Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Kemal Kılıçdaroğlu: Belediye başkanları parti politikasını belirleyemezler

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, belediye başkanının görevinin, partinin belirlediği politikayı alanlarında uygulamaya koymak olduğunu belirterek, “Belediye başkanları parti politikasını belirleyemezler. Kimin cumhurbaşkanı adayı seçilip seçilmeyeceğini partinin kendisi belirler” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, belediye başkanının görevinin, partinin belirlediği

(ANKARA) – CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, belediye başkanının görevinin, partinin belirlediği politikayı alanlarında uygulamaya koymak olduğunu belirterek, “Belediye başkanları parti politikasını belirleyemezler. Kimin cumhurbaşkanı adayı seçilip seçilmeyeceğini partinin kendisi belirler” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tv100 canlı yayınında gazeteci Başak Şengül ve Erdoğan Aktaş’ın sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu, Ahbap Derneği’ne yönelik soruşturmaya ilişkin soru üzerine şu yanıtı verdi:

“Çok şaşırdım, gerçekten şaşırdım. Şimdi bunun temeline inmemiz lazım. Eğer bu ülkede başta Kızılay olmak üzere kurumlar gerçekten yolsuzlukların merkezi hâline dönüşmüşse ve bu kurumlara olan güven azalmışsa, insanlar ‘Buraya ödediğimiz paralar başka yerlere gidiyor’ diye düşünmeye başlıyorsa, o zaman halkın güvendiği aktörlere gidip bağış yapıyorlar. Haluk Levent de bunlardan birisiydi. Deprem sırasında çıktı, ‘Ben yardım ediyorum’ dedi ve bağış topladı.

“TÜRKİYE’NİN GENELİNDE BİR ARINMA OLMALI”

İnsanlar Kızılay’a vermedi; gidip ona verdi. Çünkü Kızılay güven veren bir kurum değil. Bir kez daha ifade edeyim: Kızılay güven veren bir kurum değil. Hâlâ da öyle. Şirket gibi çalışıyor; bir yardım kuruluşu gibi değil. Kendi kuruluş ilkelerinden büyük ölçüde uzaklaştı. İnsanlar da Haluk Levent’e güvendiler ve paralarını ona verdiler. Benim arınma dediğim işte budur. Sadece CHP’de değil, sadece başka bir partide de değil; Türkiye’nin genelinde, bürokraside de bir arınma olması lazım.

“AHLAKİ ÜSTÜNLÜĞÜMÜZÜ KAYBETME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

Tarih boyunca bize pek çok suçlama yapılmıştır. Erdoğan Bey bize kimi zaman ‘komünist parti’, kimi zaman ‘faşist parti’, kimi zaman da ‘dinsiz parti’ demiştir. Ama hiç kimse ahlakımızı sorgulamamıştır. Herkes, ‘Bu insanlar ahlakı ve erdemi bilir’ demiştir. En acımasız rakiplerimiz bile bunu söylemiştir. Şimdi biz bu ahlaki üstünlüğümüzü kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Eğer ahlaki üstünlüğümüzü kaybedersek, emin olun Türkiye’de pek çok şey çöker. Bu ahlaki üstünlüğü korumak zorundayız.

Eğer güven verselerdi insanlar bağışlarını Kızılay’a yapardı. Çocuk Esirgeme Kurumu’na yapardı. Niçin gidip Haluk Levent’e ya da başka bir kişiye bağış yapsınlar? Bakın, ben burs için Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağış yapıyorum. Çünkü güven veren bir kurum. Hesabını veriyor. Şeffaf davranıyor. Öğrencilere burs veriyor. Hatta istersem burs verdiğim öğrencilerle beni buluşturabileceklerini söylüyorlar. Bunların tamamı güven oluşturan uygulamalar.”

Kılıçdaroğlu, “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin, sizin yönetime gelmenizden sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nden yapılacak olası bağışları kabul etmeyeceğini açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna şu yanıtı verdi:

“O başka bir bağış meselesi. Benim sözünü ettiğim burs desteği. Bu durum o kurumun saygınlığına gölge düşürmez. Binlerce yoksul kız öğrenciyi okutmuş, onları hayata kazandırmış bir kurumdan söz ediyoruz. Bundan daha güzel ne olabilir. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni her zaman desteklerim. Dilimin döndüğünce de yaptıkları güzel işleri anlatmaya çalışırım.”

