(İZMİR) – İzmir’de üniversite öğrencileriyle buluşan İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “İktidara geldiğimiz gün, yapılacak en önemli icraatlardan biri İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönmek ve kadınların, çocukların haklarını ve güvenliğini teminat altına almak olacaktır. Bir tane kız evladım var ve ben ona teslim aldığım gibi bir dünya bırakamıyorum. Ona bir gelecek inşa edemiyorum. Bunun mahcubiyeti bana yetiyor” dedi.
İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu, İzmir Ekonomi Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği “Gençlik Perspektifinden Türkiye” paneline katıldı. Üniversite kampüsünde gerçekleşen etkinlikte konuşan Dervişoğlu, gençlerin eğitim sürecinde dahi gelecek kaygısı yaşadığını belirterek mevcut sistem üzerinden eleştirilerde bulundu.
“Teslim olmayın”
İzmir’de düzenlenen panelde öğrencilerle bir araya gelen Müsavat Dervişoğlu, kendi öğrencilik yıllarından örnek vererek geçmişte devletin öğrencilere daha fazla imkân sunduğunu söyledi. Sağlık Bakanlığı bünyesinde gece memurluğu yaptığını hatırlatan Dervişoğlu, bugün üniversite öğrencilerinin aynı fırsatlara sahip olmadığını ifade etti. Dervişoğlu şunları söyledi:
“Ben hep yapmış olduğum ziyaretlerde ya da genç arkadaşlarımızı temsilen yaptığım konuşmalarda şansımı da anlatıyorum olumsuzlukların yanında. Şimdi ben üniversite öğrencisiyken devlet memuruydum. Yani eğitimimi sürdürebilmek mümkün olsun diye memur olmuştum. Sağlık Bakanlığı bünyesinde gece memurluğu yapıyordum. Dolayısıyla bu benim için çok büyük bir şanstı. Benim pozisyonumda olan çok kişiye de tahsil hayatını sürdürebilmeleri açısından devlet imkân tanıyordu. Ama bugün maalesef bunu söyleyebilmek mümkün değil. Üniversiteli genç arkadaşlarımız daha eğitim yıllarındayken gelecek kaygısına kapılıyor. Ayrıca bilgisi, tecrübesi, kabiliyeti ne kadar yüksek olursa olsun acaba mülakat zincirlerini kırabilecek mi, devlet kendisine bir imkân sunabilecek mi endişesiyle yaşamını sürdürüyor. Size ancak şunu söyleyebilirim: Teslim olmayın kardeşim. Yani bu günlerin mutlak surette geçeceğini, hedefleriniz, idealleriniz çerçevesinde mutlaka size bir yol açılabileceğini asla aklınızdan uzak tutmayın.
Bu memleketin hem gençleri açısından hem burayı yaşanmaz görüp mezun olduktan sonra kendisine yurt dışında imkân yaratmak için çaba sarf eden arkadaşlarım açısından söylüyorum bütün bunları. Bu olup biten, yaşanan liyakatsizliği sistemden kaynaklı olarak zaten doğal şekilde ortaya çıkaran bu düzenin nihayete ereceğini aklınızdan asla uzak tutmayın.”
“Birçok konuda Devlet Bahçeli’yi muhatap almaya bile değer bulmuyorum”
Sosyal medyada gündem olan, Devlet Bahçeli’nin elini öptüğü fotoğrafa da değinen Dervişoğlu, söz konusu görüntülerin geçmiş yıllara ait olduğunu belirterek şunları aktardı:
“Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflar eski fotoğraflardır. Yani partide genel başkan yardımcısıyken ya da milletvekiliyken Sayın Bahçeli’nin elini öptüğüm doğrudur. Onun elini öptüğüm dönemdeki fikirleri değiştiği için zaten biz Milliyetçi Hareket Partisi’nden ayrıldık. Ama bu durum sosyal medyada kullanılıyor. Muhataplarımı istiskal etmemek, aşağılamamak için de görmezden gelmeye çalışıyorum ama sen madem ki sordun, ben bunu böyle cevaplamış olayım. Kimse de alınmasın.
Devlet Bey benim hocamdır üniversite yıllarından; kendisini 1978 yılından beri tanırım. Geçmişte ayrıldığım partinin de 10 yıl il başkanlığını yapmış biriyim. Dolayısıyla benim herkese duyduğum saygının bir benzerini ona göstermek insani olarak benden beklenen bir şeydir. Ben sana da saygıda kusur etmem çünkü. Bu, beşerî münasebetler noktasında takip ettiğim bir şeydir. Aile terbiyemden kaynaklanan bir durumdur. Şimdi memleketin beklentisinin, milletin beklentisinin hilafına, devletin bekasına zarar verecek söylemler ifade ettiği andan itibaren elbette ki benim ona karşı söylemlerim sertleşecektir. Ama bu tartışma gündeme gelince, partisinden ayrılıp yeni parti kurmuş ve o partinin genel başkanı olmuş birisi olarak kelimelerimi özenle seçmek zorunda hissediyorum kendimi. Birçok konuda, eğer merakını giderecekse söyleyeyim, birçok konuda Devlet Bahçeli’yi muhatap almaya bile değer bulmuyorum. Bunu açıkça söyleyeyim.”
