Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İYİ Parti Grup Toplantısı…. Dervişoğlu’ndan fon krizi sorusu: “Erdoğan bütün bunlardan habersiz midir?”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, fon krizine ilişkin, “Erdoğan bütün bunlardan habersiz midir? Eğer öyleyse, bu başlı başına büyük bir yönetim zaafıdır. ‘Erdoğan, olup biteni biliyor ama engelleyemiyor mu?’ sorusudur. O zaman bu sistemin ‘hızlı karar’, istikrar ve ‘koordinasyon’ diye anlatılan bütün gerekçeleri çökmüş demektir. Eğer Erdoğan, olup bitenden haberdarsa bu saadet zincirinin büyümesine göz yummuş demektir. Siyasi nüfuzun sağladığı imkânların kullanılmasına ses çıkarmamış, Erdoğan bu suça iştirak etmiş demektir” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, fon krizine ilişkin, "Erdoğan

(TBMM) – İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, fon krizine ilişkin, “Erdoğan bütün bunlardan habersiz midir? Eğer öyleyse, bu başlı başına büyük bir yönetim zaafıdır. ‘Erdoğan, olup biteni biliyor ama engelleyemiyor mu?’ sorusudur. O zaman bu sistemin ‘hızlı karar’, istikrar ve ‘koordinasyon’ diye anlatılan bütün gerekçeleri çökmüş demektir. Eğer Erdoğan, olup bitenden haberdarsa bu saadet zincirinin büyümesine göz yummuş demektir. Siyasi nüfuzun sağladığı imkânların kullanılmasına ses çıkarmamış, Erdoğan bu suça iştirak etmiş demektir” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Ankara Pursaklar’da güvenlik kontrolü yaparken saldırıya uğrayak şehit olan polis memuru Ali Türkoğlu’na başsağlığı diledi.

Yeni yasama yılının açıldığını, bu yılın sıradan bir yasama yılı olmadığını belirten Dervişoğlu, “Artık seçimlerin arifesindeyiz. Sandık yüzünü göstermiştir. Bu Meclis’te kim ne söylerse, hangi düğmeye basarsa, hangi haksızlığın karşısında durur, hangisinin önünden başını eğip geçerse, millet sandığa giderken hepsini hatırlayacaktır. Biz de söyleyeceğimiz her sözü, vereceğimiz her oyu, takınacağımız her tavrı milletimizin hafızasına emanet edeceğiz” diye konuştu.

Meclis kapanırken, “Meclis tatile girer, İYİ Parti tatile girmez” dediklerini ve sözlerini tuttuklarını söyleyen Dervişoğlu, “Tandoğan’da açtığımız bayrağı, Balıkesir’de Kuvayımilliye’nin meydanına taşıdık. Aksaray’da gazilerimizle, şehit ailelerimizle, milletimizle buluştuk. Sokaklarda, kahvelerde, tarlalarda, camilerde, pazar yerlerinde her yerde milletimizi dinledik. Şimdi meydanlardan aldığımız sesi, sözü ve emaneti yeniden milletin kürsüsüne taşıyoruz” ifadelerini kullandı.

“BU İKTİDAR GÖZETİMİNDE HIRSIZLIKTIR”

Müsavat Dervişoğlu, sermaye piyasalarındaki fon krizinin, münferit bir olay olmadığını belirterek, şunları söyledi:

“Bu bir magazin olayı değildir. Üç beş zenginin yatını, katını, arabasını, servetini sayma meselesi, hiç değildir. Bu, iktidar gözetiminde hırsızlıktır. Tam bir sene önce bu kürsüden borsada, fonlarda küçük yatırımcının sırtından dönen işleri anlattık, uyardık. İlgili kurumlara seslendik. Ardından 2 Aralık 2025 tarihinde, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında Finansal İstikrar Komitesi toplandı. Fonlar konuşuldu. Riskler konuşuldu. SPK’nın alabileceği tedbirler konuşuldu. Demek ki bugün kimse çıkıp; ‘Devlet bilmiyordu’ diyemez. Devlet biliyordu, kurumlar biliyordu, uyarılar yapılıyordu ve aylar boşa geçti. Hepimiz biliyoruz ki bu çapta bir vurgun, siyasetten onay almadan, yargıdan zırh kuşanmadan, bürokrasiden yol bulmadan yapılamaz. Bu devlet yıllardır bize bir şirket gibi yönetiliyor diye anlatıldı.

