(NEVŞEHİR) – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nde “çerçeve yasa” ve sürece ilişkin “Bu yasa şüphesiz ki bir başlangıç. Bir adım, atılacak bin kilometrelik yolun birinci adımı” derken, Alevilerin sürecin “tam yüreğinde, tam kalbinde” olduğunu söyledi.
63.Ulusal, 37. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinliklerinin ikinci günü, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde sürüyor. Törenin ikinci gününe YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nuri Aslan, Hacıbektaş Belediye Başkanı Ali Kaim ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz katıldı. Törende ilk olarak saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Ardından semah gösterisi yapıldı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, törende yaptığı konuşmada Hacı Bektaş Veli’nin insanı merkeze alan öğretisine vurgu yaptı. Hatimoğulları, “Hacı Bektaş Veli’nin bizlere bıraktığı en büyük miras; insanı merkezine alan, aklı, vicdanı, dayanışmayı, ilimi ve irfanı merkezine alan bir yaşam anlayışı. Milyonlarca Alevi ‘İncinsen de incitme’, ‘Eline, beline, diline hakim ol’ felsefesiyle erkanını gerçekleştiriyor, bu felsefeyle yaşamını kuruyor” dedi.
Alevilerin tarih boyunca çok kez incitildiğini ve katliamlara maruz kaldığını belirten Hatimoğulları, Hacı Bektaş Dergahı’nın 1827 yılında Alevi-Bektaşilerden alınarak bir tarikatın eline teslim edildiğini söyledi. Hatimoğulları, bu uygulamayı “ilk kayyum denemesi” olarak nitelendirerek şöyle konuştu:
“Bu anlamda Hacı Bektaş, Aleviler için o dönemde atılmış olan bu adımı ilk kayyum denemesi olarak niteliyoruz. Kuşatılmış dergahın etrafında inançlarını yaşamaktan hiç vazgeçmedi Aleviler. O dergaha her ne kadar kayyum atanmış olsa da, o dergaha her ne kadar el koymuş olsalar da Alevi canlarımız ‘Dergahımızı terk etmiyoruz’ diyerek o dergahın etrafında inançlarını yaşamaya devam ettiler.”
“ALEVİLER, KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’NIN KENAR SÜSÜ DEĞİLDİR”
Dergahın 1964 yılında müze yapıldığını belirten Hatimoğulları, “Oysa dergah; başta Hacı Bektaş Veli olmak üzere birçok türbeyi içinde barındıran bir yerdir, aşevidir, meydan evidir, Alevi erkanının yürütüldüğü ibadet ve inanç merkezidir” dedi.
Hatimoğulları, 2022 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına da tepki göstererek, “Aleviler Kültür ve Turizm Bakanlığının kenar süsü değildir. Alevilik, Kültür ve Turizm Bakanlığının kullanacağı bir kenar süsü hiç değildir. Bir inanç merkezidir, bu böyle bilinmelidir. Müze değildir; dedeler, pirler, analar Aleviliğin içeriden asimile edilmesinin aracı ve aparatı değildir, olmadı ve olmayacak” diye konuştu.
4 Mayıs’ta Tunceli’de Tertele anmasına katıldıklarını belirten Hatimoğulları, Alevi dedelerinin toplantıya çağrılmasına ilişkin de şunları söyledi:
“4 Mayıs’ta Tertele için Dersim’e gittik ve anmayı yaptığımız gün sözde 130 dedeyi bu başkanlık nerede topladı biliyor musunuz? Alevilerin en acılı gününde Dersim’de topladı. Tertelenin, yani Dersim’deki Alevi katliamının yıl dönümü olarak kabul edildiği gün. Ve buradan biz bir kez daha diyoruz ki: Dedeler memurlarınız değildir, dedeler inancın yürütücüleridir, erkanın yürütücüleridir. Böyle dedelere de Alevilerden rızalık çıkmaz!”
Alevilerin tarih boyunca çeşitli asimilasyon politikalarına maruz kaldığını belirten Hatimoğulları, “Alevi canlarımızın canı yakıldı; Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de…” dedi.
Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılara da değinen Hatimoğulları, “Yanı başımızda Suriye’de Alevi canlarımız katlediliyor. Geçtiğimiz senede ve bir önceki yılda Suriye’de, İdlib’te, Lazkiye’de, Hama’da, Hums’ta Alevi canlarımız katledildi. Alevi kadınlar, Alevi üniversiteli genç öğrenciler Tişrin Üniversitesinin kapısında çetelerin kurduğu ağlarla adeta kaçırılıyorlar ve din değiştirmeye zorlanıyorlar. Suriye’deki Alevi canlarımız yalnız değildir. Türkiye’deki Alevi canlarla beraber hep birlikte sizin yanınızdayız” ifadelerini kullandı.
Alevilerin tüm baskı ve asimilasyon politikalarına rağmen inançlarından vazgeçmediğini belirten Hatimoğulları, “Alevilik; kendi erkanı, ocakları, pirleri, mürşitleri, dedeleri, anaları, cemleri, deyişleri, nefesleri ve hızırlık anlayışıyla kendine özgü bir inanç olarak varlığını devam ettiriyor” diye konuştu.
