kahramanmaraş’a Ankara gibi Antalya bir başka yerde, Eskişehir bir başka yerde, Muğla bir başka yerde ve onların altındaki CHP’li belediyeler de görev yaptılar. Başlangıçta bizim belediyelere bazı zorluklar çıkardılar. Ya arkadaş CHP’li belediye diye niye engelliyorsunuz? Ekmek getirecek, su getirecek, mutfak kuracak. Sıcak çay içirecek yani bu insanlara… Engel olmanın mantığını anlamak gerçekten son derece zor. Hele o koşullarda, bir kişiye bir bardak su vermeniz bile olağanüstü bir olay, bu tür olaylar da oldu. Hatay havaalanına uçak inmiyordu. ABB’nin ekipleri havaalanına uçakların inişlerini hazır hale getirmek için çalıştılar. ‘Vay efendim orayı biz yapıyoruz’ ABB Başkanlığı’nın unvanı yazılan yerlerine bantlar yapıştırdılar oraya bezler astılar kimse görmesin diye, çocukça işler çocukça, devleti yönetmesini bilmiyorlar. Devlet böyle yönetilmez. Orada herkes can derdinde, A partisi, B partisi mi olur orada? Ben gittim hiçbir ayrım yapmadan İzmit Büyükşehir Belediyesi’nin de bir yeri vardı onlar da bir çadır kent kurmuşlardı onları da ziyaret ettim. Belediye Başkanı’na teşekkür ettim, verdiği hizmetler dolayısıyla, ayrımcılık yapılır mı Allah aşkına? Bunlarda devlet yönetimi yok. Devlet nedir bilmiyorlar. ‘Her şey bize aittir’ diyorlar.
“ACI OLAN, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ BAŞ SAĞLIĞI DİLEMEDİ KIBRIS’A, AKIL ALACAK ŞEY DEĞİL. NASIL BAŞSAĞLIĞI DİLEMEZSİNİZ”
Isias Otel’de Mağusa’nın şampiyon çocukları, şampiyonlar takımı orada, gencecik çocuklar enkazın altında kaldılar ve hayatlarını kaybettiler. Enkazın başına Kıbrıs’tan aileler geliyor ama Türkiye’den enkazı kaldıracak kişi bulamadılar. Anneler bunu anlatırken her birisi göz yaşlarını tutamadılar. Akıl alacak şey değil. Biz Kıbrıs’tan o zorluklarla Adıyaman’a gittik. Adıyaman’da otele gittiğimizde baba anlatıyor, ‘enkaz kaldırmak için beton un oluyor elimizde, un gibi dağılıyor’ diyor. Büyük bir acı, her birisini tek tek ziyaret ettim. Tek tek baş sağlığı ben ve milletvekili arkadaşlarım, Kadın Kolları Genel Başkanı da dahil olmak üzere ziyaret ettik, başsağlığı diledik. Acı olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti başsağlığı dilemedi Kıbrıs’a, akıl alacak şey değil. Nasıl başsağlığı dilemezsiniz? Benim ne yapmamı istiyorsunuz? diye sordum. Tek kelime, ‘Adalet istiyoruz, çocuklarımızın hakkını istiyoruz’ diyorlar. ‘Suçlular sonuna kadar cezalandırılsın’ diyorlar. ‘Avukatlardan oluşan gönüllü bir ekip’ dedim. ‘Türkiye Barolar Birliği de Adıyaman Barosu da Maraş Barosu da diğer barolar da sizin çocuklarınızın hakkını savunmak için her türlü mücadeleyi yapıyorlar, bu konuda emin olun’ dedim. Biz de parti olarak her türlü desteği veriyoruz. ‘Avukat milletvekilleri, hukukçu milletvekilleri bu davaları izliyorlar’ diye kendilerine de ifade ettim. Onlara söz verdim, ‘o çocuklar adına biz bir vakıf kuracağız’ dedim. O vakıf gönüllüler vakfa bağışta bulunacaklar, vakfın güzel gelirleri olacak ve o çocuklar adına yüzlerce çocuğa burs vereceğiz. Onları yaşatmak zorundayız, anılarını yaşatmak zorundayız.
