Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) – Yaklaşık 19 aydır cezaevinde bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Davası’nda yaptığı savunmasında, özgür basını savunmanın halkı savunmak olduğunu vurgulayarak, muhalefete birlik çağrısı yaptı. İmamoğlu, “Bu tamamen siyasi bir davadır ve amacı beni siyaseten ortadan kaldırmak, milli iradeyi güdümlü yargı elinde şekillendirmektir” dedi.
Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 98. günü başladı. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülen İBB Davası’nın 98. gününde, 19 Mart 2025’ten bu yana cezaevinde bulunan Ekrem İmamoğlu savunma yapıyor. İmamoğlu’nun ve avukatlarının savunmasının 4 gün sürmesi bekleniyor.
“BU VURGUN DÜZENİNE KARŞI YÜZ BİNLER BİR ARAYA GELMELİDİR”
Duruşmada, Ekrem İmamoğlu savunma yapıyor. Savunmasında özgür basını savunmanın halkı ve milleti savunmak olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “Ben buradan tüm muhalif düşünceye sahip insanlarımıza, tüm muhalefete sesleniyorum. Birbirinizden güç almalısınız. Bu vurgunculara karşı milletçe bir araya gelmelisiniz. Bu vurgun düzenine karşı yüz binlerce insanımız bir araya gelmelidir. Milyonlarca insanımız sesini birlikte en gür şekilde çıkartmak zorundadır. Bu tarihi bir mücadeledir. Çünkü bu ülkenin en az yüzde 70-75’i bugünkü bu uygulamaların karşısındadır. Ben insanımı tanıyorum. Ben o yurttaşımın içinde büyüdüm. Ben insanımı tanıyorum” dedi.
“SAVUNMA KİTABIMIN BASILDIĞI MATBAAYI 16 POLİS BASTI”
“Bu salonda bugün sıradan bir sorgu yapılmıyor” diyen İmamoğlu, 7 Temmuz’da sorgu sırası kendisine geldiğinde itirazlarını dile getirmesinin engellendiğini ve savunma yapmayacağı yönündeki tutanağın gerçeği yansıtmadığını belirtti. İmamoğlu, sözlerinin mahkemede duyulmadığını savunarak hazırladığı savunma metnini kitaplaştırıp kamuoyuyla paylaşmak istediğini, ancak kitabın basımı için gerekli bandrolün alınmasında dahi zorluk yaşadıklarını ifade etti. İmamoğlu, “İlk kez burada anlatacağım kitap meselesini. Hiçbir yere yazmadım” dedi.
Ekrem İmamoğlu, savunma metnini kitaplaştırma sürecinde bandrollerin alınarak kitabın matbaaya ulaştırıldığını, ancak baskı başladığında matbaanın 16 polis tarafından basıldığını ve herhangi bir karar gösterilmeden basımın durdurulduğunu anlattı. Bir hafta sonra matbaaya yasaklama kararının tebliğ edildiğini belirten İmamoğlu, avukatlarının savcılık dosyasına erişmesiyle sürecin ayrıntılarını öğrendiklerini ifade ederek, polisin matbaaya “usulsüz ve bandrolsüz kitap basıldığı” ihbarı üzerine geldiğini söyledi ve “Matbaa, Türkiye’nin en büyük, en saygın matbaalarından birisi. Yani orası bandrolsüz bir kitap zaten basmaz” dedi.
İmamoğlu, 25 Ağustos 2026’da bandrolsüz kitap basıldığı yönündeki istihbarat üzerine polisin savcılığa bilgi verdiğini, Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcısının beş dakika içinde arama talimatı verdiğini anlattı. Arama kararında bandrolsüz olduğu belirtilen kitaplardan söz edilmesine karşın belirli bir kitabın hedef alınmasını ve kitaplarla bandrollerden numune alınması kararını eleştiren İmamoğlu, “Gelen bilgi ne? Bandrolsüz kitap basılıyor. Savcı ne karar veriyor? Söz konusu kitapla birlikte bandrollerden de örnek alınmasına. Bandrolsüz kitap için gidiliyor ama söz konusu kitap ve bandrollerden örnek alınmasına. Hani bandrolsüz basım yapılıyordu? Olmayan bandrollerin toplanmasına mı karar vermiş savcı” diye sordu. Ekrem İmamoğlu, emniyet ve jandarma teşkilatlarının bu duruma düşürülmesinden üzüntü duyduğunu belirterek sorumluları kınadı.