Kılıçdaroğlu, Karatepe Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan komedyen Deniz Göktaş’ın kendisine bir açıklama yapıp yapmadığı sorusunu şöyle yanıtladı:

“Olayı duyduğumda bu arkadaşa sahip çıkma ihtiyacı duydum. Bu arkadaşımız bir sanatçı. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, ama bir sanatçı. Hakkında soruşturma açıldığında sırtında çantasıyla İstanbul’a geliyor. Siz de buna ters kelepçe takıp mahkemeye çıkarıyorsunuz. Bu benim demokrasi anlayışıma da, sanat anlayışıma da, kültür anlayışıma da ters. Benim buna sahip çıkmam gerekiyordu. Ben de gittim. Orada İşçi Partililer tarafından protesto edildim. Olabilir. Ben çok protesto gördüm. Bir siyasetçi bunları yaşar. Linç girişimlerini de gördüm, protestoları da gördüm. Ama benimle aynı düşüncede olmasa bile bir kişinin hakkını ve hukukunu korumak zorundayım.

Sadece benimle aynı düşüncede olanların hakkını hukukunu korursam samimi bir insan olmam. O zaman kişiye göre tavır alan, kişiye göre görüş beyan eden biri olurum. Ben Türkçe bilmeyen, çocuğunu ve eşini kaybeden kadına da gittim. Başka mağdurlara da gittim. Onlarla oturdum, konuştum ve haklarını savundum. Hayatları boyunca CHP’ye oy vermemiş insanlar olabilirler. Ama ben yine de onların hakkını ve hukukunu savundum.

“DÜNYANIN HER YERİNDE KOMEDYENLERİN EN ÖNEMLİ MALZEMESİ SİYASETÇİLERDİR”

Kılıçdaroğlu, “Deniz Göktaş, görüşmede size “CHP’yi salın” dedi mi” sorusuna, “Hayır. Ben kendisine sadece geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Moralinin yerinde olduğunu gördüm. Moralini bozmaması gerektiğini söyledim. Benden herhangi bir talebinin olup olmadığını sordum ve ayrıldım. Öyle bir cümle söylemedi. Kaldı ki söyleseydi bile bunu hoşgörüyle karşılardım. Sonuçta bir sanatçı. Benim katılmadığım nokta ise dinî duyguların istismar edilmesidir. Hiçbir yerde doğru bulmam. Kişilerin inançları mizah konusu yapılmamalıdır. İnanca saygı duyulur. Kimliğe saygı duyulur. Bunlar ayrı şeylerdir. Ama siyasetçiyi her türlü eleştirebilirsiniz. Dünyanın her yerinde komedyenlerin en önemli malzemesi siyasetçilerdir. Onlarla dalga geçerler, ağır eleştiriler yaparlar. Siyasetçiler de bunları bazen tebessüm ederek, bazen gülerek karşılar. Türkiye’nin de bu demokratik olgunluğu yakalaması gerekir” diye cevap verdi.

Kılıçdaroğlu, kendisinin Ahmet Telli ve Kadir İnanır’ın cenaze törenlerine gönderdiği çelenklerin içeri alınmadığı iddialarına ilişkin gelen soruyu ise şöyle cevapladı:

“Benim gönderdiğim çelenk anma salonuna alınmamış. Alınmayabilir. Ama ailenin bundan haberi yok. Almayanlar beni sevmeyen kişiler. Bu doğru değil. Seversiniz, sevmezsiniz; o ayrı mesele. Sonuçta bir sanatçının vefatı söz konusu. Ben Kadir Bey’i hastanede ziyaret ettim. Kendisiyle uzun uzun sohbet ettik. Fotoğraflar çektirdik. Vefat ettiğinde gerçekten çok üzüldüm. Kadir İnanır, benim de çocuklarımın da çok sevdiği, saygı duyduğu bir sanatçıydı. Özellikle kızım onun filmlerini izlerken ağlardı. Dolayısıyla oraya gönderilen bir çelengin alınmaması, her şeyden önce Kadir Bey’e saygısızlıktır.

Çelenk alınsa ne olur, alınmasa ne olur? Bu beni ne büyütür ne de küçültür. Ben sadece saygımın bir ifadesi olarak göndermiştim. Burada da çelengim içeri alınmamış. Ailesi buna çok üzüldü. Bana saygı duyduklarını da ilettiler. Ben de yakın zamanda aileyi ziyaret edeceğim.”