“ALEVİLERE, HACI BEKTAŞ VELİ DERGAHINI İADE EDİN”
Alevilerin taleplerinin DEM Parti’nin de talepleri olduğunu belirten Hatimoğulları, “Hacı Bektaş Veli Dergahı Alevi toplumu için tarihsel, inançsal bir hafızanın ayrılmaz bir parçasıdır ve sizin talebiniz olan, Alevilerin burayı resmen talep ettiğini biliyoruz, bu aynı zamanda bizim de talebimizdir; Alevilere resmen dergah iade edilmelidir” dedi.
Hatimoğulları, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ve Alevi yurttaşların inanç özgürlüğünün tanınması gerektiğini belirterek, “Cemevleri ibadethane merkezi olarak kabul edilmelidir. Alevi yurttaşların inanç özgürlüğü tanınmalı ve eşit yurttaşlık hakları anayasada açıkça tanımlanmalıdır” diye konuştu.
Alevi katliamları, ayrımcılık ve nefret suçlarıyla yüzleşilmesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, “Alevi katliamlarına, yaşanılan ayrımcılıklara, nefret suçlarına verilecek en iyi yanıt; hakiki bir yüzleşme ve hakikati açığa kavuşturmak için parlamentoda bir komisyonun kurulması ve resmen özür dilenmesidir” ifadelerini kullandı.
Hatimoğulları, müfredatın değiştirilmesi ve tekçi anlayışın reddedilmesi gerektiğini de belirterek, “Yine Alevi canlarımızın en önemli talebi olan müfredat programının değişmesi, tekçi bir zihniyetin dayatılmasının reddi ve özgürlükçü, laik anlayışın her yerde hakim olmasıdır. Bu talepler ve burada zamanınızı daha çok almamak için saymadığım bütün talepleriniz bizlerin talebidir. Mücadeleniz mücadelemizdir” dedi.
“ÇERÇEVE YASA BİR BAŞLANGIÇ”
Hatimoğulları, konuşmasının devamında “çerçeve yasa”ya ilişkin, “Evet, beklenen çerçeve yasa çıktı. İki yıla yakındır Kürt sorununun çözümüyle ilgili, silahların susması için, bu coğrafyada ve bu topraklarda barışın kazanması için iki yıla yakındır bir görüşme trafiği devam ediyor. Bu trafiğin sonucunda parlamentodan çerçeve yasa çıktı” diye konuştu.
Yasanın uygulanmasının zaman alacağını belirten Hatimoğulları, “Bu yasa şüphesiz ki bir başlangıç. Bir adım, atılacak bin kilometrelik yolun birinci adımı. Silahların susması bizim en büyük, ama en büyük talebimizdi; silahlar iki yıldır susmuş. Ne bir asker cenazesinin ne bir Türk gencinin, gerillanın cenazesinin gelmemesi; yani ne Türk annenin ne Kürt annenin gözyaşı dökmemesi hepimizin ortak mutluluğudur” ifadelerini kullandı.
Hatimoğulları, Türkiye’de demokrasi mücadelesinin güçlendirilmesi gerektiğini söyleyerek “Operasyonlar gerçekleşiyor. Türkiye’de AİHM kararlarına rağmen hala sevgili Osman Kavala, Can Atalay hapishanede. Hala sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş hapishanede ve bütün bunların hepsinin farkında olarak bu konuda daha güçlü bir adım atılması için hep birlikte demokrasi mücadelemizi daha çok büyütmemiz gereken bir zaman diliminden geçiyoruz” dedi.
Silahların susmasının Türkiye toplumu açısından bir olanak olduğunu belirten Hatimoğulları, “Demokrasi güçleri olarak Alevi canlarla ve bütün kesimlerle birlikte barışın toplumsallaşması için ortak çaba, ortak mücadelenin kapıları tosuna kadar açılmıştır” diye konuştu.
“ALEVİLER BU SÜRECİN TAM YÜREĞİNDEDİR”
Alevilerin sürecin neresinde olduğuna ilişkin sorularla karşılaştıklarını belirten Hatimoğulları, “Aleviler bu sürecin tam yüreğinde, tam kalbinde” diyerek şu ifadelere yer verdi:
“Çünkü barış ve demokratik toplum demek; bu topraklarda bugüne kadar canı yakılan Kürt’ün, Türk’ün, Laz’ın, Çerkes’in ve burada sayamadığım bütün halkların, inancı tarih boyunca yok sayılan, asimile edilen, baskı gören, dışlanan, ötekileştirilen Alevi canlarımız, Hristiyanlar başta olmak üzere bu topraklardaki bütün farklı inançların bu coğrafyada, bu ülkede eşit yurttaşlık hakkı kazanana dek bizim mücadelemiz ortaktır.”
“Alevisiz barış olmaz” diyen Hatimoğulları, “Değerli canlar, bizler farklı halklardan ve inançlardan insanların bu topraklarda eşit yurttaşlığını sözde değil, özde istiyoruz. Yasalarda, anayasada resmen tanımlanması gerekiyor. Kürt’ün, Arab’ın, Laz’ın, Çerkes’in, Alevi’nin, Sünni’nin, Hristiyan’ın… Öz cümle bütün farklı halkların ve inançların bu coğrafyada hepsinin kadim bir halk olarak, halklar ve inançlar olarak mutlaka ve mutlaka hakları resmen tanınmalı. Demokratik cumhuriyette eşit yurttaşlık hakkı başta olmak üzere kadınların katledilmediği, işçinin, emekçinin, yoksulun aç kalmadığı, doğanın tahrip edilmediği bir demokratik cumhuriyetin mücadelesini veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz” diye konuştu.

