(İZMİR) – Foça’daki tarım sempozyumunda konuşan Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, birinci sınıf tarım arazilerinin pestisitlerle zarar gördüğünü, Gediz Nehri’nin kirlilik nedeniyle işlevini yitirdiğini ve tarım alanlarının “hobi bahçesi” adı altında bölünerek rant odaklı kullanıldığını belirterek “silkelenme” çağrısı yaptı.
Foça Belediyesi tarafından “Gelenekten Geleceğe Foça Tarımı” temasıyla düzenlenen “Toprağa özgürlük, sofraya adalet kırsalda nitelikli istihdam” sempozyumunda tarım arazilerinin korunması, üretimde yaşanan sorunlar ve sosyal devlet uygulamalarına ilişkin değerlendirmeler öne çıktı. Programda konuşan Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı ile TEZ-KOOP-İŞ Genel Başkanı Haydar Özdemiroğlu, tarımda üretim kapasitesinin gerilediğine dikkati çekerek mevcut politikaları eleştirdi.
Reha Midilli Kültür Merkezi’nde gerçekleşen sempozyumda konuşan Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, “Bu çalıştay benim için ayrıca kıymetli. Bu topraklarda doğdum. Çiftçilikle uğraşan bir ailenin çocuğuyum. Gediz’den, benim dönemimde su içilebiliyordu. Gediz’imiz o derece temizdi. Ama bugün geldiğimiz noktada pestisitlerle tamamen zehirlenmiş birinci sınıf tarım arazileri var. Su zaten yok. Gediz artık nehir olmaktan çıkmış, foseptiğe dönmüş. Bir o kadar da paylı mülkiyet esaslı birinci sınıf tarım arazilerini 200, 300 metreye bölmek suretiyle ‘hobi bahçesi’ dediğimiz hikâyeyi peşkeş çektiğimiz ve kısa dönemde para kazanmayı hedeflediğimiz bir bölge hâline geldik” dedi.
“Hayvancılık yok denecek kadar azaldı”
Bakırçay bölgesinde süt üretiminin azaldığına da işaret eden Fıçı, “Burada ziraat odası başkanlarımız var, kooperatif başkanlarımız var. Artık ürün bulmakta son derece zorlanıyoruz. Büyükbaş hayvancılık neredeyse yok. Süt kooperatiflerimiz var, ürün bulmakta zorlanıyorlar. Süt bulamıyorlar. Sütü peynire dönüştürecekler, yoğurda dönüştürecekler; onu bulamıyorlar. Çünkü büyükbaş hayvancılık yok denecek kadar azaldı” diye konuştu.
“10 yıl sonra taş yemek zorunda kalacağız”
“Silkelenme” çağrısında bulunan Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, şöyle devam etti:
“Bakırçay Ovası o kadar verimliyken bir bakıyorsunuz bir yeri çevirmiş birisi, bir tane konteyner koymuş; orada artık diğer 10 dönümlük alanda bile tarım yapılamaz hâle gelmiş. O yüzden aslında bizler hep beraber silkelenmemiz gereken bir döneme girdiğimizi düşünüyorum. Bundan 10 yıl sonra o satılan 300 metrekare yerler karşılığında taş yemek zorunda kalacağız gibi görünüyor. Çünkü her yer betonlaştı. Her yer kısa vadede para kazanıp kendini kurtarma bilinciyle doldu, taştı. İnsanlar artık bireysel hareket ediyorlar ve kendisinin kurtulmasını önemseyip toplumun bütününü hiç dikkate almıyorlar. Hâlbuki bizim bir görevimiz var: geleceğe, çocuklarımıza, torunlarımıza bir şeyler bırakmak zorundayız. Bu taş değil, ev değil, apartman değil. Biz yemek bırakmak zorundayız. Sağlıklı su bırakmak zorundayız. Ama bunların hiçbirisini hiçbir şekilde önemsemiyoruz. Bugün yaşayabilelim… Sağlık ve eğitim paralı olunca bir noktada onları da haklı buluyorum. Yaşamını idame ettirmeye çalışıyorlar. Özel okulda torununu okutmak istiyorlar örneğin. Halbuki Köy enstitülerinden gelen bir gelenek var ama biz sınırlandırılıyoruz ve ‘özel okulda okursa çocuğumuz daha iyi öğrenir’ gibi hayal ediyoruz. Mantar gibi biten üniversitelerin arasında niteliği olan iyi bir üniversiteyi belki kazanabilir diye düşünüyoruz. Bu ülke tarım alanında özellikle; eğitim ve sağlık alanında silkelenmesi lazım.”
