(İSTANBUL) – Esenyurt’ta öldürülen gazeteci Hakan Tosun’un davasının ilk duruşması öncesi Bakırköy Adliyesi önünde Tosun’un arkadaşları tarafından hazırlanan ortak basın açıklaması okundu. Basın açıklamasında, “Bu dava sadece Hakan Tosun’un değil, hepimizin davasıdır. Özgürce yürüyebilmenin, insanlık onurunun, halkın, vicdanının davasıdır. Herkesi Hakan Tosun’a ve davasına sahip çıkmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.
Esenyurt’ta 10 Ekim akşamı sokak ortasında dövülerek öldürülen gazeteci ve ekoloji aktivist Hakan Tosun’a ilişkin davanın görülmesine Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün başlandı.
Duruşma öncesinde Tosun için İncirli metrobüs durağından Bakırköy Adliyesi önüne kadar yürüyüş gerçekleştirildi. Tosun’un arkadaşları adliye önünde basın açıklaması yaptı.
Ortak basın açıklamasında şunlar kaydedildi:
“Bugün burada 10 Ekim gecesi sokak ortasında hunharca katledilen dostumuz Hakan Tosun’un ilk duruşması için bir araya geldik. Bugün burada yargılanması gereken birkaç tetikçi, birkaç maşa değil, bir grup dokunulmaz insana tanınan ayrıcalıklar ve cezasızlık düzeninin koca bir ülkeyi sürüklediği kaos düzenidir.
Cinayetin hemen ardından başlayan koruma, aklama, delil karartma ve tehditlere rağmen ilk günden bu yana Hakan Tosun’un ailesi ve dostları, Hakan’ı öldürenlerin gerekli cezaları alması, öldürenlerin arkasında birileri varsa bunların açığa çıkarılması için mücadele verdi. Hakan’ın ölümünün ardından hazırlanan ilk fezlekenin, katilleri koruyan, cinayeti örtmeye çalışan ve olayı bir mahalle kavgası gibi göstermeye çalışan tutumu, bugün burada bulunan Hakan’ın dostlarının mücadelesiyle boşa düşürüldü. Bugün bu adliyede olacak yargılamanın kasten adam öldürme suçundan başlaması bile bu mücadelenin sonucudur.
Hakan’ın katillerinin yargılanma süreci bize şunu gösteriyor: Bu cinayeti kim işlediyse ve bu kişiler kimler tarafından korunuyorsa, bu kişiler dokunulmaz olduklarını düşünüyorlar. Bu kişiler, sermayenin çıkar ve amaçları için tüm canlılığı, yaşamı, doğayı hiçe sayan düzenin her zaman karşısında durmuş ve tüm hayatını ona karşı mücadeleyle geçirmiş dostumuz Hakan Tosun’u, İstanbul’un göbeğinde sokak ortasında öldürme cüretini nereden buluyorlar?
“Cezasızlık düzenine izin vermeyeceğiz”
Soruşturma süreci neden düzgün yürütülmedi? Hakan’ın gazeteci dostlarının ve avukatlarının ortaya çıkardığı soruşturma sürecinde yapılan yanlışlar, eksikler ve ihlaller neden araştırılmadı? Olay yerinde, hastanede, karakolda maddi delillerin karartılmasına kimler, nasıl müsaade etti? Olayın tüm görüntülerinde açıkça cinayete ortak olan üçüncü kişi neden sanık olarak yargılanmadı? Hakan’ı sokak ortasında döverek öldürenler neden ve kimler tarafından korunuyor? Bugün göz göre göre sokak ortasında katledilen yoldaşımız Hakan Tosun’un baştan sona şaibeli soruşturma sürecine, hukuk açısından suçluyu koruyan bakış açısına ve suçun üstünün örtülmesine müsaade etmemek için buradayız. Bu imtiyazlı kişilere uygulanan ikili hukuk sistemine, cezasızlık düzenine izin vermeyeceğiz.
Bugün burada şunu söylüyoruz: Bu dava, bu ülkenin nasıl bir yol seçeceğinin davasıdır. Ya yağmanın önünü açan bir düzenin parçası olunacak ya da yaşamı savunanların yanında durulacaktır. Verilecek karar, kimin korunmaya değer görüldüğünü ve bu ülkede adaletin mi yoksa cezasızlığın mı hâkim olacağını gösterecektir.