“DEVLET ŞİRKET DEĞİLDİR, AİLE ŞİRKETİ HİÇ DEĞİLDİR”

Ben artık bunun bile mevcut durumu açıklamaya yetmediği kanaatindeyim. Çünkü en alelade şirket dahi, bütün varlığı yağmalansın, içi boşaltılsın ve sonunda tasfiye edilsin diye yönetilmez. Buradaki sorun artık devleti şirket gibi yönetmek değildir. Bunun adı zimmete geçirmektir, el koymaktır. Devlet imkânlarını kamu emaneti olarak değil, üzerinde tasarruf edilecek bir mülk gibi gören zihniyet ile karşı karşıyayız. Makam hizmet yeri olmaktan çıkıyor, imtiyaz kapısına dönüşüyor. Liyakat yerini sadakate bırakıyor. Sadakat kayırmayı, kayırma cezasızlığı, cezasızlık da bugünkü çürümeyi üretiyor. Devlet şirket değildir. Aile şirketi, hiç değildir.

Ortada, Türk Milletinin sorduğu çok hayati sorular var. Birincisi, ‘Erdoğan bütün bunlardan habersiz midir? Her şeye gücü yeten; bakanını, valisini, bürokratını atayan; kurulların yönetimini belirleyen; devlet idaresinin en tepesinde bulunan Cumhurbaşkanı, bu büyüklükteki bir organizasyondan, on milyarlarca dolar kara paradan gerçekten habersiz midir?’ Bir an için diyelim ki, evet, habersizdir. Eğer öyleyse, bu başlı başına büyük bir yönetim zaafıdır. Siyasi hayatı boyunca hep daha fazla yetki isteyen, her fırsatta daha fazla yetki alan ve sonunda yürütme gücünü bir makamda toplayan Erdoğan, demek ki artık topladığı bu yetkilerin altından kalkamıyor demektir. Paslanma tehlikeli bir düzeye gelmiş demektir.

İkinci soru, ‘Erdoğan olup biteni biliyor ama engelleyemiyor mu?’ sorusudur. O zaman bu sistemin ‘hızlı karar’, istikrar ve ‘koordinasyon’ diye anlatılan bütün gerekçeleri çökmüş demektir. Ve yine Erdoğan zaaf içindedir demektir. Üçüncü soruysa çok daha vahimdir, eğer Erdoğan olup bitenden haberdarsa bu saadet zincirinin büyümesine göz yummuş demektir. Siyasi nüfuzun sağladığı imknların kullanılmasına ses çıkarmamış, Erdoğan bu suça iştirak etmiş demektir. Başka bir ihtimal varsa buyursunlar anlatsınlar. Türk Milleti duymak istiyor. AKP’lisi, MHP’lisi, Yeni Parti’lisi, CHP’lisi. Ve İyi Partilisi… Bu şüphe, şunun bunun üzerinde değil, doğrudan doğruya sizin üzerinizdedir Sayın Erdoğan. İşlenen suç da sizi üzme suçu değil, Türk milletini soymak suçudur.

“SORUMLULUĞU ALMIYORSUNUZ”

Sayın Erdoğan, siyasi hayatınız boyunca milletten yetki istediniz, ‘Yapacağız’ dediniz. Millet yetkiyi verdi. Bir daha istediniz. Millet yine ‘tamam’ dedi. Başbakan oldunuz. Cumhurbaşkanı oldunuz. Parlamenter sistemi kaldırdınız. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini kurdunuz. Bakanı siz atıyorsunuz. Valiyi siz atıyorsunuz. Kurulları siz belirliyorsunuz. Üst düzey bürokrasiyi siz tayin ediyorsunuz. Şimdi de çevrenizden; ‘Reis her şeye yetişemez’, ‘Bu kadar iş bir kişiye fazla’ sesleri geliyor. Allah aşkına, siz ne istiyorsunuz? Millet yetki verince daha fazla yetki istiyorsunuz ama sorumluluğu üzerinize almıyorsunuz. Olmaz! Her gücün bir sorumluluğu vardır. Mutlak gücünse mutlaka sorumluluğu vardır.”