“MALUM BU MEŞHUR VAKIFLARDAN BİRİSİYLE İLGİLİ OLAN BU İSİAS OTEL, ASLINDA YAPILMAMASI, YIKILMASI GEREKEN BİR BİNAYI SİYASİ GÜCÜNÜ KULLANARAK DIŞARIYI ÇOK GÜZEL YAPTI BADANASI, BOYASI, PARLAK BİR OTEL OLARAK ÇIKTI ORTAYA. AMA İÇİ KOF, UFAK, DEPREMDE TAMAMEN ÇÖKTÜ”
Bizim Mağusa tabi bu çocuklar hayatlarını kaybeden çocuklar, Mağusa’nın en çalışkan, en zeki çocukları belli bir okuldalar bunlar ve Kıbrıs’ta şampiyonlar. Türkiye’de de eğer şampiyon olabilirlerse uluslararası yarışmalara katılacaklar. Bir anne gözyaşını tutamayarak şöyle söyledi, ‘o kadar sevinçle gittiler ki VIP’ten geçmişler uçağa binerken, bunu çocuklar kendilerine önem verildiğini, değer verildiğini görmüşler’ dedi. Anne, babaların gözünde çok değerli tabii, çocuklar, evlatlar öyledir zaten ama devletin de kendilerine değer verdiğini, önem verdiğini, çalışkan olduklarını, sporcu olduklarını fakat hayatları maalesef sona erdi, acı bir şekilde… Malum bu meşhur vakıflardan birisiyle ilgili olan bu İsias Otel, aslında yapılmaması, yıkılması gereken bir binayı siyasi gücünü kullanarak dışarıyı çok güzel yaptı badanası, boyası, parlak bir otel olarak çıktı ortaya ama içi kof, ufak depremde tamamen çöktü. Otel tümüyle çöküyor. Önce gizli kararı getirmek için bir teşebbüste bulundular. Kıyamet kopunca, sivil toplum örgütleri, bizim milletvekillerimiz falan, ‘hayır gizli kararı almıyoruz’ diye… Aileler de ‘Nasıl olur da gizli kararı alırlar?’ Böyle bir olayın varsa suçluları yargılanması lazım, savcının harekete geçmesi lazım.
“O KADAR BÜYÜK ACILAR YAŞANDI Kİ İNSANLAR DONARAK ÖLDÜLER. ARAMA KURTARMA EKİPLERİNİ DİNLEYİN, İNSANLARIN NASIL DONARAK ÖLDÜĞÜNÜ, DONARAK ÖLEN İNSANLARIN O ENKAZIN ALTINDAN NASIL ÇIKARILDIĞINI”
Devlet dediğiniz kurumda liyakatli kadrolar bunu biliyor zaten, ne yapılması gerektiğini… Şimdi fay hattının nereden geçtiğini hepimiz biliyoruz. Artık biz de neredeyse deprem uzmanı olduk. Kahramanmaraş’ta yanlış hatırlamıyorsam 7,7 büyüklüğünde bir depremin olacağını ve bu deprem sonucu kaç binanın yıkılacağını, ne kadarlık bir can kaybının ortaya çıkacağını zaten yazmışlar, rapora yazmışlar bunu, tatbikatı oldu bunu… Şimdi devletin kadroları bunu biliyor ama kadroları harekete geçirecek, kaynak ayıracak olan kadrolar değil, siyasi otorite… Siyasi otorite bunları almış görmezlikten gelmiş atmış bir köşeye raporları… AFAD’ın raporları var. Arama kurtarma dediğimiz, deprem anında, bir felaket anında nelerin olması gerektiğine ilişkin 1999 depreminden sonra TSK’da özel eğitilmiş birlikler oluşturulmuş, bir tabur var afet taburu oluşturulmuş. Ya nasıl olur da askere talimat vereceksiniz, asker alana inecek ama talimat vermiyorsunuz. O kadar büyük acılar yaşandı ki, ya insanlar donarak öldüler. Arama kurtarma ekiplerini dinleyin, insanların nasıl donarak öldüğünü, donarak ölen insanların o enkazın altından nasıl çıkarıldığını, bütün bunların sorumlusu kim Allah aşkına kim? Devleti yönetenler değil mi Allah aşkına, devleti yönetiyorlar bunlar. Devletin nasıl yönetilmesi gerektiğini bilmiyorlar.
