Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İBB Davası’nda 27. gün… Avukat Tora Pekin’den Mahkeme Heyeti’ne Adem Soytekin sorusu: “Soytekin’i tahliye edeceksiniz de sorgusunun alınması yönündeki eksikliği mi tamamlıyorsunuz?”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik 414 sanıklı İBB Davası’nın 27. gününde, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’ın avukatı Tora Pekin savunma yaptı. İtirafçı Adem Soytekin’in savunma sırasının öne alınmasına tepki gösteren Pekin, “Bu salonda bir talebin ciddiye alınması için mutlaka itirafçı mı olmak gerekiyor? Acaba Adem Soytekin’i tahliye edeceksiniz de sorgusunun alınması yönündeki eksikliği mi tamamlıyorsunuz?” diye sordu. Avukat Pekin, “Bu toplu tutuklamaların derhal sona erdirilmesi gerekiyor. Bunun Türkiye’ye sağladığı hiçbir yarar yok” dedi. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik 414 sanıklı İBB Davası'nın 27.

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) – İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik 414 sanıklı İBB Davası’nın 27. gününde, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’ın avukatı Tora Pekin savunma yaptı. İtirafçı Adem Soytekin’in savunma sırasının öne alınmasına tepki gösteren Pekin, “Bu salonda bir talebin ciddiye alınması için mutlaka itirafçı mı olmak gerekiyor? Acaba Adem Soytekin’i tahliye edeceksiniz de sorgusunun alınması yönündeki eksikliği mi tamamlıyorsunuz?” diye sordu. Avukat Pekin, “Bu toplu tutuklamaların derhal sona erdirilmesi gerekiyor. Bunun Türkiye’ye sağladığı hiçbir yarar yok” dedi.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu İBB Davası’nın duruşması 27. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda, devam ediyor.

Duruşmada, İmamoğlu’nun tutuklu yargılanan avukatı Mehmet Pehlivan’ın savunmasının ardından avukatı Tora Pekin söz aldı. Pekin, itirafçı Adem Soytekin’in savunma sırasının öne çekilmesi kararına itirazlarını sunarak, şunları söyledi:

“Duruşmanın ilk günü bize kendi hazırladığınız bir sorgu listesi gösterdiniz. Bize sorarsanız, bu liste bizim yönümüzden dayatıldı. İtiraz ettik, bunun neden yanlış olduğunu dile getirdik; ancak itirazımız kabul edilmedi. ‘Tamam’ dedik. Bunun üzerine burada yargılanan tüm sanıklar ve müdafileri, sizin belirlediğiniz listeye göre sorguya hazırlandı ve hazırlanmaya da devam ediyor. Şimdi ise kendi koyduğunuz kurala uymayacağınızı söylüyor, sırayı değiştiriyorsunuz. Hatırlayalım, ‘Kendi koyduğun kurala uy.’ Kemal Gözler hocamızın deyişiyle bu, hukukun ve ahlakın ilk kuralıdır. Bu kuralı kolayca göz ardı etmemelisiniz, bu kurala uymalısınız, bu düzene devam etmelisiniz. Ancak ara kararınızla öncelikle bunu ihlal ediyorsunuz. Yapmayınız. Burada defalarca dile getirildiği üzere, iddianame tümüyle itirafçı beyanları üzerine kuruludur. İtirafçıların, bizce yasak usulle alınmış beyanlarını çıkarın, geriye iddianame adına hiçbir şey kalmıyor. Şimdi heyetiniz, itirafçı temelli iddianameye bir ek yapıyor; itirafçı temelli bir yargılama usulüne yöneliyor. Daha açık söyleyeyim: Bu salonda bir talebin ciddiye alınması için mutlaka itirafçı mı olmak gerekiyor? Bizim izlenimimiz bu yönde. Savunma makamı bu izlenimi edinmiştir. Dahası, bu kararı tam da Mehmet Pehlivan’ın, Soytekin’in beyanlarını çürüten sorgusunun ardından aldınız. Açıkçası objektif olarak bakıldığında, burada dayandığınız gerekçenin ötesinde bir arayış seziyoruz. Bir şey bildiğimiz yok; ancak böyle hissediyoruz.