Hakan Tosun’un dostları ve yaşam savunucuları için bu duruşma sıradan bir yargılama değildir. Bergama’dan bugüne uzanan 30 yıllık yaşam mücadelesinin en kritik anlarından biridir. Çünkü Bergama’da altına karşı ayağa kalkanlar, Karadeniz’de dereleri için direnenler, Kaz Dağları’nda ve Akbelen’de toprağını terk etmeyenler, Dersim’de, Bartın’da, yaylalarda, meralarda yaşamı savunanlar artık birbirini görmekte, birbirinin acılarına tanıklık etmekte ve seslerini duymaktadır. Hakan Tosun’un bu süreçteki büyük rolü tam da buradadır. O, ülkenin en ücra köşelerinde yükselen çığlıkları topladı, birleştirdi ve tek güçlü bir ses haline getirdi. Ve ne kadar örtbas etmeye çalışsalar da biz biliyoruz, Hakan Tosun öncelikle bunun için öldürüldü.
“Esra Işık bugün korkusuzca konuşabiliyorsa Hakan Tosun gibi yaşam savunucularının emeği vardır”
O hem gazeteci hem gittiği haberin eylemcisiydi. Yalnızca kamerasıyla takip etmedi toplumsal olayları; aklı ve yüreğiyle bir parçası oldu. Eylemci gazeteciliğin en iyi örneklerinden birini yarattı. Bugün Ordu’nun Perşembe Yaylası’ndan yükselen ‘Bu insanlar kim? Nereden gelmişler? Biz onların memleketine gidip sularını kesip bir şey arıyor muyuz? Kimsiniz siz?’ diyen sesi bu kadar berrak duyabiliyorsak, burada Hakan Tosun’un emeği vardır. ‘Bir köyümüz bir de canımız kaldı. Onu da şirketler bizi zehirleyerek alacaklar’ diyen Eskişehir köylülerinin feryadı kulaklarımızdaysa bu da o emeğin sonucudur. Karadeniz’in bir dağ köyünde yaşayan ve HES’çilere ‘O armutluk bu köyün hayratıydı. Onu yukarıdan aşağıya kestiniz, budadınız. Allah’ım sizi de kessin, budasın inşallah’ diye beddua eden Meliha halanın sesini ülkenin dört bir yanına taşıyan da Hakan Tosun’du. ‘Ben bir köylü kızıyım. Zeytinimi, toprağımı, yaşamımı savunuyorum’ diyen genç yaşam savunucusu Esra Işık bugün bu özgüvenle, bu kararlılıkla ve korkusuzca konuşabiliyorsa; ‘Buradan çıkıp mücadeleme kaldığım yerden devam edeceğim’ diyebiliyorsa bunda Hakan Tosun gibi ülkeyi köşe bucak dolaşan yaşam savunucularının emeği vardır. Bugün görüyoruz ki bu sesler farklı yerlerden yükselse de aynı hakikati dile getiriyor. Karadeniz’den İç Anadolu’ya, oradan Ege’ye uzanan bu ortak ses; köylerin, yaylaların, derelerin ve zeytinlerin ortak vicdanıdır. Bu ortaklığı kuran, bu sesleri birbirine bağlayan kişi ise acımasızca katledilen Hakan’ımızdır.
“Herkesi Hakan Tosun’a ve davasına sahip çıkmaya çağırıyoruz”
Bizler başta Hakan Tosun olmak üzere; hayatlarında tek bir karıncayı incitmekten çekinen, yaşam hakkını kutsal sayan, fırsat eşitliğini, kadın haklarını, doğayı savunmak için gerektiğinde hayatlarını ortaya koyan, katledilen, zindanlarda rehin tutulan yoldaşlarımız için bıkmadan, yılmadan mücadeleye devam edeceğiz. Bir kez daha haykırıyoruz: Bu dava sadece Hakan Tosun’un değil, hepimizin davasıdır. Özgürce yürüyebilmenin, insanlık onurunun, halkın, vicdanının davasıdır. Herkesi Hakan Tosun’a ve davasına sahip çıkmaya çağırıyoruz.”
Rızvanoğlu: “Susturulmamak üzere buradayız”
Ortak basın açıklamasından sonra konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızcanoğlu da şunları söyledi:
“Hakan Tosun çok iyi bir gazeteciydi. Çok iyi bir belgeselciydi. Her şeyden de öte doğanın sesiydi; zeytinin sesiydi, derenin sesiydi, suyun sesiydi ve mikrofonunu her zaman halktan yana tuttu. Bugün aramızda yok. Kendisini çok özlüyoruz. Gözü yaşlı annesi, arkadaşları, hepimiz burada adalet için varız. Biz bugün bu adaleti almak için varız. Aylardır soruyoruz. Ailesi soruyor, milletvekilleri Meclis’te soruyor: Hakan Tosun nerede? Bu konunun arkasında kimler var? Neler var, araştırılsın diyoruz. Çünkü bugün konuştuğumuz konu sadece bir cinayet değil. Bu konu aynı zamanda sesini çıkarmak isteyenlere verilen bir gözdağıdır. Doğasını savunanlara verilen bir gözdağıdır. Türkiye’deki herkese verilen bir gözdağıdır. O yüzden bugün burada sadece bir cinayetin araştırılmasını değil, arkasındakilerin de ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Hakan Tosun için buradayız. Susturulmamak üzere buradayız. İçeriye gireceğiz ve davanın sonuna kadar takipçisi olacağız.”
