Haber: ZUHAL ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) – İBB Davası’nın 52’nci gününde savunma yapan İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten, hakkında ileri sürülen suçlamaların tamamını reddetti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak görev yaparken 26 Nisan 2025’te düzenlenen operasyonla gözaltına alındığını anlatan Gülten, “Eşim altı aylık hamileydi. Sabah saat 06.00’da yapılan şafak operasyonuyla evimden gözaltına alındım. Bugün kızımız 11 aylık oldu” dedi. Ekrem İmamoğlu ise gazetecilere dönerek, “Ramazan’ın söylediklerini bütün Türkiye’ye anlatın, rica ediyorum” dedi. Ardından seyirci sıralarına dönerek “Özgür Başkanlar bizim onurumuzdur hepinizi öpüyorum” diye seslendi. Gülten, savunmasına yarın devam edecek.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 52’inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.
Duruşma bugün, tutuklu İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce’nin avukatı Aynur Tuncel Yazgan’ın savunmasıyla başladı. Yazgan’ın savunmasının ardından Kültür A.Ş. Etkinlik ve Organizasyon Şefi Metin Bal’ın savunmasına geçildi. Sonrasında ise İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten savunmasına başladı. Gülten’in savunması tamamlanmadı, yarın devam edecek.
“6 AYLIK HAMİLE EŞİM EVDEYKEN ŞAFAK OPERASYONUYLA GÖZALTINA ALINDIM”
Gülten savunmasında, hakkında ileri sürülen suçlamaların tamamını reddetti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak görev yaparken 26 Nisan 2025’te düzenlenen operasyonla gözaltına alındığını anlatan Gülten, “Eşim altı aylık hamileydi. Sabah saat 06.00’da yapılan şafak operasyonuyla evimden gözaltına alındım. Bugün kızımız 11 aylık oldu” dedi.
Dört gün gözaltında tutulduğunu belirten Gülten, emniyet ve savcılık aşamasında kendisine, daha önce İdare Mahkemesi ve Danıştay tarafından karara bağlanmış işlemler ile gizli tanık beyanlarının sorulduğunu söyledi. 30 Nisan 2025 tarihinde tutuklandığını hatırlatan Gülten, “Hayatının tamamını kamu hizmetine adamış bir şehir plancısı ve bürokrat olarak yedi ay boyunca neyle suçlandığımı bilmeden tutuklu kaldım” diye konuştu.
İddianamenin hazırlanmasının ardından hakkında irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve suç örgütüne üyelik suçlamaları yöneltildiğini öğrendiğini ifade eden Gülten, tutukluluğa gerekçe yapılan iddialarla iddianamede yer alan suçlamaların aynı ölçüde gerçek dışı olduğunu savundu.
“İDDİANAME SOMUT DELİLE DEĞİL, BEYANLARA DAYANIYOR”
İddianamenin idare hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmadığını savunan Gülten, “Maddi gerçekle ve dosyadaki delillerle örtüşmeyen, tek bir somut delile dayanmayan, yalnızca sözde itirafçı ve tanık beyanlarıyla ayakta tutulmaya çalışılan iddialarla karşı karşıyayız” dedi.
Soruşturmanın temel dayanaklarından biri olan etkin pişmanlık ve tanık beyanlarının zaman içerisinde geri çekildiğini belirten Gülten, bu ifadelerin “uydurma ve hayal ürünü” olduğunu savundu. Savunmasının devamında dosyada yer alan her eyleme ilişkin teknik açıklamalar yapacağını söyleyen Gülten, “İddiaları dosyaya sunduğum delillerle tek tek çürüteceğim. Hakkımda ileri sürülen suçlamaların hiçbir hukuki karşılığı bulunmadığını ortaya koyacağım” ifadelerini kullandı.
“AÇIKLAYAMAYACAĞIM TEK BİR İMZA YOK”
Görev yaptığı süre boyunca tüm işlemleri imar mevzuatı, teknik kriterler ve kamu yararı ilkesi doğrultusunda yürüttüğünü dile getiren Gülten, “Cevaplayamayacağım tek bir soru, hesap veremeyeceğim tek bir işlem, açıklayamayacağım tek bir karar ya da imza yoktur” dedi.