“CHP’Lİ ELEŞTİRİR AMA CHP GENEL BAŞKANI’NIN ÇELENGİYLE UĞRAŞMAZ”

Kılıçdaroğlu, çelengin alınmamasının, mutlak butlan kararından sonra CHP’de oluşan siyasal atmosferi protesto edenlerin tavrı olduğu yönündeki yorumlara ilişkin, “Ama onlar CHP’li değil. Ağırlıklı olarak Türkiye İşçi Partililer. İstanbul’da da aynı gruplar vardı. Emek Partisi’nden, Türkiye İşçi Partisi’nden ve Halk Evleri çevresinden kişilerdi. Bir CHP’li bunu yapmaz. CHP’li eleştirir, itiraz eder. Ama CHP Genel Başkanı’nın çelengiyle uğraşmaz” dedi.

Kılıçdaroğlu, kendisine yöneltilen, “Bu tepkiler ve yaşananlar nedeniyle mitinglerinizi geciktirebileceğiniz ya da sokağa çıkma konusunda tereddüt yaşayabileceğiniz yönünde yorumlar yapılıyor. Merkez Yönetim Kurulu üyelerine sahaya çıkmaları yönünde talimat verdiğiniz de konuşuluyor. Doğru mudur” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Merkez Yönetim Kurulu üyelerini, yeni atanan il başkanlarının çalışmalarını yerinde görmek üzere görevlendirdik. Önümüzdeki hafta görev dağılımı çerçevesinde illere gidecekler. Görev dağılımını Genel Sekreterimiz yaptı. İl gezilerimiz de olacak, ilçe gezilerimiz de olacak, esnaf ziyaretlerimiz de olacak. Benim gezilerimin temel özelliği, toplumun en fazla ötekileştirilmiş kesimlerine gitmemdir. Kâğıt toplayıcılarına giderim. Apartman görevlilerine giderim. Siyasetin görmediği insanlarla buluşurum. Ürününü satamayan çiftçilere giderim. Sabahın erken saatlerinde hâllere gider, onlarla konuşurum. Benim siyaset anlayışım budur.

Önemli olan caddede yürümek değil; insanları dinlemektir. Çöpten kâğıt toplayanların derdi nedir? Kaçı sigortalı, kaçı sigortasız? Sosyal güvenceleri var mı? Yoksa nasıl sağlanabilir? Ben bunları dinlemek zorundayım.”

Kılıçdaroğlu, sokağa çıkması için bir takvim olup olmadığı sorusuna, “Elbette var. Genel merkeze gelen davetler de oluyor. İllerden ve ilçelerden davetler geliyor. Ama benim CHP’lilere gitmemin çok anlamı yok. CHP’li zaten bizim insanımız. Benim gitmem gereken kesim, CHP’ye mesafeli duran ve ‘Acaba bunlar bizim sorunlarımızı çözebilir mi’ diye düşünen vatandaşlardır. Onlarla konuşmam gerekiyor” yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu, CHP’lileri ikna edeceklerini belirterek, “CHP’li, sonunda yine gider CHP’ye oy verir. Gerçekçi olalım. CHP kendi içinde tartışır, kavga eder, hatta zaman zaman sert tartışmalar yaşar. Ama sandık geldiğinde yine partisine sahip çıkar” dedi.

“PARTİDEN AYRILANLAR ERDOĞAN’A HİZMET EDER”

Kılıçdaroğlu, bazı milletvekillerinin CHP’den ayrılarak yeni bir parti kuracağı iddialarına yönelik “Tekrar söylüyorum: Partiden ayrılanlar Erdoğan’a hizmet eder” dedi. Kılıçdaroğlu, “Mutlak butlan kararından sonra herhangi bir kamuoyu araştırması yaptırdınız mı” sorusuna ise “Hayır, yaptırmadık” yanıtını verdi.