“BENİM KİTABIMDAN KORKTULAR”
İmamoğlu, matbaada yapılan aramada kitaplara yapıştırılmak üzere yasal yollarla temin edilmiş 22 bin bandrol bulunduğunu, bunun ardından soruşturmanın bandrolsüz kitap basımı iddiasından kitabın içeriğine yöneldiğini söyledi. İmamoğlu, şöyle konuştu:
“Savcılık polise diyor ki: ‘Kitabı inceleyin, bana bilgi verin.’ Soruşturma konusu birden kitabın içeriğine dönüyor. Nereden nereye geldik. Güya bandrolsüz kitap basılıyordu. Görevi olmadığı halde terör savcısı konuyu alıyor. Görevi değil. ‘Gidin, arama yapın, delil toplayın.’ demiş. Bandroller bulununca derhal soruşturma konusu değişti ve gerçek artık gizlenemez oldu. Aslında aranan delil benim kitabımdı ve yok edilmek için aranıyordu ve kitabımdan korktular. Böyle bir şey olabilir mi ya? Çünkü o kitap düzmece bir davanın iç yüzünü ortaya koyuyordu. Hukuk görünümlü bir siyasi zorbalığı kanıtlıyordu.”
Savcılığın kitabın dijital örneğine, kapağına ve basılı sayfalarına el konulması talimatı verdiğini belirten İmamoğlu, polisin 340 sayfalık kitabı bir gecede inceleyerek 15 sayfalık tutanak hazırladığını aktardı. Tutanaktaki alıntılarda “şiddet, kin, nefret veya suç unsuru” bulunmadığını kaydeden İmamoğlu, kitabının siyasi bir davanın iç yüzünü ortaya koyduğu için hedef alındığını ifade etti.
“BOMBA ŞİDDETTİR, KİTAP DÜŞÜNCEDİR”
Ekrem İmamoğlu, “Millet Şahidimdir” adlı kitabının, Cumhurbaşkanı, yargı teşkilatı ve kamu görevlilerine yönelik “aşağılayıcı ifadeler içerdiği” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik edebileceği” gerekçesiyle yasaklandığını belirtti. Kitapta bu yönde ifadeler bulunmadığını savunan İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Bu kitabı tamamen hukuk dışı müdahaleler yüzünden ne ben görebildim ne de siz görebildiniz. Yargının yasa dışı işlem ve kararlarıyla da bugüne geldik. Cumhurbaşkanı’nın kitaplarla ilgili fikrini biliyorsunuz. Bombadan tesirli kitaplar olabileceğini, bu nedenle kitabın yasaklanabilen bir şey olduğunu düşündüğünü daha önce dile getirdi. Oysa bomba şiddettir, kitap düşüncedir. Kitap eğer bomba yapmayı tarif etmiyorsa, bir yerleri bombalamayı tasarlamıyorsa, insanları öldürmeyi teşvik etmiyorsa bombayla eşitlenemez. Ve benim kitabımda da bomba tarifi olmadığına aziz ve kıymetli milletim emin olabilir. Öyle bir şey yok yani benim kitabımda. Buna rağmen kitabımı yasakladılar çünkü bu davanın amacı benim yargılanmam ve gerçeklerin ortaya çıkması değildir. Bu tamamen siyasi bir davadır ve amacı beni siyaseten ortadan kaldırmak, milli iradeyi güdümlü yargı elinde şekillendirmektir. Sadece yargılama ve kitabın yasaklanması sürecinde kendimi ifade etme hakkımın nasıl engellendiğini size anlatmak istedim. Yapılanlara açıklayacak hiçbir hukuki gerekçe bulamazsınız. Çünkü mesele sadece ve sadece siyasidir. Üstelik söz konusu olan siyasetin en çirkin, en kirli, en zorba halidir. Evet, bu bir siyasi davadır ve ancak siyasi çerçeve içerisine doğru yerleştirilirse anlaşılabilir. Bu dava ancak siyasi mahiyeti görülür ve anlaşılırsa hukuki, adil bir karara bağlanır.”
(Sürecek)

