Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İstanbul Adliyesi önünde ‘Savunma Nöbeti’

İBB Savunma Avukatlarının ‘haksız ve hukuksuz şekilde gözaltına alınan, tutuklanan’ avukatlar için her perşembe tuttuğu ‘Savunma Nöbeti’ İstanbul Adliyesi önünde tutuldu. Nöbette Ekrem İmamoğlu’nun ifade için getirildiği pazar günü adliye çevresinde yaşananları anlatan İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren “Türkiye Barolar Birliği tarafından İstanbul Barosuna tahsis edilen Baro bölümüne ve adliyeye geçişim engellendi” dedi. Esenyurt’un tutuklu Belediye Başkanı Ahmet Özer’in avukat kızı Seraf Özer de “Bir yıl önce tam da bugün bir kabusa uyandım. Babamın haksız tutukluluğunun birinci senesi… Biz ilk değildik, yıllardır hukuksuzluğa uğrayan yüzlerce siyasi onlarca meslektaşımız bu görüntü karşısında gerçekten umutlu direnişimizi sürdürmek zor olsa da asla pes etmemekte kararlıyız” dedi.

İBB Savunma Avukatlarının 'haksız ve hukuksuz şekilde gözaltına alınan, tutuklanan'

 

Haber – Kamera: Hakan KAYA

(İSTANBUL) – İBB Savunma Avukatlarının ‘haksız ve hukuksuz şekilde gözaltına alınan, tutuklanan’ avukatlar için her perşembe tuttuğu ‘Savunma Nöbeti’ İstanbul Adliyesi önünde tutuldu. Nöbette Ekrem İmamoğlu’nun ifade için getirildiği pazar günü adliye çevresinde yaşananları anlatan İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren “Türkiye Barolar Birliği tarafından İstanbul Barosuna tahsis edilen Baro bölümüne ve adliyeye geçişim engellendi” dedi. Esenyurt’un tutuklu Belediye Başkanı Ahmet Özer’in avukat kızı Seraf Özer de “Bir yıl önce tam da bugün bir kabusa uyandım. Babamın haksız tutukluluğunun birinci senesi… Biz ilk değildik, yıllardır hukuksuzluğa uğrayan yüzlerce siyasi onlarca meslektaşımız bu görüntü karşısında gerçekten umutlu direnişimizi sürdürmek zor olsa da asla pes etmemekte kararlıyız” dedi.

Savunmaya dönük baskıları ve tutuklamaları protesto eden avukatlar, meslektaşları için Çağlayan’da İstanbul Adliyesi önünde başlatıkları ‘Savunma Nöbeti’ne devam ediyor. Bugün de öğle saatlerinde adliye önünde toplanan avukatlar bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren okudu. Süren, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, danışmanı Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ’ın ‘casusluk’ iddiasıyla pazar günü adliyeye ifadeye getirildiğe anlarda uygulanan ablukaya ilişkin konuştu. Süren şunları anlattı:

“Adliye özel güvenliği ve polis tarafından geçişime izin verilmedi”