İmar ve şehircilik alanındaki işlemlerin kişisel takdirle değil, yasa, yönetmelik ve teknik raporlarla yürütüldüğünü vurgulayan Gülten, hiçbir kişiyi menfaat sağlamaya zorlamadığını, hukuka aykırı talimat almadığını ve kamu gücünü kişisel çıkarlar için kullanmadığını söyledi.
Bugün sanık olarak yargılanmasının nedeninin teknik ve hukuki süreçlerin suç gibi gösterilmeye çalışılması olduğunu savunan Gülten, “Buradaki savunmam yalnızca bir suç isnadına cevap vermekten ibaret değildir. Aynı zamanda hukuk çerçevesinde yürütülen bir kamu görevinin haksız şekilde kriminalize edilmesine karşı hakikatin ortaya konulmasıdır” diye konuştu.
Meslek hayatı boyunca kamu yararı ve hukuk ilkesi doğrultusunda hareket ettiğini söyleyen Ramazan Gülten, İBB’de görev yaptığı dönemde İstanbul genelinde binlerce kaçak yapı ve işgal denetimi gerçekleştirdiklerini anlattı. Gülten, İmar Müdürlüğü ve Daire Başkanlığı görevleri süresince İstanbul genelinde 6 bin 158 denetim yapıldığını, mevzuata aykırı olduğu tespit edilen yüzlerce yapı hakkında işlem tesis edildiğini söyledi.
Ruhsat ve proje tadilatıyla giderilemeyen 257 yapı için ilçe belediyelerince işlem yapıldığını, 88 yapının yıkıldığını belirten Gülten, ilçe belediyelerinin işlem yapmadığı durumlarda ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından doğrudan müdahale edildiğini ifade etti. Bu kapsamda düzenlenen yapı tatil tutanakları sonucunda 84 yapının daha yıkıldığını kaydetti.
Kadıköy Meydanı, Bakırköy Meydanı, Üsküdar Salacak Sahili, Büyükçekmece Sahili, Beyoğlu Şişhane Meydanı, Sultanahmet Meydanı, Yerebatan Sarnıcı, Beyazıt Meydanı, Maltepe Meydanı ve Kartal Sahili gibi çok sayıda kamusal alanda işgallere son verilmesini sağladıklarını anlatan Gülten, kamu alanlarını ticari kullanımdan kurtarmak için yoğun mücadele yürüttüklerini söyledi.
“GÜÇLÜDEN DEĞİL, HUKUKTAN YANA OLDUM”
Görev yaptığı 11 aylık dönemde önemli planlama çalışmalarını da yürüttüğünü belirten Gülten, Kartal E-5 Kuzey Planı, Üsküdar Bulgurlu Planı ve Silivri Ortaköy Planı başta olmak üzere birçok çalışmayı hayata geçirdiklerini anlattı. Deprem açısından riskli bölgelerde plan çalışmalarını başlattıklarını, yıllardır çözülemeyen Avcılar Yeşilpınar’daki tapu sorunlarının çözümü için imar uygulamalarını başlattıklarını ifade etti.
Meslek hayatı boyunca tek ilkesinin kamu yararı olduğunu söyleyen Gülten, “Kamu gücünü kullanırken ne kişisel korkularla hareket ettim ne de kişisel menfaat gözettim. Yalnızca hukuka bağlı kaldım” dedi.
İmar mevzuatına aykırı yapılarla mücadele ederken, kamu alanlarını işgallerden kurtarırken ve planlama kararları alırken kendisini güçlü gören kişi ve grupların tepkisini göze aldığını belirten Gülten, “Kamu görevlisinin görevi güçlüden yana olmak değil, hukuktan yana olmaktır. Elbette bu duruştan rahatsız olanlar da olmuştur” ifadelerini kullandı.
“KAÇAK YAPIYI YIKMAMAK İÇİN TOMA VE ÇEVİK KUVVET NÖBET TUTTU”
Savunmasında özellikle Üsküdar Salacak Sahili’nde yürütülen kaçak yapı yıkımlarına değinen Gülten, halk oylamasıyla belirlenen proje alanında kamusal alanı işgal eden 12 yapının tespit edildiğini ve bunlardan 8’inin yıkıldığını anlattı.
Dokuzuncu yapının yıkımı sırasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün gece saat 02.00’de emniyete ve savcılığa yazı göndererek yıkımın durdurulmasını istediğini öne süren Gülten, “Kaçak yapının yıkımını engellemek amacıyla bölgede 10 gün boyunca 2 TOMA ve 8 otobüs çevik kuvvet bekletildi. Tüm bu engellemelere rağmen yapı sonunda yıkıldı” dedi.