Kimsenin partiden ayrılma lüksünün olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, “Gerçek anlamda Cumhuriyet Halk Partili olan, partisini korur. Partisinin kimliğini korur. Gururla ‘Cumhuriyet Halk Partiliyim’ der. Ortada hırsızlık mı var? Yolsuzluk mu var? Partiden neden ayrılıyorlar? Cumhuriyet Halk Partisi’nin kimliği, dünyada saygınlığı olan bir kimliktir. Yüz yılı aşkın geçmişi olan kaç parti var dünyada? Dolayısıyla herkesin bu partiye sahip çıkması gerekir. İnsanlar tartışabilir, kavga edebilir. Ama tabanın bu tartışmaların içine girmemesi gerekir. Taban işin içine girerse asıl sıkıntı o zaman başlar” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’ndeki “Türkiye’nin birinci partisi” yazısını kaldırıp “Türkiye’nin kurucu partisi” yazısının getirilmesinin nedenini şöyle açıkladı:

“Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin kurucu partisidir. Bu çok önemli tarihî bir birikimdir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran parti CHP’dir. Birinci olabilirsiniz, ikinci olabilirsiniz. Ama sizin asıl markanız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olmanızdır. Türkiye’nin iç ve dış politikasına yön veren parti olmanızdır. Bu nedenle ‘Türkiye’nin kurucu partisi’ ifadesini kullanmayı daha doğru bulduk.”

“MANSUR YAVAŞ İLE GÖRÜŞTÜM”

Kılıçdaroğlu, “Mansur Yavaş ile görüştünüz mü” sorusuna, “Mansur Yavaş ile görüştüm. Görüşüyoruz arkadaşlar. Özgür Özel’le yüz yüze görüştüm. Mansur Başkan’la da görüştüm yüz yüze. Vahap Bey’le de görüştüm, Zeydan Bey’le de görüştüm. Görüştüm, yüz yüze görüştük. Görüşmek bir sorun değil ki. Yani görüşürsünüz, bu bir sorun değil ki. Görüşürsünüz” yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu, “Hangi isim kimin yanında yer alacak? İYİ Parti’ye gider mi, CHP’de kalır mı? CHP’de kalırsa cumhurbaşkanı olur mu” sorusuna ise, “Hayır, hepsi CHP’nin yanında yer alacak. Bir daha ifade edeyim: Hepsi CHP’li belediye başkanıysa, Cumhuriyet Halk Partililerin oylarıyla seçilmişse hepsi CHP’nin yanında yer alacak. CHP’nin bir kültürü vardır. CHP’nin bir ahlakı vardır. Herkes bu kültürü bilecek” dedi.

Kılıçdaroğlu, “Şu anda sizin yönetiminiz açısından Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı ihtimali sıfırlandı mı” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Cumhurbaşkanlığı tartışması açmak kadar yanlış bir şey yok. Niye açıyorsunuz Cumhurbaşkanlığı tartışmasını? Kaç yıl var Cumhurbaşkanlığı tartışmasına? Biz yıllardır bunu tartışıyoruz. Bakın, 2,5 yıldır Cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana hep bunu tartışıyoruz. Ya memleketin başka bir sorunu yok mu Allah aşkına? Yeri, zamanı gelince Cumhurbaşkanı adayı belirlenir. Daha öncekiler nasıl oldu? Daha öncekilerde Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine girildiği zaman oturuldu. Partinin yetkili organları oturdular, konuştular, karar verdiler. Meclis grubu adayı belirledi. Cumhurbaşkanlığı seçimine girdik.

Cumhurbaşkanlığı adaylığımda da ben çıkıp en başta ‘Ben adayım, adayım, adayım’ demedim ki. Hiç demedim öyle bir şey. ‘Altılı Masa karar verecek’ dedim. ‘Oy birliğiyle karar verilecek’ dedim. Ondan sonra biz bunu partinin grubuna getirdik. Yoksa öyle, biz en baştan çıkıp ‘Ben Cumhurbaşkanı adayıyım’ hiçbir zaman söylemedim. Çünkü bunu söylediğim andan itibaren Altılı Masa’daki diğer liderlere haksızlık etmiş olurdum, yani onların hakkını yemiş olurdum.”

Kılıçdaroğlu, “Eylül ayında kurultay sürecinin başlayacağını duyduk. CHP’nin sizin yönetiminizde seçime gitme ihtimali de konuşuluyor” sözlerine ilişkin şunları ifade etti:

“Türkiye Cumhuriyeti’nde Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçime girmesini engelleyecek hiçbir güç yoktur. Ben bunu söylerken hukukçulara danışıyorum herhalde. Ne demek ya? Cumhuriyet Halk Partisi, ana muhalefet partisi, seçimlere girmeyecek… Yargı diyor ki: ‘Arkadaş, sizin 38. Kurultay’da şaibe var. Lütfen kendinize bir 38. Kurultay yeniden yapın. Aklanın, temizlenin. Gelin, seçime girin’ diyor. Bunu söylüyor.