“KIZILAY DEDİĞİNİZ BİR KURUMU YOK ETTİNİZ”
Sen ‘Yüzyılın felaketi’ diyorsun. ‘Yüzyılın katliamı’ çıktı ortaya… Siz devlet dediğiniz kurumu çalıştırmadınız. AFAD dediğiniz bir kurumu körelttiniz. Kızılay dediğiniz bir kurumu yok ettiniz. Tepeden tırnağa yok ettiniz. Orayı rant alanına dönüştürdünüz. Vali eli kolu bağlı, ne yapacak vali? Vali tek başına validir orada… Deprem bölgesinde, gittim Adıyaman’da konuştum iş dünyasıyla hem depremzedeleri ziyaret ettim hem de bölge nasıl yaralar sarılabilir? ‘İnsanlar kenti terk ettiler, bu insanlar nasıl gelebilir’ konuştum. Adıyaman’da Ticaret Sanayi Odası Başkanı dedi ki, ‘Eğer önlem alınmazsa, o depremden sonra bir de ekonomik deprem yaşayacağız’ dedi. Mühendisi kenti terk etmiş, mimarı terk etmiş, avukatı terk etmiş, entelektüel kenti terk etmiş, gelir düzeyi iyi olanlar kenti terk etmişler. ‘Kent kent olmaktan çıktı’ diyor.
“CUMHURBAŞKANI OLDUĞUMDA İLK YAPACAĞIM İŞLERDEN BİRİSİ KIZILAY’I TEKRAR ESKİ SAHİPLERİNE YANİ GÖNÜLLÜ OLARAK ÇALIŞANLARA, KIZILAY’I RANT ARACI OLARAK GÖRMEYEN AMA KIZILAY’I TOPLUMUN YARALARINI SARAN BİR KURUM HALİNE DÖNÜŞTÜRENLERE KIZILAY’I YENİDEN TESLİM EDECEĞİZ”
Kızılay’ı eski ruhuna kavuşturacağız. Kuruluş amacı neyse o kuruluş amacına uygun Kızılay’ı yeniden yapılandıracağız. Ben geçmişte Kızılay’da illerde görev yapmış başkanlarla ve Kızılay’ın tepe noktasında görev yapmış kişilerle bir araya geldim. Onlarla oturdum, konuştum ve onlara söz verdim. ‘Allah nasip ederse Cumhurbaşkanı olduğumda ilk yapacağım işlerden birisi Kızılay’ı tekrar eski sahiplerine yani gönüllü olarak çalışanlara yani bu topluma yardım yapmak için herhangi bir olay olduğunda gönüllü olarak koşan ve o yardımları yapanlara, Kızılay’ı rant aracı olarak görmeyen ama Kızılay’ı toplumun yaralarını saran bir kurum haline dönüştürenlere Kızılay’ı yeniden teslim edeceğiz. Siz bir yardım kuruluşunu nasıl getiririz de 5 maaş, 6 maaş, 10 maaş alan adamlara teslim edersiniz? Nasıl olur da Kızılay çadır yapamaz? Çadır fabrikası var. Nasıl olur da yapamaz? AFAD’ın görevi çadırcılık değildir. AFAD, Kızılay’ı yok edip, Kızılay’ı kendi bünyesine katmak istiyor. AFAD’ın ne çadırı olur ya? AFAD’ın görevi felaketlerden sakınmanın önlemlerini almaktır. Sakınacaksınız, deprem olduktan sonra görev Kızılay’da, görev orduda, görev başkalarında… Siz depreme dayanıklı binaları nasıl yaparsınız? Depremden sakınmak için yaparsınız. Dere yatağına niçin ev yapmazsınız? Çünkü sel geldiği zaman sakınırsınız, dersiniz ki ‘buraya bu binayı yapma’. Sakınma ile felaketi karıştırıyor bunlar. Sakınmıyorlar, hiçbir önlem almıyorlar, felaket oluyor hep beraber koşalım. Kardeşim Japonya’da deprem oluyor da niye bir kişinin burnu kanamıyor? 50 bin kişi hayatını kaybetti. Ya bir Allah’ın kulu çıkıp sorumluluk almadı ya… ‘Bu işin sorumlusu benim, burada bir hata yaptık’ demedi. Böyle bir tablo dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmamıştır. Böyle bir garabet olmaz. 50 bin kişinin günahı kimin boynuna Allah aşkına?