“Acaba Adem Soytekin’i tahliye edeceksiniz de sorgusunun alınması yönündeki eksikliği mi tamamlıyorsunuz?”

Bu kararı alarak, geçen çarşamba Mehmet’in sorgusu sürerken Soytekin’in burada hepimizin duyduğu şekilde laf atmasını da ödüllendirmiş, ona bir değer vermiş oluyorsunuz. Bunun farkında olup olmadığınızı bilmiyorum. Belki size ses geçmedi ama bize görünen budur. Şimdi hakikaten, az önce de dile getirildiği gibi, objektif olarak önümüzde duran bir başka şüphe daha var: Acaba Adem Soytekin’i tahliye edeceksiniz de sorgusunun alınması yönündeki eksikliği mi tamamlıyorsunuz? Bunlar bizim haklı sorularımız ve haklı endişelerimizdir. Eğer öyleyse, Adem Soytekin başka birisinin yerini almış olacak; sorgusunu verip bir an önce tahliye olmak isteyen bir sanığın önüne geçmiş olacaktır. Bu da ayrıca bir haksızlıktır. Sayın Ekrem İmamoğlu da çok güzel ifade etti: Dosyadaki hazırlıklar, günlük ve haftalık programlar bu sıralamaya göre yapılmıştır. Belki bu hafta planlarında Adem Soytekin’e soru sormayı düşünen meslektaşlarımızın Silivri’ye gelme planı yoktu. Şimdi aldığınız bu sürpriz kararla onların da önüne geçmiş oldunuz. Netice olarak, bu kadar kapsamlı bir dosyada, öyle ya da böyle iddianamede yer alan her beyana ayrıntılı olarak çalışmamız gerektiği açıktır. Tıpkı sizin gibi Sayın Başkan, tıpkı Sayın Savcı gibi. Müdafi olarak bizim en temel görevimiz budur. Bugün bize yaptığınız sürpriz, çok açık ki bu çalışmayı imkansız kıldığı için adil yargılanma hakkına da açıkça aykırıdır.

“Siyasal iktidarın istekleri doğrultusunda böyle bir soruşturma kurgulanmış ve bu dava açılmıştır”

Siyasal iktidarın istekleri doğrultusunda böyle bir soruşturma kurgulanmış ve bu dava açılmıştır. 19 Mart; siyasi bir darbenin, iktidarın muhalefete olduğu kadar demokrasiye de darbesinin adıdır. Hukuk dışıdır, gayrimeşrudur. Meslektaşımız Mehmet Pehlivan’ın dosyada sanık yapılması da bu çerçevededir. Aynı şekilde hukuk dışıdır, gayrimeşrudur. Hukuki bir delil ve dayanak olmaksızın tutsak edilmiş ve suçlanmıştır. Bu hukuksuz suçlama, Pehlivan özelinde ayrıca avukatlığın suç olarak görülmesinin sonucudur. Mehmet Pehlivan’la ilgili söyleyeceğimiz her şey, sadece onun değil, aynı zamanda avukatlık mesleğinin savunulmasına yönelik olacaktır. Bu temeller bağlamında iddianameye karşı diyeceklerimizi sunacağız. Ancak buna geçmeden önce, buraya kadar olup bitenin kısa bir özetini sunmamız gerekiyor. Bu özet önemli; çünkü itirafçı beyanlarına dair bazı sanıklara sorduğunuz ‘Ne husumetiniz var ki bunları söylemiş?’ sorusunun cevabını burada bulabiliriz.