“26 Ekim 2025 Pazar günü, aralarında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu bir grup kişi, haklarında ‘casusluk’ suçlamasıyla yürütülen bir soruşturma kapsamında İstanbul Adliyesine sevk edilmiştir. 26.10.2025 Pazar günü sabah tahminen 9 civarında; ifade ve sorgu işlemleri için adliyeye gelecek üyelerimize hizmet sunmak için İstanbul Adliyesine yani şu an önünde bulunduğumuz adliyeye geldiğimde adliyenin binlerce kolluk kuvveti, ağır silahlı araç ve birkaç kattan oluşan adeta labirent şeklinde kurgulanmış bariyer ile karşılaştım. Adliyeye ulaşmak istediğimde kolluk kuvvetleri birkaç noktada kim olduğumu sorguladı. Adeta bir lütufta bulunurcasına adliyeye yakın olarak ancak şu an bulunduğumuz C kapısının karşısındaki merdivenlerin başına kadar gelebildim. Bu esnada yüzlerce polis adliyenin etrafına yerleştiriliyordu. İşyerimizi olan binaya yaklaşmama dahi izin verilmedi. Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından İstanbul Barosuna tahsis edilen Baro bölümüne ve adliyeye geçişim engellendi. Merdivenlerin başında kendimi tanıtmama ve Baro bölümüne geçmek istediğimi söylememe rağmen adliye özel güvenliği ve polis tarafından geçişime izin verilmedi. Yazılı talimatının gösterilmesi talebime olumsuz yanıt verildi. Tam süresini hatırlamamakla birlikte yaklaşık bir saat veya daha fazla süre Adliye’ye girme talebimi yinelememe rağmen tarafıma Başsavcılığın talimatı olduğunu ‘Baro başkanı ve vekili dahil hiçbir baro yöneticisinin alınmayacağını’ tekraren ilettiler. Hatta kamera kayıtları mevcuttur. Baro idari amirleri de aynı yöndeki talimatı ve Adliyeye giremeyeceğimizi, her şüpheli için ancak üç müdafiinin alınacağını, avukatların ve baro yöneticilerinin alınmayacağını ilettiler. Ayrıca İstanbul Adliyesi kadrosunda olan baro personellerimizin de alınmadığını ve beklediklerini öğrendim.

“İnsan haklarına aykırı muamele ile karşı karşıya kalmışlardır”

Başsavcılığın bu yöndeki sözlü talimatının kanunsuz emir olduğunu ve engellenmemem gerektiğini belirtmeme rağmen emri uygulamak zorunda olduklarını belirterek Adliyeye girişim engellenmiştir. Bu durum savunmayı yargıdan, avukatı adliyeden uzaklaştırma girişimidir. Yapılan bu engelleme yargının üçlü saç ayağı olarak eşit konumda olduğumuzSav, Hüküm ve Savunma üçlüsünden biri olan Savunmanın görev ve yetkisinin hukuka aykırı şekilde engellenmesidir. Yaşananlar Sav’ın savunma üzerindeki baskı ve engellemesi olduğu gibi savunmayı ve baroyu kriminalleştirmesi, hedef göstermesidir. Bu nedenle zaten saldırı altında olan, haciz mahallerinde saldırıya uğrayan, kimi zaman hayatını kaybeden meslektaşlarımız olduğu gibi burada da mesleğimizi yapmamız ve yine Baro yöneticileri olarak en büyük baro olarak üyelerimize karşı hizmet ederek görevimizi yerine getirmemiz de yüzlerce binlerce kolluk kuvvetleri tarafından engellenmiştir. Nitekim 26.10.2025 günü şüpheliler saatlerce Adliye nezarethanesinde bekletildiği gibi çok sayıda müdaafi 15 şüpheli en az 45 avukattan bahsediyoruz. Saatler süren bekleme sırasında en basit ihtiyaçlarını gideremedikleri gibi savunma görevlerini de yerine getirmeleri için gereken fiziki donanıma ulaşamamışlar ve su içmek gibi ihtiyaçlarını giderememiş insan haklarına aykırı muamele ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu nedenle yapılanlar en başında işlemlerin adil yargılanma gereklerine uygun olmadığını ortaya koymaktadır. Baromuz üyesi meslektaşlarımız ile birlikte yürüttüğümüz mücadele sonucunda öğleden sonra ancak bir baro odasının açılmasını ve daha sonra bir baro personelimizin adliyeye girişi sağlanabilmiştir.