“SOYGUNA İKTİDAR PARTİSİNİN YÖNETİCİLERİNİN ADI KARIŞIYOR”

Çürümenin tüm devlet kurumlarına da sirayet ettiğini, sorunun kişilerden ziyade bir sistem sorunu olduğunu belirten Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Soyguna iktidar partisinin yöneticilerinin adı karışıyor. Birileri görevinden ayrılıyor. Yanlış anlamayın, partideki görevinden affını istiyor. Gerçi büyük ceza kesip, WhatsApp gruplarından da çıkarıyorlar. Peki ya sonra, sonrası yok. Her konuşmanızda millete ahlak dersi veriyorsunuz Sayın Erdoğan. Peki kendi partiniz için ne yapıyorsunuz? Bütün u hırsızlıkları, yolsuzlukları, uğursuzlukları yapanlar, bu suçlara ortak olanlar acaba sizden bir müeyyide beklemiyorlar mı? Bunları partinizde ihraç ettiniz mi örneğin? Bunun için ne gerekiyor? Bu kadar yolsuzluğun, hırsızlığın, uğursuzluğun ortağı olan için hangi savcının iddianamesini, hangi mahkemenin kararını bekliyorsunuz? Sizin partinizin disiplin yönetmeliği yok mudur? Partinizin kendi siyasi ahlakı yok mudur? Ceza verecek adam bulamıyorsunuz da faturayı yine her zaman olduğu gibi millete kakalayacağınızı mı zannediyorsunuz? Bu millet buna artık izin vermeyecektir. Bu kötü düzenin bir parçası asla olmayacaktır.”

Salonda “Hükümet istifa” sloganları atılması üzerine Dervişoğlu, “Bunlar gitmezler. Bunları millet gönderecek. O gün de yavaş yavaş geliyor. Bunları millet gönderecek İYİ Parti’yi de iktidar yapacak” dedi.

“BİZ KELLE İSTEMİYORUZ HESAP İSTİYORUZ”

İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, bu kirli düzenin, bir de kirli çarkının, borsasının blunduğunu ifade ederek, “

“15 Temmuz ihanetinden sonra FETÖ borsasının nasıl kurulduğunu bu millet gördü. Suçlunun parayla aklandığı; suçsuzun siyasi husumetle suçlu ilan edildiği; aracıların, simsarların türediği; adaletin işportaya düşürülmeye çalışıldığı günleri gördük. Şimdiden uyarıyorum, aynı şey bu büyük soygunda da yaşanmasın. Fon borsası yetmedi, bir de aklanma borsası kurulmasın. Üç beş kurban verilip, bu çarkın asıl sahipleri aklanmasın. Biz iktidardan kelle istemiyoruz. Önümüze birinin kellesini atıyorlar hep… Hesap istiyoruz! Hesap yurttaş olarak hesap verilsin istiyoruz. ‘Haksız kazançların iadesi’ diyerek hırsızın aldığını sözde geri getirip masaya bırakmasını da adalet diye kabul etmiyoruz. Haksız kazançların iadesi yetmez. Haksız ve hukuksuz kullanılan yetkilerin de iadesi gerekir. Milletin yalnızca parası pulu değil, itibarının, haysiyetinin de iadesi gerekir. Herkes çaldıklarını geri verecek. Geri vermekle kalmayacak, hesabını da verecek.

“VUGUN KONUŞMASIN DİYE MECLİS’İ KAPATIP KAÇTILAR”

İşte tam da böyle bir tablonun ortasında, 1 Ekim günü bu Meclis’in kürsüsünden iki konuşma dinledik. Sayın Erdoğan konuştu. Sayın Meclis Başkanı konuştu. Her iki konuşmada da bize yeni bir siyasi dönem tarif edildi. Sayın Erdoğan, yüz binlerce insanın parasının iç edildiği vurgunu, ‘Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorun’ diye küçültürken, aynı konuşmada, ‘Büyük Türkiye Mutabakatı’ndan söz etti. ‘Mutabakat içinde rekabet’ dedi. ‘İç cephenin tahkimi’ dedi. İhanet yasasına verilen 467 oyu gösterdi. Ve bütün bunların ucuna yeni anayasayı ekledi.

