Haber: Esra TOKAT – Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) – İBB Davası’nda savunma yapan Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarından Fikret İlkiz, tutukluluk incelemesi öncesinde yaptığı konuşmada, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İmamoğlu hakkında duruşma devam ederken soruşturma başlattığını açıkladığını belirtti. İlkiz, tutuklama kararlarının usulüne ilişkin itirazlarını dile getirerek, “10 dakika içerisinde 9 sayfa, 10 dakika içerisinde 7 sayfa. Yan yana getirdiğiniz zaman bile bu kadar kişiyi bir araya getirmek suretiyle eğer sorgu yapmadıysanız ifadede sorgu zaptı yok hükmündedir” dedi. İlkiz, konuşmasını “Kararınız insanı kokan bir karar olsun” sözleriyle tamamladı.
İBB davasında Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarından Fikret İlkiz, savunmasında tutuklama kararlarının usulüne, yargılama sürecine ve yargı etiğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İlkiz, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İmamoğlu hakkında kamu görevlilerine görevleri nedeniyle alenen hakaret suçundan resen soruşturma başlatıldığına ilişkin açıklamasını aktarırken, tutuklama kararlarının düzenleniş biçimine de itiraz etti.
İlkiz, savunmasının başında bazı konuları daha sonra ayrıntılı anlatacağını belirterek, 15 Ekim 2026 tarihinde duruşma devam ederken saat 18.28’de Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın internet sitesinde yayımlanan açıklamayı okudu.
İlkiz’in aktardığı açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2026/208 esas sayılı dosyasının sanıklarından Ekrem İmamoğlu’nun 15.10.2026 tarihli duruşmadaki kamu davasına esas soruşturmayı yürüten yargı mensuplarını hedef alan ifadeleri nedeniyle kamu görevlilerine görevi nedeniyle alenen hakaret suçundan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca resen soruşturma başlatılmıştır. Kamuoyunun bilgilerine…”
İlkiz, açıklamanın duruşma sürerken yayımlandığını belirterek, “Bunu ne zaman ve nasıl öğrendiler, sormuyorum. Ama neden sormadığımı da biliyorum; nasıl böyle bir aşama yapıldığı konusunda biliyorum. Bunu da bir kenara koyuyorum” diye konuştu.
“HİÇBİR ETİK KURALINA UYMAMIŞLARDIR”
İlkiz, iddianamenin hazırlanması ve duruşmanın yürütülmesine ilişkin eleştirilerini de dile getirdi. Bu konuları daha sonra ayrıntılı anlatacağını belirten İlkiz, savcıların etik kurallara uymadığını savunarak, “Hiçbir etik kuralına uymamışlardır; ne iddianame yazımında, ne duruşma düzeninde, ne de soru sorma düzeninde” ifadelerini kullandı.
İlkiz, devletin vatandaşına tuzak kurup kurmayacağına ilişkin soruyu da gündeme getirerek, “Devlet vatandaşına tuzak kurar mı? Kurar, kurdu” dedi.
Dreyfus Davası’na da değinen İlkiz, davada gerçeklerin ortaya çıkmasına ilişkin değerlendirmelerini savunmanın ilerleyen aşamalarında aktaracağını belirtti.
“İFADEDE SORGU ZAPTI YOK HÜKMÜNDEDİR”
İlkiz, tutukluluk incelemesi öncesinde, İzmir’de benzer bir davada verilen tahliye kararını örnek gösterdi. İlkiz’in aktardığına göre, 2025/629 esas sayılı davada, soruşturma dosyasına ihale dosyaları ve belgelerin alınması, delillere müdahale ve karartma ihtimalinin bulunmaması ile tutukluluğun devamını gerektiren acil bir durum olmadığı değerlendirilerek tensiple tahliye kararı verildi.
İlkiz, ardından İBB davasındaki tutuklama kararlarının düzenlenişine ilişkin itirazlarını anlattı. Resul Emrah Şahan’ın 25 Mart 2026 tarihindeki sorgusunda kendisine yönelttiği soruları hatırlatan İlkiz, Şahan’ın 23 Mart 2025’te hakkında tutuklama kararı verildiğini ve o sırada Ekrem İmamoğlu’nun yanında bulunmadığını söylediğini aktardı.
İlkiz, dosyada bulunan 2025/347 ve 2025/348 sayılı sorgu kararlarına dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Bu sorgunun yani 2025’e 348’in dosyanızı açtığınız zaman hiç sayfa numarası olmadığını görürsünüz ve ne zaman biter biliyor musunuz? Özellikle saat 11.40’ta. Peki, 347’ye özellikle 348’e baktığınız zaman burada Ekrem İmamoğlu, Mahir Polat, Mehmet Çalışkan, Resul Emrah Şahan var. İfadesine göre de tek başına olması gerekirken kestiler, kopyaladılar; 10. Sulh Ceza Hâkimi’nin talimatıyla yapıştırdılar ve bizim karşımıza sayfasız böyle bir karar çıktı. Saati 11.40. Koydum bir kenara.”
