Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İBB Davası’nda 26. gün… İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Pehlivan: “Ahtapot’ benzetmesi yapılacaksa, bu ahtapotun başı soruşturma makamları, kolları ise etkin pişmanlardır”

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da tutuklu isimler arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası’nın 26. gününde savunma yapan İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan, “Eğer bir örgütten bahsedilecekse, bu örgütün kurucusu iddia edilen kişiler değil, etkin pişmanlık beyanlarıyla kurgulanan yapı ve bu süreci yönetenlerdir. Bu dosyada anlatılan örgüt, gerçek bir suç örgütü değil, beyanlarla inşa edilen bir kurgudur. ‘Ahtapot’ benzetmesi yapılacaksa, bu ahtapotun başı soruşturma makamları, kolları ise etkin pişmanlardır” dedi.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun

Haber: Zuhal Çiloğlan

(İSTANBUL) – CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da tutuklu isimler arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası’nın 26. gününde savunma yapan İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan, “Eğer bir örgütten bahsedilecekse, bu örgütün kurucusu iddia edilen kişiler değil, etkin pişmanlık beyanlarıyla kurgulanan yapı ve bu süreci yönetenlerdir. Bu dosyada anlatılan örgüt, gerçek bir suç örgütü değil, beyanlarla inşa edilen bir kurgudur. ‘Ahtapot’ benzetmesi yapılacaksa, bu ahtapotun başı soruşturma makamları, kolları ise etkin pişmanlardır” dedi.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu İBB Davası’nın duruşması 26. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda devam ediyor.

Duruşmada savunma yapan İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan, bu yargılamadaki iddianamenin sahibi olan dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in, 2017-2022 yılları arasında birçok siyasetçi, avukat, akademisyen ve yazara ağır hapis cezaları ve siyasi yasak kararları verdiğini bugün bilmeyenin olmadığını söyledi.

Pehlivan, “Muhalefeti tasfiye etmeye adanmış olan bu yargı kariyerini 2 Haziran 2022’de ilk olarak Adalet Bakan Yardımcılığıyla taçlandırdığını biliyoruz. Kendisinin hakimlik yaptığı dönemde çok sayıda skandal karar vermiş olsa da hakimlik kariyerinin sonuna doğru bugün bizlere karşı olan niyetinin ne olduğunu gösteren bir dosyası vardı” diye konuştu.

“Akın Gürlek’in, Sayın İmamoğlu’na uzanma girişiminin, niyetinin ne olduğunu belli ettiği ilk dosya”

Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (DİAYDER) üyelerinin terör örgütü üyeliği iddiasıyla açılan davayı örnek veren Pehlivan, şunları kaydetti:

“2021 yılında İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir yargılama yapılıyordu. Bu yargılamanın konusu, Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (DİAYDER) üyelerinin terör örgütü üyeliği iddiasıydı. Yargılama devam ederken, DİAYDER üyelerine yönelik benzer suçlamalarla yeni bir iddianame düzenlendi ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde mükerrer bir yargılamaya başlandı. Bu mükerrer yargılamanın odağında, ortak özellikleri İBB’de çalışmak olan DİAYDER’liler vardı. Bu kişilerin yargılanması sırasında, ne savcılığın ne de sanıkların bir talebi yokken, Mahkeme Başkanı İBB’nin üst düzey bir yöneticisini tanık olarak davet etti. Mahkeme Başkanının bu tanığı hangi gerekçeyle çağırdığı bilinmiyordu. Acaba erenler mi fısıldamıştı… Üst düzey İBB yöneticisi tanık olarak dinlendikten sonra, Mahkeme Başkanı kıdemli üyenin itirazına rağmen tanık hakkında suç duyurusunda bulundu. Savcının dinleyip suç unsuru görmediği tanıkta, Mahkeme Başkanı suç gördü. Tanık olarak çağrılan o yönetici, davaya sanık olarak dahil edildi. Böylece İBB’nin adı ilk kez terörle yan yana anılmış oldu. O sırada Mahkeme Başkanı da önceki ‘başarılarının’ karşılığını aldı ve Bakanlıkta bir göreve atandı. Yerine gelen heyet ise bu yargılama garabetinin parçası olmadı, söz konusu İBB yöneticisi hakkında beraat kararı verdi.