Kılıçdaroğlu, “Süreç eylül, ekim gibi başlayacak. Ocak, şubat, mart gibi de yeni genel başkan seçilmiş olacak mı” sorusuna, “ Daha tedbir kararı var. İstanbul’da da tedbir kararı var. Biz İstanbul’a il başkanı atayabiliyor muyuz? Atayamıyoruz. İl başkanı seçimi yapabiliyor muyuz? Yapamıyoruz” dedi.

Bunun üzerine “Kurultay nasıl yapılacak” sorusunu ise şöyle cevapladı:

“Ön hazırlıklarımızı yapıyoruz. Delegelerin seçimleriyle ilgili o tarihe kadar pek çok şeyin çözüleceğini ben şahsen düşünüyorum. Yani bu kadar uzun süreceğini düşünmüyorum. Özgür Beyler Yargıtay’daki dilekçelerini geri çekerlerse zaten karar kesinleşecek. Yargıtay’daki başvurularını geri çekerlerse yine seçimler yapacağız. Yine partinin kimliğine, partinin geleneklerine, partinin ahlakına uygun olarak yeni delegeler seçilecek.”

Kılıçdaroğlu, “Yargıtay’daki başvurusunu geri çekerse Özgür Özel kanadı, aslında siz bir anlamda bir çözüm yolu da mı öneriyorsunuz şu anda? Bir de bu kurultay süreci ne kadar sürede tamamlanır” sorusuna “En kısa sürede tamamlanmasını isterim. 4 aydan kısa da sürebilir” dedi.

“KURULTAYDA ADAY OLMAK İSTEYENLER ÖZGÜRCE ADAY OLACAK”

Kılıçdaroğlu, “Yapılacak ilk kurultayda da genel başkan adayı siz misiniz” sorusuna, “Şimdi bakın, o güvenli limana getireceğim. Kurultayı yapacağım. Kurultayda aday olmak isteyenler kimse özgürce aday olacaklar. Özgürce propagandalarını yapacaklar. Özgürce adaylıklarını ilan edecekler. Onlara hiç kimse bir şey söylemeyecek. Hiç kimse onların aleyhine konuşmayacak. Bunun garantisini veriyorum. Güvenli liman… Yani parti gerçek anlamda kuruluşundaki felsefeye uygun olarak kurultay yapacak. Benim düşüncem şu: Partiyi güvenli limana getirmek ve partiyi gerçekten de yeni arkadaşlara, yeni yöneticilere, o güvenli limanda görev yapmalarına imkân sağlamak” dedi.

Kılıçdaroğlu, “Genel başkanlıktan ayrılıp ofis tuttuğunuz süreçte ofisinizin finansmanı nasıl sağlandı? Çok tartışma konusu oldu. Buna bir yanıtınız var mı” sorusuna, “Milletvekili seçildiğim gün kendi mal varlığımı kendi internet siteme koydum. ‘Benim mal varlığım budur’ dedim. Dolayısıyla 27,5 yıllık bürokratik hayatımda en ufak, en ufak bir şaibeyle karşı karşıya kalmadım. Ve en çok soruşturulan, hakkında en çok soruşturma yapılan bir kişiyim. Hiç korkmadım. Hiç çekinmedim. Her yerde hesabını verdim. Şimdi ben milletvekili emeklisiyim. Aynı zamanda bürokrasideki müsteşar yardımcılığından da, yani iki aylık alıyorum ben” yanıtını verdi.

“GENEL MERKEZ, KORYMALARIN YEMEĞİNİ KESTİ VE BANA TAHSİS EDİLEN ARABALARI GERİ ÇEKTİ”

Kılıçdaroğlu, “Korumaların yemek parasını, yemeğini genel merkez karşılıyordu. Bana baştan arabaları da genel merkez veriyordu. Teşekkür ettim kendilerine. Ama bir süre sonra genel merkez korumaların yemeğini kesti ve bana tahsis edilen arabaları da geri çektiler. Şimdi bu yakışmaz. Bir genel başkanınıza araba tahsis etmişseniz bunu geri çekmesi doğru değildir. Korumalar benim korumalarım değil. Devletin korumaları. Yani hepsi polis. İçişleri Bakanlığı’nın görevlileri. Bunların yemeğini niye kestiniz? Karşıdaki lokantayla anlaştık. Oradan gelen faturaları ödedik. Bir kısmını ben ödedim, bir kısmını gelen yardımlarla ödedik” dedi.

