Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İYİ Parti Grup Toplantısı.. Dervişoğlu: “Siyasi partiye kayyum, medyaya kayyum. Türk demokrasisi darbeler gördü ama bu kadarına şahit olmadı”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV’ye kayyım atanmasına tepki göstererek, “Siyasi partiye kayyum, medyaya kayyum. Türk demokrasisi darbeler gördü ama bu kadarına şahit olmadı” dedi. Dervişoğlu, “Gazeteciye hapis, mesaj atana gözaltı, sonra bir de lekelenmeme hakkından bahsediyorsunuz. Hırsıza lekelenmeme hakkı, İmralı canisine umut hakkı, katile unutulma hakkı yahu sizin lekelenecek yeriniz mi kalmış? İşte söylüyorum: Kurtluğunuz kocamış, metaliniz paslanmış, ahlakınız çürümüş, neyiniz kalmış lekelenecek sizin? Hukuk, sevdiğinizi koruyup sevmediğinizi cezalandırmanın adı değildir. Hak, iktidar çevresine gelince hatırlanan, vatandaşa gelince unutulan bir imtiyaz değildir” ifadesini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV'ye kayyım atanmasına

(TBMM) – İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV’ye kayyım atanmasına tepki göstererek, “Siyasi partiye kayyum, medyaya kayyum. Türk demokrasisi darbeler gördü ama bu kadarına şahit olmadı” dedi. Dervişoğlu, “Gazeteciye hapis, mesaj atana gözaltı, sonra bir de lekelenmeme hakkından bahsediyorsunuz. Hırsıza lekelenmeme hakkı, İmralı canisine umut hakkı, katile unutulma hakkı yahu sizin lekelenecek yeriniz mi kalmış? İşte söylüyorum: Kurtluğunuz kocamış, metaliniz paslanmış, ahlakınız çürümüş, neyiniz kalmış lekelenecek sizin? Hukuk, sevdiğinizi koruyup sevmediğinizi cezalandırmanın adı değildir. Hak, iktidar çevresine gelince hatırlanan, vatandaşa gelince unutulan bir imtiyaz değildir” ifadesini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısına katılarak gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Gerçeklerden korkmak bir iktidar için sonun başlangıcıdır. Yalanlarla, algı oyunlarıyla ayakta kalmaya çalışan bir iktidarın yapacağı en büyük hatalardan biri gerçeğin sesini kısmaya çalışmaktır. Geçtiğimiz hafta TBMM’de, Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu konuşulsun, araştırılsın istedik. İktidar ortakları ne yaptı? Meclisi kapatıp kaçtı. Gerçekleri kendileri de duymak istemiyor, Milletimiz de öğrenmesin istiyorlar. Bu akılla ayakta kalabileceğini zanneden iktidar, bu sabaha karşı da gazeteciliğin kapısına polis gönderdi, kayyum atadı, Halk Tv’nin yayınını durdurdu. Türkiye’de herkes, her kurum incelenebilir. Hukuki bir sorun varsa tespit edilir, gereği yapılır. Ancak bu iktidarın polis ve yargı aracılığıyla attığı adımlar artık hukuki olmaktan çıkmıştır. Şafak baskınları adaleti tesisten öte, bir iktidarın ömrünü uzatma çabasıdır. Kendi partisinden olmayan belediyeye kayyum. Sistemine dahil olmayan şirkete kayyum. Kendi gibi düşünmeyen demokratik kitle örgütlerine kayyum. Siyasi partiye kayyum, medyaya kayyum. Türk demokrasisi darbeler gördü ama bu kadarına şahit olmadı. Yanlışlarının üzerini yeni ve başka yanlışlarla örtmeye çalışan bir iktidarın çırpınışlarını izliyoruz. Ama şunu biliyoruz; hakikatin önünde hiçbir engel duramaz. Raf ömrünü tamamlamış bir iktidarı da hiçbir baskı ayakta tutamaz.

“MİLLETİMİZİN, MALI, MÜLKÜ, SERVETİ SÖZ KONUSU”