“BEN SANA EV YAPTIM AMA SEN MEZAR SATIN ALDIN. PARAYLA SİZ BUNLARI SATAMAZSINIZ. SİZ DEPREMZEDELERE, YIKILAN EVLERİ, DÜKKANLARI, AHIRLARI PARAYLA SATAMAZSINIZ. ANAYASA’YA AYKIRIDIR”
Bakın ben depremzedelere gittim. Bunlar hemen koştular, tekrar inşaat, yine yandaşlara… İnşaat yapın eyvallah itirazım yok. Diyor ki, ‘Evi yapacağız, 2 yıl süreyle senden para almayacağız ondan sonra 20 yıl taksitle sana bu evi satacağız’ bu ne demektir? Bir, ben sana ev yaptım ama sen mezar satın aldın. Parayla siz bunları satamazsınız. Siz depremzedelere, yıkılan evleri, dükkanları, ahırları parayla satamazsınız. Anayasa’ya aykırıdır. Çok açık, açalım. Şimdi madde ‘Konut Hakkı’ yani herkesin bir ev sahibi olma hakkı var. Anayasa madde 57, bunu açık ve net söylüyor. ‘Devlet şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını bir planlama çerçevesinde’ fay hattı geçiyor mu, dere yatağı var mı, yok mu bütün bunları gözetecek. ‘Konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır.’ Kim alacak, devlet alır. Siz fay hattı üzerine ev yapılmasına, dükkan yapılmasına, alışveriş merkezi yapılmasına izin veriyorsanız görevinizi yapmamışsınız demektir. Gelelim ikinci konuya, bir müteahhit bir apartman yapacak, daireleri de satacak. Bir müteahhit bir yerde inşaat başlarken 23 ayrı belge düzenleniyor. Mimarı var, mühendisi var, jeoloji mühendisi var, inşaat mühendisi var, jeofizik mühendisi var, harita mühendisi var, şehir plancısı var, mimarı var, elektrik mühendisi var. Bunların hepsinin bu 23 belgede imzası var. Bu ne demektir? Devlet diyor ki, ‘ Sen ey müteahhit bunu yaparken bu 23 kişinin imzasını alacaksın.’ 23 ayrı belge düzenleniyor toplam 42 imza, daireyi satın alanın tek bir imzası var tapuda, gidiyor diyor ki, ‘devlet bu binanın yapılmasına izin verdi, bu bina depreme dayanıklı, bu binayı ben rahatlıkla alabilirim, bütün kontroller yapıldı, mimarı, mühendisi, kontrolörü hepsi imza attılar, devlet baba bana sağlam bir bina var, bunu satın alabilirsin dedi ben de gittim paramı ödedim burayı satın alıyorum, tapuda da imzaladım.’ Tek imzası var. Şimdi AK Parti hükümeti diyor ki, yani Erdoğan diyor ki, tek kişilik hükümet diyor ki, ‘bunların tamamı oldu, izin verdik, sen gittin imza attın, aldın ama bu bina depreme dayanıklı değilmiş. Şimdi sana yeni bir ev yapacağım. Bu evi sana satacağım. 20 yıl taksitle sen bunun parasını ödeyeceksin, gel helalleşelim.’
