Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Kemal Okuyan’dan CHP değerlendirmesi: Bugünden itibaren artık iki parti var

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, CHP’de yaşanan tartışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu. Okuyan, CHP’de fiilen iki ayrı siyasi hattın ortaya çıktığını belirterek, “Bugünden itibaren artık iki parti var” dedi.

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, CHP’de yaşanan tartışmalara ilişkin değerlendirmede

(ANKARA) – TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, CHP’de yaşanan tartışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu. Okuyan, CHP’de fiilen iki ayrı siyasi hattın ortaya çıktığını belirterek, “Bugünden itibaren artık iki parti var” dedi.

Okuyan, mutlak butlan sürecinin ardından CHP’de yaşanan tartışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu. “Defalarca söylediğimiz gibi dünya ve memleket meselelerine ilişkin bir tartışma yok ortada” diyen Okuyan, şu ifadeleri kullandı:

“Bugünden itibaren artık iki parti var. Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşılıklı tavizlerle anlaşacakları beklentisi büyük olasılıkla gerçekleşmeyecek. Ancak bu iki partinin birbirinden ayrışması kolay olmayacak. Tam da AKP’nin istediği gibi, birlikte yürüyemeyen ama ayrılmaları zahmetli ve zaman gerektiren iki parti CHP. Bir taraf diğerini ‘Saray’ın emriyle hareket etmekle’ suçlarken diğer taraf yolsuzluklar ve ahlaki bozulmanın üzerinde duruyor. Defalarca söylediğimiz gibi dünya ve memleket meselelerine ilişkin bir tartışma yok ortada. Türkiye’de iktidara dönük tepkili kesimlerin önemli bir bölümünün desteğini alan bir parti olarak CHP’nin kitlesi ‘AKP’yi yenecek’ lider arıyor. Bu nedenle Kılıçdaroğlu yolsuzluklar konusunda ikna edici olsa dahi CHP tabanını kendi yanına çekemez. İnsanlar hayata küser, içe kapanır, başka arayışlara girenler olur ama Kılıçdaroğlu’nun peşinden gitmez. Geniş bir kesim ise kulaklarını ve gözlerini tıkayarak Özgür Özel’in arkasında durmaya devam eder. Seferber edilen bütün kaynaklara ve şişirme girişimlerine rağmen Kılıçdaroğlu’nun bugün Genel Merkez binası önünde gerçekleştirdiği mitingin sönük geçmesi bunun kanıtıdır.

Böyle bir tablo iktidarın daha fazla müdahalesine yol açacaktır. İktidar iki CHP yaratıp ana muhalefeti zayıflatacağını düşünmüştür ama kendisi ikna edici olamadığı için politik gündemi bir anda iki CHP belirlemeye başlamıştır. Toplum CHP’ler arasında tercih yapmaya zorlanmaktadır. AKP buna tahammül göstermeyecek ve CHP’li bazı isimlere ve yerel yönetimlere daha fazla yüklenecektir. Kılıçdaroğlu’nun stratejisi de tamamen bunun üzerine kuruludur. Şimdiye kadar kendisine yol gösterip belge ulaştıranların buna devam etmesini ummaktadır. Peki iktidarın bu müdahaleleri, şu anda hâlâ birlikte hareket etmeye devam eden Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’in, kendilerini aşan bir toplumsal hareketin ortaya çıkmasına yardımcı olmasına neden olur mu? Görüldüğü kadarıyla Türkiye solunun geniş bir bölümü buna inanıyor. İktidarın saldırıları gerekçe gösterilerek, sınıfsal ve ideolojik karakteri, dünyaya bakışı son derece açık bir ekibe kefil ve destek olunuyor.

Bugün hemen her açıdan inandırıcılığı zayıflamış iktidarla mücadeleyi ‘geniş kesimlerin tercihi bu’ gerekçesiyle devrimci değerlere karşıt bir çizgiye yerleştirmek, şu yolsuzluk vb. iddiaların tamamı düzmece ve iftira olsa bile büyük, çok büyük bir yanlış. Bu yanlış, ‘başka bir dünya mümkün’ iddiasının reddedilmesi anlamına gelir. İktidarın siyaset alanını ve başka partileri tasarlama girişimlerine karşı durmak ile sermaye egemenliğinin talan ve aşırı sömürü mekanizmalarının iyice çürüttüğü düzen siyasetine yerleşip burada güç toplamaya çalışmak arasında büyük bir fark var. Bugün İmamoğlu-Özel ikilisinin arkasında duran toplumsal kesimlerin yeni gelişmelerin yaratacağı travmaları atlatması ve henüz bu olup bitenlere ilgisiz ancak yoksulluk nedeniyle arayışta olan geniş kesimlerin güvenebileceği bir seçeneğin yaratılması bu kirletilmiş düzlemin içinde mümkün değildir. Dahası, bu yaklaşım, halkın karşı karşıya olduğu yaşamsal sorunlar ve bu sorunların kaynaklarıyla ilgili tutum alarak iktidarın karşısında bir direnç ve seçenek yaratma sorumluluğunun en olmadık zamanda bir kenara konması anlamına gelecektir. Oysa bu kadar ‘umutsuz’ ve ‘çaresiz’ olmak için bir neden bulunmamaktadır.”