Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ekonomistler, Merkez Bankası’nın faiz indirimi kararını değerlendirdi: Dolarizasyon ve enflasyon uyarısı

Merkez Bankası’nın politika faizini 100 baz puan indirerek, yüzde 37’den yüzde 36’ya çekmesi ve faiz indirimlerinin süreceği yönündeki beklentiler Türkiye’nin önde gelen ekonomistlerinde, dolarizasyon ve enflasyon kaygısı yarattı.  Ekonomist Prof. Dr. Yaşar Uysal, ekonomide atılacak her adımın iyi tartılması gerektiğini, düzenli faiz indirimi süreci için henüz erken olduğunu belirterek, yatırımcının dolara ve altına yönelebileceğini  söyledi. Bankacılık uzmanı Prof. Dr. Şenol Babuşcu da bir puanlık faiz indiriminin piyasa faizlerine etkisinin ihmal edilebilir bir düzeyde kalacağına, birçok bankanın faizlerinde bir değişiklik yapmayacağına dikkati çekti.    

Merkez Bankası'nın politika faizini 100 baz puan indirerek, yüzde 37'den

Haber: Olcay AYDİLEK

(ANKARA) – Merkez Bankası’nın politika faizini 100 baz puan indirerek, yüzde 37’den yüzde 36’ya çekmesi ve faiz indirimlerinin süreceği yönündeki beklentiler Türkiye’nin önde gelen ekonomistlerinde, dolarizasyon ve enflasyon kaygısı yarattı. Ekonomist Prof. Dr. Yaşar Uysal, ekonomide atılacak her adımın iyi tartılması gerektiğini, düzenli faiz indirimi süreci için henüz erken olduğunu belirterek, yatırımcının dolara ve altına yönelebileceğini söyledi. Bankacılık uzmanı Prof. Dr. Şenol Babuşcu da bir puanlık faiz indiriminin piyasa faizlerine etkisinin ihmal edilebilir bir düzeyde kalacağına, birçok bankanın faizlerinde bir değişiklik yapmayacağına dikkati çekti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, politika faizini 9 ayın ardından 100 baz puan indirerek yüzde 36’ya çekti. Enflasyondaki ana eğilimde gerilemenin sürdüğüne işaret eden Para Politikası Kurulu, yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşun korunacağını bildirdi. Banka’nın, faizleri düşürmeye devam etmesi bekleniyor. Ekonomistler, ANKA Haber Ajansı’na, Merkez Bankası’nın kararını değerlendirdi.

Bankacılık ve finans uzmanı Prof. Dr. Şenol Babuşcu, Merkez Bankası’nın faizleri yüzde 37’den yüzde 36’ya çekmesinin piyasa faizlerine etkisinin ihmal edilebilir bir düzeyde olacağına, birçok bankanın faizlerinde bir değişiklik yapmayacağına işaret etti. Babuşcu, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun yılın son toplantısını, 10 Aralık’ta yapacağını anımsatarak, Merkez Bankası’nın faizleri düşürmeye devam edeceği yönünde bir beklenti olduğunu söyledi. Babuşcu, bu toplantıda da faizlerin düşürülmesi durumunda bankaların da kredi faizlerini belli bir ölçüde indirebileceğini söyledi.

Babuşcu, “Ancak, bu düşüşler vatandaşın beklediği ve krediye erişim olanağı sağlayacak oranları elbette ki bulmaz. Her şey yolunda giderse, belki 2027 yılının ikinci yarısında daha uygun kredi koşulları gündeme gelebilir” diye konuştu.

“DÜZENLİ FAİZ İNDİRİMİ İÇİN HENÜZ ERKEN”

Ekonomist Prof. Dr. Yaşar Uysal, hem dünyanın hem de Türkiye ekonomisinin zorlu bir süreçten geçtiğini, faiz indirim kararının yan etkilerinin iyi hesaplanması gerektiğini vurguladı. Uysal, düzenli faiz indirimi süreci için henüz erken olduğunu söyledi.

Fon skandalı nedeniyle borsadan çıkışlar yaşandığını, buradan çıkan tasarrufların güvenli ve iyi getiri sağlayacak alan arayışına girdiğini belirten Uysal, altın ve dövize yönelimin söz konusu olabileceğine dikkati çekti.

Uysal, “Mevduat faizinin de cazibesini yitirmesi durumunda fiziki altına ve dövize talep artabilir. Altın talebi ithalat yoluyla dış ticaret açığında artışa yol açabilir, dövize yönelim ise kur artışlarını gündeme getirebilir” dedi.

“DOLARDAKİ HER BİR LİRALIK ARTIŞ DIŞ BORCA EK 540 MİLYAR TL YÜK”

Uysal, ekonomide atılacak her adımın iyi tartılması gerektiğini belirterek, Türkiye’nin dış borcunun yaklaşık 540 milyar dolar olduğuna işaret ederek, dolardaki her 1 liralık artışın enflasyonu yükseltecek olmasının yanında dış borç ödemelerine de 540 milyar TL’lik ek yük anlamına geleceğini vurguladı.

Olası kur artışlarının yüksek petrol fiyatları nedeniyle maliyet enflasyonunu körükleyebileceğini söyleyen Uysal, kalıcı çözüm için sadece ekonomik değil, politik, sosyal ve kültürel boyutları da içeren bütünsel bir programa ihtiyaç olduğunu ifade etti.