Sayın Kurtulmuş da yeni anayasayı ertelenemez bir sorumluluk olarak tarif etti. Fon skandalına ilişkin de ‘Kime kadar gidiyorsa hesabı sorulmalı’ dedi. Çok güzel… Biz de aynısını söylüyoruz. İşte önergesini de verdik. Kime gidilmesi gerekiyorsa gidilsin diye, kimden hesap sorulması gerekiyorsa sorulsun diye, ‘Meclis’te bir komisyon kuralım’ dedik. Dedik ve ne olduğunu da dün milletimiz gördü? Gördünüz değil mi? Vurgun konuşulmasın, hırsızlık konuşulmasın diye, komisyon kurulmasın diye, Meclis’i kapatıp kaçtılar. Meclis’ten kaçtılar, Meclis’ten.”

“467 VEKİL OYU TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ ÜZERİNE AÇIK ÇEK VERMEZ”

Dervişoğlu, fon krizine ilişkin Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilerin, eşit sayıda üyeyle katıldığı bir komisyon kurma önerisinde bulunarak, şöyle konuştu:

“Siyasette kim varsa, bürokraside kim varsa, piyasada kim varsa, çıkaralım milletin önüne. Bakalım ‘kime kadar gidiyorsa’ diyenlerin elleri o gün de kalkacak mı? Yoksa çerçeve yasada kalkan o 467 el, hesap sormaya mı kalkacak, yoksa sıraların altına mı altına mı girecek? Hep birlikte bir görelim. Yeri gelmişken, şu 467 meselesini de konuşalım. Bir yasaya 467 milletvekilinin oy vermiş olması hiç kimseye Türkiye’nin geleceği üzerinde açık çek vermez. Bir yasayı 467 el geçirebilir ama bir milletin vicdanını hiçbir el susturamaz. Terörle mücadele adı altında başlayan bir sürecin aritmetiğini alıp, yeni rejimin tapusu gibi gösteremezsiniz.

“SİZİN MİLLETİMİZLE DEĞİL TERÖRİSTLE MUTABIKSINIZ”

Üstelik hala cevap bekleyen sorular ortadadır. Silah gerçekten bırakıldı mı? Bırakıldıysa kaç silah, nerede ve kimin gözetiminde teslim edildi? Örgüt gerçekten dağıldı mı? Yoksa sınırımızın hemen ötesinde adını, biçimini, statüsünü değiştirerek yoluna devam mı ediyor? Terör elebaşları neden her geçen gün daha fazla siyasi muhatap haline getiriliyor? Bu sorulara cevap vermeden milletin bilmediği pazarlıkları ‘Milli mutabakat’ etiketiyle önümüze koyamazsınız. Çünkü siz, mutabakatın da ne olduğunu bilmiyorsunuz. Nedir Mutabakat? İktidarın çizdiği dairenin içine muhalefeti davet etmek midir? ‘Ben yolu çizdim, siz de arkamdan gelin’ demek midir? Hayır. Açık açık söylüyorum, siz milletimizle değil, teröristle mutabıksınız teröristle.”

“ANAYASA VATANDAŞI RAHMETSİZ YAĞMURLARDAN KORUMAK İÇİN VARDIR”

Müsavat Dervişoğlu, anayasanın, bir iktidarın kullanım kılavuzu değil, milletin devletle yaptığı sözleşme olduğunu vurguladı. Anayasanın iktidarı değil, vatandaşı korumak için var olduğunu söyleyen Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Anayasa, sistemin çatısıdır. Vatandaşı ‘Rahmetsiz yağmurlardan’ korumak için vardır. Bugün mevcut Anayasayı çiğniyorlar. Ama 12 Eylül Anayasası olduğu için değil, kendilerini sınırladığı, hesap vermeye, ölçülü olmaya zorladığı için çiğniyorlar. 86 milyonun ortak iradesi değil, iki dudakları arasından çıkan sözler ferman kabul edilsin, yasa olsun diye çiğniyorlar. Yandaşını, ortağını, yancılarını korumak için çiğniyorlar. Kendilerinden olmayana eziyet için çiğniyorlar. Yoksa, dibacesi dahil, üçte ikisi değiştirilmiş, hükümet sistemi baştan aşağı yeniden kurulmuş, Cumhurbaşkanına verilmedik yetki kalmamış Anayasa’yla bu kadar sorun yaşamazlardı. Mesele Anayasanın eski olması değildir. Mesele sizin sınır tanımamanızdır.