Geçtiğimiz hafta bu kürsüden, Türkiye’nin göz göre göre gelmesine rağmen göz yumulan bir fon skandalına nasıl sürüklendiğini anlattık. Bunun sıradan bir piyasa kazası olmadığını gibi bir magazin hikâyesi de olmadığını söyledik. Bugün bir kez daha uyarmak isterim! Türkiye bugünlere, 17-25 Aralıklardan gelmiştir. Biz, işin kendisini konuşacağımız yerde, kumpasçısını konuşmakta yetindiğimiz için gelmiştir. O sebepledir ki; soygunlardan kendine yol açmaya çalışan FETÖ gitmiş ama soygunlar bitmemiştir. Ne hırsız karşısında kumpasçı masumdur, ne de kumpasçı karşısında hırsız! Bugün görüyoruz ki kimi siyasetçiler, siyaset yapmaktan korktuğu için, siyaseti bazı gazeteciler yapmak zorunda kalıyor. O gazeteciler de tutuklandığı için, bazı siyasetçiler gazetecilik yapıyor! Kimse bu işi magazinleştirmemeli, aklınca ava giderken avlanma tuzağına düşmemelidir. Milletimizin, malı, mülkü, serveti söz konusudur. İktidarın mağduriyet masalını meşrulaştıracak tuzaklara düşmenin alemi yoktur! O bunu dedi, şu bunu dedi diye dedikodu çarkı kurulacağına, sistemin ve işin gerçek sorumlularının hesap vermesini sağlayacak bir yol çizilmelidir.

“BU İŞİN FATURASI 86 MİLYONUNUN ÜZERİNE YÜKLENEMEZ”

Tüm bünyeyi sarmış bir hastalıkla karşı karşıyayız. Bugün, kamu otoritesinin gözü önünde büyüyen, denetimsizlikle beslenen ve ancak artık saklanamaz hale geldiğinde fark edilmiş gibi yapılan büyük bir vurgunla karşı karşıyayız. İş inceliklidir, çok boyutludur, organizedir… Sistemin tepeden tırnağa çürük olduğunun bir kanıtıdır. Sorduk ve yine soruyoruz: Bu kadar büyük bir vurgun, siyasi, bürokratik ve hukuki bir koruma zırhı olmadan nasıl büyüyebilir? Aradan bir hafta geçti. İktidar partisi, halen kaçak dövüşüyor. Ancak bir kanun teklifi getirmeye mecbur kaldılar. Demek ki söylediklerimizin bir kısmını duymuşlar. Israrla tekrarlıyorum: Bu işin faturası Hazine’ye, kamu bankalarına ve 86 milyonun sırtına yüklenemez. Kâğıt üzerinde şişirilmiş hayali fon değerlerinin değil, vatandaşın cebinden çıkan anaparanın ve enflasyon farkının esas alınması gerekmektedir.

“MESELE SADECE PARANIN NASIL GERİ ÖDENECEĞİ MESELESİ DEĞİL”

Belli ki uyarılarımızı dinledikleri yerler var. Ama mesele yalnızca paranın nasıl geri ödeneceği değildir. Mesele, bu soygunun nasıl mümkün olduğudur. Kim göz yummuş, kim görevini yapmamıştır? Kim görevinin verdiği yetkiyi manipülasyonu önlemeye değil, kendisine haksız kazanç sağlamak veya hısım akrabasına tüyo vermek için kullanmıştır. Bir kanun çıkarılacaksa bu kanunun amacı, geçmişe sünger çekmek olamaz. Olmamalıdır… Bu soygun, ne süngerle, ne betonla, ne de uyduruk gündemler üreterek unutturulabilir. Böyle bir suç, hiçbir halının altına süpürülemez. Çalınan minareye kılıf hazırlayarak vakit kaybedeceğinize, bir kere olsun, bir hastalığı tedavi etmek için adım atın. İşte, izin verenler, denetim yapmayanlar oradadır. İsimler bellidir. Bir de çıkıp haksız kazanç elde edenlere ‘gönüllü iade’ yolu açıyorsunuz. Gönüllü iade ne demek yahu?

“DEVLET HIRSIZIN KAPISINA SADAKA KUTUSUYLA GİTMEZ”

Çal ama yakalanma, yakalanırsan da iade et kurtul, öyle mi? Soruyorum: Bir memlekette, işlenen suçun karşılığı ceza değilse, orada devletten bahsedilebilir mi? Asıl soruşturulması gereken mecralarda soruşturma ya yoktur ya da soruşturmanın gerekleri yerine getirilememektedir. Devlet, hırsızın kapısına sadaka kutusuyla gitmez… ‘Gönlünden ne koparsa’ demez. Ortada haksız kazanç varsa tespit eder, gider, onu geri alır ve cezai şartlarını yerine getirir. Yoksa bunun adı hukuk değil, tıpkı daha evvel gördüğümüz gibi aklanma borsaları olur. Altını bir kez daha çiziyorum, FETÖ borsası rezaletini yaşayan Türkiye’ye, bu defa da fon soygunu borsası gibi bir rezaleti yaşatamanıza asla ve asla izin vermeyeceğiz.

“KARDEŞİM SİZİN HİÇ Mİ GÖREV VE SORUMLULUK AHLAKINIZ YOK? FETÖ MÜ ATAMIŞ SPK’YI, BDDK’YI?”