“LİNÇ EDİLMEK İSTENDİM, KİMSE BİR HAFTADAN FAZLA TUTUKLU KALMADI”
Salacak’taki 10’uncu kaçak yapının yıkımı sırasında saldırıya uğradığını da anlatan Gülten, “Gerekli güvenlik önlemleri alınmadığı için yaklaşık 20 kişilik bir grubun saldırısına maruz kaldım. Linç edilmek istendim ve ciddi şekilde yaralandım” ifadelerini kullandı.
Bu saldırıya ilişkin davanın üç yıldır sürdüğünü belirten Gülten, saldırganlardan hiçbirinin bir haftadan fazla tutuklu kalmadığını söyledi.
Kendisinin ise bugün adının dahi açık şekilde geçmediği, soyut beyanlara dayanan suçlamalar nedeniyle 14 aydır özgürlüğünden mahrum bırakıldığını vurgulayan Gülten, “Kamusal alanları korumaya çalışırken saldırıya uğrayan bir kamu görevlisinin, bugün suç örgütü üyeliği, ihaleye fesat karıştırma ve menfaat temin etme gibi ağır suçlamalarla yargılanıyor olması adalet duygusunu derinden yaralıyor” dedi.
Gülten, mahkemeden bu çelişkinin değerlendirilmesini ve hakkaniyetin gözetilmesini talep etti.
Hakkındaki irtikap suçlamalarına ilişkin savunmasını sürdüren Ramazan Gülten, iddianamede yer alan 25 ve 26 numaralı eylemlerin tamamının soyut tanık anlatımlarına dayandırıldığını savundu. Dosyada müşteki beyanları, etkin pişmanlıktan yararlanan şüpheli ifadeleri ve gizli tanık anlatımları dışında hiçbir somut delilin bulunmadığını öne süren Gülten, “Hakkımda ileri sürülen suçlamalar varsayımlara dayanıyor. Somut delil olmadığı gibi olması da mümkün değildir” dedi.
İddianamenin temel dayanaklarından biri olarak soruşturmanın ilk aşamalarında öne çıkarılan gizli tanık “Ladin”in anlatımlarına dikkat çeken Gülten, soruşturmanın bu ifadeler üzerine kurgulandığını ancak söz konusu beyanların daha sonra tamamen çöktüğünü savundu.
“LADİN’İN İDDİALARI ÇÖKÜNCE İDDİANAMEDE YOK SAYILDI”
Gizli tanık Ladin’in, 2019 sonrası kurulan Mimari Estetik Komisyonu üzerinden bazı projelerin yönlendirildiğini ve çeşitli kişi ve şirketlerin sosyal yardım yapmaya zorlandığını iddia ettiğini belirten Gülten, savcılığın bu iddialar üzerine kapsamlı inceleme yaptırdığını anlattı.
Ladin’in verdiği listedeki 32 ayrı projenin dosyasının İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından incelendiğini söyleyen Gülten, “İl Müdürlüğü tarafından hazırlanan rapor, iddianamenin yazılmasından bir gün önce savcılığa teslim edildi. Raporda yapılan tüm işlemlerin mevzuata uygun olduğu açıkça ortaya konuldu. Böylece gizli tanık Ladin’in bütün iddiaları çöktü” dedi.
Bu nedenle Ladin’in soruşturmanın başlangıcında merkezde yer alan anlatımlarının 4 bin sayfalık iddianamede yalnızca bir kez, kendi savcılık ifadesinin yer aldığı bölümde geçtiğini belirten Gülten, “Soruşturmanın temelini oluşturan beyanlar gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkınca adeta buharlaştı” ifadelerini kullandı.
“GİZLİ TANIK BENİM İSMİMİ BİLE BİLMİYOR”
Bir diğer gizli tanık olan “Zeytin”in beyanlarına da değinen Gülten, bu kişinin kendisinden “Ramazan Gültekin” olarak bahsettiğini söyledi.
İddianamede yer alan örgüt şemasında da fotoğrafının altına yanlış isim yazıldığını belirten Gülten, “Kimliğimi doğru tespit edemeyen, görev alanımı bilmeyen, hangi işlemleri yürüttüğümü dahi anlamayan bir kişinin beyanlarıyla suçlama yapılmaya çalışıldı” dedi.