“Hukuki girişimlere dayanak oluşturmak üzere meslektaşlarımız bir tutanak düzenlenmiştir”

Ancak Baro Başkan vekili olarak benim veya baro yöneticileri ile adliye dışında bekleyen meslektaşlarımızın adliyeye girişi engellenmiştir. Olay yerinde ileride yapılacak hukuki girişimlere dayanak oluşturmak üzere meslektaşlarımız bir tutanak düzenlenmiştir. Başsavcılık tarafından verilen ve avukatların çalışma yerleri olan adliyeye girişini yasaklayan sözlü talimat, ulusal ve uluslararası hukukla güvence altına alınmış savunma hakkı ilkesinin açık bir ihlali niteliğindedir.

Her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 149/2. maddesi, ‘Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir’ hükmünü içerse de, bu düzenleme yalnızca savcı tarafından yapılan ifade alma işlemiyle sınırlıdır.

Aynı Kanun’un 149/3. maddesi ise şu şekildedir: ‘Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.’

Ayrıca 154/1. madde uyarınca: ‘Şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir’ düzenlemesini içerir.

Avukatların adliyeye girişinin engellenmesi, İHAS ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın da ihlalidir”

Bu hükümler açıkça göstermektedir ki, avukatların hukuki yardımda bulunma hakkı yalnızca savcı önündeki ifade ile sınırlı değildir; bu hak, ifade öncesi ve sonrasındaki tüm aşamalarda ve sulh ceza hâkimliklerindeki sorgularda da geçerlidir. Avukatların adliyeye girişinin engellenmesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın da ihlalidir. İHAS’ın 6. maddesi adil yargılanma hakkını, Anayasa’nın 36. maddesi ise ‘Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir’ ilkesini güvence altına almaktadır. Avukatların adliyeye girişinin engellenmesi, bu temel güvencelere ve savunma hakkına açıkça aykırıdır. Ayrıca Avukatlık Kanunu’nun 2/3. maddesi şu hükmü içermektedir:
‘Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır.’

“Soruşturma dahi gerektirmeyen iddialarla tutuklanmıştır”

Ne var ki 26 Ekim 2025 tarihinde adaletin iyi yönetimi ve idarenin asgari hizmet yükümlülükleri ilkeleri açıkça ihlal edilmiştir. Avukatlık Kanunu’na göre savcılar ve avukatlar yargı protokolünde eşit sırada yer almasına rağmen, adliyede yaşanan bu durum avukatlık mesleği açısından kurumsal bir aşağılamaya dönüşmüştür. Savunmanın silahı yoktur, savunmanın elindeki sadece hukuktur.İ stanbul Barosu Başkan Yardımcısı olarak daha önce de ifade ettiğim üzere, baro olarak meslektaşlarımıza hizmet etme imkânımız engellenmiştir. Ayrıca ifade tutanaklarında da görülebileceği üzere, müdafiler saatlerce suya dahi erişememiş, ifade hazırlığı için bilgisayardan çıktı almak istemişler ancak baro odaları kapalı olduğu için bu bile mümkün olamamıştır. İstanbul Barosu, bu metne aktarılan olaylarda ne fazla ne de eksik bulunmadığını özellikle vurgulamak ve yine tespitlerin tanık beyanları, görüntüler ve resmî belgelerle desteklendiğini belirtmek isteriz. Nitekim Savunma temsilcileri avukatlar bir süredir hedef gösterilmekte, hukuka aykırı şekilde mevzuattaki düzenlemelere aykırı şekilde gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadır. Cezaevlerinde hala sadece mesleğini yaptığı için bulunan meslektaşlarımız söz gelimi bir süredir avukat Mehmet Pehlivan’ın mesleki faaliyetleri nedeniyle, Anayasa madde 19 aykırı şekilde tutukluluk gerektirmeyen bizce hatta soruşturma dahi gerektirmeyen iddialarla tutuklanmıştır”

“Baro yöneticilerinin adliye alınmaması, savunmasız yargı ve avukatsız yargılamanın hedefte olduğunu göstermiştir”

Türkiye’de hukuku savunan avukatların her dönem hedefte olmduğunu ancak savunmanın bu dönem daha da fazla hedefe alındığını belirten Süren şöyle devam etti:

“Son yaşadığımız adliyenin savunmaya tamamen kapatılması baro yöneticilerinin adliye alınmaması, savunmasız yargı ve avukatsız yargılamanın hedefte olduğunu göstermiştir. Birden fazla Anayasa Mahkemesi ve İHAM kararlarına aykırı şekilde Av. Can Atalay, Av. Selahattin Demirtaş yıllardır cezaevinde tutulmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi hedef sadece İstanbul Barosu yönetimi ve üyelerimiz değil tüm barolar ve bizatihi savunma mesleğidir. Bu nedenle 26.10.2025 pazar günü avukatların ve Türkiye’nin en büyük barosunun yöneticilerinin ve üyelerinin adliyeye alınmaması üzerine gerek TBB ve gerekse diğer barolarımızın açıklamaları ve dayanışmaları savunmanın geleceği için çok kıymetlidir, İstanbul Barosu Yönetimi olarak çok teşekkür ederiz.

“Her yerde ve her zaman adalet demeye devam edeceğiz”

Son olarak, Avrupa Konseyi’nin avukatlık mesleğinin serbestçe icrası hakkındaki R 21 sayılı Tavsiye Kararı uyarınca:

İlke 1/1:Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddeleri dikkate alınarak avukatlık mesleğinin icrasındaki özgürlüğün ayrım gözetmeden, hükümet veya kamudan gelebilecek uygunsuz müdahalelere yer vermeyecek şekilde korunması, teşvik edilmesi ve bağımsızlık prensibine saygı gösterilmesi için gereken tüm tedbirler alınmalıdır.

İlke 1/7: Avukatların çıkmaya yetkili oldukları mahkemeye erişmeleri engellenmemeli ve müvekkillerinin haklarını mesleki kurallara göre savunurken ilgili her türlü dosyaya erişebilmelidirler.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı tarafından verilen sözlü talimatı ve güvenlik güçlerinin 26 Ekim 2025 tarihli eylemleri:
Adil yargılanma hakkı ve adaletin iyi yönetimi ilkesinin ihlalidir. Avukatların mesleki bağımsızlığının kısıtlanmıştır. Yurttaşların etkili savunmaya erişim hakkının engellenmesi ve Türkiye’nin ulusal ve uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelmektedir. İstanbul Barosu, bu hukuka aykırı müdahaleden sorumluların hesap vermesi, yargılama hizmetinin asgari koşullarının yeniden tesis edilmesi ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin korunması için mevcut tüm yasal ve kurumsal yollara başvurulacaktır. Göreve geldiğimiz günden bu yana belirttiğimiz gibi herkes için, her yerde ve her zaman Adalet demeye devam edeceğiz”

“Bir yıl önce tamda bugün kabusa uyandım”

Süren’den sonra, tutuklandıktan sonra yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’in kızı Avukat Seraf Özer söz aldı. “Bir yıl önce tam da bugün bir kabusa uyandım. Babamın haksız tutukluluğunun birinci senesi. Bir sene önce bugün bu adliyede hukuk mücadelesi vermeye başladık” diyen Seraf Özer, babası Ahmet Özer’in “Savunma Nöbeti” için yazdığı mektubu okudu. Seraf Özer şunları söyledi:

“Bir yıl önce tam da bugün bir kabusa uyandım. Babamın haksız tutukluluğunun birinci senesi. Bir sene önce bugün bu adliyede hukuk mücadelesi vermeye başladık. Bir yıldır adalet arayışımız devam ediyor. Biz ilk değildik, yıllardır hukuksuzluğa uğrayan yüzlerce siyasi onlarca meslektaşımız bu görüntü karşısında gerçekten umutlu direnişimizi sürdürmek zor olsa da asla pes etmemekte kararlıyız. Biz bugün burada yaptığımız bu savunma nöbetinde aslında şu an bizi kayda alan saydığım kadarıyla beş kişi, beş polis arkadaşımız için hukuk mücadelesi veriyoruz. Emin olun geleceğimiz için daha adil bir Türkiye için, özgür bir Türkiye için mücadele ediyoruz. Bir yıldır haksız şekilde tutsak edilen Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’in savunma nöbeti için gönderdiği mektubu okuyorum.