Ödemelerin kesilmesini doğru bulmadığını ifade eden Kılıçdaroğlu, daha sonra bir iş insanının devreye girdiğini belirterek, “Bir iş insanı bana destek oldu. Bir iş insanı geldi, araçlarımı ödedi. Korumalarımın yemeğini ödedi.” dedi. Kendisine mali destek veren kişinin kimliğinin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, “Kim olduğunu açıklamam doğru olmaz.” ifadesini kullandı.

73 İL BAŞKANININ KURULTAY DİLEKÇESİ

Kılıçdaroğlu, “73 il başkanının sizi desteklemediği, size karşı konumlandığı açıklandı. Onlara da ihraç yolu açılıyor mudur” sorusuna, “Hayır. Buraya geldiler, genel merkeze. Kurultayın yapılmasıyla ilgili dilekçe vereceklerdi. Dedim ki: ‘Bu arkadaşları karşılayın.’ Karşıladılar. Konuşma yapacaklarmış. Bahçeye kürsü koyun. Kürsüde çıksınlar. Kim konuşma yapacaksa konuşmasını yapsın. Partililik budur” cevabını verdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi grubunun partinin politikasını belirleyemeyeceğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin partinin politikasını partinin kurultayı belirler. İki, partinin parti meclisi belirler. Üç, MYK belirler. Dört, genel başkan belirler. Belediye başkanları ise CHP’nin belirlediği, partinin belirlediği politikayı alanlarında uygulamaya koyarlar. Örneğin, ne diyoruz? Belediyeler kreş açsın. Nerede? Yoksul mahallelerde. O zaman bu partinin bir politikasıdır ve belediye başkanı yoksul mahallelerde kreş açar ve parti de bunu takip eder. Belediye başkanları parti politikasını belirleyemezler. Kimin cumhurbaşkanı seçilip seçilmeyeceğini, kimin aday olup olmayacağını partinin kendisi belirler.”

“SİZ DEVLETİ TANIMIYORSUNUZ”

Kılıçdaroğlu, “Burada yaptığınız konuşmada ‘FETÖ ajanlarını partiden uzaklaştıramadığım için özür dilerim’ dediniz. Kimdir bunlar?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Şimdi bu konu, Özgür Bey’in Kübra Par’a yaptığı bir açıklamada, MİT Müsteşarı Sayın İbrahim Kalın’la görüştüğünü, partide FETÖ’cülerin olduğunu; üye alımlarında CHP’ye FETÖ ve diğer örgütler sızmasın diye MİT’ten istihbarat desteği istedik falan filan… Kamudan destek alınmaz. Yani siz gidip Milli İstihbarat Teşkilatı’na ‘Gel bütün bu parti üyelerine bak, bunların içinde FETÖ’cüler var mı yok mu, bize bilgi ver’ diyemezsiniz. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın böyle bir görevi yok. Milli İstihbarat Teşkilatı FETÖ’cü varsa gelir, kulağından tutar alıp götürür. Bitti, bu kadar basit. Siz devleti tanımıyorsunuz. Devlet dediğiniz kurumun çalışma yöntemini bilmiyorsunuz. Devlet böyle yapmaz.”

Kılıçdaroğlu, “Yani FETÖ’nün Özgür Özel ve arkadaşlarını desteklediğini mi söylüyorsunuz” sorusuna, “Evet, destek veriyorlar. YouTuber’lara bakın. Hepsi destek veriyor. Benden çekiniyorlar Özgür Bey ile bu konuda hiç konuşmadık” dedi.

“PARTİNİZE SAHİP ÇIKACAKSINIZ”

Kılıçdaroğlu, son olarak tüm partililere şöyle seslendi:

“Partinize sahip çıkacaksınız. Yukarıdaki tartışmaların parçası olmayacaksınız. Siz partilisiniz. Yukarıda kavga, tartışma olabilir ama partililer partilerine sahip çıkacaklar. Kural budur.”