Zeytin’in anlatımlarına iddia makamının da itibar etmediğini savunan Gülten, bu nedenle söz konusu ifadeler üzerinden kendisine herhangi bir suç isnadı yöneltilmediğini kaydetti.
“İMAR SÜREÇLERİNDE ‘HAYIR’ DEMEK BAZILARI İÇİN SUÇ SAYILIYOR”
İmar ve ruhsat süreçlerinin doğası gereği ekonomik beklentilerle yakından bağlantılı olduğunu belirten Gülten, birçok kişinin istediği projeyi gerçekleştiremediğinde kamu görevlilerini hedef alabildiğini söyledi.
“Görevim boyunca birçok kez ‘hayır’ demek zorunda kaldım” diyen Gülten, şöyle konuştu:
“Kaçak yapılaşmaya karşı mücadele ederken, mevzuata aykırı talepleri reddederken ya da ruhsat verilmesi mümkün olmayan projelere izin vermezken birçok kişinin ekonomik beklentileri boşa çıktı. Ancak hiçbir zaman bir menfaat karşılığında ‘evet’ demedim.”
“MAĞDURLARIN DA, ŞÜPHELİLERİN DE BEYANLARINDA ADIM GEÇMİYOR”
25 ve 26 numaralı eylemler kapsamında dosyada yer alan müşteki ve şüpheli ifadelerine de işaret eden Gülten, “Mağdurlar Abdülkerim Fırat ve Fatih Erdoğan’ın, şüpheliler Adem Soytekin ve Yakup Öner’in, müşteki Mehmet İlhan Gülay’ın ifadelerinde benim ismim geçmiyor. Bana isnat edilen herhangi bir fiilden söz edilmiyor” dedi.
Hakkındaki suçlamaların yalnızca yürüttüğü kamu görevine dayandırıldığını belirten Gülten, “Ortada ne maddi delil var ne de bana yöneltilmiş somut bir suçlama. İddiaların tamamı varsayım ve yorumlardan ibaret” ifadelerini kullandı.
Hakkındaki irtikap suçlamalarına ilişkin savunmasını sürdüren Ramazan Gülten, 25 numaralı eylem kapsamında Pasifik Grup projelerinin Mimari Estetik Komisyonu’nda kasıtlı olarak bekletildiği ve bu süreçte menfaat talep edildiği yönündeki iddiaları reddetti.
İddiaların temelinde, projeler için mevzuata aykırı biçimde silüet onayı şartı getirildiği ve sürecin bilinçli olarak uzatıldığı yönündeki beyanların bulunduğunu belirten Gülten, bu anlatımların hem teknik hem de hukuki açıdan gerçek dışı olduğunu savundu.
Gülten, soruşturmanın başlangıcında önemli dayanaklardan biri olarak gösterilen gizli tanık Ladin’in sunduğu proje listesinin İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından incelendiğini hatırlatarak, “İncelenen bütün projelerde silüet onayının gerekli olduğu resmi raporla ortaya konuldu. Böylece soruşturmanın temel varsayımlarından biri çökmüş oldu” dedi.
“MİMARİ ESTETİK KOMİSYONU YASAL BİR KURUL, SUÇ MEKANİZMASI DEĞİL”
Mimari Estetik Komisyonu’nun yalnızca İstanbul’a özgü bir yapı olmadığını vurgulayan Gülten, Türkiye genelindeki yerel yönetimlerde kent estetiğini, şehircilik ilkelerini ve kamusal değerleri korumak amacıyla oluşturulan kurulların bulunduğunu söyledi.
Komisyonun temel amacının İstanbul’un tarihi silüetini korumak olduğunu belirten Gülten, savunmasında İstanbul’un son 20 yılda geçirdiği dönüşüme ilişkin çok sayıda örnek sıraladı.
“İSTANBUL’UN SİLÜETİNİ GÖKDELENLER DEĞİŞTİRDİ”
İstanbul’un tarihi yarımadası ve Boğaziçi silüetinin onlarca yıldır tartışma konusu olduğunu belirten Gülten, Zorlu Center, Torun Center, Quasar Towers, Trump Towers, İstanbloom, Nurol Tower, Le Meridien, Bomonti bölgesindeki gökdelenler, Skyland, Vadi İstanbul, Yedi Mavi, Büyükyalı, Sea Pearl, Mall of İstanbul, Emaar Square ve Four Winds gibi projeleri örnek gösterdi.