“Gediz’i kurtarmak adına bir birlik kuralım istiyoruz”
Gediz Nehri’nin kurtarılması için bir birlik kurmak istediklerini de dile getiren Fıçı, “Gediz’in doğduğu ve denize buluştuğu bütün bölgedeki il belediyeleri ve ilçe belediyeleriyle, belki Gediz’i kurtarmak adına bir birlik kuralım istiyoruz. Gediz çünkü bu taşkınlarla, biliyorsunuz bölge çok fazla yağış aldı bu dönemde ve biraz temizlendi. Barajımız bu yıl belki de sulu tarımı ilk defa yapabilecek. Tarımla uğraşan çiftçilerimiz onun mutluluğunu yaşıyor. Hazır böyleyken kirlenmesin istiyoruz. Çünkü Gediz, denizle buluştuğu yerden ta Foça’nın denizine kadar ulaşan bir kirlilik yaratıyor. İki yıl önce burada hiç olmayacak şekilde denizanalarıyla uğraşıldı. Hiç kimse denize giremedi. Çünkü ısınan su ve oradaki bakteriler denizanalarının hepsini bölgemize çekti ve turizm yapamaz hâle geldik bir yıl boyunca” diye konuştu.
Özdemiroğlu: “Daha güvenilir gıda elde etmeliyiz”
Türkiye Ticaret, Kooperatif, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası (TEZ-KOOP-İŞ) Genel Başkanı Haydar Özdemiroğlu ise “Toprağımıza ve soframıza sahip çıkmak için TEZ-KOOP-İŞ Sendikası olarak elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Toprak ve su ne kadar özgürse insanlar da o kadar özgürleşir. Biz bunun farkındayız, bilincindeyiz” diyerek şunları kaydetti:
“İşçi-köylü el ele vermek zorundayız, bu ülkeyi kurtarmak için. İşçilerin sendikaları, köylülerin de kooperatifleriyle birlikte el ele, omuz omuza mücadele ederek hem ülkeyi demokratikleştirmek hem de üreticiye katkı sağlayarak üreticinin mazotunu, gübresini, tohumunu, ne harcaması gerekiyorsa devletin sübvanse etmesini sağlayarak onu zorlayarak ve ona o üretimi yaptırarak daha güvenilir gıda elde etmeliyiz tüketiciler olarak. Köyden kente göçü de önlemek durumundayız.”
“Aç kalma riskiyle karşı karşıyayız”
Tarım politikalarından sosyal devlet uygulamalarına kadar uzanan süreçte üreticiye yönelik destekler ve kamusal hizmetlerin niteliği de eleştiren Özdemiroğlu, şöyle devam etti:
“Bu ülkede, dünyada hiç görülmemiş bir şekilde tapusu olan getirdi, tarım müdürlüklerine tapusunu verdi, parasını aldı. Köylüye dediler ki ‘Ya ekmene, dikmene gerek yok. Arazin varsa getir.’ Aslında ekmek zorunluluğu var da, o ekiyormuş gibi yaparak devlet üreticiye böyle destek verdi. Bu dünyanın hiçbir yerinde yok. Yalnızca bizde oldu. Devletin görevi zaten köylüye üretim yaptığı yerde onun yaptığı işi kolaylaştırarak ve ürettiklerini kendi halkına daha ucuza, daha güvenilir vermek durumunda. Ama bizim devlet onu yapmadı. Tamamen Amerikan projeleri… Bizim gençliğimizdeki Marshall yardımları gibi: ‘Sen ekme, biz sana ekeceğini, üreteceğini temin ederiz.’ Eğer siz balık tutmayı öğretmezseniz, balığı hazır verirseniz işte bugünkü Türkiye’nin durumuna düşersiniz. Hep söylenir; ‘Türkiye’nin kendine yetecek gıdası var.’ Ama şu anda aç kalma riskiyle karşı karşıyayız. Biz bunları yaparken, iktidarlar bunu yaparken biz ne yapıyoruz? Biz uyuşturulmuş kurbağa gibi seyrediyoruz. Eğitimde ve sağlıkta da aynısını yaptılar. Bir sosyal devlette eğitim ve sağlık vatandaşa ücretsiz verilmez mi? Verilme zorunluluğu var. Adı: sosyal devlet. Ama biz ne yaptık? Önce SGK’ları zorlaştırdık. Randevu alamıyorsunuz, doktorla görüşemiyorsunuz, ilaç sıkıntısı var. Herkes canından bezmiş. Arkadaşlar yeni yeni dert etmeye başladılar. Gidiyorlar, ‘Şu kadar fark veriyoruz’ diyorlar. Bunun zamanında sağlık ve eğitim devletin görevidir diye birlikte, ortak mücadele etseydik ne olurdu? Ama ses çıkarmıyoruz.”
“Bizde böyle onurlu bir adam yok mu?”