Baş: “Ülkemiz, adaletin ancak mücadele ile sağlanabileceği bir ülke haline gelmiş durumda”
Rızvanoğlu’ndan sonra konuşan TİP Genel Başkanı Erkan Baş da şu ifadeleri kullandı:
“Maalesef bizim ülkemiz, adaletin ancak mücadele ile sağlanabileceği bir ülke haline gelmiş durumda. Maalesef bizim ülkemizde adalet sarayları, adalet bakanlıkları, iktidarlar; hakkın, hukukun, adaletin sağlanmasını değil, gerçeklerin üzerinin örtülmesini, katillerin, hırsızların, halk düşmanlarının aklanmasının kurumları, araçları haline gelmiş durumda. Şunu söylemek istiyorum: Bugün bir kez daha çok üzgünüz, bunu herkes bilsin. Evet, bizleri bu ülkede insanlar için, doğamız için, ülkemiz için mücadele edenleri üzmeyi başarıyorlar ama üzgün olduğumuzdan çok daha fazla öfkeli olduğumuzu da bilsinler. Teslim olmayacağımızı da bilsinler. Sanıyorum bu karanlık günleri hep beraber mücadeleyle aşacağız.
İleride bu ülkenin tarihi yazılırken ‘Bir Hakan vardı’ diyecekler. Gazeteciydi, doğaya sahip çıkardı, insana sahip çıkardı, mücadeleciydi. Sesi duyulmak istemeyenlerin, belki konuşamayanların mücadelesine ses olmak istediği için katledildi. Arkadaşları da onu katledenleri yakalamak, onlardan hesap sormak için mücadele etmek zorunda kaldılar. Ama tüm bu mücadelelerden sonra bu ülkeye adalet geldi denilecek.
Herkes bilsin: Hakan nasıl sesi çıkmayan ağacın, toprağın, denizin, derelerin, çok uzaklardaki köylülerin sesi olduğu için aramızdan kopartıldıysa biz de Hakan’ın sesi olacağız ve Hakan’ın katillerini er geç gerçekten yargılayacağız. Gerçekten yargılanıp hesap verecekler. Hem o katiller hesap verecek, hem o katilleri destekleyenler hesap verecek, hem onları saklamaya çalışanlar hesap verecek. Sonuna kadar bu mücadelenin, bu davanın takipçisi olacağız.
Ben bütün yurttaşlara çağrı yapmak istiyorum: Biz burada sadece bir arkadaşımızı, sadece bir hak savunucusunu, sadece bir mücadeleci insanı değil; bu ülkedeki doğmamış çocukların nefes alma hakkının mücadelesini veriyoruz. Doğmamış çocukların nefes alması mücadelesi bu ülkede hepimizin mücadelesidir. Bu dava hepimizin davasıdır. Bu davanın divana kalmasına asla izin vermeyeceğiz arkadaşlar.”
Bayhan: “Hakan Tosun’a sahip çıkmak, bu saray düzenine ‘hayır’ demektir”
Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı İskender Bayhan da şöyle konuştu:
“Hakan Tosun cinayeti, Türkiye’de her iş cinayeti gibi, her kadın cinayeti gibi; bir gazeteci, bir aydın cinayeti olarak yakından baktığınızda size yaşadığınız çağın, o yaşadığınız rejimin özelliklerini anlatır. Hakan Tosun cinayetini de az önce avukatı arkadaşımızın, bu açıklamayı düzenleyen arkadaşların bize davaya, cinayet sürecine ve fezlekeye ilişkin verdikleri bilgiler; aslında bu yaşadığımız çağın, bu sömürü ve saray düzeninin bir özetini sundu. Tıpkı Gülistan Doku cinayetinde olduğu gibi, tıpkı Dilovası katliamlarında, iş cinayetlerinde, tıpkı İliç katliamında, tıpkı Türkiye’nin dört bir yanında bugün dönen sermaye ve saray çarklarının dişleri arasında sömürülen, ezilen ve yaşam mücadelesi veren bütün emekçilerin ve aydınların hayatında olduğu gibi. Onun için Hakan Tosun’a sahip çıkmak; bu saray düzenine, bu sermaye düzenine ‘hayır’ demektir.”