Bu projelerin büyük bölümünün geçmiş yıllarda yapılan plan değişiklikleriyle ortaya çıktığını belirten Gülten, İstanbul’un silüetini değiştiren asıl sürecin bu plan kararları olduğunu savundu.
“Bugün İstanbul silüeti denildiğinde akla gelen tartışmaların tamamı bu projeler nedeniyle ortaya çıkmıştır” diyen Gülten, birçok kamu alanının, spor tesisi alanının, park alanının, sanayi bölgesinin ya da kamu hizmet alanının plan değişiklikleriyle yüksek yoğunluklu ticaret, konut ve turizm alanlarına dönüştürüldüğünü anlattı.
“BİZİM YAPTIĞIMIZ KENTİ KORUMAYA ÇALIŞMAKTI”
Silüet koruma yaklaşımının yeni olmadığını vurgulayan Gülten, İstanbul’un tarihi dokusunu korumaya yönelik ilkelerin 1936 yılında şehir plancısı Henry Prost tarafından oluşturulan planlara kadar uzandığını söyledi.
Tarihi Yarımada ve Boğaziçi çevresinde anıtsal yapıların görünürlüğünü korumaya yönelik kararların onlarca yıldır uygulandığını ifade eden Gülten, “Bizim yaptığımız şey yeni bir uygulama değil; İstanbul’un tarihi ve kültürel değerlerini korumaya yönelik uzun yıllardır var olan şehircilik ilkelerini uygulamaktır” dedi.
“MEDİPOL PROJESİNDE PLAN İHLALİNİ TESPİT ETTİK”
Savunmasında Medipol Üniversitesi projesine de değinen Gülten, yapı yüksekliğinin plan hükümlerine aykırı olduğunu tespit ettiklerini ve bu durumu ilçe belediyesine bildirdiklerini söyledi.
Projede plan hükümlerine göre 80 metre olması gereken yüksekliğin 139 metreye ulaştığını belirten Gülten, buna rağmen mahkemenin pandemi döneminde sağlık hizmetinin üstün kamu yararı oluşturduğu gerekçesiyle belediyenin işlemini iptal ettiğini anlattı.
“SUÇLAMA KONUSU YAPILAN ŞEY, KENT HAKKINI SAVUNMAKTIR”
İddianamede suçlama konusu yapılan işlemlerin tamamının şehircilik ilkeleri ve kamu yararı doğrultusunda yürütüldüğünü savunan Gülten, “İstanbul’un silüetini, tarihi dokusunu ve kamusal değerlerini korumaya çalıştık. Bugün suçlama konusu yapılan şey aslında tam da budur” dedi.
Gülten, Pasifik Grup projeleriyle ilgili süreçlerde de mevzuatın gerektirdiği işlemler dışında herhangi bir uygulama yapılmadığını belirterek, silüet değerlendirmelerinin teknik zorunluluk olduğunu, menfaat temini ya da baskı iddialarının ise hiçbir somut delille desteklenemediğini savundu.
İMAMOĞLU: “GÜLTEN’İN SÖYLEDİKLERİNİ LÜTFEN TÜM TÜRKİYE’YE ANLATIN”
Mahkeme Başkanı araya girerek “İstanbul’un tüm imar durumunu dinleyecek miyiz? Bunların bizimle ne ilgisi var?” diye sordu. Gülten, “Anlatıyorum, devam edeceğim” dedi. Diğer sanıklar ise Başkana tepki gösterdi.
Ramazan Gülten savunmasına devam ederken, “burada kesebiliriz” dedi. Mahkeme Başkanı ise yarın devam edileceğini söyledi. Eski CHP Miletvekili Aykut Erdoğdu ise salondan ayrılırken “Adam 80 milyar dolarlık rant anlattı ama burada biz tutukluyuz” diye seslendi.
Ekrem İmamoğlu ise gazetecilere dönerek, “Ramazan’ın söylediklerini bütün Türkiye’ye anlatın, rica ediyorum” dedi. Ardından seyirci sıralarına dönerek “Özgür Başkanlar bizim onurumuzdur hepinizi öpüyorum” diye seslendi.