Kamu yatırımlarının planlanmasına da değinen Özdemir, “Yatırımlara bakıyoruz. Bu ülkede ne yatırım yapılmaması gerekiyorsa öncelikli olarak onlara yapılıyor. Afyon’a havalimanı yaptılar, yüzde 96 sapma olur mu? Yüzde 96 sapma var. Köprüler yapıyorlar, geçiş garantili. Hastane yapıyorlar, hasta garantili. Havalimanı yapıyorlar, yolcu garantili. Peki Avrupa ülkelerinde olsa ne yaparlar? Bu projeyi yapana, bunu siyasilere önerene, karar veren siyasetçiye bunun hesabını sorarlar. İlerde bunların hesabı sorulur. Ama ileriki zamanlara kalmadan da işte onurluca istifa edenler oluyor. Japon mühendisin köprüde intihar ettiğini hatırlarsınız. Onurlu insanlar istifa müessesesini çalıştırır. Yüzde 96 sapmayla Hakkâri’deki adam uçağa binmese bile havalimanlarının parasını veriyor. Avrupa’da birisi çikolata parasını devletin verdiği kredi kartından kullandı diye istifa etti. Bir çikolata için istifa etti. Bizde böyle onurlu bir adam yok mu?” dedi.
“Okullar Texas’a dönmüş, istifa denen bir şey yok”
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki saldırılarla üzerinden Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e yönelik eleştirilerde de bulunarak sözlerin devam eden Özdemiroğlu, “Milli Eğitim Bakanı sen ne yapıyorsun? Bu kadar insan ölmüş, kovboylar üretmişsin, yetiştirmişsin. Okullar Texas’a dönmüş, istifa denen bir şey yok. Ancak başsağlığı, kader. İtalyan Lisesi’nde grevdeyiz. Grevdeki işçinin yerine işçi alınamaz. Yasa çok açık. Millî Eğitim Bakanı grevdeki işçilerin yerine ‘Ben öğretmen gönderiyorum’ dedi. Mahkemeye verdik, tedbir koyduramadık. İşçinin anayasal hakkını Millî Eğitim Bakanı bizzat engelledi. Hâlâ grev devam ediyor orada. Ama bir devletin bakanı, bir devletin kurumu, insanların anayasal hakkını kullanırken engel olur mu? Vallahi oluyorlar” dedi.
“Her yaptıkları bizim çocuklarımıza borç olarak yazılıyor”
Özdemiroğlu, sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Şimdi yatırım yapan sermaye… Parası çok. Avrupa’da faiz para etmiyor. Faizi yüksek veren nereler varsa oraya parayı götürüyor. İşte bizde faiz yüksekse bize geliyor. Doları sabitliyorlar, baskılıyorlar yine bizim paralarımızla. Fakat sermayeyi veren de şunu söylüyor: ‘Bir yatırım yapacağın zaman da o yatırıma ben karışırım.’ İşte ‘Afyon’a havalimanı yaparsan ben sana bu parayı veririm’ diyor. Önceliklerimizi bile biz belirleyemiyoruz. Ama onurlu birisi çıkıp da ‘Senin paran da lanet olsun, ne paranda ne pulunda gözüm var’ diyerek böyle onurlu bir duruş da sergilemiyor. Yapılan yatırımların çok iyi olduğunu, çok büyük olduğunu, ‘şunları yaptık, bunları yaptık’ diyorlar ya; her yaptıkları bizim çocuklarımıza borç olarak yazılıyor. Lanet olsun, bu bizim kaderimiz mi? Bu ülke hep böyle yalan yanlış politikalar yapan, yatırım yapan insanlarla mı uğraşacak? O nedenle biz sendika olarak bu tür etkinliklerimizi bugün Foça Belediyesi’nde olduğumuz gibi sürdürmeye devam edeceğiz. TEZ-KOOP-İŞ Sendikası ülkenin ve dünyanın geleceğini çok yakından takip ediyor. Ülkemizde toprağımıza, suyumuza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Talan edilen ormanları korumaya devam edeceğiz. Yerleşime açılan ormanlar açıldığı zaman yine onlara karşı mücadele edeceğiz. Çünkü bunlar bizim ortak alanlarımız; hepimizin ortak kullanması gereken ve adeta kira olarak düşündüğümüz, bizden sonra gelenlere de tekrar yaşam alanı olarak bırakacağımız mallardır. O nedenle bize bırakılan bu mirası çok iyi kullanmak bir zorunluluğumuz ve sorumluluğumuz var. Çocuklarımıza daha güvenli, daha iyi koşullarda bir yaşam vermek istiyorsak her yurttaşın bu söylediklerimize sahip çıkarak bu mücadeleyi bu yolda yapması gerekir.”