‘Değerli Savunma Elçileri,

Hepinizi en içten duygularımla Silivri Zindanından selamlıyorum.

Ahmet Özer: Bir şafak baskınıyla bütün haklarım ihlal edilerek evim basıldı, gözaltına alındım

Bilindiği üzere 30 Ekim 2024 tarihinde, bir şafak baskınıyla bütün haklarım ihlal edilerek evim basıldı, gözaltına alındım, önceden kurgulanan bir siyasi kumpasla jet hızıyla tutuklanarak Silivri Cezaevine konuldum. Aynı gece yerime bir kayyım atadılar.

“‘Yedekleme’ amacıyla verilen bu ikinci tutuklama sebebiyle özgürlüğüme kavuşamadım”

Bugün itibari ile de haksız ve hukuksuz tutsaklığımın üzerinden tam 1 yıl geçti. 30 Ekim 2024 tarihinde ‘örgüt üyeliğinden’ haksız bir biçimde tutuklanmam akabinde tamamen yedekleme amacıyla ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçlaması ile 20 Ocak 2025 tarihinde hakkımda ikinci bir tutuklama verilmişti. İlk dosyadan 14 Temmuz tarihinde tahliye olsam da ‘yedekleme’ amacıyla verilen bu ikinci tutuklama sebebiyle özgürlüğüme kavuşamadım.

Haksız ve hukuksuz bir biçimde tutuklu bulunduğum bu ikinci dosya ile ilgili beklediğimiz iddianame nihayet 9 ay sonra ancak yazılabildi. Benim hakkımda ihaleye fesat karıştırma isnadı ile üç yıldan yedi yıla kadar ceza isteniyor. Gelin görün ki iddianamede benim ihaleye fesat karıştırdığıma dair tek bir eylem, tek bir beyan, isnat ve somut delil yok. Ne ki tam 10 aydır bu dosyadan tutukluyum. Bu dosyadan da en yakın zamanda tahliye kararı alacağımıza ve en nihayetinde bu düzmece dosyalardan beraat edeceğime olan inancım tamdır. Zira tek sığınağımız vardır, o da hukuk.

“Hiç kimsenin devleti zaafa uğratmaya ve hukuka aykırı davranma hakkı ve üstünlüğü yoktur”

Kıymetli avukat arkadaşlarım,

Bilindiği üzere devletin temel direği ve hatta temeli hukuktur, adalettir. Bu yüzden mahkeme salonlarında ‘Adalet mülkün temelidir’ diye yazar. Mülk denilen devlettir. O yüzden diyoruz ki, devletin ruhu ve demokrasinin temel ilkesi adalettir. O yüzden diyoruz ki adalet zaafa uğrarsa devlet zaafa uğrar. Hiç kimsenin devleti zaafa uğratmaya ve hukuka aykırı davranma hakkı ve üstünlüğü yoktur. Demokratik bir devlette hukukun üstünlüğü tartışılmaz. Hukuk eğer tarafsız ve bağımsızlığını kaybederse üstünlüğünü de kaybeder, üstünlerin hukuku haline gelir. Toplumsal barış bozulur, huzur ortadan kalkar, ekonomiden diplomasiye her şey bundan etkilenir. Hukukun olmadığı yerde sadece adalet ve huzur değil üretimde bolluk da bereket de kalmaz.