“ANAYASA İMRALI’YLA YAPILACAK PAZARLIĞIN SENEDİ DEĞİLDİR”

Ne istiyorsanız açık konuşun. Aziz milletimizden emellerinizi gizlemeyin. Siz 15 Temmuz ihanetini istismar ederek tek adam rejimini kuranlarsınız. Şimdi de Türk Milletinin huzur arayışını, ‘Ömür boyu başkan kalmak için’ istismar etmek niyetindesiniz. Türkiye’nin başına altından kalkamayacağı yeni belalar açmak için anayasa yapılmaz. Anayasa bir siyasi ittifak sözleşmesi değildir. İmralı’yla yapılacak pazarlığın senedi de değildir. Hele hele başka ülkeler ile yaptığınız taşeronluk akdinin ek protokolü hiç değildir. Herkes bunu doğru bilmek ve anlamak mecburiyetindedir. Türkiye’nin ihtiyacı, milletine sürü muamelesi yapmayan adam gibi bir Cumhuriyet idaresidir. Anayasal hürriyet rejimidir.”

“TÜRK ASKERİNİ İHRAÇ MALI GİBİ GÖREMEZSİNİZ”

Mekke anlaşmasına da değinen Dervişoğlu, “Duyumlardan biliyoruz. İçerikten milletin haberi yok. Anlatıldığı kadarıyla, imzacı ülkelerden birine yapılacak saldırı diğerlerine de yapılmış sayılacak. Şimdi soruyorum: Bu anlaşma bize hangi güvenliği sağlayacaktır? Yok eğer aranan şey güvenlik değilse ne arıyorsunuz? Para mı? Finansman mı? Başka bir siyasi pazarlık mı? Yoksa yeni tehditler, yeni belalar mı? Neyin peşindesiniz? Türk askerini ihraç malı gibi göremezsiniz. Mehmetçiği lejyoner haline getiremezsiniz. Başka devletlerin güvenliğinin kefili olurken, Türkiye’nin önüne hangi faturanın konulduğunu bilmek milletin hakkıdır. Türk askerinin kanı hiçbir mali paketin teminatı değildir, olamaz” dedi.

DERVİŞOĞLU, EMEK ÇALIŞTAYIN ÇAĞRIDA BULUNDU

Hukuku düzeltmeden, ekonominin, devleti düzeltmeden, piyasanın düzeltilemeyeceğini söyleyen Dervişoğlu, “Çünkü bu sistem, saadet zinciri üretir. Ponzi üretir. Fon vurguncusu üretir. Bahis çetesi, dava borsası, kara para üretir. Ve sonunda ahlaklı vatandaşa ‘Biraz daha sabret’ derken, imtiyaz sahibine yeni bir kapı açar. İşte bu yüzden; 10 ve 11 Ekim’de İYİ Parti Emek Çalıştay’ında bir araya geleceğiz. Geçtiğimiz günlerde hak ararken canına kıyan emeklimizin haykırdığı gibi: ‘Para için değil, onurumuz için’. Çünkü mesele gerçekten, yalnız para değildir. Mesele, çalışan insanın yarınından emin olmasıdır. Emeğinin karşılığını almasıdır” diye konuştu.

“BU DÜZEN KAHRAMANLIK SATAR AMA ATEŞTE YANAN SEN OLURSUN”

“Şimdi cumhur ittifakına oy vermiş vatandaşlarıma sesleniyorum” diyen Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Bize inanmak zorunda değilsin. Bizi sevmek zorunda da değilsin. De ki biz yanlışız, de ki ‘Reis doğrusunu biliyor’, Sen sor, ‘Bu yanlışlıklar neden oluyor’ diye sor. ‘Niye cebimdeki artmıyor’ diye sor. ‘Niye elimdeki azalıyor’ diye sor. ‘Niye ben bir aylık maaşla ay sonunu getirmeye çalışırken oy verdiğim insanların çevresinde milyonlar, yüz milyonlar, milyarlar konuşuluyor’ diye sor. İlçende sor, ilinde sor, milletvekiline sor, bakanına sor, partine sor. ‘Biz Adalet ve Kalkınma Partisi miyiz; Yoksa Arsızlıkları Kapatma Partisi miyiz’ diye sor! Bizim sormamıza güvenmiyorsan sen sor. Çünkü bu düzen sana rüya satar, bedelini ise senin gerçeğinden alır. Bu düzen sana kahramanlık satar, ama ateşte yanan sen olursun.”