“ENFLASYON HEDEFİ TUTMAZ, FAİZLER TATMİN EDİCİ DÜZEYDE DÜŞMEZ”

Finans uzmanı Prof. Dr. Ramazan Aktaş, Merkez Bankası’nın 100 baz puanlık faiz indiriminin piyasa faizlerine son derece sınırlı yansıyacağını belirterek, konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerinde faizlerin değişmeyeceğini söyledi.

Aktaş, Merkez Bankası’nın izleyen toplantıda da faizleri düşürebileceği yönündeki beklentilere de işaret ederek, faiz konusunda atılacak adımların alım gücü düşen vatandaşın kredi talebini etkilemeyeceğine dikkati çekti.

Hükümetin, 2027 yıl sonu enflasyon hedefinin yüzde 21 olduğunu hatırlatan Aktaş, uygulanan programın gidişatı dikkate alındığında bu enflasyon hedefin tutmasının ve faizlerin tatmin edici düzeyde düşmesinin mümkün olmadığını söyledi.

Aktaş, eski Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati döneminde olduğu gibi enflasyon düşmeden ciddi faiz indirimine gidilmesi durumunda dolarizasyon sürecinin hızlanacağını, bunun da ekonomiye ve piyasalara olumsuz yansımalarının olacağını kaydetti. Faiz indirimine, borsanın pozitif tepki yerine yüzde 3 düşerek negatif tepki verdiğini vurgulayan Aktaş, “Yatırımcılar, belki de bu faiz indirimini ekonomide yeniden irrasyonel politikalara dönüş olarak algıladı ve buna tepki göstermiş olabilir” dedi.

Ekonomist Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz da politika faizinin yüzde 37’den yüzde 36’ya indirilmesinin, bir puanlık düşüş anlamına geldiğini belirterek, mevduat faizlerine etkisi hakkında şunları söyledi:

“Bu oranlar üzerinden hesaplanan yıllık bileşik faiz, yaklaşık yüzde 44,75’ten yüzde 43,31’e gerilemektedir. Yüzde 17,5 stopaj uygulandığı varsayıldığında ise net yıllık bileşik getiri yaklaşık yüzde 35,58’den yüzde 34,57’a düşmektedir.”

İktidarın, 2027 yılı sonunda enflasyon hedefinin yüzde 21 olduğunu hatırlatan Yılmaz, “Enflasyonun gerilemesi halinde, bu varsayımlar altında elde edilecek reel getiri yüksektir. Ancak geleceğe güven veren bir ekonomik programınız yoksa, aksine program güven kaybetmişse; enflasyonda hedeflerle gerçekleşmeler arasındaki göreli sapmalar yıllık bazda yüzde 100’e yaklaşıyorsa; enerji fiyatlarındaki artışlar resmî varsayımların üzerinde gerçekleşiyor ve buna yönelik program temelli tedbirler gecikmeli ve yetersiz kalıyorsa, faiz kararının değerlendirilmesi de değişir” diye konuştu.

MB İLE EKONOMİ YÖNETİNİN ENFLASYON POLİTİKALARI FARKLILAŞMASI…

Merkez Bankası ile ekonomi yönetiminin enflasyon patikaları arasındaki farklılaşmaya da dikkati çeken Yılmaz, şöyle devam etti:

“Banka’nın, 2027 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 15 olarak açıklamasının ardından OVP’de bu oranın yüzde 21 olarak belirlenmesi, hedef ve tahmin ayrımı gözetilerek de olsa, politika uyumu açısından açıklanması gereken bir farklılıktır. Enflasyonun ana eğilimine ilişkin Merkez Banrkası’nın değerlendirmeleri ile TÜİK verilerinden elde edilen sonuçlar farklılaşıyorsa, bunun kullanılan gösterge ve yöntemlerden ne ölçüde kaynaklandığının da açıklanması gerekir.”

Gelişmiş ekonomilerde faiz artışlarının gündeme geldiği, yurt içinde ise fon dolandırıcılığı iddiaları gibi güveni ciddi biçimde zedeleyen bir krizin yaşandığını kaydeden Yılmaz, bu unsurların gerekli güven ve politika uyumu zemininin oluşturulmasında sorunlar bulunduğunu gösterdiğini söyledi. Yılmaz, şunları kaydetti:

“Bu açıdan bakıldığında, yıl başından bu yana faiz indirimlerinde gecikildiğini söylemek mümkündür. Ancak asıl gecikme, faiz indirimlerini mümkün ve sürdürülebilir kılacak politika zemininin oluşturulmasındadır. Bu zemini sağlayacak politika kararlılığının ve uygulama kapasitesinin varlığı ise hâlâ soru işaretleri taşımaktadır. Türkiye’nin temel sorunu olan yönetim meselesi, böylece ekonomi yönetimindeki yansımalarıyla karşımıza çıkmaktadır. Asıl soru, bundan sonra yapısal açılımları da içeren hangi adımların atılacağıdır. Tartışmayı yalnızca ‘faiz indi, faiz çıktı’ düzeyinde sürdürmek, bu aşamadan sonra bizi bir yere götürmez.”