“Savunma, siyasallaşmış yargı tarafından zapturapta alınmakta”

O yüzden Anayasanın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir diye altı çizilerek yazar. Buna uymayanlar, en başta herkesin uymak zorunda olduğu Anayasa’yı çiğnemiş olurlar. Hukuk yargı mekanizması ile işler. Yargı ise sav, savunma ve kararla birlikte güçlü bir saç ayağından oluşur, bunlardan birinin eksik olması ya da düzgün işlememesi yargılamayı sakatlar, adalet yerini bulamaz, kamu vicdanı alınan kararlarla yara alır. Ne yazık ki bugün hukukun temel bileşenlerinden biri olan savunmaya üvey evlat muamelesi yapılmasının ötesinde siyasallaşmış yargı tarafından zapturapta alınmakta, avukatlar Adalet Bakanlığı’ndan izin alınmadan M. Pehlivan vakasında olduğu gibi gözaltına alınıp tutuklanmaktadır.

Türkiye’nin tarafı olduğu Venedik Komisyonu 2016 yılında aldığı kararlarla hukuk devletinin olmazsa olmazlarını şöyle saymıştır. Yasallık, ⁠Hukuk güvenliği, Yetkilerin ve gücün kötüye kullanılmasının önlenmesi 4. Yasa önünde etnik ve ayrımcılık yasağı, Adalete erişim olanakları. Sorarım size: Bugün ülkemizde bu ilkelerin hangisi uygulanmaktadır? Bugün hukuka duyulan güven ve hukuk güvenliği yüzde 20’nin altındadır. Bunu biz değil kamuoyu araştırmaları ortaya koyuyor? Bir yıldır beklenen iddianameler, göstermelik tutukluluk incelemeleri 3-4 ay sonraya verilen duruşma günleri adalete erişimin nasıl bir noktada olduğunu gösteriyor.

“Hangi meslektaşınız baskıdan uzak ve endişelenmeden işini yapabiliyor?”

Türkiye’nin ilk üyelerinden olduğu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) onayladığı bu metnin bile yeterli olamayacağını söyleyerek bir yıl sonra; insan haklarının ihlal edilmesinin önlenmesi uluslararası hukuka (AİHM) saygı gösterilmesi ve avukatlık mesleğinin yasal faaliyet sırasında her türlü baskı ve suçlanma endişesinden uzak bağımsız olarak yapılmasının yasal güvenceye alınmasını da karar altına almıştır. Bir düşünün ne diyor; her türlü baskıdan ve suçlanma endişesinden uzak… Hangi meslektaşınız baskıdan uzak ve endişelenmeden işini yapabiliyor. Bu sadece avukatların korunması için değil hukuk devletinin korunması için elzem olan ilkelerdir. Sözleşmeye göre; Avukatın temel hak ve özgürlüklerinin hukuk devletinin korunmasında olması, Adalete erişimin sağlanması.

“Sizler her sıkıntılı zamanlarımızda nasıl ki hep yanımızdaysanız, bizler de sizin mücadelenizi sonuna kadar destekliyoruz”

Yargısal ve yönetsel hak arama süreçlerinin etkili biçimde işlemesi 
Adil yargılamanın güvencesidir.
O yüzden avukatlar, işlerini yaparken baskı ve sindirme dahil hiçbir müdahale ve saldırıya uğramadan faaliyetlerini sürdürmeleri güvence altına alınmalıdır. Bu amacın gerçekleşmesi hukuk devleti ve temel hak ve özgürlüklerin korunması için yaşamsal önemdedir.
Adil yargılama, sav, savunma ve karardan oluşur. Ne ki savunma bugün büyük baskı altında. Sizler her sıkıntılı zamanlarımızda nasıl ki hep yanımızdaysanız, bizler de sizin mücadelenizi sonuna kadar destekliyoruz.
Selam olsun özgürlük için mücadele edenlere, selam olsun insanlık onurunu yüceltenlere… selam olsun hak, hukuk ve adalet için mücadele eden savunmanın yılmaz elçilerine. Silivri 9 Nolu
Prof. Dr. Ahmet Özer
Esenyurt’un Seçilmiş Belediye Başkanı”