“ARKADAŞLARA TALİMATI VERDİM, BU BÖLGEYLE İLGİLİ BİR YASA TASLAĞI HAZIRLAYIN, SONRA ALTI LİDER BUNUN ÜZERİNDE OTURUP KONUŞACAĞIZ, ANLAŞACAĞIZ VE BU BÖLGE İÇİN ÖZEL BİR YASA ÇIKARACAĞIZ”
Benim ne günahım var? Helalleşme nasıl olur? Helalleşme şöyle olur, ‘Arkadaşlar biz bir hata yaptık. 42 kişi imza attı. 23 ayrı belge düzenledik, bu belgelerin tamamı sahteymiş, bu binaların hiçbirisi depreme dayanıklı değilmiş, bu binalara izin vereni ben hesabını soracağım, devlet olarak, hükümet olarak hesabını soracağım ama senin evin yıkıldı, çoluk çocuğun depremin altında kaldı, dükkanın yıkıldı, ahırın yıkıldı, hayvanların ahırın altında kaldı, çok sayıda can kaybı oldu. Ben sana ev yapacağım. Dükkanını yapacağım, ahırını alacağım, senden bir kuruş dahi almayacağım. Sosyal devlet olarak görevimi yapacağım ama can kaybı geri gelmez gel seninle helalleşelim.’ Adama bu ev depreme dayanıklıdır diye satıyorsun, adama mezarını satın aldırtıyorsun, bina yıkılıyor, binanın altında çoluk çocuk kalıyor. Bütün kabahat idarede, adama diyor ki, ‘şimdi sana ev yapacağım bir de sana bunu taksitle satacağım’ diyor. Bu kadar yüzsüzlük olmaz onun da hükmü var Anayasa’da, 125’inci madde 7’nci fıkra, ‘İdare yani devlet, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemek zorundadır’ Kardeşim bu 23 belgeyi dükkanı satın alan mı imzaladı? Hayır. Bu 23 belgeyi, evi satın alan mı imzaladı? Hayır. Bu 23 belgeyi kim imzaladı? İdare imzaladı. Onların yetkilileri imzaladı. Ben vatandaş olarak evim yıkıldı, sorumlusu kim? Ben değilim. Devlet dedi ki, ‘bu bina sağlam’ öyle sağlam ki 42 tane mimar, mühendis, inşaatçı bunların tamamı imzaladı, ‘sağlamdır’ diye… Allah nasip eder, sözüm söz. Cumhurbaşkanı olduktan sonra evi yıkılan, dükkanı yıkılan, ahırı yıkılan, sadece burada değil başka depremlerde de hiç kimseden bir kuruş para alınmayacak. Hepsinin evi yapılacak ve teslim edilecek. Devlet dediğiniz kurum budur. Vatandaşına sahip çıkacak. Bunu yapmadığınız zaman devlet olarak görevinizi yapmamışsınızdır. Sen devlet olarak adama mezar satmışsın bir de diyorsun ki, ‘bana para ver’ Ne parası ya? Bakınız evi yıkılmış, iş yeri yıkılmış, dükkanı yıkılmış, bankaya borcu var. ‘Efendim borcunu ödeyeceksin’ Ya dükkan yıkılmış kardeşim, bankaya nasıl ödeyeceğim ben bu parayı? Bu bölge için özel bir yasa çıkaracağız. Biraz sabretsinler. Arkadaşlara talimatı verdim, bu bölgeyle ilgili bir yasa taslağı hazırlayın, sonra altı lider bunun üzerinde oturup konuşacağız, anlaşacağız ve bu bölge için özel bir yasa çıkaracağız.”
Kaynak: ANKA Haber Ajansı