İlkiz, diğer kararda Ekrem İmamoğlu ve Ahmet Hamdi Çiçek’in isimlerinin bulunduğunu, ancak bu kişilerin sorgu sırasında yanlarında olmadığını ileri sürdü. Kararlarda yer alan saatlere ve sayfa sayılarına işaret eden İlkiz, şöyle devam etti:
“Bunlara da baktığım zaman bunun da saati 11.30 olarak yazılı. O zaman siz dava dosyasını açıp bu tutuklama kararlarına baktığınızda bunları görürsünüz. 10 dakika içerisinde 9 sayfa, 10 dakika içerisinde 7 sayfa. Yan yana getirdiğiniz zaman bile bu kadar kişiyi bir araya getirmek suretiyle eğer sorgu yapmadıysanız ifadede sorgu zaptı yok hükmündedir. Yani tutuklama kararı yoktur.”
İlkiz, tutuklama kararlarının düzenleniş biçimine ilişkin itirazını sürdürerek, “Tutuklama kararı olmayan bir soruşturma üzerinden devam ediyorsak o zaman bunun sebebi, bu anlamda baktığınız zaman, sizden daha yüksekte oturduğunu zanneden, ama sizden önde oturup sırtını dönen iddia makamının marifeti olarak algılanabilir” dedi.
İlkiz, kendilerinin sabah saat 06.00’da emniyete götürüldüğünü belirterek, tutuklama kararlarında yazılı gerekçelerin kendilerine emniyette yöneltilmediğini savundu.
“YARGIÇLAR YASALARIN TUTSAĞI OLMAZLAR”
İlkiz, konuşmasının devamında 1979 tarihli bir Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına ilişkin muhalefet şerhini aktardı. Kararın, “Haklı ve Haksız Savaşlar” başlıklı yazı nedeniyle verilen mahkûmiyet üzerine yazıldığını belirten İlkiz, düşünce ve ifade özgürlüğü ile yargıçların adalet anlayışına ilişkin bölümleri okudu. İlkiz’in aktardığı muhalefet şerhinde şu ifadeler yer aldı:
“İnançların ve düşüncelerin, sözle ve yazıyla açıklanmasını iddianamede örneğini gördüğümüz dar anlayışlarla katı değerlendirmelerle kısıtlamak, hem anayasanın güvence altına aldığı temel haklara ters düşer, hem bizi yanlış bir mantık uygulaması ile tehlikeli sonuçlara sürükler. 50 yılı aşkın bir süreyi içeren ceza politikamız göstermiştir ki belirli görüş ve düşüncelerin, dar yorumlarla kösteklenmesi, değişik eğilim ve akımlara yaşama hakkı tanınmaması, bu çeşit inanç ve düşüncelerin yaşamını sürdürmesine, hatta daha çok gelişmesine engel olamamıştır.”
İlkiz, muhalefet şerhinde yargıçların yasaları uygularken vicdanlarını ve adalet duygularını gözetmeleri gerektiğine ilişkin bölümü de okudu:
“Yargıçlar, yasaları uygulamakla yükümlüdürler. Ancak onları yorumlarken, yasaların tutsağı olmazlar. Yargı görevlerini bir bilgisayar makinası gibi düşünmek, robot adalet dağıtıcılığı biçiminde anlamak doğru değildir. Bunun ötesinde haysiyet kırıcıdır. Gerçek yargıçlar, cansız ve ruhsuz olan yasaları yorumlayıp uygularken, bilgileriyle ve kültürleriyle, genel ve tüzel ilkeleri ve adalet duygularıyla, bütün bunların özetini ve sonucunun sonucu olan vicdanlarıyla özellikle, toplumsal gerçekleri ve ulusal yararın isteri de göz önünde tutarak can verirler, ruh verirler.”
“SİZ BU İNSANLARIN ÖZGÜRLÜKLERİ ADINA KARAR VERECEKSİNİZ”
İlkiz, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28 Mayıs 1979 tarihli, 1979/193 esas ve 1979/296 karar sayılı kararındaki muhalefet şerhini aktardıktan sonra, “Bu insanların tümü herhangi bir şekilde hayatın muhalefet şerhleri değildir. Bu sanıklar da değildir” dedi.
İlkiz, mahkemeye seslenerek, “Şimdi siz bu sanıklara ne yapacaksınız? Bu sanıklarla ilgili nasıl bir karar vereceksiniz? Savcılık ve iddia makamı hariç olmak üzere soruyorum. Yargı etiği bildiriniz var. Hani onlar etik ilkelere hiç uymadılar. Ama siz, bu anlamda, bu insanların özgürlükleri adına karar vereceksiniz” ifadelerini kullandı.
“KARARINIZ İNSAN KOKAN BİR KARAR OLSUN”
İlkiz, konuşmasının sonunda yargı etiği ilkelerine atıfta bulunarak hâkimlerin kararlarının insan ve toplum hayatı üzerindeki etkisini gözetmesi gerektiğini söyledi. İlkiz, 2019 yılındaki yargı etiği bildirgesinde yer alan ilkeleri hatırlatarak, hâkimlerin mesleki sorumlulukla hareket etmesi, karar ve davranışlarının toplum üzerindeki etkisinin bilincinde olması ve Türk yargısının itibarını koruması gerektiğini belirtti.
İlkiz, son olarak Yargıtay Birinci Hukuk Dairesi’nin 31 Aralık 1976 tarihli, 1976/93730 sayılı kararını aktararak şu ifadeleri okudu:
“Hâkim tabiatı olağana gerçeğe uygun bir şekilde katı kalpler ve katı kalıplar içerisinde sıkışıp kalmadan uyuşmazlığa insan hukuku taşıyan bir çözüm getirmek zorundadır.”
İlkiz, savunmasını “Kararınız insan kokan bir karar olsun. Saygılarımızla” diyerek tamamladı.