“İddianameyi imzalayan 7 savcı da ödüllendirilmiştir. Onlarla birlikte başsavcı da ödüllendirilmiş, Adalet Bakanı yapılmıştır”

İddianameyi imzalayan 7 savcı da ödüllendirilmiştir. Onlarla birlikte başsavcı da ödüllendirilmiş, Adalet Bakanı yapılmıştır. Bizce bu son atama, dosyanın siyasi olduğunun en önemli kanıtı niteliğindedir. Normatif bir yasak olmaması, yani bir dosyada görev yapan bir başsavcının bu şekilde Adalet Bakanı yapılmasına karşı açık bir yasak bulunmaması, bu ‘kör gözüm parmağına’ yapılan atamayı eleştirmemize engel olmasa gerekir. Bu, dosyanın hukuki değil siyasi olduğunu gösteren somut bir olgudur. Siyasi suçlama ve siyasi soruşturma bağlamında, savcılık makamının dosyada kısıtlama kararı aldırıp ardından sistematik olarak soruşturmanın gizliliğini ihlal etmesini ve iktidar medyası eliyle tüm şüphelileri peşinen suçlu ilan etmesini ayrıca vurgulamak gerekir. Şüpheliler ve müdafileri hiçbir belgeye ulaşamazken, iktidar medyasına dosyadan akan bilgi ve belgeler çoğu kez çarpıtılarak kamuoyu oluşturmak için kullanılmıştır.

Savcılık, yasaya ve hukuka uygun bir soruşturma yürütmek yerine, görevlendirildiği meseleyi bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak görmüş ve buna göre hareket etmiştir. Halkın ikna olmamasıyla bu faaliyetin başarılı olmadığını görüyoruz ancak bunun denendiğini gördük ve hala da görmeye devam ediyoruz. Kamuoyu imalatına yönelik bu savcılık faaliyetinin bizzat gözünüzün önünde yaşanması ise bizim için bir şans çünkü çok uzun konuşmamızı gereksiz kılıyor.

“Sizinle Bakırköy arasında kalması gereken tutanağı ve notu biri aldı, tanıdık bir gazeteciye gönderdi”

31 Mart’ta Sayın İmamoğlu’na yazılmış bir avukat notu size teslim edildi Sayın Başkan. Sayın İmamoğlu talep ettiği halde notu kendisine vermediniz, bunun mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bir tutanak tuttunuz, notu ve tutanağı Bakırköy Başsavcılığı’na gönderdiniz. Sayın Başkan, sizin notu göndermenizle, notun fotoğrafının ve tuttuğunuz tutanağın bir iktidar medyası mensubu tarafından yayımlanması arasında kaç saat geçti? Biz, bunu sizin göndermediğinize eminiz ancak biri gönderdi. Sizinle Bakırköy arasında kalması gereken tutanağı ve notu biri aldı, tanıdık bir gazeteciye gönderdi. Tıpkı bu soruşturma açıldığından beri, soruşturma savcılarının sorumluluğundaki bilgi ve belgelerin aynı tanıdık gazetecilere gönderilmesi gibi. Bunların size olağan gelmediğini aksine bize geldiği gibi size de çirkin, yakışıksız ve ahlaksızca geldiğini umuyoruz. Yanlış anlaşılmasın, notun yayımlanmasıyla ilgili ayrıca bir derdimiz yok. Böylece notun bir avukat-müvekkil yazışması olduğu konusunda hiçbir kuşku kalmadı. Bu açıdan yayımlanması iyi de oldu.

Pekin’den duruşma salonunda ek kamera tepkisi: “Bu kameralardan dolayı başımıza bir iş gelecek mi, onu da göreceğiz”

Ancak asıl olarak, burada, bu salonda, soruşturmanın başından beri, 19 Mart’tan bu yana neyle uğraştığımızı somut biçimde göstermesi bakımından çok iyi oldu. Soruşturma savcılığının yanlış adetlerini kim sürdürdüyse teşekkür ediyoruz. Bu hukuk dışı adetler umarız bizi olduğu kadar heyetinizi de rahatsız ediyordur. Şu geçirdiğimiz birkaç haftaya bakınca, Bakırköy Başsavcılığı’nın hemen bugün bir açıklama daha yapmasını ve bu söylediklerimizle ilgili bir yalanlamada bulunmasını bekleyebiliriz. Bugüne kadar dokuz basın açıklaması yaptılar. Bu salonda 27’nci günümüz; neredeyse üç oturuma bir açıklama düşüyor. Belki bunun için de bir açıklama yaparlar. Bu açıklamalardan biri, bir meslektaşımızın not olayından sonra yeni kameralar takılmasına ilişkin beyanları üzerine oldu. Bakırköy Başsavcılığı, ‘Biz onları takmayı çok önceden planlamıştık’ dedi. Görünürde Bakırköy Başsavcılığı meslektaşımızı yalanlıyor; ancak aslında doğruluyor.