“Devlet Bey’e ve Sayın Erdoğan’a basın mensubu arkadaşlar bile bir şey soramıyor”
Basın özgürlüğü üzerinden de değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, gazetecilerin Recep Tayyip Erdoğan ve Bahçeli’ye soru soramadığını iddia etti. Dervişoğlu, “Bir de şöyle bir şey var: Siz bana her şeyi soruyorsunuz ama Devlet Bey’e ve Sayın Erdoğan’a basın mensubu arkadaşlar bile bir şey soramıyor. Kendilerini cevap verilemeyecek bir zırhın içine almışlar. Şimdi bir yönden bakarsan seni temsil eden Müsavat Dervişoğlu’nun o büyüyü bozduğunu da gözlemlemiş olursun. Yani ‘bunlara bir şey söylenemez’ denen kim varsa bu memlekette, ben onlara karşı söylenmesi gereken her şeyi sizin adınıza söylemenin onurunu yaşıyorum. O şahıslar üzerinden bir tartışmanın odağına çekilmek de çok işime gelmiyor. Yani bana da sorarlar sonra. Geçmişim var. Şöyle bir şey düşünün, yanlış anlaşılır mı bilmiyorum ama söyleyeyim: Aile içinde servetini israf eden büyükler olabilir. Bu kişiler senin ailenin büyüğü olmaktan çıkar mı? Çıkmaz. Ama ben bazı kişilere ‘aile servetimizi harcayamazsınız’ deme cesaretini gösteren biriyim” şeklinde konuştu.
“Tek adam rejiminin sonucudur”
Eski Tunceli Valisi’nin tutuklanmasıyla ilgili konuşan Dervişoğlu, “Olup bitenlerin tamamının kaynağı tek adam rejimidir. En başından beri uyarıyoruz bu konuda. Bu rejim öyle bir rejimdir ki, tek adam nereye birini atarsa o kişi de kendini tek adam gibi hisseder. Dolayısıyla tek adamlığın gereğine bağlı olarak suçu da himayeyi de kendi aklına ve vicdanına göre tanımlar. Gülistan Doku hadisesine devlet elinin bulaşması da tek adamın gücünü ve cüretini gösterme iradesine sahip olduklarına inanmalarından kaynaklanmaktadır. Yoksa devletin valisi bunu nasıl yapar? Devletin valisinin bırakın bunu yapması, bunu aklından bile geçirmesi mümkün değildir. Ama rejim ona bu imkânı veriyor. Çünkü tek adamlıkla birlikte eş zamanlı olarak ‘tek adamcıklar’ da oluşuyor. Devletin valisinin devleti düşürdüğü durum budur. Aslına bakarsanız bu doğrudan doğruya sistemden kaynaklanmaktadır. Sadece vali değil; il emniyet müdürü de, tarım il müdürü de bu sistemde kendini tek adamlardan biri zanneder. Dolayısıyla orada yaşanan şey devlet açısından tarihe şerh edilmiş bir utanç vesikasıdır. Oğlunu koruyabilmek için devleti alet etmeye kalkması, yargılamayı ona göre tanzim etmesi, soruşturmayı ona göre yönlendirmesi, sahte deliller üretmesi ve şahitler oluşturması gibi ne varsa aslında bunu yapar hâle gelmiş insanlar, bu rejimin ürünüdür. Onun için bu alanda verilecek mücadelenin kişilere karşı değil, sisteme karşı verilmesi gerekir. Az önce de söyledim: Kişileri konuşmak önemli değil. Vali bunu yapmış olabilir ama bu rejim değişikliğinden sonra yaptıklarına baktığınızda, önceden yaptıklarıyla kıyaslanamayacak aymazlıklar içinde olduğunu görürsünüz. Bu yüzden kişiyi değil, onu o hâle getiren sistemi konuşmalıyız” diye konuştu.
“Genç nesillere karşı mahcubum”
İktidar olduklarında İstanbul Sözleşmesi’ni geri getireceklerini aktaran Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Kadınları ve çocukları nasıl koruyacağız? Bu düzende bunu nasıl yapabilirsiniz? İstanbul’da bir sözleşme yapmışsınız, adına İstanbul Sözleşmesi demişsiniz. Kendi ülkenizde imzalamış, Meclis’te oylayarak kanuna dönüştürmüşsünüz. Sonra bir gece yarısı kararnamesiyle bu sözleşmeden çıktığınızı açıklamışsınız. “Nasıl yapacağız?” diye de bana soruyorsunuz. İktidara geldiğimiz gün, yapılacak en önemli icraatlardan biri İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönmek ve kadınların, çocukların haklarını ve güvenliğini teminat altına almak olacaktır. Bir tane kız evladım var ve ben ona teslim aldığım gibi bir dünya bırakamıyorum. Ona bir gelecek inşa edemiyorum. Bunun mahcubiyeti bana yetiyor. Dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bunu söyledim. Genç nesillere karşı mahcubum ama bunun sorumlusu ben değilim; bu ülkeyi yönetenlerdir.”
Dervişoğlu son olarak, ABD’nin Türkiye’ye yönelik açıklamalarına tepki göstererek hükümetin sessiz kaldığını belirtti. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde daha güçlü bir duruş sergilemesi gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu şu ifadeleri kulladı:
“Amerika’dan buraya büyükelçi olarak gönderilen biri kendini bölge valisi zannediyor; rejime, ilişkilere, güvenlik stratejisine, Doğu Akdeniz’deki haklara, Kıbrıs’taki bağlara karışıyor. Hiç duyuyor musunuz? Neredeyse bir hafta oldu; Türkiye gibi bir ülkeye demokrasinin fazla geldiğini ima eden sözler söyledi ve monarşi önerdi. Dışişleri Bakanı bir açıklama yaptı mı? Cumhurbaşkanı bir şey söyledi mi? Hükümet sözcüsü ya da parti sözcüsü herhangi bir açıklama yaptı mı? Bunlara dikkat etmek lazım.”
Panel sonunda Müsavat Dervişoğlu bir öğrenciye kendi rozetini takarken, başka bir öğrenci de okul kulübünün rozetini Dervişoğlu’na taktı. Ardından Dervişoğlu’na çiçek ve kitap hediye edildi.