“Üçüncü sınıf taklit bir senaryonun devam filmi”

Bir parantez açarak belirtmem gerekir ki, üst düzey İBB yöneticisi olarak bahsettiğim kişi Yavuz Saltık’tır. Yavuz Saltık, İmamoğlu’nun sosyal belediyecilik politikalarının ve icraatlerinin en önemli emekçilerindendir. Tüm bu özellikleri nedeniyle bugün de burada olmaya hak kazanan, bu kazanımı tutuklulukla taçlandıran bir kimsedir. O, bugünkü kumpasın ilk esiri yapılmak istenmişti. Bu dosya, o dönem 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan Akın Gürlek’in, Sayın İmamoğlu’na uzanma girişiminin, niyetinin ne olduğunu belli ettiği ilk dosyaydı.Yani, sanıldığı ve konuşulduğu gibi İmamoğlu’nun tasfiye edilme girişimi 2024 Ekim ayıyla başlamadı. Ekim 2024 için, üçüncü sınıf taklit bir senaryonun devam filmi denilebilir.”

“Gürlek’in takvim seçimleri, Sayın İmamoğlu’na yönelik sıkı bir takibin bulunduğunun ispatı”

Avukat Mehmet Pehlivan, Akın Gürlek’in 9 Ekim 2024’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atandıktan 9 gün sonra bugün yargılandıkları dosyanın soruşturmasını başlattığını, eş zamanlı olarak CHP’li Belediye Başkanlarına yönelik “yargı kuşatmasını” da başlattığını söyledi. Pehlivan, şunları söyledi:

“Akın Gürlek’in takvim seçimleri, Sayın İmamoğlu’na yönelik sıkı bir takibin bulunduğunun ispatıdır. 22 Şubat’ta Sayın İmamoğlu Cumhurbaşkanlığı adaylığı ön seçimine katılma başvurusu yapar yapmaz, aynı gün, mesai bittikten sonra, diploma iptaline giden soruşturma sürecini başlatmıştır. Tesadüf olduğuna inanmalı mıyız? Kanundaki 4 günlük gözaltı süresini gözeterek, ön seçime 4 gün kala Sayın İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının tesadüf olduğuna inanmalı mıyız? Bu salonda soruşturma makamlarının bu takvim seçimlerini kaderin bir cilvesi, tesadüf olarak gören tek bir kimse var mı?

“Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı dosyalardaki hakim değişikliği sayısı 12’yi buldu”

An itibarıyla Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı dosyalardaki hakim değişikliği sayısı 12’yi buldu. Siz de öylesiniz. Değiştirilmiş değil, ancak teşekkül edilmiş bir heyetsiniz. Bu salondaki herkes sizin bu dava için bir araya getirildiğinizi biliyor. Dosya ekleri Mahkeme önüne gelmeden iddianame değerlendirdiniz. Tek tük değil, onlarca iddianamenin iadesi sebebi varken iddianameyi kabul ettiniz. İddianame kabul kararını savcılık açıkladı, tutukluluğun devam edip etmediğini savcılık açıkladı, duruşma tarihini savcılık açıkladı. Savcılığın sözcü ve amir gibi davranmasına ses etmediniz. Hukuk dışı tefrik kararlarına imza atıyorsunuz, 107 insanın tutuklu olduğu dosyada tek 1 kişiye özel tutuk değerlendirmesi yaptınız, duruşma açtınız. Bunu nasıl yaptığınıza dair dosyada tek bir evrak bulunmuyor. Anlıyoruz ki UYAP’ta gelen-giden evrakları avukatlara açmıyorsunuz. Yaptığınız hukuk ve teamül dışı işlemlere baktığımda hangi amaçla teşekkül edildiğinizi anlıyorum. Bu teşekkülle doğal yargıç ilkesini, tarafsız ve bağımsızlık ilkesini de adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesini de ihlal etmektesiniz. İşte bu sebeple, bu Mahkeme Koğuşu’nda, zira cezaevi kampüsü içinde yer alan bir yere duruşma salonu demek güçtür, yaptığınız her işle ve aldığınız her kararla ilgili şüpheyle karşılanmayı peşinen kabul ediyor olmalısınız.”