9 Mart’ta bu salonda bu davanın duruşmalarının başlayacağı aylar öncesinden belliydi. Ancak nedense duruşmalar başlamadan kameralar takılmadı, iki oturum arasında takıldı. İtiraz edilince de ‘Biz bunu çok önceden planlamıştık’ dediler. Herhalde bu yaklaşımla, bu içi boş sözlerle pek çok şeyi kaygısızca başınızdan savabilirsiniz. Bakırköy Başsavcılığı’nın yapmaya çalıştığı şey budur. Bu kameralardan dolayı başımıza bir iş gelecek mi, onu da göreceğiz. Ancak bilgisayar ve telefon ekranlarımızın görüldüğü ve bunun bizi rahatsız ettiği çok açıktır. Ayrıca şu da açık, buradan görüntü alınsa, bu görüntüler yayımlansa, biraz önce anlattığım yöntemlerle mevcut düzen içerisinde biz kimi kime şikayet edeceğiz? Bu örneklerle size bir örüntüyü göstermeye çalışıyorum, soruşturma savcılığı, bu hapishane, adliye, birleşik tek kelime olarak düşünebilirsiniz, buranın bağlı olduğu Bakırköy Başsavcılığı ve şimdi de duruşma savcısı…

Bizce hiç yaşanmaması gereken bir şey yaşandı ve malumunuz Sayın duruşma savcısı, Mehmet Pehlivan’la ortak müvekkilimiz Sayın Ekrem İmamoğlu’na, ‘Haddinizi bildiririz’ dedi. Kuşkusuz biz de bunu, müvekkilimiz gibi, bir tehdit olarak algıladık. Ancak ezberden konuşmamak için Yargıtay kararlarına baktık. Yargıtay da bu sözü tehdit olarak algılıyor; bu konuda pek çok kararı var. Ancak Adalet Bakanlığı’na sorarsanız durum bambaşka. Gerçi açıklama, ‘Adalet Bakanlığı kaynakları’ ifadesiyle sunuldu ama sonrasında yalanlanmadı. Bakanlık diyor ki: ‘Duruşma savcısı tarafından ilgili sanığa yönelik bugün gerekli uyarı yapılmıştır.’ Bize göre tehdit, Yargıtay’a göre tehdit; Adalet Bakanlığı’na göre ise gerekli uyarı. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bu salonda ya da salonun dışında, kimsenin kimseye haddini bildirmek gibi bir hak ve yetkisi yoktur.

“Savcılığın burada yargılananlara karşı ne husumeti var?”

Bu açıklamayla birlikte başladığımız yere son derece acıklı bir şekilde dönmüş olduk. Bu darbe niteliğindeki soruşturmayı Başsavcı olarak başlatan kişiyi, aradaki savcıları, hazırlanan iddianameyi, başsavcıların yaptıklarını ve yapmadıklarını kısaca örneklemeye çalıştım. Döndük dolaştık; duruşma esnasında açık bir tehditle karşılaştık ve o tehdit, o başsavcının bu kez bakan yapıldığı Adalet Bakanlığı tarafından ‘gerekli uyarı’ olarak nitelendirildi. Gerçekten kimi kime şikayet edeceğiz? Bu dosyada sanıklar bakımından bir hukuk güvenliğinden söz etmek mümkün mü?