İktidar kendini yine aynı tanıdık bahanelerle savunmaya çalışıyor. Ama bilsinler ki, ‘Biz de kirliyiz ama onlar bizden daha kirli’ gibi sözlerle çamur edebiyatı yaparak ve başka davalara atıfta bulunarak kendilerini kurtaramazlar. Bu tür sözler, milletin kayıplarını da yerine koymaz. İlk günlerde ‘Bu soygun kime giderse gitsin gereği yapılacak’ diyenler yavaş yavaş, ‘Dış güçlerin oyunu, FETÖ’nün kumpası’ gibi laflara başladılar. Soruyorum: Yahu kardeşim sizin hiç mi görev ve sorumluluk ahlakınız yok? FETÖ mü atamış SPK’yı, BDDK’yı? O fon şirketlerine çalışma iznini dış güçler mi vermiş? Hayır! Hepsinin altında tek bir imza var. Kamu bankaları milyarlarca lira teminat sağlamış, piyasayı denetlemesi gerekenle, denetlenecek yerin yönetimi aynı kişiye teslim edilmiş. Vallahi Sülün Osman’ın aklına gelmezdi böyle bir şey! Devleti siz yönetiyorsunuz, atamaları siz yapıyorsunuz, izinleri sizin kurumlarınız veriyor. Denetlemek sizin göreviniz, işler patlayınca da dönüp suçluyu dışarıda arıyorsunuz. Ben size meseleyi o özlü sözümüzle izah edeyim: Hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz. Orayı burayı suçlamayı bırakın. Bir kere de kendi yaptığınıza bakın! Aynaya bakın aynaya! Eyy hırsızların, vurguncuların hamileri aynaya bakın aynaya. Suçlu orada.

“KURTLUĞUNUZ KOCAMIŞ, METALİNİZ PASLANMIŞ, AHLAKINIZ ÇÜRÜMÜŞ”

Gazeteciye hapis, mesaj atana gözaltı, sonra bir de lekelenmeme hakkından bahsediyorsunuz. Hırsıza lekelenmeme hakkı, İmralı canisine umut hakkı, katile unutulma hakkı yahu sizin lekelenecek yeriniz mi kalmış? İşte söylüyorum: Kurtluğunuz kocamış, metaliniz paslanmış, ahlakınız çürümüş, neyiniz kalmış lekelenecek sizin? Hukuk, sevdiğinizi koruyup sevmediğinizi cezalandırmanın adı değildir. Hak, iktidar çevresine gelince hatırlanan, vatandaşa gelince unutulan bir imtiyaz değildir. Bakınız, burada bir mesele daha var. Riski 7 üzerinden 1 olan para piyasası fonunda parasını tutan vatandaşla, riski 7 üzerinden 7 olan spekülatif fon yatırımcısını aynı tasfiye mantığının içine sokuyorsunuz. Tasfiye kararından önce yasal satış emrini vermiş, işlemi takasa girmiş vatandaşı bile tasfiye çuvalına atıyorsunuz. Sonra ‘Yüzde 70’in parasını önce ödeyeceğiz’ diyorsunuz. Mesele yüzde 70’e sus payı vermek midir? Yoksa yüzde 100 adalet midir? Bu yasayla neyi telafi ediyorsunuz? Vatandaşın kaybını mı yoksa iktidarın siyasi kaybını mı? En önce yapmanız gerekeni yapmak hala hiç aklınızdan geçmiyor.

“ÇALINAN ARTIK BEYTÜL MAL DA DEĞİL, MİLLETİN CEBİNDEKİ PARADIR”

Ülkemizin sermaye piyasalarındaki hassas durumunu da gözeterek sözlerimi oldukça dikkatli seçmeye gayret ediyorum. Ancak, lamı cimi yok, SPK yönetimi acilen görevden el çektirilmelidir! Gerçi görevden el çektirilmesi gereken kişi belli de, neyse konuyu dağıtmayalım. Onun da gereğini zaten milletimiz yapacaktır! Çoğu gitmiş azı kalmıştır. Meclis’te bütün partilerin eşit biçimde temsil edildiği gerçek bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. Kim kazandı, kim erken çıktı, kim bilgi aldı, kim göz yumdu, kim korudu; millet, bunların tamamını öğrenmelidir! Çalınan artık beytül mal da değil, milletin cebindeki paradır. Burada laf ebelikleriniz sökmez. Yaptıklarının milletin boğazına dayandı. Yalana ayırdığınız vakti hakikatlere ayırsaydınız, bugün her şey bambaşka olurdu.

(Sürecek)