“Yöntem, başlı başına bir ‘etkin pişman yaratma modeli”

Pehlivan, dosyadaki “suç örgütü” iddiasını da reddederek, bu iddianın somut delillerle değil, “etkin pişmanlık beyanları” üzerinden kurgulandığını belirtti.

Mehmet Pehlivan, “Çatı davanızın ana konusu bir suç örgütünün varlığını ispatlamaktır. Ancak bu örgütü ortaya koyabilmek için başvurulan yöntem, başlı başına bir ‘etkin pişman yaratma modelidir’” dedi.

Dosyada bir araya getirilen kişilerin farklı görev ve alanlarda faaliyet gösterdiğine dikkati çeken Pehlivan, “Birbiriyle ilgisiz onlarca insanın tek dosyada toplanabilmesi için bir ‘örgüt’ varsayımına ihtiyaç duyulmuştur. Aksi halde her fiilin kendi yetki alanında değerlendirilmesi gerekir” ifadelerini kullandı. Bu nedenle dosyada “örgüt kurgusunun” zorunlu bir çerçeve olarak oluşturulduğunu savunan Pehlivan, bürokratik işleyişin suç örgütü yapısına dönüştürülmeye çalışıldığını öne sürdü.

“Açık ihale süreçlerinin olduğu bir sistemden ‘hiyerarşik suç ilişkisi’ çıkarmak mümkün değil”

Pehlivan, “Resmi yazışmalarla yürüyen, kamuya açık ihale süreçlerinin olduğu bir sistemden ‘hiyerarşik suç ilişkisi’ çıkarmak mümkün değildir. Bu nedenle devreye ‘etkin pişmanlık’ mekanizması sokulmuştur” dedi. İddianamede de açıkça “örgüt şemasının etkin pişman beyanlarıyla kurulduğunun” ifade edildiğini aktaran Mehmet Pehlivan, “Söz konusu işlemler çoğu zaman Bakanlık ve Valilik gibi kurumlarla yürütülen resmi süreçlerdir. Bu alanlara müdahale etmek siyasi risk doğuracağı için, doğrudan söyleyemediklerini söylemeye hazır kişiler üzerinden ilerlenmektedir” ifadelerini kullandı.

“Örgüt” kavramının geçmiş davalarda nasıl kullanıldığına da değinen Pehlivan, Türkiye’de benzer yargılamalarda “örgüt icat edilerek” farklı kişilerin bir araya getirildiğini savundu. Pehlivan, “Bir dönem ‘İtalyan Gladyosu tipi’ denilerek birbirinden tamamen farklı kişiler tek dosyada birleştirildi. Başka bir dönemde ‘sui generis’ yani emsalsiz bir örgüt tanımıyla Gezi Davası yürütüldü. Şimdi ise benzer bir yaklaşım bu dosyada karşımıza çıkıyor” dedi.

Mevcut dosyada kullanılan “ahtapot” benzetmesine de atıfta bulunarak, bu tür ifadelerin hukuki değil, algısal bir dil olduğunu savunan Mehmet Pehlivan, “Bir yapıyı ‘ahtapot’ gibi tasvir etmek, hukuki bir nitelendirme değil, kamuoyu algısını yönlendirme çabasıdır. Eğer bir örgütten bahsedilecekse, bu örgütün kurucusu iddia edilen kişiler değil, etkin pişmanlık beyanlarıyla kurgulanan yapı ve bu süreci yönetenlerdir. Bu dosyada anlatılan örgüt, gerçek bir suç örgütü değil, beyanlarla inşa edilen bir kurgudur. ‘Ahtapot’ benzetmesi yapılacaksa, bu ahtapotun başı soruşturma makamları, kolları ise etkin pişmanlardır” diye konuştu.

(SÜRECEK)

Reklamı Geç