Başa dönüyorum, sanıklara ‘Ne husumeti var?’ diye soruyorsunuz ya; bu sorunun muhatabı müvekkiller olamaz. Bu sorunun muhatabı, bir bütün olarak bu dosyanın sahibi olan savcılık makamıdır. ‘Ne husumetiniz var?’ diye onlara sormanız gerekir. Yanıt beklemenize de gerek yok. Yaşadıklarımıza bakıp bu soruyu bir kez zihninizde sorduğunuzda, bu davanın gerçek doğası üzerine sağlıklı ve sağlam bir yaklaşım geliştirmeye başlayabilirsiniz. ‘Ne husumetiniz var?’ Çok önemli bir soru. İster içinizden ister dışınızdan mutlaka sormalısınız; ama doğru muhataba. Savcılığın burada yargılananlara karşı ne husumeti var?

Uzun süren tutuklamaların yasaya ve hukuka aykırı olduğunu burada yargılanan herkes ve müdafileri tekrar tekrar anlatacaktır. Ancak bunun bir boyutu daha var; ona da değinerek bitirmek istiyorum. Amerika Birleşik Devletleri gibi ayrımcı ve hapishanelerden para kazanan, İsrail gibi ırkçı ülkeler hapishanelerden medet umuyor; hapishanelere ihtiyaç duyuyor ve tutuklamadan yana tavır alıyorlar. Cezayı da hapis olarak vermeyi tercih ediyorlar. Buna karşılık, uygar olduğunu varsaydığımız ülkeler hem ceza biçimi hem de tedbir olarak kapatmaya, hapsetmeye alternatifler arıyor. İnsanları kapatmak, toplumdan izole etmek artık insancıl bulunmuyor. Belki de 10 yıl sonra bu hapis meselesinden tamamen kurtulacağız. Bu anlamda, uygar olduğunu varsaydığımız ülkeler bakımından geçerli olan yaklaşım şudur, eğer kişi toplum için bir şiddet riski ya da şiddet tehlikesi oluşturmuyorsa, tutuklama tedbirine ya da hapis cezasına başvurulmaması gerektiği düşünülüyor.

Türkiye özelinde baktığımızda ise kuşkusuz biz, uygar olduğunu varsaydığımız ülkelerden ziyade ilk saydığım ülkelere daha yakın bir tutum içerisindeyiz. Yazan, söyleyen, iki satır tweet atan yurttaştan gazeteciye, akademisyene kadar kim varsa tutuklanıyor. Elbette heyetiniz bundan sorumlu tutulamaz, biz sizi bu dosyadan tanıyoruz. Ancak heyetiniz bu dosya bakımından sorumlu tutulabilir, hatta tutulmalıdır. Burada bir toplu tutuklama var ve bu toplu tutuklama, asla üzerinde uzlaşabileceğimiz ya da anlaşabileceğimiz bir husus değildir. Dosya üzerinden baktığınızda sıfır tahliye ile buraya geldik. Ne zaman ki yukarıdan da olsa yargılanan arkadaşlarla göz göze geldiniz, tahliyeler başladı. Bir perspektif değişikliği sizi insancıl ve hukuka uygun kararlar vermeye itti.

“O gözlerdeki beklentiyi görseniz, belki bu toplu tutuklamadan tamamen kurtulacağız”

Belki bir adım ötesi mümkün olur. Keşke şu teknik kıyafetlerden sıyrılıp, görünmez olabilseniz, biraz daha buraya, salonun sonuna doğru gelip insanların gözlerine baksanız. O gözlerdeki beklentiyi görseniz, belki bu toplu tutuklamadan tamamen kurtulacağız. Bilemiyorum; bu anlamda sizden böyle bir inisiyatif bekliyoruz. Netice itibarıyla bu toplu tutuklamaların derhal sona erdirilmesi gerekiyor. Bunun Türkiye’ye sağladığı hiçbir yarar yok. Bugün herkes dışarı çıksa, şu bahar aylarında açması gereken bir çiçek varsa, o çiçek vaktinden önce açmaz, vaktinden önce de solmaz. Durum bu kadar net. Ancak mevcut durumun çok büyük zararı var. Toplumsal barışa ve Türkiye’deki adalet duygusuna inanılmaz derecede zarar veriyor. Tüm bu hususların gözden geçirilmesini ve bu durumun düzeltilmesini talep ediyorum.”